Türkiye 80-64 Belçika || 2009'da Polonya'dayız...

Otopark'tan arkadaşımla beraber salona doğru yürürken yanından geçtiğimiz ilk kişinin "fazla biletiniz var mı?" sorusu maçın sıkı geçeceğinin ilk göstergesiydi. Biletlerin karaborsada 15 ytl'ye gittiğini gördük. Salona girer girmez gördüğümüz en uygun noktaya oturduk ancak bir süre sonra yaptığımızın çok büyük bir hata olduğunu farkedecektik zira herkes bizim tam önümüze gelip vip tribünün içinden geçerek karşıya geçmeyi amaçlıyor, 2 dakika görevliyle konuştuktan sonra geldikleri gibi geri dönüyorlardı. Ancak bir allahın kulu da "bu adamların hepsi geri dönüyor, demekki ordan geçiş yok" demeyi akıllarına getirmiyor, koyun sürüsü gibi tek tek aynı işlemi yapıp geri dönüyorlardı. Cinnet geçirip üstümü başımı parçalayacak gibi oldum ama neyse ki ilk periyodun ortalarından itibaren salonu tam anlamıyla görmeye başlayabildik.

Maç öncesi Belçika takımı şut antremanına başlamışken bizde sadece Kerem Tunçeri, Sinan Güler ve kimliğini tespit edemediğim bir arkadaş ısınıyordu. Kerem Tunçeri uzun süre hiçbir şutu kaçırmadı, üçlük çizgisinin çok gerisinden attığı atışlarda bile isabet buldu. Diğer oyuncularımız içerde takılırken onun gibi takımın en önde gelen iki-üç oyuncusundan birinin maçtan bir saat önce antreman yapan üç kişiden biri olması onun iş ahlakının ne kadar üst düzey olduğunu gösteriyordu bizlere. Efes sonrası yaptığı müthiş çıkışın ardından sırf Hakan Demirel kişisi milli takım kadrosunda olsun diye yaşı bahane gösterilerek (ki hala 29 yaşında, evet) milli takıma çağrılmamasından dolayı Tanjeviç'in kulaklarını az çınlatmadık.

Maç oldukça dengeli başladı. Hidayet ve Kerem Gönlüm'ün sayılarıyla ilk periyot 18-15 bitti. Belçika ise daha çok üçlük atışlarla skora tutundu. Bunların birçoğunun arada kaynadığını söylemem lazım. İkinci periyodun başlamasıyla maça yavaş yavaş ısındık. Oğuz Savaş bu periyodu domine eden adamdı, son saniyelerde vurduğu smaçta kendimi ayakta böğürürken buldum bir an. Hoş, o sırada bir üçlük yiyerek tamamladık sanırım maçı.

İkinci yarıda kayda değer fazla bir şey yoktu, Belçika 44'e geldikten sonra yakaladığımız seriyle maçı kopardık. Burda ilginç olan ise maç boyunca oldukça sakin olan seyircinin maçın bitimine iki dakika kala yapılan faulden dolayı çıldırma noktasına gelip bir Pana, bir AEK maçı havasına bürünmesiydi. Son iki dakikada hakemler ve Belçika hiç durmadan ıslıklandı. Bu bölüme ise Ersan İlyasova damga vurdu, iki üçlük atıp ardından bir de blok yapınca (faulmüş gerçi, sonradan anladık ) pastanın üstüne kirazı koyan isim oldu.

Maç çıkışı otopark'ta uzun süre mahsur kalmamızı da eklemem lazım, koskoca otopark'a küçücük bir çıkış yapmayı uygun görenleri alkışlamak lazım. Lafın kısası oldukça zevkli bir maç oldu, gelenlerin hiçbirinin pişman olduğunu sanmıyorum. Basketbol maçlarına oldukça seyrek gittiğimi hatırlattı bana bu maç. Ayhan Şahenk bana oldukça ters, şu Aslantepe'ye salon yapılsa da bütün haftasonunu orda geçirsek diye içimden geçmiyor değil...

Bu Yazıyı Paylaş!

Bookmark and Share

2 yorum:

Adsız dedi ki...

ben de geliyorum. üstümde türkiye forması olacak. tanışalım?

PCLioN dedi ki...

Hocam, mesajı attığın saatte çıkmıştım. Bir dahaki sefere inşallah.

Maç yazısı yolda, Fenerbahçe maçının ikinci yarısından sonra Türkiye-Belçika, Porto-Fenerbahçe ve Ülke Puanı yazılarını yayınlayacağım bu gece...

Related Posts with Thumbnails