
Filmin yönetmeni David Fincher, Türk sinema seyircisine pek yabancı bir isim değil. Türkiye'deki en popüler filmlerden Fight Club'ın da yönetmeniydi. İlk Oscar adaylığında 13 dalda birden aday gösterilmesi onun açısından da güzel olsa gerek. Filmin çıkış noktası ise 1921 yılında Scott Fitzgerald tarafınndan aynı isimle yazılmış kısa hikayeymiş.
Fazla spoiler'a girmek istemiyorum ama filmin konusunu da anlatmadan olmuyor haliyle. Doğduğundan itibaren hayatı tersten yaşayan birisi Benjamin Button. Çocukluk dönemini ileri dönem yaşlılık belirtileriyle geçiren Benjamin'in zaman geçtikçe yaşlanmak yerine gençleştiği anlaşılıyor. Doğumunda annesi ölmesi ve hastalıklı görüntüsü sebebiyle babası tarafından bir ucube olarak görülen Benjamin'i kapısının önüne bırakıldığı evin hizmetçisi Quennie sahipleniyor.
Benjamin'in hayat hikayesi detaylı bir biçimde işlenirken aynı zamanda normalden farklı bir aşk hikayesini de izliyorsunuz. Huzur evindeki büyük annesini ziyarete gelen 6 yaşındaki Daisy'yle tanışan Benjamin, Daisy büyüdükçe ona karşı farklı hisler beslemeye başlıyor. Hikayenin bundan sonrasını anlatmak çok doğru olmayacak, filmi izlememiş olanlara haksızlık yapmayalım.

En iyi film dalında Slumdog Millionare ile çekişecek gibi görünüyor Benjamin Button ancak iki filmi de yeni izlemiş birisi olarak Benjamin Button'ın en iyi film ödülünü fazlasıyla hakettiğini söyleyebilirim. Açık ara en fazla ödül alan film olacak Benjamin Button, bunu öngörmek çok zor olmasa gerek...
1 yorum:
Fimi izliyorsunuz ama 2.5 saat sınunca çarpıcı bir şey bırakmıyor geride bence. En azından daha büyük beklenti ile oturdum ekranın karşısına. Filmin bence tek güzelliği Brad Pitt in biraz Forrest Gump'ımsı oyunculuğu. Oscar için sadece bu filme bakarak konuşursak bence zor, ama diğer filmler ile birlikte değerlendirilince ne olur kestiremiyorum. Akademi bazen gariplikler yapabiliyor.
Yorum Gönder