'Kaptan Köşkü'ndeki Arda Turan

Bir süredir beklenilen bir gelişmeydi Arda Turan'ın kaptanlığı. Yönetimden gelen "Takımı Arda'nın üzerine kuracağız." söylemleri, geçtiğimiz sezonun iki kaptanı Hasan ve Ümit'in takımdan ayrılması işi sadece resmi açıklamaya bırakmıştı, o da bugün geldi.

Takımdaki konumuna baktığımızda kaptanlığa en uygun isimlerin başında geliyor Arda Turan. Ayhan ve Sabri ondan daha kıdemli yerli oyuncular ama Arda'da onlarda olmayan bir şey var, o da takım içindeki herkesle iletişim kurabilme becerisi. Servet Çetin, Mehmet Topal, Emre Güngör, Hakan Balta, Barış Özbek ve bu oyuncuların arkasından gelen altyapı çıkışlı gençlerin bulunduğu yerli iskeletine en hakim oyuncu. Galatasaray sevgisi, taraftarla ilişkisi sorgulanmaz ama. Bir de aması var işte.

Geçtiğimiz sezon yaşananlar beni Arda Turan iyi bir kriz yöneticisi olamayacağı düşüncesine itiyor. Berlin deplasmanı sonrası yaptığı "Bu takımda ikinci kaptan olmam." çıkışı bana göre Galatasaray tarihinin en cüretkâr açıklamalarından biriydi ve fazlasıyla hafif geçiştirildi. Bu sözleri söyleyen oyuncu Arda Turan olmasa muhtemelen sezon sonu Galatasaray'daki geleceği hakkında soru işaretleri olacaktı. İşte bazen bu çıkışları Arda gibi bir oyuncunun yapması çok daha derin izler bırakabiliyor, bıraktı da zaten. O kaptanlık kriziyle başlayan süreç Galatasaray'a bireysel anlamda en kaliteli kadrolarından birine sahip olmasına rağmen şampiyonluğa mal oldu, barajın 70'in hemen üstünde kaldığı bir sezonda. Beşinciliğe hiç değinmiyorum bile. Bu sebeple geçtiğimiz sezonu hemen unutup önümüze bakmak bugün için daha doğru geliyor olsa da geçmişi unutmanın tekerrürden başka bir şey getirmeyeceğini aklımızdan çıkarmamak lazım. Takımın tartışmasız en çok sevilen oyuncusu Arda bu sorumluluğu aldı ama gerisini de getirmek zorunda.

Bir de numara meselesi var elbette. Galatasaray'a döndüğünden beri 6 numarayı alabilmek için çırpınan Arda bugün Metin Oktay'ın, Gheorghe Hagi'nin giydiği 10 numaranın veliahtı olarak karşımıza çıktı. Bu konu basın toplantısında da dillendirilmiş ancak bana göre pek şık olmamış, özellikle Lincoln vurgusu. Her konuda mesafeli bir duruş göstermeyi beceren yönetimin bu konuyu sürekli gündemde tutması bence Galatasaray'ın lehine bir durum değil ancak ısrarlı bir şekilde bu konu dillendirilmeye devam ediyor, ilginç. Tamam, Lincoln'ü gönderme kararı almış olabilir yönetim (ki bu saatten sonra gerçekten yapacak başka bir şey yok) ancak bunu oyuncuya her fırsatta geçirerek yaparsak hem maddi hem manevi anlamda zarar gören Galatasaray olacak. Arda Turan'ın belki de çocukluk hayalinin gerçekleştiği bir günde bu olayın gözümüze sokulması doğru mudur?

10 numaranın Arda'ya geçmesinden teknik bir çıkarım yapmak ne kadar doğru olur, bilemiyorum ama Arda'nın yavaş yavaş 4-3-3 içerisindeki oyun kurucu rolüne ısındırıldığını görmek zor değil. Kadro yapısı göz önünde bulundurulduğunda ne kadar mantıklı gözükürse gözüksün, bu tercihin riskleri var, geçtiğimiz günlerde uzun uzadıya bahsettik, tekrarlamaya gerek yok. Gerçek hazırlık maçlarını beklemek lazım tabii bunu görmek için...

Yenilsen de Yensen de, Yeni Sezon

Geçtiğimiz sezonun son bölümünde yayınlanmaya başlanan, bizim de ara ara konuk olarak yer aldığımız bir program Yenilsen de Yensen de. Medyanın bu kokuşmuş düzeninde hala bozulmamış, futbolun kendisine değer veren taraftarlar olarak medyada yer bulmayan ama aslında kulüplerini takip edenlerin merak ettiği konuları elimizden geldiğince dillendirmeye çalışıyoruz. Birçok değerli ismin yer aldığı programın yeni sezonu Pazartesi 20.30'da başlıyor. Bir takım değişikliklerle elbette.

En temel değişiklik bundan sonra her takıma ayrı program yerine genel ve tek program olacak olması. Program lig başlayana kadar 1.5 saat, lig başladıktan sonra 2 saat olacak. Ayrıca lig başladıktan sonra gündemden bağımsız konuların konuşulduğu 2 saatlik bir program da planlanıyor hafta sonu için. Haftada 4 saat ve karma programlar izleyeceğiz bu sezon.

Her programda 10 konuk olacak. Geçtiğimiz sezon programda yer alan konuklardan her hafta 7 kişi programda yer alacak. 1 konuk ise okuryazar.ntvspor.net'ten seçilecek her hafta. Programla ilgili eleştirilerin başında sadece üç büyüklere yönelik bir program olması geliyordu. Bu sezon her hafta iki arkadaşımız takımlarını ve sorunlarını dile getirmek için programda yer alacaklar. Bu konuklar değişken olacak ve Süper Lig takımlarının hepsi yer bulacak programda.

Üç gün sonra başlıyoruz, bakalım. İnşallah beklentileri karşılayan bir program çıkartabiliriz ortaya. İlk programlarda büyük ölçüde transfer konuşulacak muhtemelen. Merak edenler için bilgilendirmemizi yapmış olalım.

Ek: Nazarımız değdi herhalde, ilk program bir hafta ertelenmiş. :) Söylediklerim hala geçerli tabii ki...

FC Kleve, Al Ahly & Casablanca Maçlarından Kalanlar

FC Kleve, Al Ahly ve Casablanca takımlarına karşı üç hazırlık maçı yaptı Galatasaray şimdiye kadar. Bu maçların temel kıstası temel rotasyonu belirlemekten ziyade genç ve geçen seneki performansları sebebiyle kadroda düşünülmeyen oyuncuların Rijkaard tarafından değerlendirilmesiydi, maç kadrolarına bakınca bunu rahatlıkla görebiliyoruz zaten. Yayınları internetten takip ettiğimden dolayı gözümüzden kaçmış bazı detaylar olabilir ama daha ciddi bir sınav olan Leverkusen maçı öncesi aklımıza takılanları yazmak gerek.

İlk önce şunu görmek mümkün, takımımızın 4-3-3 ve bunun varyasyonlarını oynayacağı kesin. Üç maç boyunca da bunu görme şansını elde ettik. Birebir Barcelona modeli olmasa da kanatların daha bir forvet, oyun kurucunun daha bir orta saha olduğu yeni bir düzene geçiyoruz. Bu anlamda Arda Turan'dan orta üçlünün diğer iki elemanıyla hücum üçlüsü arasında köprü görevi görmesi bekleniyor olabilir. Önümüzdeki Leverkusen maçına as kadroyla çıkılırsa Arda Turan'ı daha dikkatli izlemek gerekecek.

İkincisi elbette üç maç boyunca sıkça yer bulan genç oyuncular. Emre Çolak, Erhan Şentürk, Serdar Eylik ve Özgürcan Özcan takıma yeni katılan oyuncular arasında en fazla şans bulanlar oldular, Yaser, Uğur ve Aydın'ı da katabiliriz bu oyunculara. Gördüğümüz şu ki Emre Çolak ve Erhan Şentürk gelecek sezon bir şekilde kendilerine rotasyonda yer bulacaklar. Erhan yeni sisteme en uygun forvet oyuncularından birisi kadrodaki, top tekniği ve topu saklama becerisi onu hem merkez forvet için, hem de kanat-forvetler için önemli bir alternatif kılıyor. Emre Çolak da orta sahada oyun kurucu pozisyonu için ciddi adaylardan biri olduğunu gösterdi. Pas alışverişi konusunda istekli ve sorumluluk alan bir yapısı var, duran top kullanabilmesi ve zaman zaman kaleyi denemesi de bir başka artı puan. Bugün takımın tek golünü attı bu şekilde, ordan o şutu deneyecek fazla oyuncu yok takımda. Takımdaki sol ayaklı oyuncu eksiğini de düşünürsek Emre Çolak'ı bu sene beklediğimizden daha çok izleyebileceğimiz izlenimine kapıldım.

Genç oyuncuların dışında Mustafa Sarp'ı da alıcı gözüyle izleme fırsatı bulduk. Pas alışverişi biraz yavaş olsa da doğru pası vermeye çalışan ve önceliği topu kaptırmamak olan, faydalı olabilecek bir oyuncu izlenimi verdi bana Mustafa. Mehmet Topal'ın yokluğunda geçen sene çok sıkıntı çekmiştik. Bence o rolün yedekleyicisi olarak Barış Özbek'i kullanmak bir hata, o daha çok ikileyen oyuncu rolünde başarılı oluyor. Bu anlamda Mehmet Topal'ı gerçek anlamda yedekleyebilecek oyuncu olabilir Mustafa Sarp.

Bu üç maç bir başlangıçtı, dediğim gibi esas takımı Leverkusen karşısında yavaştan görebileceğimizi düşünüyorum. Esas yorumları o zaman bırakmak daha doğru olacak. Bu süreçte parlayan oyuncularımızı bir de as takımla beraberken izlemek lazım, kimin kalıp kimin gideceği o zaman az çok belli olur. Şimdiden daha fazlasını söylemek pek gerçekçi değil zaten. Bekleyelim, görelim...

Orduspor'un Yabancı Stratejisi

Geçen sezon boyunca üstünde durduğumuz bir isim vardı, Orduspor'un Bank Asya'da gol kralı olan golcüsü Bruno Ferreira Mombra Rosa. Geleceği hakkında hala soru işaretleri bulunsa da geçen sezonun en doğru transferlerinden biri olduğuna şüphe yok. Doğru araştırma ve biraz çabayla kalburüstü birçok ismin artık Türkiye'ye o kadar uzak olmadığının en iyi örneklerinden biri oldu Bruno. Orduspor'un kısıtlı bütçesine rağmen play-off hattına yakın bir yerde ligi bitirmesini sağlayan oyuncu oldu ve süreç doğru yönetilebilse muhtemelen Orduspor'a 2 milyon euro'nun üstünde bir para da kazandıracaktı. Orduspor muhtemelen bu parayı kazanamayacak bu saatten sonra ama Bruno'yu Süper Lig'de görmek bizler için büyük bir sürpriz olmayacak.

Bunları tekrarlamamın sebebi ise dün öğrendiğim bir Orduspor transferi. Bruno'nun yerine 22 yaşında yeni bir oyuncu transfer etmesi. Bolivya'nın tanınan ekiplerinden La Paz'da forma giyen Carlos Vargas Orduspor'un yeni santraforu olacak. Bank Asya statüsüne göre 23 yaşını dolduran yabancı oyuncuları oynatamıyorsunuz, burdan Orduspor'un oyuncuya gerçekten güvendiği anlamını çıkarabiliriz. Orduspor başkanı da aynı doğrultuda, iddialı bir açıklama yapmış, "Bu sene Süper Lig'e çıkarız, olmazsa Vargas'ı Süper Lig'e satarız. Biz alacağımız oyuncuları çok iyi araştırıyoruz." demiş. Gerçekten güvendikleri bir oyuncu demek ki.
Açıkçası Vargas'la ilgili hiçbir bilgim yok, Bruno ilk geldiğinde daha önemli referanslara sahipti. Ancak Orduspor'un çabasını, çalışmasını takdir etmemek mümkün değil. Araştırıyorlar, iyi oyuncuları bulup getirmeye uğraşıyorlar. Son sezon istatistiklerine bakarsak şimdiye kadar oynadığı 13 maçta 5 golü var Vargas'ın. Bolivya, Ekvador ve Venezuela sempati duyduğum ülkeler Güney Amerika'da, yetenekli oyuncuları çok uygun fiyatlara getirebilirsiniz biraz araştırmayla. Orduspor'un Bruno'yla başlattığı bu süreci bir stratejiye dönüştürme çabasını takdirle karşılıyorum. Beklentileri karşılayacağını umuyorum, sezon boyunca takip edeceğimiz isimlerden biri olacak Carlos Eduardo Vargas Menacho.

Orduspor demişken, fotoğraftaki diğer yabancı oyuncu olan Akaminko da kulüpte kalmaya karar vermiş, Avrupaya transfer olabileceği haberleri vardı. Onu da bir kez canlı izlemişliğim var, diri bir bek oyuncusu. Süper Lig'de rahatlıkla forma giyebilir. Türkiye'de kalmasına sevindim...

Yeni Bir Yol: Sinan Kaloğlu & Çağdaş Atan

Avrupada Real Madrid, Türkiye'de İstanbul ekipleri piyasayı karıştırınca gündemde fazla yer bulmasa da Sinan ve Çağdaş atlanmaması gereken iki transfer gerçekleştirdiler. Çağdaş Atan geçtiğimiz sezonu liginde üçüncü tamamlayan Basel'e transfer olurken Sinan Kaloğlu Eredivisie takımlarından Vitesse'ye geçti.

Bu transferler şu açıdan önemli. Hem Çağdaş hem de Sinan, Türkiye çıkışlı oyuncuların daha önce denemediği, denemeye cesaret edemediği bir yoldan kariyerlerini Avrupaya taşıdılar bu ikili. Bunu söylememin birkaç sebebi var. İlki Avrupaya çıkışlarını üç büyükler üzerinden yapmadılar ki bu da ülkedeki tek yönlü transfer düzeni düşünüldüğünde döngüyü kırabilmek için önemli bir detaydır bu. İkincisi "Ben gidersem o ligin en iyi takımlarına giderim." şımarıklığına girmeyip ligin alt bölgesinde yer alan iki ekip olan Cottbus ve Bochum'a transfer oldular. Önemli olanın oynayacakları takım değil lig olduğunun farkındaydılar. Bundesliga vitrini bugün yaptıkları transferlerde büyük pay sahibi.Çağdaş Atan'ın transfer olduğu Basel Avrupa'ya düzenli olarak katılan ve başarılı olan ekiplerden biri. UEFA sıralamasına göz attığımızda zaten bunu görebiliyoruz. Ayrıca oyuncularını parlatmayı iyi beceriyorlar, bu sebeple Avrupadaki birçok genç oyuncu için tercih edilesi takımlardan biridir Basel. Çağdaş'ın yaşı onun daha iyi liglere zıplamasını engelleyecektir belki ama Basel gibi bir kulüpte forma giymek en az Bundesliga'da oynamak kadar değerli. Son sezonu pek iyi geçirmediler yalnız, Avrupa Ligi elemelerinde gruplara kalma mücadelesi verecekler. O yüzden Şampiyonlar Ligi referansları yok bu sezonluk.

Sinan'ın transferi ise Çağdaş'a göre daha beklenmedik zira Sinan sezona çok iyi bir giriş yapsa da özellikle ligin ikinci yarısında forma bulmakta çok zorlanmıştı. Sebebini tam bilmemekle beraber bu şekilde rotasyon dışı kalmış oyuncuların döneceği adres genelde Türkiye olurdu. İlk yarıda birkaç etkileyici performans ortaya koymuştu Sinan, büyük ihtimalle o güvenle aldılar. Hollanda ligi golcüler için çok uygun bir lig, Vitesse'de forma şansı bulacaktır. Türkiye liginde bir orta sıra takımına gideceğine Eredivisie'da gitsin zaten, bu mantalitedeki oyunculara ihtiyaç var. İç piyasada dönen oyuncu ücretlerini düşününce Sinan ve Çağdaş'ın bu kararlılığı takdiri hak ediyor...

Recep Tayyip Erdoğan Stadyumları

Kayseri Kadir Has Stadyumu sonrası arkadan gelen Rize ve Konya stadyumlarının haberlerine blogda yer veriyorduk. Görüldüğü üzere stadyum büyük ölçüde tamamlanmış, çimler oturmuş. Yeni sezona bütün eksikleri giderilir tahminen. Yalnız ortada garip bir durum var ki o da stadyumun ismi. Kimin karar verdiği belli olmamakla birlikte stadyuma 'Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu' adını vermişler.

Burdaki temel sorun şu ki Recep Tayyip Erdoğan'ın adı zaten bir stad için kullanılmakta. Bu sezon Süper Lig'de mücadele edecek olan Kasımpaşa'nın stadyumunun adı da Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu. Rize şehrine yeni bir stad kazandırılmış, bunda başbakanın da muhtemelen payı var, iyi güzel hoş ama bu ülkeye yapılan her yeni stadyuma başbakanın isminin verilmesi biraz garip durmuyor mu? Jest yapalım, şirin görünelim derken işin dozunu kaçırıyoruz gibime geliyor. Kasımpaşa ve Rizespor önümüzdeki senelerde aynı ligde oynaması muhtemel ekipler, neden bu düzeydeki iki ekibin stadyum adı aynı olur? Rize Stadyumu dense ya da ismi hiç değiştirilmese daha şık durabilirdi, en azından görüntüde de olsa sporun içinde siyasetin bu kadar etkin olduğu gözümüze sokulmamış olurdu. Siyasi partiler ya da isimler benim için önemsiz, onlar değişkendir bu denklemde. Önemli olan bu zihniyetin önüne geçebilmek. Yarın Konya stadyumu da tamamlandığında '3. Recep Tayyip Erdoğan Stadyumu' adı verilmeyeceğine ben emin değilim, problem de biraz burda galiba.

İsmi ne olursa olsun, ülke futbolunun ilerlemesi için birincil ihtiyaç olan yeni stadyumlara bir yenisinin eklenmesi önemli. 15.558 kişilik kapasite düşük gibi gözükse de Rize şehrinin işini rahatlıkla görecektir, zaten bildiğim kadarıyla ihtiyaç halinde kapasitesi arttırabilecekmiş 25 bine kadar. Önemli olan insanların stadyuma gitmeyi bir işkence olarak değil bir hafta sonu eğlencesi olarak görmesini sağlayabilmek. Kendimizi Avrupanın sayılı liglerinden biri olarak görmemize rağmen ortalama seyirci sayısı 15 bini geçmiyor. Bunda kaotik futbol ortamı kadar büyük payı olan bir unsur stadyumlar. Eğer stadyuma 'futbolu sadece futbol olarak gören' insanları da çekebilirsek diğer unsurlar da bundan etkilenecektir.

Yalnız hem yerel seçimler, hem de ekonomik kriz bu geçiş sürecini uzatacağa benziyor. Antalyaspor'un stadyum projesi rafa kaldırıldı yerel seçimlerin ardından, keza Konya'dan da yapılan ihale sonrası ses çıkmadı. Aslantepe'deki gelişmeleri hepimiz biliyoruz, ekonominin etkilediği stadyumların başında geliyor. Umarım Kayseri'ye yapılan şehir stadıyla hareketlenen bu süreç tekrar eski ivmesine kavuşur...

RoboCup 2009

Zaman zaman ana haber bültenlerinde çerez niyetine yapılan haberlerde görürüz, filler futbol oynarsa, robotlar yarışıyor vs. diye. Ülkemizde hala 'caponlar yapıyor yahu' sığlığında karşılaşasak da araştırmacılar bu işi oldukça ileriye götürmüşler ve ABD ve Çin'den sonra üçüncüsü Avusturya'da devasa boyutta bir organizasyon düzenlemişler. RoboCup 2009 adı verilen turnuvada çeşitli kategorilerde yaklaşık 407 takım finallerde mücadele etti ve 5 Temmuz'da turnuvanın finalleri yapıldı.Boyutları resimde ufak gibi gözükse de aslında yarım metreden uzun robotlarla oynanılan çok karmaşık bir oyun robot futbolu. 'İnsansı Robot Ligi' adı verilen kategoride bu robotların boyu 1 metreyi aşabiliyor. İnsansı Robot Ligi dışında dört kategori daha var. Simülasyon Ligi, Küçük Boyut için Robot Ligi, Orta Boyut için Robot Ligi ve Standart Boyut için Robot Ligi.

Turnuvaya Türkiye'den de iki ekibin katıldığını okudum, Boğaziçi Üniversitesinden Cerberus, Dokuz Eylül Üniversitesinden Robopub. Takımlar hakkında ise pek detaylı bilgi yok.

Merak edenler için ikinci antreman gününün videosu yukarda, Youtube'da yapacağınız ufak bir aramayla maçlara da göz atma şansınız mevcut. Temposu biraz düşük tabii, Avrupa futboluna aşina gözler yadırgayacaktır ancak 5 yıl içinde kat edilen mesafeyi düşününce takdir etmemek elde değil. Hoş ve takip edilesi bir organizasyon RoboCup, gelecek turnuva hakkında şimdiden araştırmaya başladım bile...

Arda Turan: İniesta mı, Messi mi?

2006'da yaşanan efsanevi şampiyonluk sonrası yaşanan çöküşün arasında Türk futbol tarihinin en parlak çıkışlarından birini yapan Arda Turan, Galatasaray A takımında düzenli forma bulduğu 3 sezonun ardından yeni bir mücadeleyle karşı karşıya. Bugüne kadar klasik bir sol açıktan farklı olarak 3. bölgedenin iki kanadında da yaratıcı oyuncu pozisyonunda yer bulan ve buna bağlı olarak gelişim kaydeden Arda Turan için Frank Rijkaard'ın Galatasaray'a gelişiyle geliştirdiği bu mevkii bilinci değişime uğramak durumunda. Peki Arda Turan'ın evrileceği pozisyon ne olacak? Rijkaard'ın hem Hollanda'da hem de gerçek anlamda teknik direktörlük kariyerinin temellerini atan 5 yıllık Barcelona deneyiminde uyguladığı taktik düzen belli; yüzeysel olarak 4-3-3 olarak özetlenen pasa dayalı, merkez forveti yanlarda hem kanat hem forvet özellikleriyle yer alan iki oyuncunun desteklediği sistem. Bu sistemde her oyuncunun belli görevleri var ki Rijkaard'ın Barcelona'nın başına gelişiyle tekrar revize olan bu sistemin ana unsurları bunlar. Bugün Iniesta'nın, geçmişte Deco'nun üstlendiği görevin tanımıyla Ronaldinho-Henry/Messi üçlüsünün üstlendiği görevin tanımı tamamen farklı. Biz de kendi bakış açımızla bu sorunun cevabını aramaya çalışalım.

Barcelona'nın düzeni zaten hepimizce az çok biliniyor, Türkiye'de rotasyonu, sistemin işleyişi bu kadar ayrıntılı bilinen üç-beş Avrupa takımından birisi Barcelona. Bizim esas tespitini yapmamız gereken Arda Turan'ın kariyer gelişimi ve bunun üzerinden onu oturtabileceğimiz doğru görevi seçebilmek. Bunun içinse Boleslav maçlarını hatırlamak gerek.


Galatasaray kariyerinin ilk golü olması açısından manevi önemi vardır belki Arda için ama bu gol aslında çok daha fazla şey anlatıyor bize Arda hakkında. Genç Arda'yı Arda Turan yapan saf yeteneklerini sergilediği maçtır Mlada Boleslav maçı. Hiçbir Türk oyuncusunda görmeye alışkın olmadığımız doğru karar verebilme yetisi ve sorumluluk alma isteğiyle oyunu kanatlardan yönlendirebilen bir oyuncu izledik o gün. Attığı golde ne kadar zeki ve kurnaz bir oyuncu olduğunu, 3. bölgeye ne kadar yakın olursa o kadar tehlikeli bir oyuncu olacağını göstermişti. O golle başladığı sezonun ilk yarısında bir Gaziantepspor maçı da vardır Arda Turan'ın, belki hatırlayanlarınız olacaktır. Maç 2-2 beraberlikle sona ermişti ama Arda Turan şu zamana kadarki en iyi performanslarından birini ortaya koymuştu. Gaziantepspor'un iki kanadını da felç eden, bütün insiyatifi eline alan, kanatlardan birebirde rakiplerini ekarte edip forvetlere tek vuruşluk gol pasları atan bir Arda Turan. Arda'nın kariyer başlangıcındaki rolü tam olarak buydu. Takımda ona eşlik edecek oyuncu bulmakta zorlanması o sezonu Galatasaray için bir kabusa çevirse de Arda için çok verimli bir sezondu, genç bir yetenek olmaktan oyun liderliğine evrilmişti çünkü.

Arda'nın oyun içinde daha efektif olmasını engelleyen özellikleri de vardı elbette, hala var. Bunlardan en önemlisi o dönemki zayıf fiziği ve kondisyonuydu. Ayrıca 3. bölge oyuncusu olmasına rağmen kaleyi düşünmüyordu ve oyunu yönlendirirken verdiği doğru kararları skora dönüştürmeye geldiğinde kaleye gitmeyi tercih etmediğinden ceza sahası opsiyonları dardı. Arda Turan'ı kimilerine göre abartı gelse de Ronaldo, Messi, Quaresma, Robben gibi oyunu kanatlardan yönlendiren üst düzey oyunculardan ayıran farklar bunlardı. Arda Turan'ın kendini bir üst seviyeye taşıması için bunları aşması gerekiyordu. Bu konularda 2. sezonunda ilerleme kaydetti aslında, düzenli oynadıkça ve nefesini doğru kullanmayı öğrendikçe kondisyon problemini büyük ölçüde aştı. Golü daha çok düşünmesi gerektiğini farketti ve Galatasaray'ı 2007/08 sezonu şampiyonluğuna taşıyan oyun liderliği performansına skor katkısını da ekledi. İlk yarıda golü bulunmayan Arda Turan sezonu 7 golle tamamladı.

2006/07: 8 gol (5 lig, 2 avrupa, 1 kupa) , 10 asist (7 lig, 3 avrupa)
2007/08: 8 gol (7 lig, 1 avrupa) , 18 asist (14 lig, 4 avrupa)

Arda'nın profosyonel düzeydeki ilk iki senesini bu şekilde özetleyebiliriz, şimdi günümüze biraz daha yaklaşalım. Arda Turan'ın Avrupa vitrinine çıktığı en önemli turnuva olan Euro 2008'e geri dönelim. Euro 2008'de Arda'yı parlatan en önemli özelliği kanatlardan etkili olması kadar takımın pas trafiğini yönetebilmesiydi. Özellikle İsviçre ve Çek Cumhuriyeti maçlarında gördük ki Arda Turan ofansif etkinliğinin yanında oyun kuruculuk vasıflarını da yükleniyor. Ancak burda atlanmaması gereken nokta turnuva performansıyla sezon boyunca gösterilen rutin performans arasındaki fark. NBA'den örnek verirsek normal sezonda gösterdiğiniz performansla play-off'larda gösterdiğiniz performans arasında bariz bir fark olur, ben buna benzetirim bu tip performansları. Yanlış hatırlamıyorsam Arda Turan o maçlarda 10 km'nin üzerinde bir mesafe kat etmişti sahada ki Galatasaray'da genelde en çok koşan üç oyuncu arasına giremez Arda Turan. Oyun liderliği konusunda ne kadar başarılı bir oyuncu olduğunu zaten biliyoruz ama bunun için 2. bölgeye kaydırılmasına gerek olmayan bir oyuncu Arda, birincil görevi bu olursa aynı zamanda pozisyon üreten oyuncu rolünü kaldırabileceğinden emin değilim bu anlamda.

Geçen sene Skibbe'nin onu sağ kanatta oynatma isteğini ve onun bu konudaki isteksizliğini biliyoruz, onu bu konudaki tavrı sebebiyle eleştirmiştik zaten ama orda Arda Turan'ın söylediği çok kritik bir nokta var. Arda diyordu ki "Benim sol kanatta oynadığım süre içinde geliştirdiğim 7-8 tane oyun seti var ve bunlar üzerine uzmanlaştım. Sağ kanatta sabit olarak oynamak beni verimsiz kılar, bu anlamda sol kanatta oynamayı tercih ediyorum." Arda Turan bunu görevinin tanımı değişmemesine rağmen sağ kanat için söylüyorsa 2. bölgede yepyeni bir role kafaca ne kadar hazır ve mutlu olacağı benim için soru işareti. Bu söylemlerinde Lincoln, Skibbe ve bazı yerli oyuncular arasındaki çekişme de etkiliydi elbette, Rijkaard'ın getirdiği karizma ve kredi bu tip serzenişlerin önünü kesecektir ama önemli olan Arda'nın başarılı olup olmayacağı. Bu bölgenin getirdiği sorumluluklar da farklı. Arda ceza sahasına sızmakta ve zaten sınırlı olan gol katkısını bulmakta iyice zorlanacak. Şutu olan bir oyuncu olsa cepheden daha iyi fırsatlar yakalayabilirdi ama Arda'nın hiçbir zaman vasat üstüne çıkaramadığı bir meziyet isabetli ve sert şut atmak. Arda'dan beklenilen sezon toplamında 15 gol, 15-20 asist gibi bir performansı vermesi bu anlamda pek mümkün olmayacaktır eğer bu görevde orta alanda şans verirsek.

-----------------Baros----------------
----Kewell-------------------Keita----
-----------Arda------------?----------
------------------Topal---------------

Tabii Arda Turan'ın olduğu kadar Galatasaray'ın çıkarları da söz konusu, kadroyu optimum şekilde kullanabilmek adına. Galatasaray'ın elinde üç tane üst düzey 3. bölge kanat oyuncusu var. Harry Kewell, Arda Turan ve yeni transfer Abdul Kader Keita. Keita hem kanat-forvet kimliğiyle, hem de sağ taraf formasyonuyla ileri üçlünün sağında oynayacağını söyleyebilmek zor değil. Sol taraftaki tercihse daha çok iki oyuncunun çok yönlülüğüne bağlı. Harry Kewell kariyeri boyunca sol forvet oynamış bir oyuncu ve 4-3-3'ün ortasında oyun kurucu olarak görev yapmaya uygun değil. Bütün özellikleri Baros'u ve Keita'yı tamamlayan sol kanat-forvet özellikleri. Arda Turan pas becerisi anlamında daha üstün ve orta sahanın gerektirdiği daha ağır savunma görevlerine Kewell'a oranla daha uygun. Ayrıca ona serbestlik sağlanırsa zaman zaman Kewell ve Keita'yla bölge değiştirip rakip defansın dengesini bozabilme şansına sahip. Orta sahada bu rolü üstlenebilecek başka oyuncumuz olmadığından Arda'nın bu bölgede oynamasının kulüp ve teknik heyet tarafından arzulanır olması mümkün.

İşin bir başka boyutu da yazının girişinde dediğimiz gibi bunun Arda Turan adına ecnebi deyimiyle bir 'challange' olacak olması. (Şu kelimeyi tam olarak karşılayan Türkçe kelime bilen varsa yorumlara yazsın lütfen. Mücadele yazınca garip hissediyorum zira, belki hedef olabilir. Neyse.) Bu bölgeye adapte olmak zorunda kalacağından eksik yönlerini giderme adına daha fazla çaba gösterebilir ve bunun kariyer gelişimine de büyük katkısı olur. Sadece sol açıkta göreb yapan bir oyuncudan ziyade hem kanatlarda görev yapan, hem de oyun kurucu oynayabilmek daha afilli bir CV için fena olmaz hani. Özellikle İngiltere gibi zor ligleri hedefliyorsanız birden fazla pozisyonda oynabiliyor olmanız önemli bir kriter. Arda'nın hedefleri arasında bu ligler varsa üzerine koymak durumunda ki bu en çok Galatasaray'ın işine gelir.

Taraftarın nabzına bakarsak Arda'nın Iniesta rolüne geçmesi benimsenmiş gibi duruyor. Yalnız bunda 4 hücum oyuncusunu oynatabilmenin gerekliliği kadar insanlardaki 'yeni bir Hagi' görme dürtüsünün de etkili olduğunu düşünüyorum, buna artık dillere pelesenk olan 'oyunu çift yönlü oynamak' deyimini de katabiliriz. Oyuncunun özelliklerini doğru düzgün etüd etmeden bu tip bir gelişimin kesinlikle olacağını varsaymak ilerde büyük bir hayal kırıklığını da beraberinde getirebilir. Beklentileri dizginlemek adına bunu söylememiz gerek.

Sonuç olarak ben Arda Turan'ın 3. bölge oyuncusu olduğunu ve mevkii değişiminin beklenen olumlu etkiyi en azından hemen yapmayacağını düşünenlerdenim. Takım halinde başarılı bir sezon girişi Arda'nın bu bölgedeki geçiş performansını parlatabilir belki ama bu onun yeteneklerinin hangi bölgeye daha uygun olduğu hakkındaki fikrimi değiştirmeyecek. Galatasaray için en yararlısı, en hayırlısı neyse o olsun, bütün dileğim bu...

Rijkaard'ın 4-4-3'ü (!)

Rijkaard'ın ilk taktiksel hamlesi belli oldu. Leo Franco kaleci-oyuncu olarak orta sahayı 4'leyen oyuncu olacak, Vatan gazetesine göre. Tamam, yazıları kontrol etmiyorsunuz anladık ama bari ana manşete biriniz baksın...

Fatih Terim Patentli Transferler

Fatih Terim'in milli takımın başına geldiğinden beri oyuncu havuzunu genişletmek ve bu havuzdan kendi düşüncesine uygun oyuncuları oynatmak gibi bir düşüncesi olduğunu biliyoruz. Bu kadar çok deneme olunca aslında futbol vasıfları yetse de yetmese de zaten kaliteli yerli oyuncu sayısının kısıtlı olduğu bir ülkede milli takım apoletiyle transfer yapan oyuncuları görmek mümkün. Bu oyunculardan bazıları isimlerini parlatıp üzerine koyarken bazıları da transfer oldukları takımın zayıf halkalarından biri oluyor.

Bu anlattığım profile en uygun oyuncu belki çoğunuzun aklından geçen isim değil ama Murat Ocak'tır bana göre. Yurt içinden milli takıma seçilip bu kadar tanınmayan bir oyuncu milli takım tarihinde yoktur herhalde. Fatih Terim'in o dönemki hazırlık maçları serisinde sol bek olarak 3 kez milli takım forması giydirdiği bir oyuncuydu Murat. Ülkece bek yetiştirme konusundaki sıkıntımız malum, milli düzeyde yapılan reklam gibisi yok. Trabzonspor da bu bölgedeki sıkıntısını giderebileceğini düşünüp kendisini transfer etti ama o beklenen etki bir türlü gelmedi. Trabzonpsor'da tutunamadıktan sonra ara ara Süper Lig kulüplerinde kiralık gördük Murat'ı, şimdi Rizespor'a geçmiş. Torunlarına milli bir futbolcu olduğunu, Trabzonspor gibi bir takımda oynadığını anlatacak belki Murat, hayat işte.

Sol bek demişken Galatasaray'ın bu konudaki aktifliğini atlamamak gerek. Kalli'nin takımı yeniden yapılandırmak için geldiği dönemde milli takım rotasyonundaki Volkan Yaman ve Hakan Balta transfer edildi. O dönemki algı Volkan Yaman'ın sol bek oynayacağıydı belki ama onu yeterli görmeyip transferin son gününde Hakan Balta'yı da transfer etmeyi düşünen her kimse ona bir teşekkür borçlu Galatasaray taraftarı. Volkan'ı beğenen ya da söylediğim kadar kötü olmadığını düşünen arkadaşlarım da var açıkçası ama Galatasaray'ın görüp görebileceği en kötü oyunculardan biri olduğuna aklımla, kalbimle, ruhumla inanıyorum. Gelmiş geçmiş en büyük milli takım kazıklarından.

Başlığa "Fatih Terim Patentli Transferler" yazdığımıza göre finali Collin Kazım Richards ile yapmak şart. Tam anlamıyla piyangodur şu Kazım'ın yaşadıkları. Arda Turan, Emre Belözoğlu gibi genç yaşta çıkış yapan oyuncular da dahil hiçbiri bu kadar kolay ümit milliden A milliye geçiş yapmamıştı. Sheffield United'da pek de kayda değer işler yapmayan, en iyi ihtimalle gelecek vadeden bir oyuncu olarak tanımlayabileceğimiz CKR bir anda kendini milli takımda buldu. Hem de öylesine bir deneme olarak değil, Hamit Altıntop, Mehmet Topuz, Gökdeniz Karadeniz gibi oyuncular varken milli takımın değişmez sağ açığı oldu. Milli takımda düzenli olarak forma giyen, genç bir oyuncu da transfer marketinde fazla durmadı tabii, Fenerbahçe 2 milyon euro civarı bir bonservis bedeli ödeyip kadrosuna kattı Kazım'ı. Chelsea maçındaki golünü kenara koyarsak Fenerbahçelileri pek memnun eden bir oyuncu olamadı. A milli takım piyangosu vurmasa şimdi nerede oynuyor olurdu, adını bilir miydik, merak ediyorum. Belki Football Manager oynayan arkadaşların isim hafızasında yer ederdi, İzzet Kem gibi.

Fatih Terim'in parlattığı isimler deyince İbrahim Kaş ve Ceyhun Gülselam'ı da atlamamak gerek. Beşiktaş'ta forma bulamazken milli takım rotasyonunda yer bulup La Liga'ya transfer yaptı İbrahim. Ceyhun da benzer bir şekilde milli takım formasını sırtına geçirdikten sonra Trabzonspor'a geçti. Daha çok isim var aslında, listeyi uzatmak mümkün. Sizde hikayesi olan oyuncular varsa onu da yorumlara alalım...