Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vodcast #3 || Trabzonspor'un Olcan ve Jebrin Transferleri
Burak Yılmaz ve Diğerleri
Süper Lig'de 17 maç haftası tamamlandı ve gol krallığı sıralaması bu... Burak Yılmaz ve diğerleri. 16 gol atan Burak'ın en yakın takipçisinin 7 gollü Pierre Webo olması hem ligin ilk yarısının durumu, hem de Burak'ın ne kadar büyük bir iş yaptığının en net göstergesi. Bu iki konuya da Hayatım Futbol'da ve blogda derinlemesine değineceğiz. Şimdilik malumu ilan edelim.
Trabzonspor 0-3 Galatasaray || Geliyor...
Trabzon, Galatasaray'ın uzun süredir zorlandığı bir deplasmandı ve psikolojik bir barajdı. Üstelik Şenol Güneş geldiğinden bu yana Trabzon, kendi ayarındaki ekipler karşısında daha rahat oynayan, istediği sonucu alabilen bir ekip. Şampiyonlar Ligi'nde dahi altı maçta tek mağlubiyet gördüler, onda da oynadıkları oyun belliydi. Böyle bir ekibe karşı Galatasaray'ın 3-0'dan da öte, net olarak üstün götürerek aldığı bir galibiyet olması çok önemli. En başta bu...
Fatih hoca maç sonu toplantısında da söylediği gibi Fenerbahçe maçındaki 11'i bir mesaj vermek için koydu ki Engin Baytar dönmüşken Emre Çolak'ın takımda yer bulması çok kolay değildir normalde. Buna karşın elbette Fenerbahçe maçındaki gibi Hun akıncılarıymışçasına akan hücumlar göremedik ilk yarıda ama rakibin ilk hatasında cezayı kesmek, serbest vuruştan doğrudan gol bulmak belki de oyun dominasyonu kadar önemli. Sezon başında Johan Elmander'in yedek bile olamayacağı sanrısı hakimdi çoğu kişiye ama başta Fatih hoca olmak üzere herkese kendini ispatladı ve övgüyü hak ediyor. Her zaman doğru yerde, her zaman doğru işi yapmaya çalışıyor. Milan Baros'a göre ayağı daha düzgün ve arkasındaki oyuncularla daha kolay top alıp verebiliyor. Elbette Baros'un enerjisi de önemli ki iki maçtır gol atmasa da kötü oynamıyor ama şu düzende İsveçli birinci adam.
Hatırlarsınız, sezon başında Selçuk İnan bu takıma ne kadar hakim olursa bu takım o kadar iyi oynayacak demiştim ki ne zaman tempoyu ayarlayabilecek kadar top alıp verdi, o zaman dişliler daha iyi işlemeye başladı. Bunun için belki de ayağı düzgün son bir parça gerekli takıma. Pas yapmaya elverişli ve pozisyon üretmeye katkı verecek bir açık oyuncusu bu takımı iki seviye üste çıkaracak. Felipe Melo'ya da nazar değmesin, büyük bir deliği tek başına tıkadı, kariyerinin en istikrarlı performanslarından birini sergiliyor burada. Yeteneklerinin karşılığını veriyor, umarım kalıcı olur.
Öte yandan işin bir de işin Trabzon tarafı var ki başta takımdan önce taraftarın analizini yapmak gerekiyor belki de... Hocası Şenol Güneş olan, sahadaki oyuncularının tamamı oyuna konsantre olmuş, ellerinden gelen her şeyi yapan bir takıma bu kadar köstek olmak için hakikaten çaba harcamak gerekir. Selçuk İnan'ın, Engin Baytar'ın ıslıklanmasında değilim kesinlikle ki katılmasam da olabileceğini düşünürüm ama kaptanının olduğu bölgeye su yağdırmak nasıl bir ruh halidir? Tolga Zengin, Trabzonspor'un sahadaki en önemli temsilcisi, kimliği. Kadın taraftarların "Böyle taraftar istemiyoruz" tezahüratı belki de söylenebilecek tek şey...
Son olarak Semih Kaya... Bakın, böyle böyle bir çocuk var, oynatılsa gayet de oynar dedikçe "İyi olsa hocası niye oynatmasın" argümanıyla karşılaşıp durduk. Sonra Fatih Terim geldi ve oynattı, demek ki mesela oynatılmakta değil, oynatmakta. Kim çıkıp "Semih Kaya 18 yaşında böyle değildi, iki senede kendini çok geliştirmiş" diyebilir? Aradan geçen sezonlarda oynadığı maç, geçirdiği sakatlık sayısı da ortadayken. İyi olsa oynatırlardı değil, iyi olsa oynatırdı demek gerekiyormuş demek ki...
İkisi deplasman üç derbi, 7 puan. Farklı bir Galatasaray'ın yolda olduğu biraz da buradan belli gibi. Son birkaç parça daha...
Fatih hoca maç sonu toplantısında da söylediği gibi Fenerbahçe maçındaki 11'i bir mesaj vermek için koydu ki Engin Baytar dönmüşken Emre Çolak'ın takımda yer bulması çok kolay değildir normalde. Buna karşın elbette Fenerbahçe maçındaki gibi Hun akıncılarıymışçasına akan hücumlar göremedik ilk yarıda ama rakibin ilk hatasında cezayı kesmek, serbest vuruştan doğrudan gol bulmak belki de oyun dominasyonu kadar önemli. Sezon başında Johan Elmander'in yedek bile olamayacağı sanrısı hakimdi çoğu kişiye ama başta Fatih hoca olmak üzere herkese kendini ispatladı ve övgüyü hak ediyor. Her zaman doğru yerde, her zaman doğru işi yapmaya çalışıyor. Milan Baros'a göre ayağı daha düzgün ve arkasındaki oyuncularla daha kolay top alıp verebiliyor. Elbette Baros'un enerjisi de önemli ki iki maçtır gol atmasa da kötü oynamıyor ama şu düzende İsveçli birinci adam.Hatırlarsınız, sezon başında Selçuk İnan bu takıma ne kadar hakim olursa bu takım o kadar iyi oynayacak demiştim ki ne zaman tempoyu ayarlayabilecek kadar top alıp verdi, o zaman dişliler daha iyi işlemeye başladı. Bunun için belki de ayağı düzgün son bir parça gerekli takıma. Pas yapmaya elverişli ve pozisyon üretmeye katkı verecek bir açık oyuncusu bu takımı iki seviye üste çıkaracak. Felipe Melo'ya da nazar değmesin, büyük bir deliği tek başına tıkadı, kariyerinin en istikrarlı performanslarından birini sergiliyor burada. Yeteneklerinin karşılığını veriyor, umarım kalıcı olur.
Öte yandan işin bir de işin Trabzon tarafı var ki başta takımdan önce taraftarın analizini yapmak gerekiyor belki de... Hocası Şenol Güneş olan, sahadaki oyuncularının tamamı oyuna konsantre olmuş, ellerinden gelen her şeyi yapan bir takıma bu kadar köstek olmak için hakikaten çaba harcamak gerekir. Selçuk İnan'ın, Engin Baytar'ın ıslıklanmasında değilim kesinlikle ki katılmasam da olabileceğini düşünürüm ama kaptanının olduğu bölgeye su yağdırmak nasıl bir ruh halidir? Tolga Zengin, Trabzonspor'un sahadaki en önemli temsilcisi, kimliği. Kadın taraftarların "Böyle taraftar istemiyoruz" tezahüratı belki de söylenebilecek tek şey...
Son olarak Semih Kaya... Bakın, böyle böyle bir çocuk var, oynatılsa gayet de oynar dedikçe "İyi olsa hocası niye oynatmasın" argümanıyla karşılaşıp durduk. Sonra Fatih Terim geldi ve oynattı, demek ki mesela oynatılmakta değil, oynatmakta. Kim çıkıp "Semih Kaya 18 yaşında böyle değildi, iki senede kendini çok geliştirmiş" diyebilir? Aradan geçen sezonlarda oynadığı maç, geçirdiği sakatlık sayısı da ortadayken. İyi olsa oynatırlardı değil, iyi olsa oynatırdı demek gerekiyormuş demek ki...
İkisi deplasman üç derbi, 7 puan. Farklı bir Galatasaray'ın yolda olduğu biraz da buradan belli gibi. Son birkaç parça daha...
Trabzonspor 0-0 CSKA Moskova || Elde Var Beş!
Moskova'daki ilk maçta gördüklerimiz Trabzonspor adına Avni Aker'deki mücadelenin beklenenden zor geçeceğini işaret ediyor gibiydi. Avrupa'nın en formda golcüsü Seydou Doumbia ve kariyerinin en verimli dönemlerinden birini geçiren Vagner Love, daha önde oynaması muhtemel Trabzonspor'un sorunlu tandemini yarıp geçebilir, kontrataklar Şenol Güneş'in kabusu olabilirdi. Bu açıdan 0-0'lık sonuç tatmin edici gözükmese de bu açıdan fena geçmemiş bir sınava işaret ediyor.
Şenol Güneş, Avrupa kupalarında kullandığı 11'ine üç maçlık cezasını tamamlayan Burak Yılmaz'ı ekleyip yoluna devam etti fakat Slutski taşlarını yeniden dizmişti. Vagner Love'la Doumbia'yı ikiletmek yerine onu daha derine koyup bir oyun kurucu gibi faydalanmayı düşünen Rus hoca, Fildişili golcüye yardımı soldan Tosic'le getirtmek niyetindeydi.
Aslına bakılırsa Rus hocanın kafasındaki kurgu gayet iyi işledi. İlk yarının en net iki pozisyonu Vagner Love'ın derinlemesine paslarıyla Doumbia'nın Tolga Zengin'le karşı karşıya kaldığı anlardı. İlkinde Tolga'yı geçip ters ayakta kalması sebebiyle gecikince Giray'a takıldı, ikincisinde ise Tolga'ya takıldı. Bu ikili Trabzonspor adına maçın en iyi oyuncularıydı, zaten UEFA.com da maçın adamı olarak Giray'ı seçmiş. Bugünkü konsantrasyonu takdire şayandı ve kapasitesince iyi bir oyun ortaya koydu. Tolga ise özellikle uzaktan şutlarda gösterdiği ekstra performansla gerçekten Avrupa çapında bir form grafiği çiziyor. Eğer Real Madrid gözlemcileri bu maçı izlemişse Tolga'nın yanına birkaç artı daha eklemiştir. Doumbia için Spartak Nalchik maçından sonra "İnsanüstü formuna Avni Aker'de bir ara versin" demiştik, o da bizi kırmadı sağolsun. Pozisyonları harcadığı gibi bir de Zokora'nın tuzağına düşüp kırmızıyı aldı, son bölümde Trabzon'un elini kuvvetlendirdi.
Peki ya hücum?
Öte yandan hücumcuların bugün istediklerini pek yapamadıkları aşikâr. Şenol Güneş'in maç sonu açıklamasında "Onların bulduğu pozisyonlar bizimkilere göre daha fazla ve netti" demesi boşuna değil. Trabzonspor, haklı olarak Burak Yılmaz'ı merkez alan bir hücum planını uygulamak isteseler de ne Burak'ı doğru zamanda CSKA savunmasının arkasına kaçırabildiler, ne de onu doğrudan oyuna sokabildiler. Henüz ilk yarıda Burak'ın ofsayt sayısı 4'ü bulmuştu ve şamrelleme diye tabir ettiğimiz bir ortaya ani bir şut çıkarması dışında topla adam akıllı buluşabilmişti. Bu durumdan doğrudan sorumlu olan iki oyuncu Adrian Mierzjevski ile Gustavo Colman. Adrian birkaç haftadır çabasını ortaya koysa da formda olmadığını belli ediyor. Arjantinli orta saha ise özellikle ilk yarıda o kadar pasifti ki pas melekeleri vasatın altında olan sağ açık Serkan Balcı dahi ondan daha çok oyun kurucu sıfatını hak ediyordu. Topu Burak'a veremezseniz onun üzerinden de bir şeyler üretemezsiniz doğal olarak...
İlk yarıdaki bu tabloyu iyi okuyan Şenol hoca da boş durmayıp 60'ta iki yedek hücumcusunu sahaya sürdü: Alanzinho ve Henrique. Hafta sonunda Halil Altıntop'un Gaziantep deplasmanında altın golü çıkarmasına yardımcı olan Henrique'nin çok büyük katkı verdiği söylenemez lakin Alanzinho, takımı adına en tehlikeli oyun içi aksiyonunu yaratan isimdi. Kendi kaptığı topla Burak Yılmaz'ın başarılı çapraz koşusu yardımıyla CSKA ceza sahasına inen Brezilyalı hem bencil, hem de kötü bir vuruş yapmasa şu saatte üç puanı konuşuyor da olabilirdik. Bir de son dakikada direkten dönen korner var tabii. Madalyonun öbür yüzünde ise 73'te 10 kişi kalan rakibe verilen şut imkanları, pozisyonları da görmek gerekiyor. Zaten Şenol hoca 81'de son değişiklik hakkını Adrian'ı kenara alıp orta sahayı tutması için Aykut'a şans verdi ki bu da aslında 0-0'ı riske etmemek adına yapılmış bir hamleydi. İstediğini de aldı.
Elde var beş!
CSKA beraberliği Şampiyonlar Ligi'nde yola devam etme arzusuna sekte vurmuş olabilir fakat öte yandan Inter'in Lille'i iki maçta da yenmişken UEFA Avrupa Ligi bileti için de kapıyı epey bir araladı. Beş puanlı Trabzonspor ile CSKA Moskova, Lille'in üçer puan önünde ve Trabzonspor, Fransa deplasmanında kalesini kapatmayı başarırsa farkı üçte tutacak ve Avni Aker'e belki de beraberliğe tur atlayacak konumda gelecek. Inter-CSKA maçından çıkacak muhtemel bir Nerazzuri galibiyeti de bu bileti "first class"a çevirebilir. Şimdilik elde var beş, zaman dövünme değil son iki maça bakma zamanı...
Trabzonspor: Tolga, Celutska, Giray, Glowacki, Cech, Serkan (61 Alanzinho), Zokora, Colman, Adrian (81 Aykut), Halil (60 Henrique), Burak
CSKA Moskova: Gabulov, Ignashevich, Aleksie Berezustki, Dzagoev, Mamaev (79 Semberas), Tosic (69 Cauna), Aldonin, Vasili Berezutski, Schennikov (46 Nabakkin), Vagner Love, Doumbia
Şenol Güneş, Avrupa kupalarında kullandığı 11'ine üç maçlık cezasını tamamlayan Burak Yılmaz'ı ekleyip yoluna devam etti fakat Slutski taşlarını yeniden dizmişti. Vagner Love'la Doumbia'yı ikiletmek yerine onu daha derine koyup bir oyun kurucu gibi faydalanmayı düşünen Rus hoca, Fildişili golcüye yardımı soldan Tosic'le getirtmek niyetindeydi.
![]() |
| Giray, kariyerinin en iyi maçlarından birini çıkardı. |
Peki ya hücum?
Öte yandan hücumcuların bugün istediklerini pek yapamadıkları aşikâr. Şenol Güneş'in maç sonu açıklamasında "Onların bulduğu pozisyonlar bizimkilere göre daha fazla ve netti" demesi boşuna değil. Trabzonspor, haklı olarak Burak Yılmaz'ı merkez alan bir hücum planını uygulamak isteseler de ne Burak'ı doğru zamanda CSKA savunmasının arkasına kaçırabildiler, ne de onu doğrudan oyuna sokabildiler. Henüz ilk yarıda Burak'ın ofsayt sayısı 4'ü bulmuştu ve şamrelleme diye tabir ettiğimiz bir ortaya ani bir şut çıkarması dışında topla adam akıllı buluşabilmişti. Bu durumdan doğrudan sorumlu olan iki oyuncu Adrian Mierzjevski ile Gustavo Colman. Adrian birkaç haftadır çabasını ortaya koysa da formda olmadığını belli ediyor. Arjantinli orta saha ise özellikle ilk yarıda o kadar pasifti ki pas melekeleri vasatın altında olan sağ açık Serkan Balcı dahi ondan daha çok oyun kurucu sıfatını hak ediyordu. Topu Burak'a veremezseniz onun üzerinden de bir şeyler üretemezsiniz doğal olarak...
İlk yarıdaki bu tabloyu iyi okuyan Şenol hoca da boş durmayıp 60'ta iki yedek hücumcusunu sahaya sürdü: Alanzinho ve Henrique. Hafta sonunda Halil Altıntop'un Gaziantep deplasmanında altın golü çıkarmasına yardımcı olan Henrique'nin çok büyük katkı verdiği söylenemez lakin Alanzinho, takımı adına en tehlikeli oyun içi aksiyonunu yaratan isimdi. Kendi kaptığı topla Burak Yılmaz'ın başarılı çapraz koşusu yardımıyla CSKA ceza sahasına inen Brezilyalı hem bencil, hem de kötü bir vuruş yapmasa şu saatte üç puanı konuşuyor da olabilirdik. Bir de son dakikada direkten dönen korner var tabii. Madalyonun öbür yüzünde ise 73'te 10 kişi kalan rakibe verilen şut imkanları, pozisyonları da görmek gerekiyor. Zaten Şenol hoca 81'de son değişiklik hakkını Adrian'ı kenara alıp orta sahayı tutması için Aykut'a şans verdi ki bu da aslında 0-0'ı riske etmemek adına yapılmış bir hamleydi. İstediğini de aldı.
Elde var beş!
CSKA beraberliği Şampiyonlar Ligi'nde yola devam etme arzusuna sekte vurmuş olabilir fakat öte yandan Inter'in Lille'i iki maçta da yenmişken UEFA Avrupa Ligi bileti için de kapıyı epey bir araladı. Beş puanlı Trabzonspor ile CSKA Moskova, Lille'in üçer puan önünde ve Trabzonspor, Fransa deplasmanında kalesini kapatmayı başarırsa farkı üçte tutacak ve Avni Aker'e belki de beraberliğe tur atlayacak konumda gelecek. Inter-CSKA maçından çıkacak muhtemel bir Nerazzuri galibiyeti de bu bileti "first class"a çevirebilir. Şimdilik elde var beş, zaman dövünme değil son iki maça bakma zamanı...
Trabzonspor: Tolga, Celutska, Giray, Glowacki, Cech, Serkan (61 Alanzinho), Zokora, Colman, Adrian (81 Aykut), Halil (60 Henrique), Burak
CSKA Moskova: Gabulov, Ignashevich, Aleksie Berezustki, Dzagoev, Mamaev (79 Semberas), Tosic (69 Cauna), Aldonin, Vasili Berezutski, Schennikov (46 Nabakkin), Vagner Love, Doumbia
Avrupa'nın En Etkili Golcüsü: Burak Yılmaz
Bu sezon Trabzonspor'un yıldızı Burak Yılmaz'ın içinden bir canavar çıktığına, durdurulamadığına Hayatım Futbol'da değinmiştik lakin bu derece insanlık sınırlarını zorladığını düşünmemiştik. IMScouting.com veritabanına göre hazırladığım listeye göre Burak, Avrupa'nın en iyi 10 liginde 500 dakika ve üzerinde süre alan oyuncular arasında dakika başına en fazla skora etki eden isim. Her 57,27 dakikada bir rakip ağları sarsan Burak'ın hemen arkasında 64,38 dakikalık ortalaması Barcelona'yı sırtlayıp götüren Lionel Messi var. Bu ikiliyi ise sırasıyla Manchester Cityli Sergio Agüero, Bayern Münihli Mario Gomez ve Twenteli Marc Janko takip ediyor.
Listedeki bir diğer tanıdık sima olaylı bir şekilde Karabük'ten Fenerbahçe aktarmalı olarak Spartak Moskova'ya giden Emenike. Nijeryalı golcü her 90,17 dakikada bir gol atarak listede 14.sıraya yerleşti. Trabzonspor'a iki gol atarak bordo-mavililere ilk Şampiyonlar Ligi yenilgisini tattıran ve ligde son dört maçta dokuz gol atarak Avrupa'nın en formda golcüsü unvanını alan (ki onun da insanüstü formundan bahsettik) Seydou Doumbia ise 1000 dakikayı aşmasına karşın listede yer alabilen tek oyuncu ve 98,05 dakikalık ortalamasıyla 17.sırada.
Listenin tamamı aşağıda...
Not: Liste hazırlanırken en iyi 10 lig olarak Süper Lig, Premier Lig, La Liga, Serie A, Bundesliga, Ligue 1, Rusya Ligi, Ukrayna Ligi, Portekiz Ligi ve Hollanda Ligi seçildi
Listedeki bir diğer tanıdık sima olaylı bir şekilde Karabük'ten Fenerbahçe aktarmalı olarak Spartak Moskova'ya giden Emenike. Nijeryalı golcü her 90,17 dakikada bir gol atarak listede 14.sıraya yerleşti. Trabzonspor'a iki gol atarak bordo-mavililere ilk Şampiyonlar Ligi yenilgisini tattıran ve ligde son dört maçta dokuz gol atarak Avrupa'nın en formda golcüsü unvanını alan (ki onun da insanüstü formundan bahsettik) Seydou Doumbia ise 1000 dakikayı aşmasına karşın listede yer alabilen tek oyuncu ve 98,05 dakikalık ortalamasıyla 17.sırada.
Listenin tamamı aşağıda...
Not: Liste hazırlanırken en iyi 10 lig olarak Süper Lig, Premier Lig, La Liga, Serie A, Bundesliga, Ligue 1, Rusya Ligi, Ukrayna Ligi, Portekiz Ligi ve Hollanda Ligi seçildi
Gaziantep 0-1 Trabzon || Süper Lig'e hoşgeldiniz!
Ligimizden zaman zaman çok şikayetçiyiz. Fiziğe çok dayalı, sert, tempo genelde düşük vs ama bir başka açıdan bakınca goller ve oyun daha değerli ve zor. Daha çok emek istiyor. La Liga'da atılan birçok gole bu topraklarda izin verilmez mesela ki oraların uzmanı Simao, "Burada düşünmek için bile az süre var ve alan bulmakta güçlük çekiyorum" demişti. Bugün Halil Altıntop'un ekmeğini taştan çıkardığı son dakika golü bir Süper Lig gerçeği ve Abdullah Ercan, lige uygun bir futbol oynatmasına karşın ilk mağlubiyetiyle bu son dakika tanışmış oldu.

Aslına bakılırsa pozisyonlarının niteliği bakımından üstün olan taraf ev sahibiydi ve derli toplu bir oyun oynamayı bildiler. Karakteristik olarak orta sahanın kalabalık tutan bir düzeni savunan, U-17 düzeyinde dahi her maç sonu vurgusu "mücadele" olan Ercan'ın takıma gelir gelmez yaptığı ilk iş dörtlü savunmanın önüne diktiği iki fizik gücü yüksek orta saha. Zaten yüzü dönük forvet arkası tipi oyuncusu bol olan bir ekip için oldukça mantıklı bir müdahele. Hoca, Orhan Gülle gibi ciğerli, yüksek ve tekniği yeterli bir oyuncuyu oraya monte etmeye çalışıyor. Keza Binya da fiziğiyle oynayan bir adam. İlk bölümde özellikle Olcan ve Popov'un da yardımıyla Trabzon orta sahasını düşüren bu yapı topa da sahip olmayı bildi. 25'te başarılı pas sayısı 112'ye 44 gibi açık bir farkla ev sahibi lehineydi. Bu top hakimiyetini sağlayan oyuncuların en başında Muhammet Demir geliyor. Fatih Tekke'nin kariyer zirvesindeki haline çok benziyor, tam bir merkez forvet. Stoperlerle birebir boğuşabildiği gibi derine gelip pas yaparak oyunu da yönlendirebiliyor ki 70'lere doğru oyundan düşene kadar Antep bunun çok ekmeğini yedi. İlk devrede enfes de bir şutu vardı, girmedi.
Trabzonspor ise sezonun en önemli maçını oynamadan önce yarı zorunlu, yarı gönüllü rotasyona gitti. Zokora'nın yerine göbekte oynayan Aykut çok iyi bir kesici. Hem çevik, hem iyi bir önsezisi var, hem de soğukkanlı. Ceyhun'un yarattığı rotayon boşluğunu rahatça dolduruyor fakat oyunu yönlendirecek sorumluluğu alması zor. Antep'in kalabalık orta sahasına karşı da belli bölümler hariç topu teslim ettiler fakat futbol ironik bir oyun. 80'den itibaren topa iyice hakim olup oyunu Trabzon yarı sahasında yıkan ev sahibinde oyundan düşen Bisca topu kaptırdı. Halil söktüğü topla driplingine başlayıp Brozek'in yapamadığını girer girmez yapan Henrique'yle verkaca girip golü attı. Belki de Trabzon'un kaydadeğer tek gol pozisyonu buydu. Golü artık son vuruşuna belki de haklı olarak şüpheyle bakılan Halil'in atması ise kendi güveni açısından mühim.CSKA maçında Burak Yılmaz'dan da faydalanacak olan Şenol Güneş'in daha farklı bir 11 sahaya sürecektir. Öte yandan özellikle Şampiyonlar Ligi'nde yaratıcılığına büyük ihtiyaç duyulan Adrian'ın düşük temposu kafalarda soru işareti bırakmadı değil. Muhammet karşısında güçlük çeken Giray ile sezon başından beri vitesi ikiye atan Glowacki'nin Doumbia-Love ikilisine karşı ne yapacağı da meçhul. Alınan üç puan kadar bunları düşünmek gerek ama Şenol Güneş'in hayati eksiklerin olduğu böylesi bir maçtan üç puanla döndüğü için mutlu olduğuna şüphe yok.
Gaziantepspor: Karcemarskas, Emre Güngör, Ivan, Dany Nounkeu, Serdar Kurtuluş, Sosa, Muhammet (Dk. 88 Murat Ceylan), Gılles Binya, Olcan (Dk. 80 Cenk Tosun), Orhan Gülle (Dk. 53 El Yasa), Popov
Trabzonspor: Tolga, Celutska, Giray, Glowacki, Marek Cech, Aykut, Colman, Serkan Balcı, Halil Altıntop, Adrian (Dk. 78 Henrique), Brozek (Dk. 64 Alanzinho)
Bir Şampiyonlar Ligi Takımı: Trabzonspor
En baştan söyleyeyim. Trabzonspor bugün bir destan yazmadı, efsanelere konu olacak bir oyun da oynamadı fakat Türk futbolunun alışık olmadığı bir şeyi yaptı Şenol Güneş'in öğrencileri. Ayağa, düzgün ve sakin oynamayı başardılar, imkan buldukça çıktılar ve son bölümde ayaklarına gelecek o atağı sabırla beklediler. Akıllarıyla oynadılar. Hayaller Halil'in topunda direkten döndü belki ama daha önce (pek bilinmese de) Şampiyonlar Ligi kokusunu almış Celutska, dünyanın en iyi kalecilerinden biri olan Julio Cesar'ın da katkısıyla köşeden ağları buldu. Bu golden belki 10 dakika önce Milito'nun pozisyonları gol olsa her şey farklı olacaktı ama skordan bağımsız tek şey var: Trabzonspor bugün tecrübe eksikliğine karşın bir Şampiyonlar Ligi takımıydı ve öyle oynadı.
Şenol hocanın kurguladığı planın daha önce kısmen istenilenin alındığı Bilbao deplasmanındaki planla benzeştiği aşikâr. Zokora, Halil, Serkan, Cech ve Celutska gibi Devler Arenası'na daha çıkmış oyuncuların tercih edildiği ekip, ilk yarıda hücum aksiyonlarını Colman ve Alanzinho'nun topla orta saha katedişlerine bırakmıştı. Henrique, top tutma ve saklama konusunda bence iyi bir sınav verse de bu ileride çoğalma ve pozisyon üretme adına yeterli değildi. Buna karşın üst düzey bir rakiple deplasmanda oynanan bir Şampiyonlar Ligi maçında gol yememenin de otomatik olarak bir puanı cebe koyma anlamı taşırken sadece sakin kalmak ve doğru anı beklemek de gayet kabul edilebilir bir tercihti.
Gasperini, Genoa'ya oynattığı üçlü savunma ve çift kanatla oynattığı sıradışı 3-4-3'ünün Inter kadrosuna oturmadığını bir kez daha tescillemiş oldu. Palermo'nun haftasonu mavi-siyahlıları dörtlemesinin ardından Trabzonspor karşısında alınan yenilgi de çanların onun adına çalmasını şimdiden sağlamış gibi gözüküyor. Maçtan sonra, "Dörtlü oynayıp küme düşen birçok takım var" demiş ama üçlü oynayıp da hem ligde, hem Avrupa'da yenilgi serisine başlamış bir Inter'i de Moratti'nin ne kadar tolere edeceği muamma. Sneijder'in istediği alanları ve sihirli paslarını verecek imkan bulamaması Inter'in sallantıda olan hücumlarını da epey kısıtladı ve maçı yavanlaştırdı. Öte yandan Inter adına kırılma anları ise Zarate'nin 30'da, daha da önemlisi Milito'nun 62'de bulduğu fırsatları gole çevirememesi oldu. Bu kısırlıktaki bir maçta altın değerindeki pozisyonlar Tolga Zengin'e takıldı ve kaleci hocasının geçmişine selam çakarcasına bir başarıyla geceyi tamamladı.
Lille ile CSKA'nın da 2-2'lik beraberlikle puanları paylaşması Trabzon adına bu galibiyetin değerini katmerleyen bir başka detay oldu. Artık her maçını kazanmak durumunda olan ve iç saha maçı sayısı ikiye düşen Inter'in bu iki takıma kan kusturma ihtimali artık daha fazla. Eğer başaramazlarsa da okka altına gidecek ekip kendileri olacak. Trabzonspor, Fransa şampiyonundan içeride üç puan koparmayı başarırsa iyiden iyiye ikinci tur hesapları yapmaya başlayacak. Beraberlik de tolere edilecek bir sonuç olabilir bu noktada. Her ne olursa olsun, bu ilk deneyiminde fark yaratan ve neredeyse sekiz senelik bir aranın ardından İstanbul dışındaki bir ekibin Türkiye'yi sırtladığı bir sezona şahitlik etmek bu kısırlığı defalarca yaza yaza sıtkı sıyrılmış beni ayrıca mutlu etti. İnşallah onlara her yer Trabzon olur...
Şenol hocanın kurguladığı planın daha önce kısmen istenilenin alındığı Bilbao deplasmanındaki planla benzeştiği aşikâr. Zokora, Halil, Serkan, Cech ve Celutska gibi Devler Arenası'na daha çıkmış oyuncuların tercih edildiği ekip, ilk yarıda hücum aksiyonlarını Colman ve Alanzinho'nun topla orta saha katedişlerine bırakmıştı. Henrique, top tutma ve saklama konusunda bence iyi bir sınav verse de bu ileride çoğalma ve pozisyon üretme adına yeterli değildi. Buna karşın üst düzey bir rakiple deplasmanda oynanan bir Şampiyonlar Ligi maçında gol yememenin de otomatik olarak bir puanı cebe koyma anlamı taşırken sadece sakin kalmak ve doğru anı beklemek de gayet kabul edilebilir bir tercihti.
Gasperini, Genoa'ya oynattığı üçlü savunma ve çift kanatla oynattığı sıradışı 3-4-3'ünün Inter kadrosuna oturmadığını bir kez daha tescillemiş oldu. Palermo'nun haftasonu mavi-siyahlıları dörtlemesinin ardından Trabzonspor karşısında alınan yenilgi de çanların onun adına çalmasını şimdiden sağlamış gibi gözüküyor. Maçtan sonra, "Dörtlü oynayıp küme düşen birçok takım var" demiş ama üçlü oynayıp da hem ligde, hem Avrupa'da yenilgi serisine başlamış bir Inter'i de Moratti'nin ne kadar tolere edeceği muamma. Sneijder'in istediği alanları ve sihirli paslarını verecek imkan bulamaması Inter'in sallantıda olan hücumlarını da epey kısıtladı ve maçı yavanlaştırdı. Öte yandan Inter adına kırılma anları ise Zarate'nin 30'da, daha da önemlisi Milito'nun 62'de bulduğu fırsatları gole çevirememesi oldu. Bu kısırlıktaki bir maçta altın değerindeki pozisyonlar Tolga Zengin'e takıldı ve kaleci hocasının geçmişine selam çakarcasına bir başarıyla geceyi tamamladı.Lille ile CSKA'nın da 2-2'lik beraberlikle puanları paylaşması Trabzon adına bu galibiyetin değerini katmerleyen bir başka detay oldu. Artık her maçını kazanmak durumunda olan ve iç saha maçı sayısı ikiye düşen Inter'in bu iki takıma kan kusturma ihtimali artık daha fazla. Eğer başaramazlarsa da okka altına gidecek ekip kendileri olacak. Trabzonspor, Fransa şampiyonundan içeride üç puan koparmayı başarırsa iyiden iyiye ikinci tur hesapları yapmaya başlayacak. Beraberlik de tolere edilecek bir sonuç olabilir bu noktada. Her ne olursa olsun, bu ilk deneyiminde fark yaratan ve neredeyse sekiz senelik bir aranın ardından İstanbul dışındaki bir ekibin Türkiye'yi sırtladığı bir sezona şahitlik etmek bu kısırlığı defalarca yaza yaza sıtkı sıyrılmış beni ayrıca mutlu etti. İnşallah onlara her yer Trabzon olur...
Terim'in Galatasarayında Ceyhun Gülselam
Galatasaray'da üç sezondur paslanmaya bırakılan yerli kadrosu Türkiye Ligi'nin formda ve gözde oyuncusu Selçuk İnan'la şekillendirilmeye başlanmıştı. Türkiye'ye Fatih Terim'in sunduğu bir başka Trabzonsporlu Ceyhun Gülselam da doğru bir rol oyuncusu olarak an itibariyle Galatasaray'la üç yıllık sözleşmeye imza attı. Bu transfer Aydın Yılmaz ve Mustafa Sarp tekelinde bakılmaya dahi tahammül edilemeyen kulübe adına yapılması gereken ve bir süreden beri beklenen bir hamleydi. Hayırlı olsun.
Yalnız şunun altını en baştan çizmek gerekli. Ceyhun Gülselam, şutör, fiziği düzgün, boyuna göre seri de bir oyuncu olarak akıllarda yer etmiş bir oyuncu olabilir ancak Selçuk İnan gibi kariyer zirvesi yaparak Galatasaray'a adım atmıyor. Basit oynamakta güçlük çeken, Şenol Güneş gibi bir hocanın altında gereken gelişimi kaydedemediğini not düşerek onla ilgili beklentileri revize etmek lazım. Barış, Ayhan, Mustafa üçlüsünden yaka silkmiş bir takımın orta sahasına beni transfer etsen mutlu olunabilecek bir ortam mevcut ancak Ceyhun'un yapması muhtemel hatalar bir süre sonra göze batabilir. Bu açıdan dikkat diyorum.
Ceyhun'un Galatasaray'daki rolüne gelirsek... Trabzonspor'daki stoper önü görevinin yanısıra bence Terim'in ona milli formayı teslim ettiği mevkii olan stopere de bir alternatif olarak yazılacaktır ki onu hem defansif değişikliklerde, hem de şut tehdidine ihtiyaç duyulduğu anlarda kenardan oyuna girerken görebiliriz. Tahtaya adı ilk yazılan isimlerden olmasa dahi dönem dönem ilk 11'de de yer alacaktır. Fırsat geldiğinde göstereceği performans Galatasaray'daki notunu da belirleyecek ancak her şartta son sezonunun üstüne çıkması ve daha basit oynamayı, yüzdeli pas atmayı öğrenmesi gerekecek. Bu gelişim için ise saygı ve minet duyulan bir hocanın her zaman artısı olacaktır. Şenol Güneş gibi bir hocanın ardından Terim'le çalışabilmek Ceyhun için önemli bir şans ve bunu değerlendirmeli.
Dar yerli havuzunda bütçeyi kısıtlamadan alınabilecek en kilit isimlerden biriydi. Sarp ve Barış'ın yıpranmış imajı ve yüzü yerine daha genç, daha üst düzeye kendini atabilecek bir Ceyhun'u her türlü tercim ederdim. Galatasaray için olması gereken bir değişimdi. Gerisi için Ceyhun'u parçalı formayla izlememiz gerekiyor...
Yalnız şunun altını en baştan çizmek gerekli. Ceyhun Gülselam, şutör, fiziği düzgün, boyuna göre seri de bir oyuncu olarak akıllarda yer etmiş bir oyuncu olabilir ancak Selçuk İnan gibi kariyer zirvesi yaparak Galatasaray'a adım atmıyor. Basit oynamakta güçlük çeken, Şenol Güneş gibi bir hocanın altında gereken gelişimi kaydedemediğini not düşerek onla ilgili beklentileri revize etmek lazım. Barış, Ayhan, Mustafa üçlüsünden yaka silkmiş bir takımın orta sahasına beni transfer etsen mutlu olunabilecek bir ortam mevcut ancak Ceyhun'un yapması muhtemel hatalar bir süre sonra göze batabilir. Bu açıdan dikkat diyorum.
Ceyhun'un Galatasaray'daki rolüne gelirsek... Trabzonspor'daki stoper önü görevinin yanısıra bence Terim'in ona milli formayı teslim ettiği mevkii olan stopere de bir alternatif olarak yazılacaktır ki onu hem defansif değişikliklerde, hem de şut tehdidine ihtiyaç duyulduğu anlarda kenardan oyuna girerken görebiliriz. Tahtaya adı ilk yazılan isimlerden olmasa dahi dönem dönem ilk 11'de de yer alacaktır. Fırsat geldiğinde göstereceği performans Galatasaray'daki notunu da belirleyecek ancak her şartta son sezonunun üstüne çıkması ve daha basit oynamayı, yüzdeli pas atmayı öğrenmesi gerekecek. Bu gelişim için ise saygı ve minet duyulan bir hocanın her zaman artısı olacaktır. Şenol Güneş gibi bir hocanın ardından Terim'le çalışabilmek Ceyhun için önemli bir şans ve bunu değerlendirmeli.Dar yerli havuzunda bütçeyi kısıtlamadan alınabilecek en kilit isimlerden biriydi. Sarp ve Barış'ın yıpranmış imajı ve yüzü yerine daha genç, daha üst düzeye kendini atabilecek bir Ceyhun'u her türlü tercim ederdim. Galatasaray için olması gereken bir değişimdi. Gerisi için Ceyhun'u parçalı formayla izlememiz gerekiyor...
Selçuk İnan & Yeni Galatasaray
Ve kartlar yeniden dağıtılır... Bu yerli kıtlığında piyasanın en iyisi olan Selçuk İnan, beş yıllık imzasıyla Galatasaray'daki en büyük boşluğu doldurdu. Yıllardır orta sahaya benzer bir oyuncu görmeye hasretken Selçuk'un imzası Galatasaray'ın gelecek sezon var olup olmayacağını belirleyecekti. Didier Drogba da dahil olmak üzere yapılabilecek tüm kariyerli transferlerden çok daha kritik bu transferi bitiren herkesi kutlamak lazım.
Bir takımın Avrupa kupalarına katılamadığı bir sezonda bu çapta bir transfer gerçekleştirmesi paradan bağımsız olarak bir vizyon ve ikna kabiliyeti gerektirir. Sezonun en gözde oyuncusunun zirvedeki takımlarından elinden alındığı şu durumda Fatih Terim'in büyük payı olduğunu görmek zor değil. İkinci döneminde hayata geçiremediği operasyonu bu kez gerçekleştireceğinin sinyallerini veriyor. Sarplara, Özbeklere sığınmak zorunda olmayan bir Galatasaray izleyeceğimizi bilmek bile güzel.
Selçuk İnan'ın ilk isim olarak yazılacağı Galatasaray orta sahasının nasıl şekilleneceği ise şimdiki soru işareti. Üç orta saha kimlikli oyuncunun takımda yer bulacağını tahmin edersek Selçuk'un yanına yerleşecek bir yabancı ile duruma göre Yekta Kurtuluş ve Colin Kazım rotasyona girebilir. Kim Kalström ismi geçiyor, gerçekleşirse iki tane merkez orta sahayla Arsenal 4-4-2'sinden esinlenen bir düzen görebiliriz. Tabii bunlar için henüz erken, önce gelecekleri, gideceklerin belli olmasını bekleyeceğiz.

Son bir not, Selçuk İnan sadece bir milli takım oyuncusu değil, aynı zamanda Arda Turan'ın çok yakın arkadaşlarından birisi. Manisaspor'da aynı odayı paylaştıkları gibi günlük hayatlarında da sıkça görüşen isimler. Bu açıdan İspanya'ya gitmeye meyilli olan Arda'nın kalma ihtimalini de kuvvetlendiren bir transfer oldu. Kısacası tam anlamıyla 12'den vurdu Selçuk transferi. Gelecek sezonun Galatasarayı bir başka olacak gibi...
Bir takımın Avrupa kupalarına katılamadığı bir sezonda bu çapta bir transfer gerçekleştirmesi paradan bağımsız olarak bir vizyon ve ikna kabiliyeti gerektirir. Sezonun en gözde oyuncusunun zirvedeki takımlarından elinden alındığı şu durumda Fatih Terim'in büyük payı olduğunu görmek zor değil. İkinci döneminde hayata geçiremediği operasyonu bu kez gerçekleştireceğinin sinyallerini veriyor. Sarplara, Özbeklere sığınmak zorunda olmayan bir Galatasaray izleyeceğimizi bilmek bile güzel.
Selçuk İnan'ın ilk isim olarak yazılacağı Galatasaray orta sahasının nasıl şekilleneceği ise şimdiki soru işareti. Üç orta saha kimlikli oyuncunun takımda yer bulacağını tahmin edersek Selçuk'un yanına yerleşecek bir yabancı ile duruma göre Yekta Kurtuluş ve Colin Kazım rotasyona girebilir. Kim Kalström ismi geçiyor, gerçekleşirse iki tane merkez orta sahayla Arsenal 4-4-2'sinden esinlenen bir düzen görebiliriz. Tabii bunlar için henüz erken, önce gelecekleri, gideceklerin belli olmasını bekleyeceğiz.

Son bir not, Selçuk İnan sadece bir milli takım oyuncusu değil, aynı zamanda Arda Turan'ın çok yakın arkadaşlarından birisi. Manisaspor'da aynı odayı paylaştıkları gibi günlük hayatlarında da sıkça görüşen isimler. Bu açıdan İspanya'ya gitmeye meyilli olan Arda'nın kalma ihtimalini de kuvvetlendiren bir transfer oldu. Kısacası tam anlamıyla 12'den vurdu Selçuk transferi. Gelecek sezonun Galatasarayı bir başka olacak gibi...
Trabzonspor 3-3 Kayserispor || Zirve Futbolu
Türkiye'de iyi futbol oynanmadığı şeklinde bir önyargı hakim ancak bu akşamki Trabzonspor-Kayserispor benzeri maçlar bu algının kırılmasına yardımcı oluyor. Her iki takım da hedefini üç puan olarak belirleyince oluyor işte. Bir Bundesliga maçından farksızdı ikinci yarı. Amrabat'ın, Jaja'nın, Glowacki'nin, Ziani'nin oynadığı futbola sempati duymamak elde değil.
Özellikle Amrabat... Transferini ilk duyduğumda heyecanlanmış ama bir soru işareti koymuştum. İsme aldandığımız çok transfer oluyor Türkiye'de çünkü, kolay çıkış yapılan bir futbol iklimimiz de yok. Buna rağmen Belediye maçındaki oyunu ve muazzam golünde notunu vermiştim, bugün ise başka bir seviyede oynadığı bizlere net olarak gösterdi. Şu ligde en iyi sağ bekleri yaz deseniz ya ikinci, ya üçüncü sıraya yazılacak Serkan'ın kaç kere belini kırdı, ben hatırlamıyorum. Hazırladığı iki golle maçın adamıdır nazarımda.
Trabzonspor'da Selçuk İnan yokken hakikaten bir şeyler eksik. Oyunu öne taşımayı bireyesl becerilerle değil doğru kararlar ve paslarla beceren bir takım Trabzon ve burada oluşturulan ortak aklın saha içindeki en büyük pay sahibi bence Selçuk. Adam yerli Xavi. Bugün bazen Jaja geriye gelip o işe yardımcı olmaya çalıştı ama kolay dolmadı tabii ki, özellikle 75 sonrası ipleri Kayseri'ye teslim eden o panik havasında onun yokluğunun büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen göbekten etkili toplarla sonuca gidebildiler, Burak ve Jaja birebirlerde iki gol çıkardı. Burak, son bölümde bir de serbest vuruş alıyordu benzer bir pozisyondan ama Yunus Yıldırım pozisyonu atladı. Gerçi o pozisyondan sonra gerilen ortam Trabzon'un sertleşmesine prim tanıdı ve kurulan baskı bence günün kahramanlarından Glowacki'nin maçı 3-3'e getirmesini sağladı.Kayserispor sanki zirve yarışında olabilmek için son bir parçaya ihtiyaç duyan NBA takımı gibi. İyi bir takasla işi kotaracak gibiler. Onur Kıvrak ile Selçuk İnan, Kayseri'de olsa net olarak bir şampiyonluk adayından söz edebilirdik bugün ki Şota'nın öğrencileri boşu boşuna dördüncü değil. Bugün sahada bunu ispatladılar. Kayseri'nin bütçesi her daim yüksekti ama bunu kullanmayı da deneye, yanıla öğrenmiş olmaları önemli. İki sene sonra Bursa'nın izinden gitmeyi denerlerse kimse şaşırmasın.
Liderliği gol averajıyla da olsa Fenerbahçe'ye kaptıran Trabzonspor'un evindeki şu görüntüsüyle son 10 haftada nerede olacağı şüpheli. İki kez öne geçtikleri bu maçı kazansalar her şey daha farklı olabilir, üç maça çıkan seri onlara gerekli özgüveni sağlayabilirdi. Yazık oldu kendileri adına. Kayseri ise kazansa yarışı dört ayaklı hâle getirebilecekken son dakikalarda önemli bir dört puandan oldular. Fenerbahçe ile Trabzonspor maçlarında bıraktıkları puanlar, onların bu sene Bursa'nın da dahil olduğu "ileri üçlünün" bir adım gerisinde olduklarının bir ispatı...
Süper Lig'e Polonya Damgası
Doğu Avrupa'nın ne kadar önemli bir pazar olduğunu, Bundesliga'nın bu bölgenin çekim merkezi haline gelerek nasıl ayağa kalktığını birçok kez yazıp çizdik ama Anadoluda beşinci sınıf Brezilyalı, dört büyüklerde de major lig fetişizminin dinmesine pek ihtimal vermiyordum ama Polonya'dan neredeyse her bölgeden sağlam bir adam adım attı lige. Yakında 11 kurar mıyız diye soruyoruz artık...
Arkadiusz Glowacki (Trabzonspor): Bu yıl patlayan Polonya-Türkiye hattının ilk yolcusu oydu. Kötü zemin yüzünden ağır bir sakatlık geçirene kadar Trabzonspor'un savunma hattını toparlayan, pozisyon bilgisi ve sade oyunuyla Türk tipi savunmanın eksiklerini kapatır görüntüdeydi. Yeni yeni kendini buluyor. Başarılı transfer hanesine yazılır.
Kamil Grosicki (Sivasspor): Sivas'ın ara transferde getirdiği üç yabancının en iyisi olduğu daha gelmeden belliydi de gelir gelmez takımın en önemli hücum silahlarından birine dönüşmesini öngörecek kadar tanımıyorduk. Şutör, hareketli ve top taşıyabilen bir hücumcu. Mehmet Yıldız'ın ardından bir başka sabit 9 numara olan Eneramo'yu (ki onun da hayranı çoktur) kullanan Sivas'a ilaç gibi geldi. Genç Kamil'in Polonya Milli Takımı havuzunda olduğunu da söyleyelim.
Mariusz Pawalek (Konyaspor): O da gelir gelmez dikkat çeken isimlerden. Gol atma konusunda sıkıntı yaşayan takımında iki kez kalesini gole kapadı. Eskişehir'den şanssız bir duran top golü yemese üç maç olacaktı. Kalede güven veren, çevik kaleci. Ligin en iyilerinden biri bile olabilir, uzun vadedeki performansını görmek lazım.
Marcin Robak (Konyaspor): O da devre arası transfer döneminde Türkiye'ye adım atanlardan. Konyaspor'un merkez forvet sorununa çözmesi planlanıyordu ki şimdiden oraya oturdu gibi. İki maçını seyrettim, zaten harika geçen Bucaspor maçında da iki gol attı. Gerçi yabancılarla anlaşması pek de mantıklı kriterlere dayanmayan, motivasyon hocası Yılmaz Vural'ın gözüne girip giremeyeceğini merakla bekliyorum.
Pawel-Piotr Brozek (Trabzonspor): Pawel olanını birkaç sene önce adı Galatasaray'la anılırken biraz araştırmıştım ve referansları çoğunlukla olumluydu açıkçası. Çılgın transferler döneminde unutuldu, gitti sonra. Trabzonspor'a gelince izleriz diye düşünmüştük ama Şenol Güneş'in öğrencileri şampiyonluk yarışında ve Umut Bulut ile Burak Yılmaz'ın kredisinin üstüne çıkması hemen zor. Yine de dün oynadığı beş dakikalık oyunla beni etkilemeyi bildi, maç yazısı da aşağıda zaten. Piotr Brozek ise Wisla'daki son senesini epey formsuz geçirmiş. Formayı koparamaması bu yüzden normal denebilir. Yine de Pawel Brozek'ten epey ümitli olduğumu söylemeliyim.
![]() |
| 88 doğumlu Kamil Grosicki, 7 kez Polonya A Milli Takımı'nın formasını giydi... |
Kamil Grosicki (Sivasspor): Sivas'ın ara transferde getirdiği üç yabancının en iyisi olduğu daha gelmeden belliydi de gelir gelmez takımın en önemli hücum silahlarından birine dönüşmesini öngörecek kadar tanımıyorduk. Şutör, hareketli ve top taşıyabilen bir hücumcu. Mehmet Yıldız'ın ardından bir başka sabit 9 numara olan Eneramo'yu (ki onun da hayranı çoktur) kullanan Sivas'a ilaç gibi geldi. Genç Kamil'in Polonya Milli Takımı havuzunda olduğunu da söyleyelim.
Mariusz Pawalek (Konyaspor): O da gelir gelmez dikkat çeken isimlerden. Gol atma konusunda sıkıntı yaşayan takımında iki kez kalesini gole kapadı. Eskişehir'den şanssız bir duran top golü yemese üç maç olacaktı. Kalede güven veren, çevik kaleci. Ligin en iyilerinden biri bile olabilir, uzun vadedeki performansını görmek lazım.
![]() |
| Marcin Robak'ın Konyaspor formasıyla 5 maçta 2 golü var. |
Pawel-Piotr Brozek (Trabzonspor): Pawel olanını birkaç sene önce adı Galatasaray'la anılırken biraz araştırmıştım ve referansları çoğunlukla olumluydu açıkçası. Çılgın transferler döneminde unutuldu, gitti sonra. Trabzonspor'a gelince izleriz diye düşünmüştük ama Şenol Güneş'in öğrencileri şampiyonluk yarışında ve Umut Bulut ile Burak Yılmaz'ın kredisinin üstüne çıkması hemen zor. Yine de dün oynadığı beş dakikalık oyunla beni etkilemeyi bildi, maç yazısı da aşağıda zaten. Piotr Brozek ise Wisla'daki son senesini epey formsuz geçirmiş. Formayı koparamaması bu yüzden normal denebilir. Yine de Pawel Brozek'ten epey ümitli olduğumu söylemeliyim.
Manisaspor 1-2 Trabzonspor || Jaja'nın Dönüşü

Makukula'nın ve Hikmet Karaman'ın gelişiyle taşların yerine oturduğu Manisa'nın özgüvenini inşa ettiği maç Trabzon deplasmanıydı. Liderin de en beklenmedik puan kaybı olarak sezon kayıtlarına alınmıştı ilk yarıdaki maç. Bugün o maçta çılgın atan Makukula yedekteydi, takımın en formda oyuncusu Mehmet Güven ise kart cezalısıydı. Trabzon ise formunu toparlamaya çalışırken, dış kulvardan kopup gelen Fenerbahçe'nin de baskısıyla artık kazanmak zorunda olmanın verdiği baskıyla maça çıktı.
Ömer Aysan'ın uzun süre et mi, balık mı olduğunu anlayamamışımdır ama sadece sezon başına çıktığı maç sayısı bile istikrardan nasibini almayan, güvenilmesi zor bir adam olduğu gerçeğini önümüze koyar. Bugün spikerler istikrar abidesi diye satmaya çalıştıysa da yemedik ama allahı var, iyi bir duran top kullanıcısı ve başarılı bir kornerle Manisa'ya golü kazandırdılar. Ev sahibinde ise bunun ötesini yapacak güç yoktu. İlk yarıda kral adam Simpson'ın ıskaladığı net bir kontranın ardından kayıplara karıştılar ki bunda Güven'siz orta sahanın payı büyüktü.
Türkiye Ligi'nde bazı şeyler rakipten bağımsızdır. İsterse rakip lig sonuncusu olsun, ilk devreyi bir lig deplasmanında 1-0 geride kapadıysanız işler her zaman sarpa sarabilir. Geri dönüşü kolay olmayan bir ligdeyiz. Manisa golü attıktan sonra dörtlü çakılı savunmanın önüne üç oyuncuyu 10 metrede diziyordu bir ara. Böyle takımların kilidini çözmek zor.
Trabzonspor ise bu işi panik yapmadan, başarıyla hayata geçirdiyse bunda yerli Xavi Selçuk'un yanısıra ikinci yarı müthiş bir sorumluluk üstlenen Jaja'nın da payını unutmamak lazım. İlk yarıda ayağına gelen pasa dahi "n'oluyor lan" diye bakan forvet gitmiş, yerine tam bir maestro gelmiş ikinci yarıda. Uzun boyu, dengesi ve topla hızlanabilmesini bir kenara bıraktım, Selçuk İnan'la gösterdiği önlü, arkalı oyunlardı esas maç çözen. Yeri geldi, Selçuk'un öne çıkışlarında orta saha yayına geldi, yeri geldi ara paslarıyla Burak ile Umut'u besledi. Kaç kez faul aldığına gelmiyorum bile.
Selçuk ve Jaja dışında yüzü dönük oynayan bir diğer hücumcu olan Alanzinho, maçı alan enfes bir şutla işi bitirdi. Bu üçlü arasında en çok topla boğuşan ve top kaybı yapan isim. Oyun stili buna yatkın, yapacak bir şey yok ama o şutu da çıkarabilecek kadar yetenekli bir oyuncu. Orta sahada alıp yaptığı kesme tam bir kısa ve teknik oyuncu işi. Harikaydı. Bu takımda niye Yattara'nın önüne yazıldığını da bizlere gösterdi.
Son olarak, beş dakika oynayan bir oyuncu oyuna bu kadar mı etki edebilir? Pawel Brozek, akıllı paslarıyla, oyunu açışıyla harika bir beş dakika izletti bizlere. Gerçi tekmeyi yiyerek sedyeyle kenara geldi hemen. Bu adamın daha fazla süre almaya ihtiyacı var.
Bursa'nın kendi sahasında puan kaybettiği haftada Fenerbahçe ile Trabzonspor bir adım öne çıktılar ve güzel bir yarış bizleri bekliyor gibi. Şenol Güneş'in öğrencileri homojen kimliği ve artık hiç kasmadan birbirleriyle üçgenler kurabilecek kadar takımdaşlığı sağlamış kadrosuyla bu yarışı sanıldığı kadar kolay bırakmayacaktır. Manisaspor'da ise Hikmet Karaman, bu takımın sadece "İlk yarıda Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor'u yenmişlerdi" diye hatırlanmasını istemiyorsa rakip tribünlere mavi boncuk dağıtmak adına meslektaşlarına saygısızlık etmekten farklı işler yapmalı. Yoksa üç büyükleri Şekerspor da yenip küme düşmüştü 90'larda, hatırlatayım...
Fenerbahçe'nin Büyük Maçları
Bugün oynanan Fenerbahçe-Trabzonspor maçının ilk 20 dakikasını izlendiğinde klasik bir Kadıköy maçı olduğunu çözmek zor olmasa gerek. Yüksek oranda top kazanan ve rakibin bozulan akınlarından teknik ve hızlı oyuncularla sonuca giden ve bunu işletecek güven ile beceriye sahip olan bir Fenerbahçe. Trabzonspor'un düzenini işleten bazı parçaların ikinci devreye formsuz girmesinin bu yenilgide payı olduğunu düşünmekle beraber sarı-lacivertlilerin bu kimliğini sahaya yansıtabilmesinin payının büyük olduğuna inanıyorum.
Karşılaşma üzerine çok detay üzerinde durabiliriz ama Fenerbahçe'nin son dört buçuk yılını incelediğimizde baskın olarak ortaya çıkan bu geleneği irdelemek bence daha ilgi çekici. Zico'nun iki yıl boyunca oynattığı pasör, topu ayağında tutmayı seven takımdan, Daum'un orta saha direncini temel alan kondisyon oyununa meyilli 2009/10 takımına kadar hepsi asgari bir geleneğe bağlı ve kendine denk olarak düşündüğümüz her takım karşısında farklı bir iş ortaya koyabiliyordu. Aykut Kocaman'ın Fenerbahçesi ise işte bu noktada diğer takımlardan ayrılıyor ve bozduktan sonra rakip zaaflarından üretime giden bu geleneği uygulamak yerine sıfırdan üretmek istiyordu ancak bunun Galatasaray ile Beşiktaş derbilerinde işlemediğini görmüştük. Kadıköy'de bugün izlediğimiz maç, bence Trabzonspor'un oyun kimliğinin de topa sahip olarak pas yapma üzerine kurulu olmasının da etkisiyle Fenerbahçe'nin genlerini hatırlamasını işaret ediyor.

Konuyla ilgili hazırladığım iki grafikten ilki (yukarıda) Zico'nun göreve geldiği 2006/07 sezonundan itibaren derbilerde (Galatasaray, Beşiktaş), büyük maçlarda (Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor) ve diğer lig maçlarında alınan puanların ortalamalarını içeriyor.
İlk bakışta da görebileceğiniz gibi Kocaman dönemine kadar derbi ve büyük maçlarda yakalanan başarı takdir edilmeyecek gibi değil. Kabaca bir hesapla kendi çapınızdaki bir rakipten 3 ya da 4 puan almanız bir sezon içinde yeterli görülür ki bu da 1.5-2.0 puan ortalamasına tekabül eder. Fenerbahçe'nin Kocaman'a kadar 2.25, büyük maçlarda ise 2.17 ortalamanın altına düşmemesi tarihi bir performans aslında. Bu başarının Kadıköy'de keskinleşmesi ise az önce bahsettiğim tuzağın uygulanabilirliğinin Kadıköy'de artmasına işaret.
Fenerbahçe büyük maçlarda oyunu ikinci bölgede kabul eder, Fenerbahçe bütün halinde kapanır ve Fenerbahçe rakip savunmayı dengesiz yakalar. Bir de yüzdeli bir şekilde bitirir ki Nobre'den bu yana gelen forvetlerin tamamı bu maçlarda sezon içi performansının üstüne çıkmıştır. Bu akşamki Trabzonspor karşılaşmasını da bu çerçevede yorumlamak gerektiğine inanıyorum. Mamadou Niang'ın bitirdiği pozisyonun benzerlerinin başka kadrolarla seneler önce farklı rakiplere karşı uygulanmış birçok versiyonu da bulunabilir.
Öte yandan diğer lig maçlarında Christoph Daum'un takımından sonraki en başarılı ekibe sahip olan Aykut Kocaman'ın şampiyonluk yarışında sonuna kadar var olacak bir ekibi olup olmadığına ise bu maçta karar vermemek gerektiğini de muhalefet şerhi olarak düşüyorum...
Karşılaşma üzerine çok detay üzerinde durabiliriz ama Fenerbahçe'nin son dört buçuk yılını incelediğimizde baskın olarak ortaya çıkan bu geleneği irdelemek bence daha ilgi çekici. Zico'nun iki yıl boyunca oynattığı pasör, topu ayağında tutmayı seven takımdan, Daum'un orta saha direncini temel alan kondisyon oyununa meyilli 2009/10 takımına kadar hepsi asgari bir geleneğe bağlı ve kendine denk olarak düşündüğümüz her takım karşısında farklı bir iş ortaya koyabiliyordu. Aykut Kocaman'ın Fenerbahçesi ise işte bu noktada diğer takımlardan ayrılıyor ve bozduktan sonra rakip zaaflarından üretime giden bu geleneği uygulamak yerine sıfırdan üretmek istiyordu ancak bunun Galatasaray ile Beşiktaş derbilerinde işlemediğini görmüştük. Kadıköy'de bugün izlediğimiz maç, bence Trabzonspor'un oyun kimliğinin de topa sahip olarak pas yapma üzerine kurulu olmasının da etkisiyle Fenerbahçe'nin genlerini hatırlamasını işaret ediyor.

Konuyla ilgili hazırladığım iki grafikten ilki (yukarıda) Zico'nun göreve geldiği 2006/07 sezonundan itibaren derbilerde (Galatasaray, Beşiktaş), büyük maçlarda (Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor) ve diğer lig maçlarında alınan puanların ortalamalarını içeriyor.
İlk bakışta da görebileceğiniz gibi Kocaman dönemine kadar derbi ve büyük maçlarda yakalanan başarı takdir edilmeyecek gibi değil. Kabaca bir hesapla kendi çapınızdaki bir rakipten 3 ya da 4 puan almanız bir sezon içinde yeterli görülür ki bu da 1.5-2.0 puan ortalamasına tekabül eder. Fenerbahçe'nin Kocaman'a kadar 2.25, büyük maçlarda ise 2.17 ortalamanın altına düşmemesi tarihi bir performans aslında. Bu başarının Kadıköy'de keskinleşmesi ise az önce bahsettiğim tuzağın uygulanabilirliğinin Kadıköy'de artmasına işaret.
Fenerbahçe büyük maçlarda oyunu ikinci bölgede kabul eder, Fenerbahçe bütün halinde kapanır ve Fenerbahçe rakip savunmayı dengesiz yakalar. Bir de yüzdeli bir şekilde bitirir ki Nobre'den bu yana gelen forvetlerin tamamı bu maçlarda sezon içi performansının üstüne çıkmıştır. Bu akşamki Trabzonspor karşılaşmasını da bu çerçevede yorumlamak gerektiğine inanıyorum. Mamadou Niang'ın bitirdiği pozisyonun benzerlerinin başka kadrolarla seneler önce farklı rakiplere karşı uygulanmış birçok versiyonu da bulunabilir.
Öte yandan diğer lig maçlarında Christoph Daum'un takımından sonraki en başarılı ekibe sahip olan Aykut Kocaman'ın şampiyonluk yarışında sonuna kadar var olacak bir ekibi olup olmadığına ise bu maçta karar vermemek gerektiğini de muhalefet şerhi olarak düşüyorum...
Trabzonspor 2-0 Galatasaray || Bazen...
Galatasaray'a Hagi elinin değdiğini görebilmek için kahin olmaya gerek yok. Hagi'nin geldiği ilk gün kadrodan elinden gelen verimi almaya çalışacağını, daha bütünleşik bir savunma yapmaya çalışacağını ve 0-0'ın üzerine bir satranç oyuncusu gibi hamlelerini planlayacağını biliyorduk. Hagi'nin bilmediğiyse elindeki bazı oyuncuların birer saatli bomba olması ve her an bütün sistemi çökertecek cinsten işler yapabilmesi.
Nisan ayında Galatasaray'a havlu attıran maçlardan biri olan Trabzon deplasmanını yakan Emre Güngör bugün kadroda yok ama Servet Çetin'in yaptığı hata da ondan aşağı kalır yanı yok. Ee, Hagi hocam. İstediğin kadar doğru bir maç planı kur, maçı son bölüme kadar gol yemeden getirip üreteceğin ilk net pozisyonda skoru almayı planla ama elde oynatmaya mecbur olduğun stoper belki de Servet'i büyük bir tehdit haline getiren o lanet özgüveni gelir, senin planlarını buruşturup çöpe atar. Doğruları yapmak işte o an çok da önemli değil.
Şu Galatasaray yapısından bir çözüm üretip zirveye oynama yolu bence yok. En azından ben takımın omurgasını oluşturması gereken 5-6 yerli oyuncunun bu kalibrede olduğuna inanmıyorum ve bu hastalıklı yapı düzelmeden de istikrarlı bir başarının hayal olduğunu düşünmekteyim. Bu görüşüm sabit olmakla birlikte eldeki malzemeyle en uygun yemeği yapmaya çalışmak her zaman gerekli ve Hagi de bunun için elinden geleni yapıyor. Bence ligin en homojen ve yeterli kadrolarının başını çeken Trabzonspor'la deplasmanda oynayacak takım da buydu, daha iyisi de şu şartlarda olamazdı.
Futbol oyun disiplinine sahip her takıma en az bir gol şansı tanır, dakikalar ilerledikçe de Galatasaray'a bu fırsatın geleceği belliydi. Servet Trabzonspor'a golü hediye etti, Pino o gelen pozisyonu kötü bir ıskayla harcadı. Benim için maçın tek değişkeni bu. Bazen denk geçen maçlar kaybedilir ama Galatasaray'ın konumu bir "bazen"i kaldırmayacak kadar kırılgan. Sezona mantıksal açıdan nokta koyuldu belki de, en azından aklım fikrim şu takımdan UEFA Avrupa Ligi bileti dışında bir talepte bulunmanın hayalperestlik olduğunu söylüyor. Hagi iyi bir teknik adam ama Arda'sı ve Baros'u olmayan bu malzemeden çıkan yemek bu. Papazın da pilava karnı toktu bugün. Olmadı. Trabzonspor'u aslında durdurmuş olmak, pozisyon vermemek Galatasaray'ın yapabileceği tek şeydi. Yoksa yapacak bir şey de yok.
Trabzonspor'a gelirsek... Şenol Güneş gibi bir taktisyenleri ve fazlasıyla yeterli bir kadroları var. Bugün Selçuk ve Colman'ın yarattığı farkı Galatasaray'da yaratmanın mümkün olmadığını bilmek benim için acı verici ama Trabzon için iyi haber. Stoper rotasyonunda defoları var ve belki Selçuk-Colman ikilisini üçleyecek ve arkalarını süpürecek bir oyuncu eksikliği çekiyorlar ama şu halde dahi Türkiye'nin en iyi takımlarından biriler. Şenol Güneş'e yatırım yapmak onlara çok şey kazandırır. Kısır çekişmelerle bu tip adamların paçalarından çok çekildiğini gördüm ama şu oturmuş kadroyu şekillendirmesine izin verilirse ortaya daha iyi bir takım çıkacaktır kesinlikle. Şenol hocayı severim, yolu açık olsun...
Benim için keyifsiz bir maç sonu oldu ama bari ana fotoğraf keyifli bir şeyler olsun dedim. Hagi güzel adam...
Nisan ayında Galatasaray'a havlu attıran maçlardan biri olan Trabzon deplasmanını yakan Emre Güngör bugün kadroda yok ama Servet Çetin'in yaptığı hata da ondan aşağı kalır yanı yok. Ee, Hagi hocam. İstediğin kadar doğru bir maç planı kur, maçı son bölüme kadar gol yemeden getirip üreteceğin ilk net pozisyonda skoru almayı planla ama elde oynatmaya mecbur olduğun stoper belki de Servet'i büyük bir tehdit haline getiren o lanet özgüveni gelir, senin planlarını buruşturup çöpe atar. Doğruları yapmak işte o an çok da önemli değil.
Şu Galatasaray yapısından bir çözüm üretip zirveye oynama yolu bence yok. En azından ben takımın omurgasını oluşturması gereken 5-6 yerli oyuncunun bu kalibrede olduğuna inanmıyorum ve bu hastalıklı yapı düzelmeden de istikrarlı bir başarının hayal olduğunu düşünmekteyim. Bu görüşüm sabit olmakla birlikte eldeki malzemeyle en uygun yemeği yapmaya çalışmak her zaman gerekli ve Hagi de bunun için elinden geleni yapıyor. Bence ligin en homojen ve yeterli kadrolarının başını çeken Trabzonspor'la deplasmanda oynayacak takım da buydu, daha iyisi de şu şartlarda olamazdı.
Futbol oyun disiplinine sahip her takıma en az bir gol şansı tanır, dakikalar ilerledikçe de Galatasaray'a bu fırsatın geleceği belliydi. Servet Trabzonspor'a golü hediye etti, Pino o gelen pozisyonu kötü bir ıskayla harcadı. Benim için maçın tek değişkeni bu. Bazen denk geçen maçlar kaybedilir ama Galatasaray'ın konumu bir "bazen"i kaldırmayacak kadar kırılgan. Sezona mantıksal açıdan nokta koyuldu belki de, en azından aklım fikrim şu takımdan UEFA Avrupa Ligi bileti dışında bir talepte bulunmanın hayalperestlik olduğunu söylüyor. Hagi iyi bir teknik adam ama Arda'sı ve Baros'u olmayan bu malzemeden çıkan yemek bu. Papazın da pilava karnı toktu bugün. Olmadı. Trabzonspor'u aslında durdurmuş olmak, pozisyon vermemek Galatasaray'ın yapabileceği tek şeydi. Yoksa yapacak bir şey de yok.
Trabzonspor'a gelirsek... Şenol Güneş gibi bir taktisyenleri ve fazlasıyla yeterli bir kadroları var. Bugün Selçuk ve Colman'ın yarattığı farkı Galatasaray'da yaratmanın mümkün olmadığını bilmek benim için acı verici ama Trabzon için iyi haber. Stoper rotasyonunda defoları var ve belki Selçuk-Colman ikilisini üçleyecek ve arkalarını süpürecek bir oyuncu eksikliği çekiyorlar ama şu halde dahi Türkiye'nin en iyi takımlarından biriler. Şenol Güneş'e yatırım yapmak onlara çok şey kazandırır. Kısır çekişmelerle bu tip adamların paçalarından çok çekildiğini gördüm ama şu oturmuş kadroyu şekillendirmesine izin verilirse ortaya daha iyi bir takım çıkacaktır kesinlikle. Şenol hocayı severim, yolu açık olsun...
Benim için keyifsiz bir maç sonu oldu ama bari ana fotoğraf keyifli bir şeyler olsun dedim. Hagi güzel adam...
Jaja Coelho & Trabzonspor
Bazen diyorum ya, ismi Türkiye'den daha büyük olan oyuncuların Türkiye'ye gelişi risklidir diye. Kalite=kariyer denkleminden biri sıyıran, hem kaliteli, hem de ismi Türkiye'yi aşmamış olan Jaja'nın gelişi bu anlamda önemli. Çünkü kariyer sahibi adamı sadece parayla ikna ettiğinizde saha içinde bir şeyler ortaya koyabilmesi için karakterinin de üst düzey olması gerekir, oyuncuya saha içi motivasyon vermek zordur çünkü. Harry Kewell bu yüzden özel bir adamdır mesela. Guti, Quaresma, gelirse Rosicky... Bu adamlar hakikaten yeteneğiyle, ismiyle üst düzey oyuncular olabilirler ama benim gözümde Jaja Coelho'nun gelişi Türkiye Ligi adına daha değerlidir. Adı Türkiye'yle büyüyecek, bu dönemde takımına ciddi katkı yapabilecek, giderken hem takımına, hem de kendine kazandırabilecek bir adam... Trabzonspor'u ve Trabzonsporlu arkadaşları tebrik ederim.
Beşiktaş-Metalist maçında attığı enfes gol beklentileri büyütmüş gibi gözükse de hem Ali Sami Yen'de, hem de o sezonki UEFA Kupası yolculuğunda izlediğim Metalist'in Papa Gueye ve Obradovic'le birlikte en önemli parçalarından biriydi. Bence o sene Metalist'in finale yürümesi işten bile değildi, talihsiz bir kura sonucu Dinamo Kiev'le eşleştiler ve bir Avrupa kupası maçından ziyade yerel bir derbi oynadılar. Uzun boylu, seri ve top tekniği iyi kaç forvet var dünyada diye düşünüyorum, hakikaten çok yok. Bu özellikleri dahi onu yeterince değerli kılıyor ki ön tarafta Umut'un hareketliliğine mahkum olan ancak diğer yetersizlikleri sebebiyle zarar gören Trabzonspor'un en ucuna cuk oturacaktır. Gol pozisyonu üretmekte zorlanmıyor Trabzonspor, daha yüzdeli bir golcüyle seviye atlayabilirler. Umut da iyi alternatif olur elde...
Jaja'nın zamanında Brezilya U20'de forma giymiş olması da bence atlanmaması gereken bir not. Benzer bir referans Bobo'da da vardı, Türkiye'de başarılı oldu. Brezilya U17 referanslı Bruno Mezenga'nın Ordu'da yaptıkları dahi benzer bir sınıfa sokulabilir. Kamyonla Brezilyalı getirdiğimizden adamlara karşı belli bir önyargı oluştu belki ama Brezilyalı'nın kalitesinin Türkiye'de iş yapacağını düşünenlerdenim ve genç milli takımlar bence önemli bir referans noktası. Pahalı olmasından ziyade buna dikkat etmek gerekli...
Lig güzel olacak diyorum bir süredir ama potansiyelli yabancı havuzunun iyiden iyiye genişlemesi artık sabırsızlandırıyor gerçekten. Lig TV'yle de anlaşmışken mümkün olduğunca maç kaçırmamayı planlıyorum. Jaja-Hakan Arıkan buluşması da merakla beklediklerim arasında artık...
Beşiktaş-Metalist maçında attığı enfes gol beklentileri büyütmüş gibi gözükse de hem Ali Sami Yen'de, hem de o sezonki UEFA Kupası yolculuğunda izlediğim Metalist'in Papa Gueye ve Obradovic'le birlikte en önemli parçalarından biriydi. Bence o sene Metalist'in finale yürümesi işten bile değildi, talihsiz bir kura sonucu Dinamo Kiev'le eşleştiler ve bir Avrupa kupası maçından ziyade yerel bir derbi oynadılar. Uzun boylu, seri ve top tekniği iyi kaç forvet var dünyada diye düşünüyorum, hakikaten çok yok. Bu özellikleri dahi onu yeterince değerli kılıyor ki ön tarafta Umut'un hareketliliğine mahkum olan ancak diğer yetersizlikleri sebebiyle zarar gören Trabzonspor'un en ucuna cuk oturacaktır. Gol pozisyonu üretmekte zorlanmıyor Trabzonspor, daha yüzdeli bir golcüyle seviye atlayabilirler. Umut da iyi alternatif olur elde...
Jaja'nın zamanında Brezilya U20'de forma giymiş olması da bence atlanmaması gereken bir not. Benzer bir referans Bobo'da da vardı, Türkiye'de başarılı oldu. Brezilya U17 referanslı Bruno Mezenga'nın Ordu'da yaptıkları dahi benzer bir sınıfa sokulabilir. Kamyonla Brezilyalı getirdiğimizden adamlara karşı belli bir önyargı oluştu belki ama Brezilyalı'nın kalitesinin Türkiye'de iş yapacağını düşünenlerdenim ve genç milli takımlar bence önemli bir referans noktası. Pahalı olmasından ziyade buna dikkat etmek gerekli...
Lig güzel olacak diyorum bir süredir ama potansiyelli yabancı havuzunun iyiden iyiye genişlemesi artık sabırsızlandırıyor gerçekten. Lig TV'yle de anlaşmışken mümkün olduğunca maç kaçırmamayı planlıyorum. Jaja-Hakan Arıkan buluşması da merakla beklediklerim arasında artık...
Karpaty Lviv - Liverpool- HJK - PAOK
Türk futbolunun bir türlü kıramadığı bir kabuğu varsa o da İstanbul takımları dışında kalan ekiplerin kendini bir türlü seribaşı torbasına atamamsıdır. Çok değil, sadece 16 bin puan seribaşı olmak için yeterli olsa da düzenli olarak elemelere katılmasına rağmen Trabzonspor bu eşiği geçemedi, bir dönem hafif kıpırdanan Kayserispor dışında da bu konuda bir iyileşme göremedik. İşte her sene diğer ülkelerle mücadele ederken Türkiye'yi eksik başlatan bu durumu aşmak için Trabzonspor'un bu kez turu geçmesi gerekiyordu. Bu kez de efsanevi bir kurayla Liverpool'u çektiler ve "Bizden iki güzel maç dışında pek bir şey ümit etmeyin" demek durumunda kaldılar. Bana kalırsa kuranın en kötü yanı bu...
Galatasaray, özellikle elemelerde çok zorlu takımlar çekmiyor bu kez de öyle oldu. Potun en dişli iki ekibi Aris ve Genk'ten kurtulduktan sonra iş Karpaty-Maribor tercihine kadar dayandı ki kura çekimini yorumlayan Bağış abinin aksine ben Karpaty'yi tercih ediyordum, iki sebeple... Öncelikle bu takım bir Metalist değil. Metalist gelirken "Shakhtar ve Kiev'den sonra Metalist geliyor, aman" denilebiliyordu. Karpaty'ye şöyle bir bakınca Ukrayna'nın zirve değil daha orta sınıf ekiplerinden olduğunu görüyoruz. İkinci ve daha önemli nedense ülke puanında birebir rakibimiz olan Ukrayna'nın nispeten zayıf takımını eleme şansı. Galatasaray, iki maçta da rakibini yenip elemeli şu aşamada, hele Trabzonspor şimdiden yolcu gibi duruyorken...
Beşiktaş, potunun nispeten en kolay kurasını çekti, ona söylenecek çok fazla şey yok ancak Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde seribaşı olmak adına duacı olduğu PAOK'la eşleşmesi fena oldu. PAOK, içeride-dışarıda dişli bir takım, Ajax'la oynadıkları ilk maçın geniş özetine bakmıştım. İkinci maçta da öne geçip istedikleri skoru almışlardı aslında ama üst üste 3 gol yediler ve çıkaramadılar doğal olarak. Elenmeyecek bir takım değiller kesinlikle ama Young Boys karşısında izlediğimiz Fenerbahçe, vasat bir rakibi dahi geçecek güveni vermiyordu. Diken üstünde izlenecek bir eşleşme. Gruplara en az dört takımla girme amacını baltalayacak bir kura oldu. İzleyip göreceğiz...
Galatasaray, özellikle elemelerde çok zorlu takımlar çekmiyor bu kez de öyle oldu. Potun en dişli iki ekibi Aris ve Genk'ten kurtulduktan sonra iş Karpaty-Maribor tercihine kadar dayandı ki kura çekimini yorumlayan Bağış abinin aksine ben Karpaty'yi tercih ediyordum, iki sebeple... Öncelikle bu takım bir Metalist değil. Metalist gelirken "Shakhtar ve Kiev'den sonra Metalist geliyor, aman" denilebiliyordu. Karpaty'ye şöyle bir bakınca Ukrayna'nın zirve değil daha orta sınıf ekiplerinden olduğunu görüyoruz. İkinci ve daha önemli nedense ülke puanında birebir rakibimiz olan Ukrayna'nın nispeten zayıf takımını eleme şansı. Galatasaray, iki maçta da rakibini yenip elemeli şu aşamada, hele Trabzonspor şimdiden yolcu gibi duruyorken...
Beşiktaş, potunun nispeten en kolay kurasını çekti, ona söylenecek çok fazla şey yok ancak Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde seribaşı olmak adına duacı olduğu PAOK'la eşleşmesi fena oldu. PAOK, içeride-dışarıda dişli bir takım, Ajax'la oynadıkları ilk maçın geniş özetine bakmıştım. İkinci maçta da öne geçip istedikleri skoru almışlardı aslında ama üst üste 3 gol yediler ve çıkaramadılar doğal olarak. Elenmeyecek bir takım değiller kesinlikle ama Young Boys karşısında izlediğimiz Fenerbahçe, vasat bir rakibi dahi geçecek güveni vermiyordu. Diken üstünde izlenecek bir eşleşme. Gruplara en az dört takımla girme amacını baltalayacak bir kura oldu. İzleyip göreceğiz...
Trabzonspor 1-0 Galatasaray || Edilgen...
Bir takım hakkında 30 küsür maç yazısı yazınca bir süre sonra tekrarlar kaçınılmaz oluyor, takım olmak zamanla gelişen ve değişen bir olgu olsa da kadro kalitesi ve yapısı sabit olarak hep karşınıza çıkıyor. Orta sahanın geçildiği ilk 10 dakikada üretilmiş üç gol pozisyonu. Keita, Giovani ve Jo üçlüsünün uyumu, takımın rahatça kaleye inmesi sanki bir rüya gibi. Bir anda uyanıyorsunuz bu rüyadan çünkü Trabzonspor deplasmanına çıktığınız orta saha üçlüsünün üçü ortalama oynasa dahi problemli bir üçgen oluşturuyorlarken sanki bu yetmezmiş gibi formlarının diplerinde geziniyorlar. Elano'nun maç öncesi yüzünden düşen bin parça, Barış ve Mustafa Sarp'ın zaten sınırları belli. Elano biraz oynayınca, iki pas atınca değişiyor takım ama ona o ortamı sağlamak, Elano'nun da sorumluluk almasını beklemek lazım. Belki geniş zaman için problemli ama kör topal ilerleyen bir yapı vadedebilir ama şu anda başarıya ulaşması olanaksız bu yapının. Dört deplasmandan iki puan çıkarabilen bu düzenin değişmesinin artık elzem olduğunu görmek için 30 küsür maç analiz etmeye, blog tutmaya falan da gerek yok zaten. Galatasaray bağırmanın da ötesinde paralıyor artık kendini orta saha diye.
Aslına bakarsanız Trabzonspor yapısı itibariyle güçlü ve formda bir ekip olmasına rağmen Galatasaray'a oynama imkanı verebilecek bir takım. Öne oynuyorlar, bekleri hücuma yatkın ve alan savunması yapıp sahalarına gömülmeyi reddediyorlar. Galatasaray'la başabaş bir mücadele ortaya koyduklarında sonucu oyuncuların bireysel kaliteleri ve maçın dinamikleri belirleyecekti, bu tip maçlarda koşullar ne olursa olsun şu ligde her takıma karşı favori Galatasaray'dır. Galatasaray'ı tam anlamıyla bozabilmek kolay iş ama fırsat verdiğiniz an ne olduğunu anlamadan tabelada 3 ya da 4 gol görebiliyorsunuz. Giovani'nin bugünkü enfes oyununa eşlik edebilecek bir Elano, ortalama oynayan bir Jo ya da Baros çok daha farklı şeyler konuşmamızı sağlayabilirdi. Lakin bugün karşılıklı güzel akınlar olsa da maçı Galatasaray adına zora sokan ekstra bir hata geldi Emre Güngör'den. Senede bir olur böyle pozisyonlar, senede bir olur ancak böyle pozisyonlar fakat çıkaramadığınızda ufak nüansların belirlediği başarı-başarısızlık arasındaki o ince çizgiyi geçip geçmemenizi de belirleyebiliyor. Galatasaray zaafları olan bir takım, eyvallah ama bu maçtan bir galibiyet de çıkarabilirdi bugün. Önemli olan bu değil, Galatasaray'ın kazanıp kazanmaması da değil. Önemli olan Galatasaray'ın mevcut yapısında maçın sonucunu tayin etme becerisini rakibin kalitesinden bağımsız olarak karşı tarafa teslim etmesi.
Sezona beş orta saha oyuncusuyla başladı Galatasaray, Elano'yu da katarsak. Mehmet Topal, Mustafa Sarp ve dönmesi beklenen Tobias Linderoth arka oyuncu rotasyonuna girerken Barış Özbek ve Ayhan Akman Elano'yu ikileyecek role daha yakın gözüküyorlardı. Beş oyunculu rotasyon oyuncuların özverisini de görünce hem teknik heyetin, hem de başka bölgelere takviye yapma niyetindeki yönetimin gözünün başka taraflara kaymasını sağladı. Galatasaray'ı bu yarışta iki adım öne geçirecek olan sadece bu hamleydi halbuki, transfer dönemleri boyunca beklentim de hep bu yöndeydi. Olmadı. Buna rağmen kadrosuyla bu yarışta hâlâ var Galatasaray ve eminim son maça kadar da olacaktır lakin şu durumun farkındayken de göz yummak epey zor.
Trabzonspor benim bu ligde izlemekten en keyif aldığım ekiplerden biri, blogda pek yazamasak da Şenol Güneş'in gelişi takıma bir kimlik kattı her şeyden önce. Beklerini daha cesur kullanıyorlar ve Umut Bulut'un düşük yüzdeli son vuruşlarına rağmen çok fazla pozisyon üretip sonuç alabiliyorlar. Yattara'nın kaybolduğu bu sezonda Alanzinho'yu kazandılar. Çok beğendiğim bir ikili olan Selçuk İnan ve Gustavo Colman'a sahipler. Gerçi Colman'ı Galatasaray maçlarında pek değerlendirmemek lazım, sanırım bu ligde attığı gollerin %40'ı falan Galatasaray'a karşıdır. Bu maçı kazanmaları da çok anormal bir durum değil, doğru son paslarla ve iyi bir son vuruşla maçı çok koparabilirlerdi de. Şampiyonlar Ligi için geç kaldılar fakat UEFA Kupası için hâlâ yarışın içindeler ve Türkiye Kupası'nda da devam ediyorlar. Önümüzdeki sezona daha farklı bir Trabzonspor izleyebiliriz.
Galatasaray adına tablo artık iyice karıştı, görüntü flulaştı. Fenerbahçe ve Bursaspor galibiyetleri dahi liderliği almak ve şampiyonluğa yürümek için çok önemli adımlar olsa da son darbeyi vuracak değişken değil. Bursaspor'un bundan sonra yapacakları da Galatasaray'ın kaderini belirleyecek. Bu akşam oynanacak Bursaspor-Denizlispor karşılaşması sonrası daha net konuşabiliriz fakat Galatasaray benim hesaplarıma göre en az 3 puan alması gereken iki deplasman olan Eskişehir-Trabzon hattından puansız dönerek vahim bir hata yaptı. Ekstra puana ihtiyacı var takımın, buna zaten kağıt üstünde kazanması gereken maçları da ekleyince 2008 yılında şampiyonluk getiren seriye benzer bir galibiyet serisi gerektiriyor. Yapılabilir mi, neden olmasın fakat bunu öngörebilmek hiç mi hiç kolay değil. Bekleyeceğiz ve göreceğiz...
Aslına bakarsanız Trabzonspor yapısı itibariyle güçlü ve formda bir ekip olmasına rağmen Galatasaray'a oynama imkanı verebilecek bir takım. Öne oynuyorlar, bekleri hücuma yatkın ve alan savunması yapıp sahalarına gömülmeyi reddediyorlar. Galatasaray'la başabaş bir mücadele ortaya koyduklarında sonucu oyuncuların bireysel kaliteleri ve maçın dinamikleri belirleyecekti, bu tip maçlarda koşullar ne olursa olsun şu ligde her takıma karşı favori Galatasaray'dır. Galatasaray'ı tam anlamıyla bozabilmek kolay iş ama fırsat verdiğiniz an ne olduğunu anlamadan tabelada 3 ya da 4 gol görebiliyorsunuz. Giovani'nin bugünkü enfes oyununa eşlik edebilecek bir Elano, ortalama oynayan bir Jo ya da Baros çok daha farklı şeyler konuşmamızı sağlayabilirdi. Lakin bugün karşılıklı güzel akınlar olsa da maçı Galatasaray adına zora sokan ekstra bir hata geldi Emre Güngör'den. Senede bir olur böyle pozisyonlar, senede bir olur ancak böyle pozisyonlar fakat çıkaramadığınızda ufak nüansların belirlediği başarı-başarısızlık arasındaki o ince çizgiyi geçip geçmemenizi de belirleyebiliyor. Galatasaray zaafları olan bir takım, eyvallah ama bu maçtan bir galibiyet de çıkarabilirdi bugün. Önemli olan bu değil, Galatasaray'ın kazanıp kazanmaması da değil. Önemli olan Galatasaray'ın mevcut yapısında maçın sonucunu tayin etme becerisini rakibin kalitesinden bağımsız olarak karşı tarafa teslim etmesi.
Sezona beş orta saha oyuncusuyla başladı Galatasaray, Elano'yu da katarsak. Mehmet Topal, Mustafa Sarp ve dönmesi beklenen Tobias Linderoth arka oyuncu rotasyonuna girerken Barış Özbek ve Ayhan Akman Elano'yu ikileyecek role daha yakın gözüküyorlardı. Beş oyunculu rotasyon oyuncuların özverisini de görünce hem teknik heyetin, hem de başka bölgelere takviye yapma niyetindeki yönetimin gözünün başka taraflara kaymasını sağladı. Galatasaray'ı bu yarışta iki adım öne geçirecek olan sadece bu hamleydi halbuki, transfer dönemleri boyunca beklentim de hep bu yöndeydi. Olmadı. Buna rağmen kadrosuyla bu yarışta hâlâ var Galatasaray ve eminim son maça kadar da olacaktır lakin şu durumun farkındayken de göz yummak epey zor.
Trabzonspor benim bu ligde izlemekten en keyif aldığım ekiplerden biri, blogda pek yazamasak da Şenol Güneş'in gelişi takıma bir kimlik kattı her şeyden önce. Beklerini daha cesur kullanıyorlar ve Umut Bulut'un düşük yüzdeli son vuruşlarına rağmen çok fazla pozisyon üretip sonuç alabiliyorlar. Yattara'nın kaybolduğu bu sezonda Alanzinho'yu kazandılar. Çok beğendiğim bir ikili olan Selçuk İnan ve Gustavo Colman'a sahipler. Gerçi Colman'ı Galatasaray maçlarında pek değerlendirmemek lazım, sanırım bu ligde attığı gollerin %40'ı falan Galatasaray'a karşıdır. Bu maçı kazanmaları da çok anormal bir durum değil, doğru son paslarla ve iyi bir son vuruşla maçı çok koparabilirlerdi de. Şampiyonlar Ligi için geç kaldılar fakat UEFA Kupası için hâlâ yarışın içindeler ve Türkiye Kupası'nda da devam ediyorlar. Önümüzdeki sezona daha farklı bir Trabzonspor izleyebiliriz.
Galatasaray adına tablo artık iyice karıştı, görüntü flulaştı. Fenerbahçe ve Bursaspor galibiyetleri dahi liderliği almak ve şampiyonluğa yürümek için çok önemli adımlar olsa da son darbeyi vuracak değişken değil. Bursaspor'un bundan sonra yapacakları da Galatasaray'ın kaderini belirleyecek. Bu akşam oynanacak Bursaspor-Denizlispor karşılaşması sonrası daha net konuşabiliriz fakat Galatasaray benim hesaplarıma göre en az 3 puan alması gereken iki deplasman olan Eskişehir-Trabzon hattından puansız dönerek vahim bir hata yaptı. Ekstra puana ihtiyacı var takımın, buna zaten kağıt üstünde kazanması gereken maçları da ekleyince 2008 yılında şampiyonluk getiren seriye benzer bir galibiyet serisi gerektiriyor. Yapılabilir mi, neden olmasın fakat bunu öngörebilmek hiç mi hiç kolay değil. Bekleyeceğiz ve göreceğiz...
Galatasaray 2-1 Trabzonspor || Yerlilerin Dönüşü...
Caner Erkin, Arda Turan ve Sabri Sarıoğlu. Kewell, Keita, Elano gibi takımın hücum hattını oluşturan oyunculardan yoksun olunduğunda bu oyuncuların bir adım öne çıkıp sorumluluk alabildiğini görmek güzel. Arda'nın pasını atması adına çok iyi bir maç oldu ama Caner Erkin'in sol önde oynadığı zaman neler yapabilecek bir oyuncu olduğunu görebilmek daha da güzel. İlk geldiği dönemki yazımı hatırlarsanız sol bek kadar önde de kullanılması gerektiğini, sadece o bölgede faydalanmanın efektif olmayacağını söylemiştim, Caner'in bu performansının beni haksız çıkarmaması ayrıca güzel. Kafayla yaptığı gol vuruşu harikaydı ama sol taraftaki mücadelesi, aktifliği ve goldeki koşusu da en az gol kadar önemliydi. Üretmeye çalıştı ve bölgesine hareketlilik getirdi. Bu bile fazlasıyla yeterli. Ali Sami Yen'deki maçlarda orta üçlünün solunda da denenebilir mi diye düşünmüyor değilim açıkçası, sol iç görevini kotarabilirse gerçekten büyük bir kazanım olur takım adına. Kewell'ın bitiriciliğinden ve kanadın savunma gücünden taviz vermeden Caner Erkin'den faydalanabilmek kulağa hoş geliyor.Kaledeki Aykut'tan ileri uçtaki Aydın Yılmaz'a kadar bütün takımın yerli olması maçın en dikkat çekici unsuruydu şüphesiz, ortaya konan fiziksel performansın artışını da gözlerden kaçırmamak gerekli. Arda Turan'ın probleminin form durumundan ziyade mental olduğunu düşünüyordum, bu maçta ikinci golü attıktan sonra bir adım daha öne çıkması bence bu probleme işaret ediyor. Arda'nın hırsı ve isteği anında takıma da yansıyor, bu anlamda takımın lideri olduğu aşikar. Yalnız bu iki performansa rağmen Galatasaray'ın en iyisi derseniz ben yine de Sabri Sarıoğlu'nu tercih ederim. Büyük saygı duyduğum oyuncular listesinde başlarda Sabri'yi sayacağım aklıma gelmezdi ama Ayhan Akman'ın geçirdiği gelişime benzer bir süreç yaşıyor Sabri, kariyerine başladığı mevki dışında bir bölgeye tam adaptasyon gösteriyor. Artık ortalarını bakarak yaptığının, rastgele içeri doldurmadığının herkes farkındadır sanıyorum. Eskiden boş yere koşan, efektif olmayan, pas vermeyi bilmeyen bir adamken şimdi farklı bir adama dönüştü Sabri, helal olsun demekten ve tribünde Sabri'nin adını haykırmaktan başka yapılacak bir şey yok.
Bazı maçlar böyle yararlı alternatifler oluşturur size, bu maçtaki Caner Erkin kazanımı bu açıdan önemli. Diğer yenilerden Berkin Arslan'ın beni inanılmaz heyecanlandırdığını söylemeye gerek yok. Altyapıdan Galatasaray A takımına yükselebilecek ilk oyuncu benim gözümde Berkin, yazmıştım geçenlerde zaten. 92 doğumlu bir oyuncunun her ne kadar kupa da olsa Trabzonspor maçıyla 'debut' yapması önemli, elinin ayağına dolaşmaması daha da önemli. Solda başlaması sağa yatık Galatasaray hücumlarında etkin olmasını engelledi ilk girdiğinde ama giderek sorumluluğunu arttıran, diğer altyapı oyuncularına göre farkını belli eden bir oyun ortaya koydu. A takımdaki ilk 15 dakikasını ben toplamda beğendim. Net bir fikir elbette vermedi, diğer maçlarda da bir görmek gerekiyor ama Arda'nın Boleslav maçından beri duyduğum en büyük heyecanı bana yaşatması bile yeter. Frank Rijkaard'ın oyuna ilk aldığı oyuncu olmasını da iyi okumak gerek. A takıma daha önce çağrılan Çetin Güngör'ün Sabri'nin sakatlığına rağmen daha geç oyuna girmesini düşünürsek önemliydi. Alparslan'ın ise tanımlayamadığım eksikleri var, defansın dengesini bir anda bozabiliyor öncelikle. Hücumda da etkili olduğunu göremedim pek, sezon başında A2 takımına gönderilmesini pek yadırgamamıştım ama alternatif olarak tutulabileceğini düşünmüştüm. Caner'in ön alandaki performansından sonra oraya sol bek kökenli bir oyuncu düşünülebilir mi diye aklımdan geçirmiyor değilim açıkçası.Trabzonspor'un ise 2-1'lik mağlubiyete rağmen derin nefes aldığını, devre arası dönemini yapılanmaya harcayacaklarını şimdiden söyleyebiliriz. Ciddi bir ihtiyaç olduğu da açıkça gözüküyor zaten. Şenol hoca Ordu ve Denizli Belediye maçlarında yeni oyuncuları deneyecektir muhtemelen. Bugün Ceyhun Gülselam'ın orta saha performansı dışında söylenecek fazla bir şey yok, duran toplar haricinde hücumda bir etkinlik de yoktu. Gençlerbirliği maçındaki döneme benzer bir 5 dakika geçti ancak iki ribaundlu bir atak ve iyi çıkarılan bir şut dışında kayda değer bir durum yoktu. Galatasaray'ın duran top savunmasının da ciddi sinyaller verdiğini atlamamak gerekiyor bu noktada. Song'un alkışlanarak kenara gelmesi güzeldi, üstelik Galatasaray'a gol attığı bir günde. Vefalı olmamakla en çok itham edilen kulüp ve taraftar kitlesinden bunu görmek de algı değiştirmek adına iyi oldu. Benim güzellikleriyle hatırlayacağım bir maç oldu diyebilirim kısacası. 2009'u da Galatasaray adına kapatmış olduk böylece. Son olarak ntvspor.net'in yeni foto galerilerinin güzel olduğunu belirteyim, Türkiye içinde en iyi maç fotoğrafı kaynağı olacaklar gibi...
Güneş'e Doğru Trabzonspor
Aslında Trabzonspor'u biraz tanıyanlar bu operasyonun gerçekleşeceğini, devre arasında Trabzonspor'un hoca koltuğunda Şenol Güneş'in oturacağını az çok tahmin ediyordu. Bir hocanın başarısızlığı üstüne gelecek planlaması yapılır mı? Burası Türkiye, yapılıyor işte. Hugo Broos'un getiriliş sebebinin Trabzonspor olağanüstü bir form grafiği yakalamadığı müddetçe Şenol Güneş öncesi idare edebilmek olduğuna inanıyordum başından beri. Kore deneyimi sebebiyle büyük saygı beslediğim bir adamın böyle bir yönetim anlayışıyla çalışmak durumunda olmasına mı üzüleyim, yoksa bu abuklukları gören aklı başında Trabzon taraftarlarına mı bilemedim. Umarım Şenol Güneş de yurtdışı deneyimi sebebiyle elde ettiği bu krediyi çabuk tüketmez ve kendi felsefesini, kendi takımını oluşturabilir.Kore deneyimi dedik, yeni Trabzonspor'u ordan yorumlamak lazım esasen. Şenol Güneş'in Trabzon'a teknik direktör olarak olduğu kadar Uzakdoğu'daki oyuncu potansiyelini bilen bir scout olarak da katkı verecektir. Salih'in ısrarları sonucu birkaç Seoul maçı izlemiş ve onun yazılarından takip etmiş birisi olarak Türkiye Ligi ortalamalarının üzerinde yeteneklerin Avrupa'ya açılış kapısının Trabzon'a dönüşebileceği varsayımını yürütmek hiç de mantıksız olmayacaktır. Türkiye'ye geçtiğimiz sezon Şenol Güneş tavsiyesiyle gelen ve sonu iyi olmasa da bence başarılı bir performans ortaya koyan Shin Young Rok'u biliyoruz, 'Şenol Güneş'in takımı' referansıyla daha iyileri de gelebilir. En azından ligimize yeni bir pencere, yeni bir pazar açılmış olur ki bu ligi teoride değil de pratikte ileriye götürmek istiyorsak en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri bu. Bu ligin artık yeni 'Geremi'lere ihtiyacı var.
Gelecek zamandan şimdika zamana dönelim. Trabzonspor'un Ersun Yanal döneminden kalma hiç de fena olmayan bir iskeleti var. Selçuk, Colman, Cale, Egemen. Yeni ve kredisi iyi olan hoca motivasyonu, birkaç rötüşla takımı şu anda olduğundan daha iyi bir noktaya taşıyabilir. Forvet hattı fazlasıyla problemli Trabzonspor'un, Gökhan ve Umut'un son vuruş yüzdesi beraber olunca iyice çekilmez hale geliyor. Kayserispor'da zirve yaptıktan sonra inatla gönderilmeyen, futbol motivasyonunu kaybettikten sonra Bosman korkusuna satılan Gökhan hala eski formuna dönebilmiş değil. Bonservis bedelinin yüksekliği de onu taraftar nezdinde güç duruma düşürüyor. Böyle oyunculara sabır gösterilmesi taraftarı olmuşumdur her zaman ancak Gökhan bazen beni bile deli eden hareketler yapabiliyor, Trabzon seyircisi de sabrıyla tanınan bir yapıda değildir zaten. Şenol Güneş'in Fatih Tekke'yi istediği haberlerini okudum, ne kadar doğrudur bilemem ama gelirse o bölgeyi en az iki sene götürür Tekke. Kariyerinin ilk döneminde sakatlıktan çok çekmiş bir oyuncu olması üst düzey kariyerini daha kısa tutabileceği konusunda şüphelerim var açıkçası ama bugün için fazlasıyla iyi bir çözüm.
Önümüzde üç lig maçı var, kupa maçlarının ardından Şenol Güneş'in asıl hamlelerini yapacağı devre arası transfer dönemi geliyor. Trabzonspor'u asıl transferlerden sonra değerlendirmek gerekli. Şenol Güneş referanslı transferler dışında Trabzonspor'un pilot takımı MVV'den Papy ve Brüls'ün geri çağrılma ihtimali de olabilir. Başarılı olmasını istediğim bir proje bu, kendini Türk futbolu ikliminden uzakta bir şekilde var etmiş olan Şenol Güneş'in kolay harcanmamasını ümit ediyorum...
Trabzonspor 0-2 Beşiktaş || Bitiremezsen Bitersin...
Bir takımın kadro kalitesi sadece maç içinde oynadığı akıcı oyun ve bulduğu pozisyon sayısı belirlemez, bunları ne oranda bitirebildiğiniz de en az bu iki faktör kadar değerlidir. Lucescu'nun takımlarında en fazla şikayet edilen ve aynı zamanda övülen de buydu zamanında, skoru alabilme becerisi. Bugünün Galatasaray'ının rakiplerinden bir adım önde olduğu konulardan biri de budur, bulduğu pozisyonları bir şekilde gole çevirir. İşte Trabzonspor'un bugün sahadan 2-0 mağlup ayrılmasının sebebi de bulduğu pozisyonları bozuk para gibi harcayan, bırakın 2-3 pozisyondan birini gole çevirmeyi, 10 taneden bir tanesini gol yapıp yapamayacağını kestiremediğiniz bir forvet hattına sahip olmasıdır. Bu maça fazla söylenecek bir şey yok. Maçın ilk yarım saatini izlediğimde gidişat böyle olursa Beşiktaş'ın maçı kazanacağını söylemiştim, bunu söylemek de pek marifet değil zaten. Gol atamazsanız ve atmak için çabalayan tarafsanız golü yersiniz ve çıkaramazsınız, futbol böyle bir oyun. Trabzonspor bu oyunda zirveyi zorlamak istiyorsa "İbrahimoviç'ten seçmeler" adlı bir eseri icra etmeye çalışan ama bu denemeleri hep top kaybıyla sonuçlanan Gökhan Ünal'la, kaleye 5 metre mesafeden kafasına gelen ortaya yumuşacık ve kalenin 3 metre üstüne vuran Umut Bulut'la bu iş olmaz, malesef böyle.Beşiktaş'ın zorlu bir deplasmandan 2-0 galip çıkmak dışında bir getirisi, daha doğrusu oyunu bir adım öteye taşıma anlamında herhangi bir belirti yoktu bu maçta, sadece Trabzonspor'un zaafından yararlanmasını bildiler ve ekstra bir bireysel performansla golü bulup maçı koparmasını bildiler. Fabian Ernst gerçekten başka bir oyuncu, zamanında ederinden fazlaya geldi dediysek de şu takımdaki diğer oyuncuların maliyetlerini gördükten sonra bu adamın parasına laf söyleyen çarpılır. 3 milyon değil 5 de olsa iyi adam, yararlı adam ve harcanın paranın hakkını bir şekilde veriyor ve şu ligde bir farklılık yaratıyor.
Fabian Ernst dışında hakkı verilmesi gereken bir diğer bireysel performans da Hakan Arıkan'dan geldi. Spikerin abartılı bağrışmalarını bir kenara koyalım, gerçekten çok iyi bir maç çıkardı ve maça ısındığında ortalamanın üstünde refleksleri ve konsantrasyonu olan bir kaleci olabileceğini gösterdi bugün Hakan. Bazı performanslar vardır ki o kaleci görüldüğünde akla gelir, Hakan'ın kaderinde de malesef takımın da katkısıyla pek hoş olmayan Avrupa kupası maçlarıyla anılmak var. En azından bundan sonra "maç alan performans" olarak kolayca akla gelecek bir maçı olacak Hakan'ın, özgüvenine bir katkı yapacaktır diye umuyorum. Yerli kalecilerin performanslarında psikolojik faktörler fazlaca ön plandadır yabancı kalecilere göre. Bu gece Hakan'ın fazlasıyla iyi bir uyku çektiğine eminim, önümüzdeki maçlara da bu performansın etkileri olursa şaşırmayacağım açıkçası.
Trabzon'a dönelim. Umut'un ve Gökhan'ın gözünü kırpmadan harcadığı pozisyonları bir kenara koyarsak kaleye indiklerinde topu ceza sahasına bir türlü iletemediğini gördük Trabzon'un. Günlük bir şey miydi, yoksa kronik bir sorun mu bilemem ama orta yapmayı yeni öğreniyormuşçasına denemeler vardı kanatlardan, o kadar doğru bir şekilde pas trafiğini sağlayıp boş ve net orta şansı yakalamışken karşı taraftan taça giden ortalar yapabilmek kolay iş değil. Türkiye Liglerinin en arızalı olduğu konulardan biridir isabetli ve güzel orta yapan oyunculardan yoksun olması ama vasat bir orta dahi çıkaramayan adamların bu kadar üst düzeyde işi ne yahu?
Bir de Engin Baytar meselesi var. Ben bu adama ısınamadım, ısınamayacağım. Gözle görülür bir teknik becerisi olmasına rağmen bu kadar yanlış kararlar veren, bu kadar takım oyununu baltalayan, bireysel oynamaya çalışan ama onu da beceremeyen bir adamın Trabzonspor'a transfer olabilmesinin tek sebebi geçtiğimiz sezonlarda sırtında yazan 61 numaralı formadan başka mantıklı bir gerekçesi olamaz bana göre. Etkili bir bölgede topla buluşuyor ama inatla topu bir o yana, bir bu yana çekmekten pasını, ortasını yapamıyor Engin. Ben ekran başında çıldırdım, Trabzonsporlular ne düşündüler acaba. Bir kere de topu çekmeden pasını verse, ortanı yapsa belki de onun için de farklı bir deneyim olacak, biz de gerçekten işe yarar bir şeyler yapabilme potansiyeli var mı, onu görmüş oluruz. Yoksa "yeteneğini kullanamayıp yitip giden oyuncular" adlı listelere yatay geçiş yapacak kısa sürede.
Velhasıl, Trabzonspor deplasmanından çıkarılmış 3 puanla günü kârlı kapatan bir Beşiktaş var ve arkalarındaki Trabzonspor'u da zor durumda bırakıp artık önlerindeki rakiplerine rahat rahat bakacak konuma geldiler. Trabzonspor'da ise ıslıklar ve protestolar vardı. Bence sahadaki oyunun karşılığı takımı ıslıklamak olmamalıydı ama burası Türkiye, daha da özele inersek Trabzon'ken ihalenin takıma kalmasını da çok yadırgamamak gerek. Ben Umut Bulut'a Fabregas pası attıktan sonra hanesine asist yazdıramayan Selçuk İnan'a yanarım sadece...


























