Futbol Blog 9.Bölüm

Futbol Blog'un bu haftaki bölümünün 90 dakika süreceği haberini almamıza rağmen yine normal akışında ekrana geldi program. Ali abiden bir açıklama bekliyoruz bununla ilgili :)

Haftanın konusu beklendiği gibi El Clasico'ydu. AcetoBlog'da hafta boyu okuduğumuz derbi hakkında geniş bir değerlendirme yapıldı, derbinin hikayesinden bahsedildi. Bülent abinin oğlunun isminin Hakan Raul olduğunu bilmeyen yok sanırım blog aleminde, Ali abinin bunu fırsat bilip "Raul'dan gol bekliyor musun?" diye sorması da hoştu. Çocuğuna Raul ismini vermiş bir adamın ondan gol beklememesi mümkün mü?

Bu hafta tanıtılan bloglar Biggins ve Jesus Almeyda oldu. Biggins zaten tanınan bir blog, İzmir futbolu özellikle Göztepe hakkında bulabileceğiniz en iyi kaynaklardan. Jesus Almeyda bloga sıkça yorum bırakan arkadaşlarımızdan, onun için özellikle mutlu oldum. İki arkadaşı da tebrik ediyorum.

En iyi blog yazılarından birisi benim kısa süre önce yazdığım 'Galatasaray'ın Beylerbeyi Deneyi' yazısıydı. Diğer tanıtılan yazılar ise oldukça tanıdıktı bu hafta. Eray'ın 'Bir Ekole En Fazla İnanan 10 Kulüp' incelemesi, Alper abinin 'FC Fossombrone' yazısı, Di Massimo Talento'nun Azeri hakem 'Tefik Bakhramov' tanıtımı ve Dutchman'in 'Yılın Son Şampiyonları' yazısı oldu. Bu hafta oldukça detaylı işlendi yazılar. İlk bakışta programın süresinin uzatılmasıyla alakalı olduğunu düşünmüştüm ama bilerek yapıldı sanıyorum.

Kısa pas bölümünün ilk konusunu Pazar günü oynanacak Juventus-Milan maçıydı. Bülent abinin anlattığı Riccardo Neri ve Alessio Ferramosca'nın sonu kötü biten hikayesi hepimizi hüzne boğdu bir anda. Riccardo Neri'nin ismine aşinalığım vardı ama başlarına gelenden haberim yoktu. Her iki futbolcuya da allahtan rahmet dileyelim tekrardan.

Diğer tartışılan konu İtalya'da uygulanan 'taraflı spiker' uygulamasıydı. Ali abi yayıncı kuruluşa bu uygulamayı önerdi ama yanılmıyorsam daha önce denendi bu Türkiye'de. Milan taraftarı olan spiker ise oldukça komikti, videosunu bulursam ekleyeceğim buraya. Kısa pas'taki son konu ise Ronaldo'nun Corinthians'a tranferi ve Flamengo taraftarlarının buna gösterdiği tepkiydi.

Haftanın şakasının kahramanı ise Francesco Totti'ydi. İzlediğim en komik şakaydı bu haftaki, Totti'nin bakışları yerlere yatıracak cinstendi. Fotoğrafı ise son oynadığı Bordeaux maçından seçtim. Totti'nin 2-0 kazandıkları maçta takımının 2. golünü attıktan sonraki gol sevinci...

Bu Yazıyı Paylaş!

Bookmark and Share

5 yorum:

PENNEARABIATA dedi ki...

Program 90 dakika diye düşünüyorduk ama kesinlik kazanmamıştı, nasıl oldu da bu şekilde hemen yayıldı anlayabilmiş değilim :) Neticede herzamanki gibi ama biraz daha uzun 50 dakika yaptık. İtalyan spikerlere gelince; bu daha önce denenmişti ve büyük bir rezillikti gerçekten ama o dönem iş ciddi ciddi yapılmıştı. Benim kastettiğim bu değil yani "canlı maç yayınında" mevcut spikerlerin taraflı olarak maçı anlatması değil. Bir tv futbol programında, italyadaki gibi renkli bir karakterle şov amaçlı, eğlence amaçlı bunun olması. Gördüğünüz gibi maçı anlatan spikerlerin her anı kayda alınmış ( bizde böyle değildi) ve amcam nefis görüntüler verdi. Budur...

PCLioN dedi ki...

Ali abi, bence haksızlık ediyorsun. Trabzon spikeri az konuşulmamıştı o dönem :)

Senin önerin zaten çok güzel, Tottenham taraftarıyla ilgili videoda da söylemiştim bunu...

talento dedi ki...

Ayrıca bu spikerlerin profesyonel olması şart değil. Arıza çıkarmayacağından emin olunan tanınmamış kişiler olması ideal...

alanshearer dedi ki...

Bazen en tarafsız dediğimiz spikerler bile öyle dengesiz yorumlar yapıyor ki yok yere sinir harbi yaşıyoruz.

Bence yayıncı kuruluş bu taraflı spiker işini beceremez.Tarafsızlık iddia ettikleri maçları düşününce...
Mesela 12.12.08 GB-GS maçında Melih Bey eline kart verseniz Baros'u atacak.4 sarı karttan.

Yapmaları gereken tek şey ''spikersiz-reklamsız'' yayındır.
O gün en mesut futbolseverler olacağız.

BAHADIR dedi ki...

İşin ilginç yanı bu haftaki programı kaçırmama ramen Biggins ve Jesus Almeyda bloglarını ardarda keşfettim.

Related Posts with Thumbnails