Türkiye Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye Kupası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Fatih Terim'den Adana Demirspor Yorumu

Rivayet odur ki aynı yıl Adana Demirspor'a 3-0 kaybedilen maçta Erol Togay'a kafa atıp kırmızı kart gören Fatih Terim, 11 Aralık 1983'teki maça fena bilenmiştir. Devre arası geldiğinde skor 5-0'dır ama soyuna odası koridorlarını inleten bir Fatih Terim vardır: "0-0 gibi oynamayanın anasını..." Çünkü bu Fatih Terim için kırmızı kart görüp atıldığı maçın intikamıdır.

Aradan 28 yıl geçti, Fatih Terim üçüncü kez Galatasaray'ın başında ve Türkiye Kupası'ndaki rakipleri Adana Demirspor. Zevkli, nostaljik bir mücadele olacağı kesin, işin içinde Galatasaray'a Adana Demirspor'dan gelen Fatih Terim, bir başka Adanalı Hasan Şaş gibi aktörler de olunca keyfi de bir başka olacaktır.

Kupa Görünümlü Fiyasko

UEFA'nın her kriterine uyuyormuşuz gibi atlayıp kupaya monte ettiğimiz beşli grup ucubesi tekrar hortladı. Bence Avrupa Kupaları tarihinin en anlamsız formatlarından biri olan bu beşli gruplarda birçok defo bulunduğunu, hem son maçlara girilirken iddiasını yitirmiş ekiplerin fazlalılığı, hem de deplasman sistemi bulunmadığından fikstürün fazlaca etkili olması UEFA'yı bu uygulamadan kısa sürede vazgeçirdi ama... Bizde amaç üç-dört takıma lig esnasında külfet çıkarmamak, yabancılar dinlenirken devre arasında  bu angaryayı şipşak halletmek olunca beşli gruplar da uygulamada kalıyor haliyle. Bana kalırsa baştan aşağıya fiyasko...

A Grubu - Beypazari Sekerspor / Denizlispor / Gaziantepspor / MP Antalyaspor / Galatasaray

Galatasaray için bu sezonki kupa fazlasıyla önemli çünkü ligdeki gidişat bir Avrupa kupası pozisyonunu garantilemek için yeterli gözükmüyor. Kupa da bu konudaki en kestirme ve net çözüm. Gruplardan kazasız belasız çıktıktan sonra geçilecek iki tur en azından UEFA Avrupa Ligi biletini cebe koymak anlamına gelecek. Gaziantep ve Antalya, Süper Lig kontenjanından gelen ekipler. Büyük arıza çıkaracaklarını düşünmüyorum. Bank Asya'dan gelen Denizlispor ise izlemesi keyifli bir takım, iç sahada oynanır umarım.

B Grubu - Konya Torku Şekerspor / Gaziantep BŞB. / Manisaspor / Beşiktaş / Trabzonspor

Açık ara en zorlu grup. Beşiktaş, Trabzon eşleşmesinin yanına bir de Manisa'yı yazıyoruz. Senelerdir Beşiktaş'ın etrafında dolanan iki takım olan Gaziantep BB ve Konya Şeker, geleneği bozmadı. Cafercan Aksu, bir kez daha kupa sahnesinde Beşiktaş'ın karşısına çıkıyor olması da bir başka ilginç nokta.

C Grubu - Yeni Malatyaspor / Bucaspor / MKE Ankaragücü / Gençlerbirliği / Fenerbahçe

Dört Süper Lig takımının bulunduğu tek grup. Özellikle Fenerbahçe'nin aradan sıyrılacağını öngörürsek ikincilik için en büyük mücadelenin yaşanacağı grup olacak gibi. Ankara takımlarından birisi tur vizesi alacak gibi duruyor. Yeni Malatya da bizlere bir nostalji yaşatacak gibi.

D Grubu - Kırıkhanspor / Karşıyaka / Kasımpaşa / İstanbul BŞB. / Bursaspor

İlk bakışta en kolay grup gibi gözükse de tribün husumetlerini bir araya getirme konusunda daha iyisi olamazdı gibi. Karşıyaka, Kasımpaşa, Bursa. Öte yandan Avrupa kupalarına adım atmak için kupaya en çok önem veren takımlardan birisi olan İstanbul BB. Kırıkhan yerine bir de Bandırma olsaydı tadından yenmezdi...

Galatasaray 3-2 Antalyaspor || Savunmanın Laneti...

Galatasaray'da belki de iki kanat ilk defa bu kadar dengeli biçimde işliyordu. Bekler Uğur ve Caner, oyunun ilk anından beri işin içindelerdi, ön tarafta Elano'nun sazı eline almasıyla beraber top her yöne verimli bir şekilde dağıldı. İki yarının da ilk yarım saatinde her öğesiyle hücumda iyi iş yaptı takım, kanattan indi, belki de ondan önemlisi pas yaparak rakip defansı göbekten deldi. Mustafa Sarp'ın Ömer'e nişanladığı top ve Caner Erkin'in attığı gol Galatasaray'ın potansiyelinde olan fakat repertuarında olmayan gollerdi. Sağ tarafta Keita ortalamasına yaklaşsa daha da etkili bir oyun izleyebilirdik ama üç bölgeden de rakibin savunmasına inebilmek önemli bir anekdot. Bu açıdan hücum anlamında belki de sezonun en iyi iki-üç maçından biriydi Antalyaspor maçı Galatasaray adına fakat işin bir de 'ama'sı var…

Galatasaray bu sezon zirve yarışı içindeki ekiplerden en fazla gol yiyeni, bunun defans ve orta sahadaki savunma zafiyetinden kaynaklandığı da bir sır değil. Bu maç da Galatasaray’daki savunma problemi adına o kadar net bir özet oldu. Lucas Neill adında bir oyuncu transfer oldu bu takıma ve Antalyaspor maçında açık ara takımın en iyi defans oyuncusu olduğunu gösterdi. Buna rağmen Galatasaray takım halinde bu arızayı çözme yolunda bir adım atamıyorsa ya defansın genel yapısında sorun var ya da defanstan daha büyük problemler var. Şu maçta Emre Güngör’ün yetersiz performansını kenara yazmakla birlikte bunun artık bir defans hattı problemi olmadığı bence aşikar. Takımın şu hücum performansına, savunmadaki Neill performansına rağmen Galatasaray kendi evinde 24 şut attığı maçta 3 gol atıp turu alamıyorsa ihale orta sahanın ortasına kalır, kimse kusura bakmasın.

Bu takımın başarılı olması için gerekli şartların ilki orta sahasındaki üçlüden ikisinin defansif açıdan rakibine üstünlük kurabilmesidir bence, bunu epeydir sıkça dile getiriyorum. Hafızamda yer eden ve Galatasaray’ın iyi oynadığı maçlar olarak etiketlediğim maçlara bakınca defansif orta sahaların formlarının zirvesinde olduğu, bundan da faydalanan orta üçlünün hücum elemanının sazı eli aldığı maçlar olmuştur. Mehmet Topal, Mustafa Sarp ve Ayhan Akman. Yeni giren Emre Çolak’ı dahil etmezsek ki kendisi açıkça işin hücum tarafında daha etkin bir oyuncu, bu üçlünün performansları Galatasaray’ın kaderini çiziyor ve kadrosunun hemen hemen her bölgesinde görece olarak çok daha kaliteli alternatifleri bulunan Galatasaray’ın açıkça en zayıf rotasyonu da tam da bu bölgede.

Geçen sene Galatasaray’ı istikrarlı bir lig takımı yerine sadece bir hedef maçı takımı yapan ince çizgi de tam olarak buydu, Galatasaray’ın istikrarlı bir orta saha göbeği yoktu. Bu sezon da bunu çözememiş olmak Galatasaray’ın yanlışıdır net olarak. Avrupa nispeten bu eksikliğin daha az hissedildiği bir arena, doğu bloğu takımlarıyla eşleşmemişseniz. Burada esas sıkıntıyı ligde yaşıyor Galatasaray, şampiyonluk ana hedefse ki Şampiyonlar Ligi’ne gidiş yolu buradan geçiyorken öyle olmalı, bu bölgedeki oyuncuların kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.Maça da tam bu noktada dönmek gerek. Bu bölgedeki oyuncuların performanslarına bir bakalım. Elano tam bir maestro gibiydi, savunmasında girdiği kademeleri de düşünürsek ona tam not verip bir kenara ayırmak lazım ama temel olarak defansif görevlere sahip oyunculara bakınca takımın en verimsiz 3-4 isminden ikisi olduklarını söylemek haksızlık olmayacak, özellikle Mustafa Sarp’ın. Hiç abartı olmadan söylüyorum, uzun süredir maça kendi takımı aleyhine bu kadar etki eden başka bir oyuncu görmemiştim. Tamam, gol atmaya, skor atmaya hevesli bir oyuncu fakat ilk yarı ve ikinci yarıda üç adet Galatasaray golünü bozduğunu gözlerimle gördüm. Onu kenara koyarsanız ilk golde adamını kaçırması, hadi onu da geçtim, ikinci golde kaleyle arasında kaleci dahi olmayan Necati’yi içten almak yerine dıştan almaya çalışması akıl alır gibi değildi. Galatasaray’ın bu sezonki en verimli rotasyon parçalarından biri oldu Sarp ama 40-50 maçlık bir oyuncu olmadığını gösteriyor artık, o sezon başında müthiş form grafiği de kalmayınca defolar ortaya çıkıyor. Bence bu üçlüdeki en kritik rol olan defansif orta sahadaki Topal da sakatlıkların da etkisiyle hala Galatasaray seviyesinde futbol oynayamayınca takım ağzıyla kuş tutsa olmuyor işte. Rakibin hücum gücü yeterliymiş, değilmiş fark etmiyor. Kendi sahanızda da olsanız üç gol bile atsanız iki gol yiyip elenebiliyorsunuz işte.

Yine de bu maçı Galatasaray’ın bir kazanımı olarak yorumlamak mümkündür, enseyi fazla karartmamak lazım. Caner Erkin kariyerinin en iyi bek performanslarından birini ortaya koydu, bekken sol açık kadar hücuma katkı verdi. Uğur Uçar günündeydi, sağdan indi, kesti, paslarını iletti. Keita etkisizken, Arda da gününde değilken 24 şut atıp 12 kez kaleyi bulan, iki tane direkten dönen topun olduğu bir hücum performansı koymak Galatasaray’ın bu işi takım halinde kotarabildiğini gösteriyor zaten. Madrid maçı için de ümitsizliğin dibine vurulacağı maç da bu değil, bence. Servet-Neill tandemiyle oluşan bir Galatasaray defansı ve önlerinde bölgelerini savunabilen iki orta saha olursa Galatasaray hücumunun Atletico Madrid’den aşağıda olmadığını göreceğimize inanıyorum ben. Tek üzüntüm senelerce ‘Kupa Beyi’ olarak anılan Galatasaray’ın 5 yıldır kupada final göremiyor olmasıdır, yoksa şu maçta olumsuzluklar tekrar yüzümüze dank etse de maç özelindeki çıkarımlar o kadar olumsuz değil. Caner Erkin’e ve Elano'ya bakmak bile yeterli şunu söylemek için…

Antalyaspor 2-1 Galatasaray || Geri Dönen Bu Kez Farklı...

Antalyaspor maçında net bir şey gördük ki o da Galatasaray bir kanat organizasyonu takımı. Galatasaray kanatlarda var oluyorsa skor ve oyun geliyor, eğer kanatların ikisi birden aksıyorsa orta saha zaafiyeti iyice netleşiyor ve takım rakibin teknik kapasitesinden bağımsız olarak oyunu rakibe teslim edebiliyor. Bu senaryoyu birçok kez gördük, bu maç da artık sağlamasıdır. Bir önceki Antalya deplasmanını çeviren üçlüden sadece Elano maçın son bölümünde sahadaydı, Keita ve Kewell takımda yoktu. Bekler değişmiş, defans liderliğine yeni bir isim soyunmuş, orta sahalar iyice formdan düşmüş, bunların üstüne takımın yeni santraforu da sakatlanmışken yapacak pek de bir şey kalmıyor. Maçın kupa maçı olması Galatasaray adına tek teselli, Arda Turan'ın attığı o gol belki de turu getirecek ancak bu maçın Galatasaray'a öğreteceği birçok ders olmalı.

Maç özelinde ilk problem kanat bekleriydi. Uğur Uçar bence yeterli bir bektir ama hiçbir zaman kanadını domine edecek cinsten bir oyuncu olmamıştır. Stoperden geçiş yaptı zaten bu bölgeye, altyapı fundementalı defans üzerinedir ki hücum açısından başta oyun bilgisi olarak üstüne epey koymuştur, bu bile büyük başarıdır onun için. Sol tarafta ön taraf işlemiyorken zaten ters ayaklı Uğur'un önündeki oyuncuyu harekete geçirmesi zor. Emre Güngör'ün bir bekten ziyade üçüncü stoper gibi oynadığını zaten gördük, henüz işini layıkıyla yapamıyorken hücumda var olmasını beklemek zaten saflık olur. İyi bir Emre Güngör'ün dahi hücuma yapabileceği en önemli katkı attığı isabetli uzun paslar olur, bindiren, önündekine alan açan bir bek değil Emre, iyi oynadığı zaman bile. Bu açıdan Uğur Uçar-Emre Güngör bekleriyle başladığınızda kanat akını insiyatifini ön bölgeye teslim etmiş oluyorsunuz.Şu haliyle Galatasaray'ın ekstra bir şeyler üretebilmesi ve skor alabilmesi için iki opsiyonu var. Birincisi duran top, ikincisi bireysel becerisiyle oyunu domine edip pozisyon üretebilen Abdul Kader Keita. İlkinden faydalanıp Arda Turan'ın çok şık son vuruşuyla zaten öne geçti Galatasaray, bu maçtan 1-0'la da çıkılabilirdi belki ama yine de hiçbir şey değişmemiş olacaktı. Bir kere orta sahada yenik düşünce topu rakibe teslim ediyor ve kendi oyununu oynamasına izin veriyor Galatasaray.

Sanılanın aksine iyi bir savunma hattı olduğunu düşünüyorum ben Galatasaray'ın. Bu kadar sık üçüncü bölgesine inilen bir takıma oranla aslında az pozisyon veriyor Galatasaray fakat rakip bitirince arıza çıkabiliyor işte. İlk golde Djiehoua'nın (ismini kim koyduysa tebrik ederim ayrıca) attığı enfes vücut çalımı ve net vuruşu, ikinci golde Necati Ateş'i senelerce seyretmiş biri olarak şaşırmadığım şahane bir gol vuruşu skoru Antalyaspor'a getirdi. Djiehoua'yı çok beğenirim, lig özelinde sağlam iş çıkartan bir oyuncudur fakat bu beceride gol atabilmesi için baya bir maç beklemek gerek, bunun Galatasaray'a denk gelmesi biraz şans. Kale önünden net pozisyonları harcadığını da biliyoruz, en son Fenerbahçe'yle oynadıkları kupa maçı gözümün önüne geldi şimdi. Uzun maratonda böyle maçlar oluyor işte, Beşiktaş gelip dört pozisyonu gole çeviremezken Antalyaspor benzer bir baskıyla yakaladığı ilk iki pozisyonda tabelayı ikileyebiliyor. Burda mühim olan skor değil iplerin rakipte olması.
Ortadaki üçlünün önemi büyük böyle bir sistemde, Galatasaray kadro yapısında da en kırılgan bölgenin orası olduğu artık bir sır değil. Bu üçlüden defansif orta saha da dahil olmak üzere en az ikisi formda olacak ki Galatasaray hücum yetilerini sahaya tam kapasiteyle yansıtabilsin. Bunun için gerekli olan ilk oyuncu formda bir Mehmet Topal. Son şampiyonlukta ismi en başa yazılması gereken oyuncuydu Mehmet, şimdi o günlerinden epey uzakta. Sakatlıklardan bir türlü yakasını kurtarabilmiş değil, kronik vaka olma yolunda ilerliyor. İstikrarlı bir Topal sahaya inerse Galatasaray takımı iki vites yukarı çıkacak ama bunu bekleyeli uzun süre oluyor. Sezon sonu gelecek yeni transfer Musa Çağıran'ı bu yüzden dört gözle bekliyorum, Mehmet Topal gibi o da takıma büyük farklılık katacak ve takım arkadaşlarının ön plana çıkmasını sağlayacaktır. Günümüzde futbol bu oyuncularla oynanıyor işte, Galacticos da Makalele olmadan iş yapmıyor. Acı ama gerçek...

Bugünün en önemli notlarından biri de Ufuk Ceylan'ın kaleye geçmesiydi belki. İlk golde biraz defans hatası, biraz da ters ayak üstünde yakalanmasından dolayı topu ağlarında gördü, ikinci goldeki insanüstü vuruşta yapacağı hiçbir şey yoktu belki ama benim Ufuk'a getireceğim eleştiri o değil. Mükemmel bir kaleci fiziği var Ufuk'un, refleksleri de iyi fakat sıkça kalecisine dönen bir takımda oynuyorken ve bunun bir sonucu olarak defansıyla ayaklarını kullanarak paslaşabilmesi gerekirken bu konuda yeterli olup olmadığından henüz emin olamadım ben. Eğer kaleye geçecekse problem yaşatabilir bu durum. Yine de üstünde ısrarla durulması gerektiğine inanıyorum, mevcut kadrodaki en potansiyelli kaleci olduğuna şüphe yok. Yerli bir kaleci şu tabloda hayat kurtarır, hele ki orta sahadaki ihtiyaç ben burdayım diye bağırıyorken...

Galatasaray 5-1 Denizli Belediyespor || Emre'nin Gecesi...

Havanın yağmurlu olması ve kupada turu pratikte atlamış olmak maç hakkındaki beklentileri fazlasıyla aşağı çekti. Rotasyonda yer bulamayan iki üç oyuncuyu Sami Yen'de görmek ve son dönemin formda oyuncusu Caner Erkin'i izlemek Sami Yen yolunu tutmuş taraftarların genel beklentisini oluşturuyordu. İlk 11'de Caner dışında özellikle izlenecek bir oyuncunun olmaması baştan hafif bir hayal kırıklığı yaratsa da 8. dakikadan itibaren başlayan goller maçı keyifli hale getirmesini bildi. Denizli Belediyesporlular belki de bu maça en iyi motive olmuş kişilerdi maçta ancak onların motivasyonu Galatasaray'ın bulduğu pozisyonları gole çevirmesiyle maç uygun bilet fiyatlarını değerlendirip Galatasaray'ı canlı izlemeye gelmiş insanları eğlendirme amacına büründü.

Maçta kaydadeğer notlar elbette vardı, başta Emre Çolak'ın profesyonel ligdeki ilk golleri olmak üzere. Arda Turan'ın Emre Çolak'ı bir kardeş gibi gördüğünü, kendi geçtiği yollardan onun da geçtiğini düşündüğünü zaten biliyorduk, bugün penaltıyı Arda'nın Emre Çolak'a attırması da bunun bir resmi oldu adeta. Maçı Kapalı Alt'ta izlediğimden tekrarlara da bakma lüksüne sahiptim, Emre Çolak'ın gol sevinci ve mutluluğu onun bu gole ne kadar çok ihtiyaç duyduğunu da anlatıyordu bence. Golden hemen sonra kazanılan frikikte de golün geleceği belli gibiydi, rakip defansın kafasının da yardımıyla Emre için unutulmaz bir gece oldu bu akşam. Performans olarak damga vurmasa da kariyerinde bahsedilecek maçlardan biri olacağı kesin Emre için.

Emre Çolak oyuna girene ve iki gol atana dek maçı heyecanlı ve eğlenceli kılan unsur Nonda'nın kaçırdığı gollerdi şüphesiz. Birçoğunuz katılmayacaktır belki ama Nonda kalecinin üstüne yaptığı iki son vuruş hariç kendi ortalamasının üstünde bir performans ortaya koydu bence bu gece, özellikle ikinci golde Arda'yla anlaşması ve topu çekişi muazzamdı. Kendine has topu çekip alan boşaltma hareketini bugün en az üç defa yaptı ve kendine pozisyon yaratmasını bildi ancak Nonda'nın hızlanma problemi olduğunu yeni farketmiş gibi davranmak ve bunun üstünden oyuncuya vurmak bence yersiz, Nonda zaten buydu. Bu gece pozisyon gereği hızlı davranması gerekiyordu birkaç kere, bunu da gösteremeyince dikkat çekti, hepsi bu. Milan Baros'un kesilip Nonda'nın oynatılması gerektiğini iddia edenler vardı bundan 3-4 ay önce, orda Nonda'nın rol oyuncusundan ötesi olmasının bu atletizmiyle mümkün olmadığını yazdık defalarca. Yine de değerli oyuncudur Nonda, rotasyonda faydalanılır sezon sonuna kadar. Frank Rijkaard'ın boşuna santrafor transferi istemediğini de görenler olmuştur belki.Maç içi övgü ya da yergi getirilecek fazla oyuncu yok, en azından algı değiştirecek bir durum olmadığını düşünüyorum. Caner'in formu sürüyor, Arda iyiydi, orta saha hala istenilen düzeyde değil. Elano'nun müthiş füzesi dışında pas ve şutlarında istediği isabet oranına ulaşamaması dikkatimi çekti, onun dışında tespit yapmayı gerektiren bir maç yoktu. 3'te 3 yaparak gruptan çıktı takım, Ankaragücü maçında daha ciddi bir rakibe karşı rotasyon oyuncularını görme şansını elde edebileceğimizi umuyorum, değerlendirme açısından da daha iyi bir fırsat olacaktır. Maçtan kalan ise Emre Çolak oldu daha çok. Gece onun gecesi...

Galatasaray-Denizli Belediyespor 1. Kapalı Bileti

Bildiğiniz gibi Avea'nın desteğiyle blogda Galatasaray'ın iç saha maçlarına Kapalı Üst bileti veriyoruz, bu hafta da devam edeceğiz. Toplamda üç bilet vereceğiz ama bu sefer farklı bir uygulama yapıp ikinci soruyu bilene bileti 1+1 verip arkadaşıyla gitme fırsatı tanıyalım dedik. İkinci soru yarın saat 19.05'te sorulacak, ilk bilet için soru ise aşağıda.

Bildiğiniz gibi Denizli Belediyespor, Denizlispor'un pilot takımı. Denizlispor'un U19 milli takımında forma giymiş bir oyuncusu da bu sezon Denizli Belediyespor'da forma giyiyor. 91 doğumlu bu oyuncunun doğum tarihini ve kiralık olarak forma giydiği diğer takımı eksiksiz olarak yazan ilk arkadaşımız Kapalı Üst bileti kazanmış olacak. Maç sonrası da Denizli Belediyespor özelinde değerlendireceğim ilk oyuncu da o olacak zaten. Cevapları bekliyorum...

Ek: Kazanan elma nikli arkadaşımız oldu yalnız niki itibariyle doğrulama şansımız şu an yok. Yarın geceye kadar profil bilgilerini açar ve belirttiği mailden bana ulaşırsa bilet kendisinindir, ulaşamazsa franchi biletin sahibi olacak. Yarın da 1+1 bileti vereceğiz, hazır olun...

Orduspor 0-3 Galatasaray || Caner...

Galatasaray adına son iki maça istediği kadrolarla çıkabilme imkanı vermesi dışında fazla da anlamı olmayan bir maçtı Ordu'da oynanan, zaten 5. dakikada gelen kırmızı kart da maçı iyiden iyiye yumuşattı. Takım da Caner'in soldan bindirmesiyle golü erken bulunca maçı bitirmiş oldu zaten. Galatasaray'ın klasikleşen problemini ilk yarı boyunca yine gördük aslında, pozisyon üretemedikçe futbol aklından uzaklaşan, rakibine teknik kapasitesince yapabilecekleri her şeyi yapma izni veren savunmasızlık baş gösterdi ve İrfan'ın çabalarıyla birkaç pozisyon da üretti Ordu. Galatasaray'ın da şutla sonuçlanmayan etkili pozisyonları mevcut ama o bütünlüğü Galatasaray adına göremiyorsunuz sahada, rakibin kapasitesinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken, köklü bir sorun bu. Bu maç özelinde ekstra söylenecek bir şey yok. O pozisyonlardan birisi gol olsa muhtemelen devre 1-1 biter, devre arasında biraz silkinip tekrar skoru alıp götürecekti takım, orda problem yok ama hedefleri kalite olarak dengi ve altındaki takımları yenmek olmayan bir takımın mutlaka çözemesi gereken problemlerin başında geliyor bu.

İkinci yarının ilk 10 dakikasını TBL All-Star'a daldığımdan kaçırdım, orda da gelen ikinci golle maç kopmuş. TRT.net.tr'den golü izledim, diğer iki golde olduğu gibi ikinci gol de Caner'in top sürmesi ve pasör kimliği ön planda. Yeteneğine oranla nispeten düşük beklentilerle gelmiş olması bence hem onun için hem de kulüp için bir artı oldu, bonservisi alınırsa büyük kazanç olacak Galatasaray adına. Maç kondisyonu çok farklı bir olgu, bir sporcu istediği kadar iyi çalışsın, düzenli maç oynamanın getirilerini sağlayamıyor kendi kendine. Caner Erkin'in kaydettiği aşama da bununla ilgili, rotasyona iyi bir giriş yapması hem defansın solu hem de orta saha için büyük yenilik getirecektir. Bu maç özelinde beni en çok sevindiren bu oldu açıkçası. Arda'nın da oyundan çıkana kadar başarılı bir maç çıkardığını söyleyebilirim, tepkisel ruh hali dışında.

Orduspor'da eski altyapı oyuncularından İrfan'ı izlemek de güzeldi, kendince iyi bir performans ortaya koyduğunu söyleyebilirim. 1-0'ken çok net bir pozisyon yakalamıştı, değerlendirse maça da etki edebilirdi. 10 kişilik bir takımı değerlendirmek ne kadar doğru, bilinmez ama geçen sene Bruno'nun yeteneğiyle ve son vuruşlarıyla iş gören Ordu'nun o role yeni bir oyuncu bulamaması takımı oldukça sıradanlaştırmış gibi gözüküyor. Bruno Ferreira Bank Asya kulüpleri adına birer transfer stratejisi belirlemek açısından muazzam bir örnekti. Orduspor'u da bu konuda defalarca övmüştük ama orda da arkasının gelmediği açık. Sezon başında iyi bir transfer daha yaptıklarını açıklamıştı Orduspor başkanı ama o laflar da havada kaldı göründüğü kadarıyla.

Bunlar dışında fazla söylenecek bir şey yok, dediğim gibi alınan net skor son iki maçta rotasyon farklılığı yaratması açısından önemli oldu, Denizli Bld. maçında Berkin Arslan başta olmak üzere genç oyuncuları görme şansımız olabilir. Benim de okulda kritik haftalarım olduğundan bloga ayırabildiğim zaman kısıtlandı, merak edenler varsa belirtmiş olayım. Zaman buldukça yazmaya devam edeceğim...

TRT'nin Spor Hamleleri: Bundesliga, Türkiye Kupası, ?...

TRT'nin Telekomla beraber yeni yayın ihalesine girmek için hazırlandığı artık bir sır değil, bu resmi ağızlardan da dile getirilir oldu. Dile getirmekle kalmayıp bu yönde adımlar atmaya da başladılar, Bundesliga yayın haklarıyla başlayan süreçte. Hatta buna İspanya Basketbol Ligi ACB'nin yayın haklarını bile katabiliriz. TRT'nin spor konusundaki bu girişimlerinin son halkası ise Türkiye Kupası oldu.

TRT, geçtiğimiz günlerde Türkiye Kupasının yayın hakkı için yıllık 17 milyon 100 bin dolar ödemeyi taahhüt etti. Türkiye Kupasının anlamı diğer alınan ihalelelere göre biraz daha farklı doğal olarak, bu direkt olarak yeni yayın ihalesine yönelik bir hamle. Rakipleri elbette olacak, başta yayın hakkının şimdiki sahibi Digitürk. Şansal Büyüka ve ekibi şimdiden ihale hakkında konuşmaya, "valla kurtarmıyor ağalar" ana fikirli, ihale bedelini makul bir düzeye indirmek için açıklamalar yapmaya başladı. 2001 yılındaki kriz ortamında ihaleyi alıp o günden bu yana devam ettiren, 10 yıldır çok farklı noktalara gelen futbolun gerisinde kalan, ticarethane mantığıyla yönetilen bir platform Digitürk, şu anki şartlarda kazandıklarını kazanamayacaklarını bildiklerinden isyanlarda olmaları kadar doğru bir şey yok.

Yayınları daha kişiye ulaştırma, pazarı büyütme amacı güden bir kurum olmadılar asla, tek bildikleri koparabildikleri kadar para koparabilmek. Aynı pakedi bir kişiye 55 tl'den izletirken diğerine 25 ytl'ye izleten bir kurumun benim gözümde bir saygınlığı yoktur, bu anlamda karşılarına ciddi bir rakip çıkmasına sevindim açıkçası. D-Smart da hazırlanıyor gibiydi ihaleye ama görünen o ki bu bedelleri karşılayacak durumları yok, olmasın da zaten. İki cümle önce eleştirdiğim Digitürk'ü D-Smart'a 10 defa tercih ederim, onu da söylemeden geçmeyeyim.

TRT cephesine dönelim tekrar. Açık söyleyeyim, bir devlet kanalının bu kadar yüksek maliyetli bir ihaleye hangi akla hizmet girdiğini ben anlayabilmiş değilim ancak yukarda bahsettiğim konular varken bu konunun etik yönünü deşmek konusunda pek hevesli değilim doğrusu. Etik midir, doğru mudur, bence değil ama madem giriyorlar, koşullarda bazı iyileştirmeler sağlayabileceklerse hoşgelmişler demek daha makul geliyor bana. Özellikle ligdeki her maçın yayınlanmasını sağlayabilirlerse çok büyük bir adım atmış olacaklar. Benim yeni ihaleden en büyük beklentim kulüplere aktarılacak payı kenarda tutarsak budur.

Şifreli-şifresiz yayın tartışması hala sürüyor ancak benim bu konudan pek umudum yok, şifresiz yayın olacağını pek sanmıyorum açıkçası. Olursa itiraz etmem tabii, o ayrı. Benim bildiğim kadarıyla ihaleye Türk Telekom ile ortak olarak girilecek ve finansman da ordan sağlanacak. Telekom'un sağlayacağı bir servis üzerinden yayın yapılır diye tahmin ediyorum. Yeni bir platform olacağından ilk yılında makul bir ücret olabilir, en iyimser beklentim bu fiyat anlamında. Gelişmeleri takip edeceğiz yıl boyunca, bence ligin kaderini çizecek olayların başında geliyor bu ihale. Bekleyelim, görelim...

Beşiktaş 4-2 Fenerbahçe || Kupa Beşiktaş'ın...

Orta saha, orta saha, orta saha. Futbolun şekil aldığı en önemli oyun bölgesi burası ve orta sahayı alan bir takımın kaybetme ihtimali oldukça azdır bu oyunda. 10 gün önce kendi sahanda yendiğin rakibe karşı dahi bu böyle. Mustafa Denizli sihir yaratma denemelerini bir kenara bırakıp Cisse-Ernst orta sahasıyla çıkınca Ernst vasat bir oyun ortaya koymasına rağmen orta sahada Emre-Selçuk ikilisine Tello, Yusuf ve kısmen Holosko'nun da yardımlarıyla üstünlük kurdular ve maçı alma yolunda en önemli eşiği geçtiler.

Volkan Babacan bugünün olay adamı birçok kişinin gözünde. Genç milli takımlarda onu takip etmiş biri olarak söyleyebilirim ki Volkan Fenerbahçe kalesine geçmesi sebebiyle böyle olmadı, zaten böyle bir kalecidir kendisi. İstanbulspor'da kiralık geçirdiği sezonu hatırlayanlar yediği gollerin absürdlüğünü bilenler için pek sürpriz değildi bu performans(lar). Zaman zaman maç alabilecek performans ortaya koyabilirken büyük çoğunlukla yan toplarda büyük zaafı olan, cepheden gelen şutlarda problem yaşayabilen bir kaleci Volkan ve bugünkü performansı ortalamasının da altında olunca Beşiktaş'ın zaten maç içindeki üstünlüğünü perçinleyen gollerde birinci dereceden sorumluydu bugün. Fenerbahçe'nin altyapıdan oyuncu yetiştirememesinin, yedek kulübesine koyabileceği başka oyuncu çıkaramamasının eseridir tamamen Volkan Babacan, Serdar Kulbilge gibi zaman zaman Volkan Demirel'i bile yedeğe itecek joker bir kalecinin gitmesine sebep olan da budur. Üstyapı kulübü olma işini fazlaca abartan bir kulüp Fenerbahçe, daha doğrusu tarihten gelen kulüp kültürüne baktığımızda böyle bir geleneği yok Fenerbahçe'nin. Altyapı çıkışlı olup da kadroda doğru düzgün bir yer edinebilmiş son oyuncusu Müjdat Yetkiner olan bir kulüpten söz ediyoruz. (Semih diyenleriniz olabilir ama o da altyapı çıkışlı sayılmaz tam olarak) Sorgulamaları gereken önemli bir problem daha Fenerbahçeliler adına.Beşiktaş'a dönelim tekrar. 10 gün önce yapamadıklarını yaptılar demiştik, üstelik karşılarındaki Fenerbahçe maçı kazanmak adına daha istekli ve ideal 11'ine çok daha yakındı. Cisse-Ernst ikilisiyle göbeği kapatmaları dışında Tello-Yusuf-Holosko üçlüsünün topu üçüncü bölgeye taşıyabilmesi etkili pozisyon bulmalarını sağladı maç boyunca. Bobo da bugün neden bu ligin en iyi forvet oyuncularından biri olduğunu bizlere kanıtlayan bir performans ortaya koyması Beşiktaş'a 4 gollü bir galibiyet kazandırdı. Bobo gerçekten önemli bir oyuncu, eğer onu oyunun içinde tutabilirseniz size maçı da sezonu da kazandırabilecek bir adam. Beşiktaş onun Brezilya milli takımı daveti sonrası motivasyonsuzluğuna bir çözüm bulmalıdır, Carew'de, Kleberson'da başlarına gelenin tekerrür etmesine izin vermemelidir. Benim bir futbolsever olarak söyleyebileceğim bu.

Tello'ya özellikle değinmek istiyorum. Son dönemde Yusuf fazlaca ön plana çıksa da bu sezon benim MVP adayım o olurdu Beşiktaş'tan. Bir Galatasaraylı olmamdan mı kaynaklanıyor, bilemiyorum ama kendi takımımda gördüğüm eksiklerin büyük çoğunluğunu bertaraf edebilecek bir oyuncu Tello ve Beşiktaş eğer büyük bir hata yapıp onu gönderme gafletine düşerse bunu çok daha iyi anlayacaktır. Saha içindeki insanüstü performansını bir kenara koyalım, sadece duran top kullanması bile sizi Türkiye'de rakiplerinizin iki adım önüne koyuyor. Alex için yıllarca konuşuldu bu ama Tello çok daha iyi bir duran top kullanıcısı benim gözümde. Ayrıca takımın durumuna göre çok farklı bölgelerde oynatabileceğiniz bir alternatif olması da önemli. Salih'in Tello teorisine katılanlardanım ben, bu anlamda çok iyi bir ofansif bek oyuncusu olabileceğini düşünüyorum Tello'nun. Ön bölgede de verimli olabildiğini söylemeye gerek yok zaten, şut tehdidiyle olsun, ara paslarıyla olsun her zaman dikkat edilmesi gereken bir adam. Beşiktaş şampiyonluğa ulaşırsa da bence en büyük pay sahiplerinden biri o olacak.

Fenerbahçe son hedefine de büyük bir hüsranla havlu attı, onlar için yapılacak tek şey iki günlük yasın ardından yeni yapılanmaya odaklanmak. Onu bol bol konuşuruz ancak son sözlerim Türkiye Kupası ve Fenerbahçe özelinde olsun istiyorum. Benim sözlerim ne kadar ciddiye alınır bilmem ama Boston Redsox'ın 86 yıllık şampiyonluk özlemine çok benzetirim Fenerbahçe'nin kupa lanetini. 2004 yılında bu özleme son verdiklerinde yanlış hatırlamıyorsam bir taraftarın şöyle bir sözü vardı.
"Ben bugün üzüntülüyüm aslında. Biz bugüne kadar kazanamamışların en iyisiydik, şimdi kazananların en kötüsüyüz!"
Fenerbahçe kupası alsaydı (ki bir gün alacaktır elbette) bir süreliğine mutluluk getirecekti bu belki ama önemli bir motivasyonu da kaybedilecekti bir anlamda. Zaten Dünya genelinde zayıflayan kupa kültürünü de düşününce Fenerbahçe'nin Türkiye Kupasını alamıyor olması bu işi zevkli kılan en önemli detaylardan. Ben kaybolmasını istemiyorum en azından. Boston Redsoxlı arkadaşa kulak verin derim ben Fenerbahçelilere...

Alakasız Ek: Yenilsen de Yensen de'nin 3. ve 4. bölümlerini yakında alacağım, o yüzden özet geçmedim bu hafta. Birkaç gün daha sabır. :)

Fenerbahçe 3-1 Sivasspor

Yazıya ilk önce Beşiktaşlı arkadaşlardan özür dileyerek başlayayım, dünkü maçı izleyemedim dışarda olduğum için. Lig maçını da atlamıştık, uzun süredir maç yazısı yazmıyoruz Beşiktaş'la ilgili, o sebeple not düşeyim dedim.

Bu maçta teknikten, taktikten önce konuşulması gereken bir şey varsa bu kesinlikle Deniz Barış olmalı. İlk yarıda kaçırdığı youtube'a düşesi gol pozisyonundan sonra ayağa kalkıp görevini layıkıyla yapan, bir de bunun üstüne şahane bir gol atan Deniz Barış. Galatasaray'da oynamayıp da büyük saygı duyduğum ender yerli oyunculardandır Deniz, sebeplerini hepimiz biliyoruz zaten. Yaşadığı büyük acı sonrası çocuklarına tek başına bakan, o ruh halindeyken toparlanıp futbola dönüş yapan ayakta alkışlanası bir adamdır Deniz Barış.

Fenerbahçe ilk yarı daha net pozisyonlar bulsa da gerek beceriksizlik, gerek de Petkoviç'in doğru pozisyon alması sebebiyle skoru lehine çeviremedi. Deniz'in pozisyonu 10 yılda bir olacak cinstendi, onu bir kenara koyalım ama Alex'in attığı şahane pasta Deivid'in kaçırdığı pozisyon affedilecek cinsten değil hani. İkinci yarı oyun biraz daha dengelenmişken Deniz'in attığı gol Fenerbahçe'nin tam anlamıyla içinde anka kuşunu ortaya çıkardı. Her zaman söylüyorum, Fenerbahçe çok iyi bir kontra atak takımı ve rakip gol atmak zorunda olduğunda gerçek potansiyeli açığa çıkıyor. Geçen seneki Avrupa başarısının altında yatan temel sebeplerden biri, hatta en önemlisi buydu. Sivasspor ise bunun tamamen tersi, geriye düştüğü zaman işi kadere kalmış bir takım görüntüsüne bürünüyorlar, herhangi bir B planları yok kesinlikle.
Deniz'in hemen ardından bir karambol pozisyonunda sakatlıktan dönen Edu'nun golüyle 2-0'ı da yakalayınca iyice açıldı Fenerahçe, alan daraltmaya, rakibi top kaybına zorlamaya, boğmaya başladılar. Bir de ufak bir ayrıntı, Edu'nun attığı golde Lugano'ya yapılan bir de penaltı var aslında orda, hem gol hem penaltı yani! Faruk Bayar'ın kanadında bakteri gibi ürüyordu bir ara Fenerbahçeli futbolcular, dört tane Fenerbahçelinin kendi aralarında topu kim alacak diye ambale olduğu bir anı gördüm, her şeyi özetliyor zaten.Bülent Uygun da Fenerbahçe'nin bu oyunu yeterli değilmiş gibi Sivasspor'un bütün umutlarını bitirecek bir hamleyle sistemin merkezi Mehmet Yıldız'ı oyundan alıp orta sahada yardımcı eleman rolündeki Onur'u oyuna soktu. Ancak Bilica pek hocası gibi düşünmüyordu, ağızları açık bırakacak bir gol gönderdi Fenerbahçe filelerine. İlk bakışta baraja çarpıp oraya gitmiş gibi gözükse de akıl almaz bir dış falsoyla üst köşeye giden bir şut çıkarmış Bilica, Tsubasa'dan fırlamış gibiydi adeta.

Gol sonrası Şeref Tribünü cenaze evi görüntüsüydeydi daha çok, bunu rakibe saygı adı altında geçiştirsek de esas vurucu sahneyi 3 dakika sonra görecektik. Fenerbahçe Deivid'le golü bulduğunda Mecnun Odyakmaz'la Aziz Yıldırım'ın bir göbek atmadığı kaldı, kahkahanın biri bin para! Mecnun Odyakmaz'ın gözlerinin içi gülüyordu resmen. Şimdi bunları söylüyoruz ama yarın kendisi çıkar, herkes benim nasıl bir adam olduğumu biliyor, hede hödö diye bir açıklama yapar, medyadaki herkes de tanırım, iyi çocuktur minvalinde geyikler çevirirler. Yemiyoruz artık bunları, haberiniz olsun.

Bir lafım da Musa Çözen'e. Allah aşkına, kim o beyaz saçlı adam, kim o bıyıklı insan! Amcan mı, dayın mı, kardeşin mi?! Her golde aynı kişileri göstermekten ne zevk alır bir insan, resmen göz zevkimizi bozdu adam. İşiniz gücünüz tribündeki kadınları taciz etmek, eşi, dostu çekmek. Kitap okumadığı gurur duyma vesilesi olarak belirlemiş bir insandan daha kaliteli bir iş beklemek zaten abes olurdu.

Sivasspor 1-1 Galatasaray || Sivasspor Yarı Finalde...

İyi bir maç oldu, özellikle maçın normal süresini göz önüne alırsak. Sivasspor 0-0'ın avantajını elinde tutma, Galatasaray ise erken bir gol bulup iç sahada yedikleri golün dezavantajını bertaraf etme peşindeydi. Maçı Sivasspor Kamanan'la etkili bir başlangıç yapsa da 5. dakikadan sonra oyun dengelendi, 8. dakikada ise Galatasaray Arda Turan'la golü buldu. Fırsatçılığı ve son vuruşuyla Arda golü yarattı diyebiliriz. Topu doğru yere çekemese muhtemelen golle sonuçlanmazdı o pozisyon.

Galatasaray'ın golü erken bulması seçenekleri de Galatasaray lehine çevirmişti aslında. Sivasspor gol bulmak zorundaydı, bu da Galatasaray'ın daha net fırsatlar bulabileceği anlamına geliyordu. Takım skoru tutmayı başarabilse 2. golü bulup Sivasspor'un gardını düşürebilme şansına sahipti. Takım da bunun farkında olmalı ki rakip sahaya yerleşmekten çok topun arkasına geçip ayağa paslarla pozisyon üretmeye çalıştılar ancak galibiyeti korumayı başaramadılar, 30. dakikada planları bozan oyuncu Kamanan'dı. Mehmet Topal'ın pas hatasını iyi değerlendirip haftasonu 4 büyüklerin maçlarında izlediğimiz gollere nazire yaparcasına bir gol attı Fransız oyuncu. Topal'ın hatası yadsınamaz burda ama gol vuruşunun da hakkını vermek lazım. Aynı Kamanan ilk yarının son saniyesinde boş kaleye kaçırdığı golle durumu dengeledi gerçi, yine de bu jeneriklik gole şapka çıkarmak gerek.

Galatasaray tarafından bakarsak bugünün en iyisi tartışmasız Mehmet Güven'di. Oyunu görüşü, pasları her zaman iyiydi zaten Mehmet'in, eksik olan oynadığı bölgenin getirdiği sorumluluklar olan rakibi yıldırma ve top kapma konusundaki yetersizliğiydi. Bu maçta işini çok iyi yaptı, bölgesine gelen topların hepsini topladı, top çaldı, mücadele etti. Bunların yanında etkili şutlar da gönderdi rakip kaleye. Bir orta saha oyuncusu böyle olmalı dedirtti seyredenlere. Eminim ki ona karşı ön yargısı olan bir çok kişi bu performansı görmezden gelecektir ancak Mehmet Güven'in bu sene aşama kaydettiği, geçen senelere göre daha verimli oynayabildiğini gözden kaçırmamak lazım. Devamını getirmesini bekliyoruz Mehmet'ten.

Mehmet dışında değinmemiz gereken bir diğer isim Emre Güngör ancak onun için iyi şeyler söylemek pek kolay değil. Özellikle ilk yarıda bölgesini savunmakta büyük zorluklar yaşadı, Kamanan ve Musa oradan çok net pozisyonlar çıkardı. Musa o golü iyi ki kaçırmış diyorum, yoksa Emre Güngör'ün kariyerine ciddi şekilde etki edeblirdi o gol. Bunun yanı sıra hücumun tek yönlü oynanmasının sebebi de oydu, bir ara Sivasspor sağ tarafı bomboş bırakmasına rağmen bindirme gelmeyince bir çok Galatasaray atağı dar alana sıkıştı. Emre Güngör iyi bir stoper ama asla iyi bir sağ bek olamaz, bunu bugün gördük. Bugün orda defansif yönde sıkıntı çekse de bir Sabri Sarıoğlu olsaydı muhtemelen maçın skoru daha farklı olacaktı. Serkan Kurtuluş da tercih edilebilirdi ancak Skibbe'nin belli bir rotasyonu var ve o oyuncuların dışına çıkmak istemiyor kendisi.

Sivasspor'da Kamanan çok etkiliydi, bunun dışında göze çarpan bir oyuncu yoktu. Arda'nın golünde büyük hatası olan İbrahim Dağaşan maç içinde daha iyiydi, Mehmet Yıldız da ara ara iyi toplar indirdi arkadaşlarına. Galatasaray'a karşı ortalama oyunun oldukça altında oynuyor Mehmet, bunda Emre ve Meira'nın onu sürekli kontrol altında tutmasının büyük payı var. Geçen sene de dahil izlediğim hiçbir Galatasaray maçını domine edemedi Mehmet, bu da onun hakkında kafamda soru işareti oluşturan verilerden biri. Yine de Türkiye'nin sayılı forvetleri arasında bana göre, ona diyecek sözüm yok.

Galatasaray'ın turu kaybetmesinin nedeni 1-1'i yeterli görmesiydi. Arda Turan'ın ilk yarının sonlarından itibaren gevşeyen oyunu, sağ tarafta takımı hücumda sürükleyecek bir oyuncunun olmaması gol bulmayı zorlaştırdı ama Ümit ve Nonda'nın boş kaleye topu iteleyemediği pozisyonu gözden kaçırmamak lazım. 2005 sonrası Galatasaray Türkiye Kupası'nda yarı finalin ötesini görebilmiş değil, 4. sene oldu bu.

Bu sene Türkiye Kupasının ekstra bir önemi de var çünkü UEFA Kupası mücadelesi geçen senelere göre çok daha çetin geçecek gibi gözüküyor, oynanacak bir Türkiye Kupası finali kısa yoldan bir Avrupa bileti anlamına gelebilir. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın büyük ihtimalle turu geçeceğini düşünürsek Sivasspor'la beraber zorlu bir yarı final serisi izleyebiliriz...

Fenerbahçe 1-0 Bursaspor

Bugün ben de mi bir şey var bilmiyorum ama bir türlü konsantre olamadım maçlara. Aşırı dozda Fortis Türkiye Kupası almamak lazım, o anlaşıldı. Fenerbahçe çok zorlamamakta, Bursaspor ise kabul edilebilir bir skorla evine dönmekte kararlılardı.

Fenerbahçe'nin golü kornerden ön direğe yakın bölgeye kesilen kavisli bir ortadan geldi klasikleşmiş bir biçimde. Deivid bu kafa vuruşlarını iyi yapıyor ama Vederson'un hakkını teslim etmek lazım. Alex'siz de gayet iyi duran top organize edebiliyor Fenerbahçe, bu çok büyük bir avantaj. Aldığı kavisle, hızıyla mükemmel bir korner atışıydı. Bize karşı attıkları ilk golde korneri kullanan oyuncu da Deivid'di hatırlarsanız, alternatifi çok bu açıdan.

Oyunun genel hakimi Fenerbahçe'ydi. Skor benzer olmasa da ligdeki Bursaspor maçından hallice geçti diyebiliriz bu maç için. Carlos'un form grafiğinde bir yükseliş var son maçlarda, içeri kestiği orta sayısında ciddi bir artış var. Sözleşme yenilemesiyle alakası var mı, bilmiyorum artık. Kazım-Gökhan ikilisinin oynadığı her maç gibi bu maçta da sağ tarafı etkili değildi Fenerbahçe'nin, daha çok Emre ve Deivid'le göbekten delme çabası içindeydiler Bursaspor defansını.

Bursaspor'a baktığımdaysa gol atmak bir planları yok gibiydi. Forvet oyuncuları çoğunlukla orta sahada sırtları kaleye dönükken topla buluşabilme şansı buldular. Bir ümit Young-Rok'u seyrederiz belki dedik ama onu da Ertuğrul hoca sokmadı. Volkan Şen iyi top taşıyan bir oyuncu ama doğru yerde doğru pası verme konusunda ciddi sıkıntıları var. Halil de yedekten gelip sıkça forma şansı bulan bir oyuncu. Ben ise ne tür bir yeteneği olduğunu çözebilmiş değilim henüz, var bir kerameti herhalde. Bir de Kirita vardı dikkat çeken, uzun süreli bir sakatlıktan döndü yanılmıyorsam. Pek formda gibi gelmedi bana, topların çoğunu doğru kullanamadı ve Fenerbahçe defansına teslim etti. Bursaspor'un Fenerbahçe orta sahasına karşı koyamayışında Kirita'nın büyük payı olduğunu düşünüyorum.

İkinci maç Bursa'da ama bence turu atlayan taraf büyük ölçüde belli. Bu oyun yapısıyla Fenerbahçe'den gol yemeden kazanacak bir görüntü vermiyor Bursaspor. Diğer maçta Shin Young-Rok'u seyredebilsek bari...

Antalyaspor 0-2 Beşiktaş

Açıkçası dünkü Galatasaray-Sivasspor maçındaki mücadeleyi, tempoyu, sertliği gördükten sonra bu maçın aynı statüde oynandığına inanabilmek güç. Sahadaki futbolculardan çok ben mücadele ettim maçı tamamlayabilmek için.

Kupa şampiyonluklarının önemini yitirdiğini biliyoruz elbette ama bizdeki durum bundan daha farklı. Diğer ülkelerde de zirve mücadelesi yapan takımlar kupaya angarya gözüyle bakıp rotasyonda olmayan ve form tutması gereken oyunculardan kurulu kadrolarla çıkabiliyor, bunu bir yere kadar normal kabul edebiliriz. Ancak bizde büyük takımlardan çok diğer takımlar kupa maçlarını bitse de gitsek hissiyatıyla oynuyor. Para ödülü, UEFA bileti vs. falan dendi ancak bunların pek ilgi çekici olmadığı kesin. Çok şey de istemiyoruz aslında, en azından ortalama bir lig maçı havasında geçse şu maçlar o da yeter.

Maçı tamamlayabilmenin en önemli sebebi Antalyaspor'daki bir oyuncuyu takip etmemdi, o oyuncu da Hakan Özmert. Sakaryaspor çıkışlı bir oyuncudur kendisi, o dönem de elimden geldiğince takip etmeye çalışıyordum. Şu sıra pek moda bir deyim olan çift yönlü orta saha olabilecek tipte bir oyuncu. Pas dağıtımı, şutları, vücuduyla topu iyi perdelemesi üst seviyede. Bu meziyetleri İstanbul'da forma bulabilmesi için yeterli olup olmadığından şu an için emin değilim çünkü gördüğüm kadarıyla Antalyaspor'da yeterli süreler alamıyor ama kesinlikle takip edilmesi gerekiyor Hakan'ın. Ona benzer bir şekilde Bank Asya'da çıkış yapıp Antalya'ya gelen bir diğer oyuncu Abdullah da sonradan oyuna girdi ama onda o ışığı göremiyorum açıkçası.

Beşiktaş'ta dikkat çeken oyuncuların başında şüphesiz Bobo geliyor. Bana göre ligin en komple golcülerinden, Galatasaray'da görmek isterdim kendisini. Beşiktaş'ta forma bulamamasına mantıklı bir açıklama getirebilmiş değilim. Santander ve Pana'nın ona talip olduğu konuşuluyor, forma şansı bulamamaya devam ederse yurtdışına transferini isteyecektir muhtemelen. Gelişimini Türkiye'de tamamlamış, bu performansıyla Brezilya milli takımına seçilmiş bir oyuncuyu Türkiye'ye geldiğine pişman etmeden gönderebilseydi keşke Beşiktaş yönetimi.

Erkan Zengin de ilk defa forma şansı buldu son 10 dakikada. Et mi balık mı çözebilmek mümkün değil elbette son 10 dakikada, hele böylesine amaçsız bir maçta. Benim dikkatimi çeken 9 numaralı formayı almış olması. Bu kadar mı önemsiz artık bu numaralar, 9 numara ya da 10 numara giymek bu kadar ucuz mudur? Değişik numaralar alınabilmesine karşı değilim ama bazı numaralar da anlamını kaybetmemeli; 3-7-9-10-11. Bu numaralar özel oyunculara verilmeli, devre arasında 6 aylığına kiralanan bir oyuncuya değil.

Beşiktaş tur biletini aldı Antalya'dan, diğer maç tamamen antreman havasında geçecek gibi. Sıradaki maç Fenerbahçe-Bursaspor, umarım o maçta dişe dokunur bir futbol izleyebiliriz...

Türkiye Kupası Çeyrek Final Haritası

Sevgili Bill Turianski yine güzel bir çalışma yaptı Türkiye Kupasıyla ilgili. Benim bildiğim çok daha detaylı bir çalışma olacaktı ama sitesinde de belirttiği gibi bir problem yaşamış. Türkiye ligi ve futboluyla gerçekten yakından ilgilenen bir arkadaş kendisi. Bill Turianski'nin Türkiye ile ilgili diğer çalışmalarına şurdan ulaşabilirsiniz.

Teşekkürler (Thanks) Bill...

FTK Çeyrek Final Kuraları

Grup bölümü sona erdi kupada, Gaziantepspor'un dışarda kalması dışında pek bir sürpriz olmadı. Bir de Manisaspor'un devam edebileceğini düşünüyordum, onları da Alanyaspor'un ekstra performansı engelledi. 8 Süper Lig takımı çeyrek finallere yükselmiş oldu böylece.

Yine, yeniden bir kura rezaleti yaşadık bugün.. Dünya üzerinde eşi benzeri görülmemiş garip bir uygulama var bu düzenlemede. Birinci olmanın hiçbir anlamı yok, kendi grubundan çıkan takımla eşleşme hususunda hiçbir kısıtlama yok, tam anlamıyla bir keşmekeş yani. Madem herhangi bir avantajı yok bu durumun, grup statüsünün ne anlamı var peki? 5li grup statüsü zaten sorundan başka bir getirisi olmayan garip bir düzenleme, Avrupadan kopyalayacak bula bula bunu mu bulduk diyesi geliyor insanın. Sürekli eleştiriyoruz ancak değişen bir şey yok. UEFA Kupası statüsünün değişmesi belki bir anlam ifade eder gelecek seneler için, doğru düzgün bir statüyü akıl edemeyenler bari kopyalamayı düzgün bir şekilde becerebilseler!

Eşleşmelere baktığımızda şüphesiz en dikkat çekici olanı Galatasaray-Sivasspor eşleşmesi. 15 günde üç kez karşılaşacak bu iki ekip, NBA serisi gibi olacak daha çok. Hava şartları Galatasaray adına en büyük çekince ancak çok da abartmamak lazım. Eşleşmenin ilk ayağı Sami Yen'de olacak, o maça konsantre olup diğer maçı nispeten daha yumuşak geçmesini sağlamak takımın elinde. Sürekli aynı rakiple oynamak da ilginç bir deneyim olacaktır, en azından biz izleyiciler adına.

Diğer eşleşmelere bakarsak A ve D gruplarının liderlerinin ikincileriyle eşleşmesi dikkat çekiyor. Beşiktaş Antalyaspor'la, Fenerbahçe Bursaspor'la oynayacak çeyrek finalde. Küme düşmeme mücadelesi veren Denizlispor ile zirveyi zorlayan Ankaraspor'un eşleşmesi de ilginç olacak. İki takımda da izlenmesi gereken oyuncular var, izlemek lazım. Tabii yayınlanırsa...

Galatasaray 4-2 Malatyaspor

Galatasaray için yılın en rahat maçı olmaya adaydı Malatyaspor, beklendiği gibi geliştiğini de söyleyebiliriz. Bu galibiyetle Türkiye Kupasında grubu 10 puanla lider bitirdi Galatasaray.

Temposuzluk maçın başından beri kendini gösteriyordu, resmi bir maç görüntüsünden uzak bir oyun vardı sahada. Maçı benim için anlamlı kılabilecek tek detay Alparslan Erdem, Serkan Kurtuluş, Mehmet Güven, Semih Kaya gibi oyuncuları sahada görmek olabilirdi ancak onlar da maçın büyük bölümünü kenarda geçirdiler. Bir tek Aydın Yılmaz vardı muadilleri olarak.

Arda Turan, Arda Turan, Arda Turan. Türkiye Liglerinin açık ara en iyi oyuncusu bana göre. Bugün de şahane bir oyun izletti bizlere, bu amaçsız maçı izlenebilir kılan oyuncuların en başında geliyordu. İki sene önce A takımda forma şansı bulduğunda muhteşem bir çıkış yapmıştı ancak birçok eksik özelliği de vardı aynı zamanda, başka fiziği olmak üzere. Türk futbolunun kısır döngüsünden kendini sıyırıp gün be gün kendisi geliştirmeye devam etmeye devam ediyor. Katılmayanlar olabilir ama bana göre çoktan Premier Lig seviyesine geldi Arda Turan. Galatasaraylılar olarak onu seyredebiliyor olmanın tadını çıkarmaya bakalım zira bu gidişle Aslantepe'de geçireceği bir sezondan sonra onu John Motson'dan dinleyebileceğiz ancak.

Sahada oynanan oyun teknik analizine girecek kadar derin değildi, o yüzden bu seferlik işin magazin yönüne bakalım. Emre Güngör'ün Pascal Nouma'dan hallice performansı bu açıdan gözden kaçacak gibi değildi. İkinci yarının ilk 10 dakikasını kaçırmıştım, geldiğimde Emre Güngör atılmıştı çoktan. Ne ara girdin, ne ara çıktın Emre?

Diğer belki de en önemli detay Semih Kaya'nın ilk resmi maçına çıkmış olması oldu. Gönül isterdi ki daha uzun bir süre izleyebilseydik onu, buna da şükür. 87. dakikada girmesine rağmen güzel bir kafa vuruşuyla dikkatleri üzerine çekmeyi bildi Semih. Tribünlerden yükselen Semih Kaya tezahüratı da hoştu.

Aslında maçtan bir kare yerine De Sanctis'in kürklü fotoğrafını koyacaktım ama bulamadım malesef. İtalyan olduğu belli ediyor Morgan...

Türkiye Kupası 3.Tur Panorama

Gruplarda 3. maç haftası geride kaldı. UEFA Kupası'nın arızalı statüsünden uyarlanma bir sistemimiz olmasına rağmen ilk iki takımın yükselmesi sebebiyle kimlerin yükseleceği, kimlerin şansı olduğu yavaş yavaş belli olmaya başladı.A grubunda Beşiktaş ve Gaziantepspor'un çeyrek finale yükseldiğini şimdiden söyleyebilriz. Antalyaspor'un az da olsa bir şansı var ancak bunun gerçekleşmesi için Antalyaspor'un iki maçını da kazanması, Gaziantepspor'un iki maçını da kaybetmesi gerekiyor. A grubunda en önemli soru grup liderinin kim olacağı gibi gözüküyor. Bunu belirleyecek olan maç ise Gaziantepspor-Beşiktaş maçı olacak. Beşiktaş'ın liderliği garantilemesi için kazanması gerek ancak beraberlik de büyük ölçüde yeterli olacaktır. Bu durumda Gaziantepspor'un lider olabilmesi için Antalyaspor deplasmanından 3 farklı galibiyetle dönmesi gerekecek.

A grubunda beni heyecanlandıran esas takım Gaziantep BB idi ancak Beşiktaş'la olan maçlarını canlı izleme fırsatı bulamadım. Trabzonspor'la olan maçları umarım canlı yayınlanır.
B grubunda yükselme hesapları yapan birden fazla takım var. Galatasaray hem Kayserispor'u hem Altay'ı son dakikalarda bulduğu gollerle mağlup ederek çok kritik puanlar aldı aslında. Eğer bu maçlardan birinde beklenmedik bir sonuç çıksa tablo şu an daha karışık olabilirdi ancak Galatasaray'ın son maçının iç sahada Malatyaspor'a karşı olması işini bir hayli kolaylaştırıyor.

İlk iki için diğer iddialı adaylar Ankaraspor ve Kayserispor. Altay 65 dakika önde götürdüğü Galatasaray maçını kazanabilse muhtemelen çok daha iddialı bir konumda olacaklardı ama işleri artık zorlaştı. Bu grubun en önemli maçı Kayserispor ile Ankaraspor arkasında oynananacak. Kayserispor'un son maçı bu, Ankaraspor deplasmanından üç puan çıkarmak zorundalar. Aksi bir sonuçta şansları yok denecek kadar azalıyor. Geçen senenin kupa galibi zorda anlayacağınız.En çekişmeli grup C grubu diyebiliriz sanırım. Denizlispor'un bir adım önde olduğu, Manisaspor ve Sivasspor'un aynı averaj ve puanla ikinciliği paylaştığı bir tablo var şu an. Denizlispor puan olarak iki rakibinden önde de olsa büyük bir fikstür dezavantajı var. Grupta oynayacakları son maçın Sivasspor deplasmanı olması hesaplarını bozuyor. Sivasspor da bu maça güveniyor muhtemelen, alacakları bir galibiyet onları Denizlispor'un üstüne çıkarmaya yetecek.

Manisaspor ise bence bu takımlar içinde şansı en yüksek ekip. Alanyaspor'la oynayacakları bir maç var, ardından Sivasspor'u kendi sahalarında konuk edecekler. Sivasspor, Denizlispor maçıyla kaderini çizmiş olacak son maça kadar. Alanyaspor'dan da 3 puan alacaklarını varsayarsak grubun en iddialı takımı konumuna geliyorlar. Çeyrek finallerde bir Bank Asya takımını izlemek ilginç olacak.
D grubunda da çeyrek finale yükselecek takımlar belli gibi. Fenerbahçe'yle Bursaspor büyük ihtimalle ilk iki sırayı alıp grup bölümünü tamamlayacaklar. Bursaspor'un son maçı kendi sahasında Tokatspor'a karşı. Fenerbahçe'nin kalan maçları ise Tokatspor ve Eskişehirspor'a karşı.

Ankaragücü, Eskişehirspor'dan farklı bir galibiyet alırsa ufak bir şansı olabilir ancak orda da Bursaspor'un fikstür avantajı devreye giriyor. Oldukça zor durumdalar zaten, Türkiye Kupasını düşündüklerini de pek sanmıyorum. Eskişehirspor'un iddialı olabilmesi için hem Fenerbahçe'yi hem Ankaragücü'nü yenmesi gerek, oldukça zor bir fikstür...

Altay 1-2 Galatasaray

Son ana kadar seyirciyi kendine bağlayan bir maça sahne oldu İzmir. Galatasaray için fiziksel olduğu kadar psikolojik anlamda da yorucu bir maç oldu. Maçı stadyumda seyredenler de mücadeleden büyük keyif almıştır. Fahiş bilet fiyatları da düşünüldüğünde en çok onlar hakediyordu bu galibiyeti.

Beklenenin aksine kaledeki değişiklik hariç tamamen rotasyon oyuncularına yer verdi Michael Skibbe. Lincoln'ün yerinde Ümit Karan vardı sadece. Ben böyle tercih etmezdim muhtemelen ancak Skibbe'ye de fazla kızmamak lazım. Malatya maçına rahat çıkıp deneylerini oraya bırakmak istemiş olabilir. Ayrıca tribünlerdeki 50 bine yakın seyirci için de iyi oldu bu tercih.

İlk yarıyı özellikle de son bölümü domine eden takım Galatasaray'dı ama ender gelişen ataklarından birinde şahane bir vuruşla sonuca gitmeyi bildi Altay. Şehmus Özer'i hakikaten tebrik etmek gerek, üst düzey bir vuruş yaptı. Bu kadar üstün olduğu bir ilk yarıyı geride kapatmak oyuncu psikolojisi için oldukça zor bir durum. Arda Turan özellikle son bölümde sazı eline aldı, sağ tarafta İsa'yı zorlanmadan ekarte etti her pozisyonda. İki net gol pası da çıkardı ama kaleye gitmedi top. Bir de kendi vurduğu top vardı ancak seri çalımlardan sonra düzgün şut atacak vücut pozisyonunu alamamıştı, orda pas verebilse çok daha etkili bir pozisyon olabilirdi. Trafik kazası geçiren bir oyuncu için fazlasıyla iyi bir performans.

İkinci yarıda ilk yarı kadar boğucu bir oyun ortaya koyamadı Galatasaray, pozisyonlar olsa da oyunun merkezi Altay ceza sahasından oldukça uzaktı. Bunda Arda Turan'ın ilk yarıdaki etkinliğinde olmamasının payı büyüktü. Diğer kanatta da hücumu sürükleyecek bir oyuncu olmayınca zorlanmaya başlaması doğaldı takımın. Altay'ın ise hücum anlamında düşündüğü tek aksiyon şişirilen toplarda Tiago Bezerra'nın hızından faydalanmak olunca Galatasaray kalesine gelmekte dahi zorlandılar. Tiago demişken belirtmek lazım, ben hem hızını hem tekniğini beğendim Tiago'nun, Süper Lig seviyesinde tutunmaması için hiçbir sebep yok. Anlık da olsa etkili olduğu pozisyonlar vardı. Genellikle Servet'le birebir kalması fiziken ezilmesine yol açtı, o da doğaldır. Servet Çetin bu ligin en kuvvetli stoperi sonuçta.

Ümit Karan'ın yerine oyuna giren Yaser müthiş bir kafa vuruşla beraberliği getirdi takıma. Aynı kafa vuruşunu bir kez daha denemişti, ikincisinde golü getirmesini bildi. Ümit Karan'ın formsuzluğu devam ediyor, bir-iki yararlı pas atmayı başarsa da her zamanki gibi savruk, top kontrolü olmayan, yanlış tercihler yapan bir görüntüdeydi bugün de. Bu haliyle bırakın ilk 11'i, yedekteki yerini bile terk etmek zorunda kalabilir. Ferdi ise çekingen ve top olmaktan korkan oyunuyla rotasyonu zorlayamayacak gibi görünüyor. Gereksiz bir transfer olduğunu söylemiştik, takasa verilen oyuncular başka bir transferde kullanılabilirdi.

Son olarak Servet'e geçmiş olsun diyelim, umarım ciddi değildir omzundaki problem...

Yedek Takım mı, Yedek Oyuncu mu?

Her kupa maçından önce tartışılan bir konudur bu, özellikle alt liglerden bir takımla oynanıyorsa. Kimileri tamamen yedek ağırlıklı bir kadro görmek istediğini söyler, kimileri takımın ciddiyeti elden bırakmadan en iyi 11'le çıkıp seyirciye saygısızlık etmemesi gerektiğini. Galatasaray-Altay maçı da bu konuda istisna değil elbette, biz de kendimizce fikirlerimizi belirtmiş olalım.

Tamamen yedeklerle çıkmak bana göre doğru bir yaklaşım değil. Bu durum yedeklere haksızlık esasen. Onları as takımdan tamamen izole edip, as kadroyla beraber oynadıklarında iyi olduklarını gösterebilme şanslarını tamamen kaldırmış oluyoruz. Ayrıca birbirine alışmamış, maç kondisyonu eksik çok sayıda oyuncuyla sahaya çıkıldığında oyuncu kalitesi yeterli olsa bile beklenen bireysel performansları görmek zorlaşır. Kazanılacak oyuncuları da kaybetmek anlamına gelir yedek takımla çıkmak.

Bence bu ancak PAF ve genç oyuncu ağırlıklı bir kadro ile sahaya çıkılırsa mümkün olur. Bu şekilde oyuncuların ortaya bir takım kimliği koyma şansları olur sahada. Daha üst yaş gruplarından mezun gençler de uzun süredir birbirini tanıdığından uyum problemi nispeten daha az olur. Bu formülün Türkiye şartlarında uygulanması pek mümkün olmadığından tamamen yedek ağırlıklı oynanması bence doğru tercih değil.

Bu sebeple kadrodaki değişikliğin 4-5 oyuncuyla sınırlı kalması hem takım için hem de şans bulacak oyuncular için en doğru yöntem gibi gözüküyor. Sizin fikirlerinizi merak ediyorum bu konuda...

Galatasaray 1-0 Kayserispor

Tek golle gelen galibiyet Galatasaray'ı gruptan çıkma konusunda oldukça rahatlattı. Bundan sonraki maçların Altay ve Malatya'yla olduğunu düşünürsek yedek ağırlıklı kadrolar görebiliriz geri kalan maçlarda.

Maç hakkında fazla konuşmadan söylemek istediklerime geçmek istiyorum çünkü oldukça temposuz, hazırlık maçı tadında bir karşılaşma oldu, özellikle ilk 60 dakika. İki takımın da net pozisyonları vardı, Kayserispor daha net olanları harcayan taraf olmasına rağmen golü bulup maçı alan Galatasaray oldu. Galatasaray'ın bir penaltısının da yine es geçildiğini not düşmek lazım, hatta o kadar netti ki Milan Baros kontrolden çıkıp hakeme tekme tokat dalacak diye korkmadım değil.

İlk önce golü atan Aydın Yılmaz'dan başlamak lazım. Golü attı ancak neden Galatasaray'ın düzenli oynayan oyuncularından biri olamadığını da bizlere gösterdi bu gece. Genç oyuncular konusunda fikirlerine güvendiğim bir arkadaşım her zaman "Genç oyuncuları üst seviyeye taşıyacak en önemli özellik yetenekten ziyade doğru karar verme yetisidir" der, %100 hemfikirim. Aydın Yılmaz da işte tam bu yüzden Galatasaray kalibresinde bir oyuncu olmadığını gösteriyor bizlere. Ne yapacağını bilmez halde oradan oraya koşan, basit oynamak yerine illa zor ve gereksiz olanı deneyen, doğru pası vermek konusunda büyük sorunları olan bir oyuncu portresi çizdi bugün. Kendisine aşırı güvendiğinden mi böyle, yoksa futbol zekası sandığımız kadar yüksek mi değil bilmiyorum ama şu gösterdiği oyun hiç umut vermedi bana açık konuşmak gerekirse.

Maçta dikkatle izlediğim diğer iki oyuncu Ferdi Elmas ve Mehmet Topal'dı. Ferdi maçın başlarında ileriyle pas alışverişinde bazı sıkıntılar yaşasa da bence oldukça iyi bir oyun ortaya koydu bugün. Hızlı bir oyuncu olduğunu, bunu kullanarak oyuncu ekarte edebileceğini, sert orta ve paslarla takıma ekstra bir şeyler katabileceğini gösterdi. Uğur Akdemir'le takas olmasını sert bir şekilde eleştirmiş biri olarak söylüyorum bunları. Eğer rotasyona girmeyi başarırsa son yarım saatte beklenmedik katkılar alabilir ondan Galatasaray. Umarım daha çok süre alır ilerleyen haftalarda.

Mehmet Topal ise fizik olarak henüz hazır değil. Güçlü yapısı gereği sakatlıktan çıkmış bir oyuncuya göre oldukça diri göründü ama onun sakatlığı genelde pas yüzdesine yansır, bunu 2 senelik süreçte çokça görmüştük. Bugün de bazı topları yanlış kullandı ancak Galatasaray orta sahasının değişmez ismi olduğunu değiştirmiyor bu. Kısa sürede toparlanması Galatasaray'a çok şey katacak.

Arda Turan ve Servet Çetin hakkında da iki kelam etmek lazım. Girdiği andan itibaren sahada oynanan oyunu bir futbol maçına benzer hale getiren, adeta sihirli değnekle dokunmuş gibi maçı değiştiren oyuncu oldu. Gerçekten büyük futbolcu Arda Turan, her geçen gün daha da bir hayran oluyor insan. Hayran olunası bir diğer adam Servet Çetin. Adam iki gün önce elmacık kemiğinden ameliyat olmuşken gelip maça çıkıyor. Ruh hastası mı desem 'Cesur Yürek' mi desem, ne desem bilemedim şimdi. Düz ve basit oynayınca Premier Lig kalitesinde bir defans oyuncusu olduğunu hatırlamış gibi, iki-üç maçtır bir toparlanma içinde Servet.

Kayserispor'u bu sene dört kere daha izlemiştim, hala aynı görüntüdeler. Yardımcı bir forvet oyuncusunu tek forvet oynatmaya çalışıyorlar ve bu onların gol bulmasını çok zorlaştırıyor. Sağlam bir ortasahaları var ama skor üstünlüğünü alamazsanız gitgide üstünüzdeki baskı artar, hele ki hatrı sayılır bir bütçeyle kurulmuş bir ekipseniz. Gruptan çıkmaları iyice zorlaştı, tek umutları alacakları net bir Ankaraspor galibiyeti ancak bu kısır forvet hattıyla bunu nasıl başaracaklar, orası muamma...
Related Posts with Thumbnails