
Galatasaray yine erken golü yiyen taraftı, yine hakemin de göz ardı edilmeyecek katkısıyla sertlikle sindirildi, yine bir hakem rezaleti vardı ama Galatasaray malesef ve malesef yine bunların skor ve oyun arkasına gizlenmesine izin verdi, bir adım öne çıkamadı. Golün ofsayt olmasına, penaltı pozisyonunun bence doğru olmamasında değilim ama top Galatasaray'dayken oyunu kesip alkışlamaya, hakemi aldatmaya (?) sarı kart veren ve topu Fenerbahçe'ye veren hakemin niyetinden şüphe ederim ben. Derbi tarihinin en berbat performanslarından biriydi ama dediğim gibi, sinirlerine hakim olamayan Keita, o pozisyonun 10 kişiyken ne anlama geldiğinin dahi farkında olmayan Aydın, ikinci yarı her pası rakibe atan Ayhan Akman varken bunlar yine unutulacak ve "Saraçoğlu'ndan güzel görüntüler" adlı gösteriyle beraber hasır altı edilecektir. Fenerbahçe bu oyunu iyi oynuyor, bunu saha içindeki oyunla birleştirmesini de biliyor.
Teknik taktiğe değinmeme geyiğini yapmayacağım burda, futbolun en önemli unsuru budur ve kabuğun altındaki maçı görebilmek ve ders çıkarabilmek gerekir. Sert futbola ve prese çözüm getiremeyen bir Galatasaray vardı bugün, Kadıköy'ün efsunlu toprakları sebebiyle değil Fenerbahçeli oyuncuların kademeli presleri ve hakemin sertliğe tek taraflı müsadesiyle sindi Galatasaray. Ara dönemlerde orta sahayı aşıp Fenerbahçe kalesi civarına inebildiğindeyse 1. dakikada Emre tarafından sakatlanan Baros'un yokluğunu çok aradı takım, Fenerbahçe'nin defansının rahat ve statik kalabilmesinin en önemli sebebi buydu. Milan Baros, Galatasaray'a denk takımlarla oynanan deplasmanların her zaman en başarılı oyuncularından biridir, defansı blok halinde hareket ettirir, sıkışırsa orta saha

ya gelip 50 metre top sürebilir, güçlüdür ve mücadelecidir. Nonda daha çok ince işlerin adamı, ceza sahasında etkinseniz son vuruşları iyi yapar, sahaya iyi yayılma şansı bulursanız pasları iyi yere atar ama asla bir Milan Baros değildir. Baros yerine ilk 11'de Nonda'nın başlaması gerektiğini düşünenler bu maçı izleyince Baros'un ne anlama geldiğini anlamışlardır sanırım.
Tek sorun rakip defansın statikliği ve iyi presi de değildi. Bunları bir şekilde aşabilirsiniz ama maç öncesi dediğim gibi önce deplasman takımı olarak skoru tutabilirsiniz. Sürekli skoru alması gereken taraf olarak oynayamazsınız deplasmanda, yenilirsiniz, fark da yersiniz. Gol kesinlikle ofsayt ancak Vederson'u oraya indiren ve Carlos-Alex ikilisiyle ceza sahasında eşleşemeyen savunma ve kademe anlayışında problem var. Hakan Balta'nın Alex'in arkasında olmasının bir anlamı yok, onun yanında olmak zorunda Hakan. Carlos ofsayt olabilir ama ona topun üstünden atlama ya da vuruş yapma arasında tercih yapmasını sağlayacak alanı sağlayan stoper ikilisinin Hakan kadar payı var. Vermiyor adam işte, siz de o fırsatı vermeyeceksiniz rakibinize. Şu maçın 30. dakikasında skora bakıp Fenerbahçe hanesini sıfır görebilecek miyim bir gün, cidden merak ediyorum.
Fenerbahçe'nin işin hücum tarafında iyi olduğu fikrine katılmıyorum, pozisyonların net olduğunu da düşünmüyorum açıkçası. İlk yarı sonundaki korner hariç net bir pozisyon yok, Alex'in şutu ve penaltı pozisyonu hücum varyasyonu değil, Leo Franco'ya yapılan presin bir getirisiydi. Galatasaray'ın arkasına fazla inemediler ve Kadıköy ritüelinde buldukları kontratak pozisyonları da pek yoktu. Maçın normalden farklı yönü buydu. Son dakikada gelen gol Galatasaray'ın klasik maçı bırakma hediyesidir. Kazım'ın pivot santrafor olarak gösterdiği performans dikkat çekiciydi, oldukça iyi boğuştu Servet'le. Hoş, o şarjları hiçbir Avrupa maçında yapamazsınız ancak burası Türkiye, o kadar çok çarpıklık var ki hakem kararlarında, ona söyleyecek bir sözüm yok açıkçası. İndirdiği topları kaybetmedi, arkadaşlarına iletmesini bildi. Maçın Fenerbahçe adına en iyi oyuncusuydu bence.
Başlığı 'kaybetmek için yapılabilecekler' olarak attım çünkü Fenerbahçe için kazanılmış bir maç olduğu kadar Galatasaray'ın kaybetmeye çabaladığı bir maç vardı sahada. Galatasaray'ın kadrosu o kadar yetenekli ki bu rezalet oyuna rağmen bu maçtan 3-2 galip ayrılsa şaşırmayacaktım. Duran topla bulunan gol sonrası oyun ilk defa gerçek anlamda dengelendi ve Galatasaray'ın iyi alan kapatan rakibine rağmen karşı kaleye verkaçlarla inebildiğini görür olduk. Orda da bireysel performanslar ön plana çıktı ve Galatasaray'ın teknik kapasitesinin getirdiği o pozisyonlar şuta ve gole dönüşemedi. Ayhan'ın paslarının Kadıköy'de isabetsizliğine ben alıştım ama inatla topu geriye çekme çabaları bugün gerçekten delirtti beni ekran başında. Bir duran topta Elano'nun topunu almaya çalışıp Elano'nun sinirini bozmasıysa işin tuzu biberiydi. Frank Rijkaard'a bugün için yüklenilmesi ego tatmininden başka bir şey değildir, hele ki Baros'un sakatlığından sonra ancak 10 kişi de olsak şu maçta Ayhan'ın yerine Elano'nun kalmasını tercih ederdim ben son bölümde. Graz maçındaki son bölüme benzer bir düzen daha iyi olabilirdi.
Kaybetmek istemeyenlerin başında geliyordu belki Keita ama mağlubiyeti tescilleyen de gördüğü kırmızı kartla o oldu. Carlos'un kündesi benim de sinirlerimi zıplattı ekran başında, hemen her pas sonrası darbe alan, gözüne pet şişe gelen oyuncu da Keita'ydı ama yapmamalısın onu işte, yapmayacaksın. Yaparsan Carlos aldığı sarı kartı bir şeref madalyasıymışçasına karşılar işte. 2-1 ilerleyen, rakip alana yıkılmaya başlanmış bir oyunda en son ihtiyacı olan şey 10 kişi kalmaktı Galatasaray'ın ve hücumdaki en yetenekli oyuncunuzu kaybediyorsunuz üstelik. Bu kaybın en az 3 maç süreceği de kesin. Keita'nın o hamlesi çok şeyler kaybettirdi Galatasaray'a.Ve Aydın Yılmaz. Bir oyuncu kötü oynayabilir, bir oyuncu berbat oynayabilir ancak bir oyuncu ülkenin en önemli derbisinde 87. dakikada maçı çevirecek pozisyonda o topa öyle vuramazsın arkadaş. Hadi dağlara taşlara vurduysan da bu kadar vurdumduymaz olamazsın. Aydın işte tam da bu yüzden asla iyi bir futbolcu olamayacak.
Hakeme en son gelmek istedim çünkü en baştan girersem biliyorum ki sinirlerim el vermeyecek ve söylemem gereken birçok şeyi atlamak zorunda kalacaktım. Yukarda söylediğimi tekrarlayayım, golün ofsayt olması, Alex'in kendini bırakması maçın kaderini etkilese de her daim olabilecek şeyler ancak maç içinde bu kadar sert olan bir takımın Carlos'un kündesi hariç tek kart almaması akıl alır bir olay değildir. Fenerbahçeliler o kadar alışmış ki hakeme topa vurmasına rağmen her pozisyon korner, taç, faul isteyebiliyorlar istisnasız. İtiraza kart elbette ki yok. Elano ceza sahasında topla buluşmuşken oyunu kesip Lugano'nun hamlesine rağmen hakemi aldatmaya yönelik hareket kararı veren ve topu Galatasaray'dan alan, aynı şeyi Ayhan Akman'ın alkışlamasında da yapan bir adamın bu sertliğe gösterdiği müsamahaya şaşırmamak lazım zaten. Aynı hakemin üzerine yürüyen Emre Belözoğlu'na kart gösterememesi, daha bir süre önce Arda'yı zorla yandan çıkarmaya çalışan, Arda normal yerinden koşarak çıkmaya çalışırken önüne geçip kart gösteren Bünyamin Gezer'in Kazım'a gösterdiği müsamaha bile birçok şeyi ifade ediyor zaten. Bunlar unutulmasın, bir köşede dursun diye yazıyorum, yoksa eminim ki konuşulmayacak bunların hiçbirisi. Rıdvan Dilmen'e göre 'muazzam' bir performans göstermiş Bünyamin Gezer. Şaşırdım mı, hayır.
6 ay sonra Ali Sami Yen'de yan hakemin kafasının maç öncesi yarıldığı, Alex'in gözüne pet şişe geldiği, kameramanın yaralandığı bir derbiyi ve akabindeki 5 maç seyircisiz maçı beklemek düşüyor bize şu saatten sonra. Şu olaylar sonrası Fenerbahçe'yi tebrik edecek dirayeti kendimde göremiyorum ama 3 puanı alması gereken takım bugün Galatasaray değildi, o kesin. Ah be Galatasaray demekten başka yapabileceğim bir şey yok...