Dünya Kupası Elemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Kupası Elemeleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Henry'nin Eli, Slovenya'nın Zaferi

Futbolun bir de bu tarafı var işte, bir ülkenin kaderiyle bir anda oynayabiliyorsunuz ve bunun adı bazen "Tanrının eli" olurken bazen de Henry gibi şuursuz bir antipati toplayabiliyor. Açık söyleyeyim, ben bu tip ucuz numaralara kalkışan adamlardan haz etmem, ister Maradona ister Henry olsun ancak onlar futbolcu ve bunu yapma potansiyelleri her daim mevcut. Bunu engellemesi ve gerektiğinde cezalandırması gereken üç adet insan evladı var orda, görünen o ki bu akşamdan sonra bu sayının beşe yükselme planı biraz daha öne çekilecek.

Henry futbol ahlakına ters bir iş yapmıştır, tamam ama üstünde Fransa forması değil de İrlanda forması olma bu sahnenin birebir yaşanabileceğine ben emin değilim açıkçası. Zaten iki sefer el olmayan pozisyonlarda Keane'e çalınan düdükleri de gördük, işte o düdükleri çaldırana forma ağırlığı deniyor. Gol pozisyonunu da neresinden tutsanız elinizde kalıyor, el öncesi bir de bariz ofsayt var. Hem el, hem ofsayt yani İlker Yasin'vari bir özetle. Duff ve Keane'in kaçırdığı kamyonla gol onlara tura mal oldu, işi uzatmaya götürmemeleri gerekiyordu. Gecenin en güzel hikayesine tüm futbol dünyasının kalbini kazanarak imza atabilirlerdi, olmadı. Fransa milli takımını ben ezelden beri sevmem, bir türlü potansiyeline yaraşır bir oyun oynamazlar, ortaya bir oyun felsefesi koymazlar. Domenech orda olduğu sürece de bunun düzelme ihtimali yok. Geçtiğimiz hafta Dünya Kupasına kalınsa bile Domenech'in gönderilebileceğini okumuştum, futbol namına bunun gerçekleşmesini umuyorum en azından kupa öncesi.

Gecenin sürprizineyse insan Fransa-İrlanda maçına konsantreyken Slovenya imza attı. Rusya'nın 2-0 öndeyken son dakikalarda yediği golün onlara pahalıya mal olma ihtimali vardı ve Slovenya iç sahada bu fırsatı değerlendirip 2002'den sonra ikinci kez Dünya Kupasına katılma hakkını elde etti. Elbette güzel futbol izlemek isteyenler için Euro 2008'de Hiddink yönetiminde iyi iş çıkartan Arshavin'li Rusya'nın turu geçmesi tercih edilirdi ancak siz iki maçlı bir turu geçemiyorsanız orda olmayı hak etmiyorsunuz demektir. Kaza bir kere olur, iki maçta da hata yapıyorsan elenirsin. Rusya için de bu farklı olmadı, ilk maçta yediği 'kaza' golünü çıkarmak için deplasmanda en az bir tane atmaları gerekiyordu. Slovenya sessiz sedasız iyi iş çıkardı ve onları tebrik etmekten başka yapılacak bir şey yok. Umarım bu underdog performanslarını kupaya da taşırlar ve değişik bir tat katarlar Güney Afrika'ya.

Aslında bir ilginç hikaye de Cezayir'den geldi ama etrafımdaki insanlar o kadar ilgiliydi ki bu konuya, şu play-off maçını da izleyememişken konuşmak haddime değilmiş gibi hissettim. Yine de 2-0'lık maçtaki ofsayt golü gördükten sonra "Mazlumun yanındayız." düsturundan hareketle Cezayir'in çıkmasını istiyordum, güzel oldu. Gol Atan Kaleye blogundan hikayeyi detaylıca okuyabilirsiniz, zaten Mustafa Taha maçı da Eurosport'a yorumladı bildiğim kadarıyla...

DK Play-Offları, FIFA Sıralaması & Euro 2012

Son iki maç haftasına kadar yer almaya çalıştığımız ancak başaramıdığımız play-off dönemine girdik artık Dünya Kupası elemelerinde ve Dünya Kupasında yer alacak son 8 takım bu elemeler sonunda belli olacak. Bu sekiz takımın dördü de bildiğiniz gibi Avrupa elemelerinde ikinci olan takımların birbirleriyle olan eşleşmelerinden gelecek. İşte soru işaretleri tam da burda başlıyor. FIFA, bu 8 takımı eşleştirirken eskiden olduğu gibi açık bir kura üzerinden değil de FIFA sıralamasına göre iki pota ayırırarak eşleştireceğini açıkladı. Bu kuralın statüde elemeler başlamadan yer almaması ve yeni açıklanması büyüklerin korunduğu yönünde algıyı kuvvetlendiren bir başka faktör.

Seribaşları: Fransa, Portekiz, Rusya, Yunanistan
Diğerleri: Ukrayna, İrlanda, Bosna, Slovenya

FIFA sıralamasına göre torbalar -Ahmet Çakır duymasın torba dediğimizi- bu şekilde oluşuyor. Özellikle İrlanda cephesinden bu sisteme ciddi bir tepki gelmiş, teknik direktör Trapattoni kura sistemini "futbolun ölümü" olarak yorumlamış, kaleci Shay Given da baya giydirmiş. Aslına bakılırsa bu sistem pek yeni sayılmaz, bir önceki Dünya Kupası elemelerinde de 6 takım aynı usülle eşleştirilmişti FIFA tarafından. İspanya ve Çek Cumhuriyeti ile beraber seribaşı olmamıza rağmen İsviçre'ye elenmiştik bildiğiniz gibi, pek de hoş olmayan bir biçimde. Bu konuyla ilgili güzel bir makale yazmış Sports Illustrated yazarı Gabrielle Marcotti, daha detaylı bir şeyler okumak isteyenler şurdan bakabilirler.
FIFA sıralaması demişken kendi açımızdan da bir değerlendirme yapmak gerek zira yaşadığımız düşüş gerçekten endişe verici. Son elemelerde koyduğumuz başarısız grafik bize Ağustos 1999'daki 40.lıktan sonraki en kötü derecemizi getirdi. Bu rakamlar bize basit bir sıralamadan daha fazlasını söylüyor elbette zira Euro 2012 elemeleri için 7 Şubat 2010'da çekilecek kuradaki torbalar Dünya Kupası 2010 elemelerinin de dahil olduğu puanlamalar üzerinden belirleniyor. Bu keskin düşüşün 2. torbadaki yerimize etki edip etmeyeceğini merak edenler olabilir, en azından bu elemelerde bir sıkıntı yaşamayacağımızı ve 'şimdilik' güvende olduğumuzu söyleyebilirim.Bunun sebebi ise oldukça basit, katılamadığımız Almanya'daki 2006 Dünya Kupasının ağırlığı %40'tan %20'ye geriledi. Başarılı bir performans ortaya koyduğumuz Euro 2008'in %40 etkisi ise devam ediyor. Kuralar Şubat ayında çekileceğinden Dünya Kupası 2010 finalleri bu elemelerdeki kura çekiminde puanlamaya dahil değil, kötü bir eleme geçirsek de en azından bu açıdan kurtarmış durumdayız. Euro 2012 elemeleri, dolayısıyla kura çekimi bu açıdan çok önemli zira berbat bir performans ortaya koyduğumuz DK elemelerinin üstüne olmadığımız bir Dünya Kupası ve ağırlığı azalan Euro 2008 puanlarımız eklenince 2. torbada tutunmamız için elimizde kalan tek değişken Euro 2012 elemeleri olacak. Bu sebeple sadece katılmak da yetmeyecek, iyi bir derece ve puanla Euro 2012'ye katılmak zorundayız. Şimdinin konusu değil bu elbette ama bu elemelerin bir sonucu olarak ilerde karşımıza çıkacak olduğunu şimdiden bilsek hiç de fena olmayacak...

Son Viraj Öncesi DK Avrupa Elemeleri

Bu yazının zamanı dün geceydi aslında ama iki gündür ciddi şekilde hasta olduğumdan yazmayı planladığım birçok şeyi atlamak zorunda kaldım, "sağlam kafa-sağlam vücut" meselesi biraz da. Yine de elemeleri atlamak doğru olmayacak zira bizim Dünya Kupası dışında kalmamız kadar büyük sürpriz olmasa da kayda değer birçok eşleşme ve maç vardı. Bizim hesabı bir kenara bırakıp diğerlerine bir göz atmak gerekir öncelikle, zaten Fatih Terim'in beklenen istifası ve sonrasında fazlasıyla konuşulacaktır milli takım. Şuursuzca bir değerlendirme yerine önce önümüzü görsek fena olmayacak.

1.grup Cumartesi maçları öncesi DK Avrupa elemelerinin en karışık grubu konumundaydı, gruptan çıkma şansı bulunan dört takım birbirleriyle oynuyordu fikstür gereği. İlk maç iki İskandinav ülkesi Danimarka ve İsveç arasında Danimarka'da oynanacaktı, diğer maç ise beklentilerin fazlasıyla altında kalan 1. torba takımı Portekiz ve grubun sürpriz takımı Macaristan arasında. Maçlar öncesi sürpriz bir puanlama vardı belki ama iki maçtan da sürpriz çıkmadı, ev sahipleri kazanmayı bildi. Özellikle Portekiz-Macaristan maçından çıkabilecek bir beraberlik bizim elenişimizden daha büyük bir ses yaratabilirdi ancak günün son maçında Portekiz Macaristan'a o fırsatı vermedi. Diğer maç da Portekiz'in istediği gibi gelişti ve lider Danimarka iç sahada İsveç'i affetmedi. İsveç aldığı 1-0'lık mağlubiyetle son maçlar öncesi üçüncülüğe geriledi ki Portekiz'in son maçı iç sahada Malta'yla. Bu sebeple aldıkları mağlubiyet onlar için yolun sonu demek bir anlamda. Danimarka'ya kaptırdıkları 6 puan onlara pahalıya mal oldu kısacası. Zaten son dönemde Danimarka-İsveç eşleşmeleri ilginç geçiyor, 2007'deki 3-3 maçta Herbert Fandel'in saldırıya uğradığı maçı da unutmamak gerek.

3. grup da en az birinci grup kadar ilgi çekici zira grup birinciliğinin geçtiğimiz elemelerde ilk ikiye girememiş bir takıma gideceği artık kesin. Bu da Dünya Kupasında yeni bir Avrupa takımını göreceğimiz anlamına geliyor. Maçlar öncesi Slovakya ciddi bir avantaja sahipti ve birebir rakibi olan Slovenya'dan alacağı bir beraberlikle Dünya Kupası biletini cebine koyacaktı ancak başaramadılar. Kendi sahalarında aldıkları 2-0'lık mağlubiyet onları son maçlar öncesinde zor durumda bıraktı zira iki puan arkasındaki Slovenya ikili averajı aldı ve son maçını sıfır puanlı, -43 averajlı San Marino'ya karşı oynayacak. Slovakya bu yüzden Polonya deplasmanından üç puanla dönmek zorunda liderliğini koruyabilmek için. Euro 2008'de yer alıp Dünya Kupası elemelerinde başarısız olan bir diğer ekip de Polonya, 11 puanla beşinci sıradalar gruplarında. Slovakya kazanırsa pek şaşırmayacağım o yüzden ama iç sahadaki veda maçlarında yenilmeye oynayacaklarını sanmıyorum. Slovakya Çarşamba günü ciddi bir sınav verecek, izlenmeye değecek maçlardan birisi bu eşleşme bence. Çek Cumhuriyeti'nin az da olsa bir ikincilik ümidi var ama yukarda da söylediğim gibi, San Marino'nun Slovenya'dan puan almasını bekleyecekler. Ne kadar gerçekçi bir olasılık, o ayrı tabii.Bu haftanın en ilgi çekici hikayesi hangisiydi dersek şüphesiz İngiltere'nin Ukrayna'ya mağlubiyeti ve Hırvatistan'ın pratikte Dünya Kupası dışında kalması olacaktır birçoğunuzun cevabı. "İntikam soğuk yenen bir yemektir." deyiminin karşılığını bulduğu bir maç oynandı 6.grupta Cumartesi günü. İngilizler bu tip olayları unutmazlar, Euro 2008 öncesi yaşanan şok sonrası DK grupları kura çekiminde de eşleştiklerinde bize böyle bir hikaye vad ediyorlardı zaten, İngiltere milli takımı kaptanı John Terry de Hırvatistan'la yarım kalan bir hesapları olduğunu açıklamıştı Hırvatistan'la yapacakları maç öncesi. O hesabı artık kapattılar diyebiliriz, İngiltere Dünya Kupası yolunu tutarken Hırvatistan eğer Ukrayna tarihi bir hata yapmazsa maçları evinden izleyecek.

Diğer gruplarda tablo artık belli gibi, bizim gibi zor durumda bulunan favorilerden olan Portekiz de durumu kotardığına göre Çek Cumhuriyeti'yle beraber elemelerin en başarısız ekiplerinden biri olarak öne çıktığımız bir gerçek. İki turnuva üst üste görmeyi beceremiyoruz hala ve bu eşiği geçemedikçe kendimizi içlerinde olduğumuzu sandığımız o Avrupa büyüklerinin yanına yaklaşamayacağımızı artık öğrenmek lazım. Kendini 'hatırlatmaya' ihtiyaç duymayan, her daim hatırlanan bir takım olabilmek için. Neyse, konu Türkiye'ye kayıyor, yavaştan toparlayıp gruplardaki ihtimalleri ve garantileyenleri derleyip bırakalım.

1.grup: Danimarka, Portekiz, İsveç
2.grup: İsviçre, Yunanistan, İsrail
3.grup: Slovakya, Slovenya, Çek Cumhuriyeti
4.grup: Almanya, Rusya
5.grup: İspanya, Bosna Hersek
6.grup: İngiltere, Ukrayna, Hırvatistan
7.grup: Sırbistan, Fransa
8.grup: İtalya, İrlanda
9.grup: Hollanda, Norveç

Bosna 1-1 Türkiye || Yazık...

İspanya, Bosna, Belçika, Estonya, Ermenistan. Kura çekimini canlı izlemiştim o zaman, gruptan pek hoşnut kalmamıştım. İspanya bir yana yükselişte olan bir Bosna, her daim bize çelme takan bir ekip olmuş Belçika, bize ters gelen savunma ağırlıklı futboluyla Estonnya ve siyasi olarak sorunlu olduğumuz Ermenistan. Yine de İspanya'nın ardından rahatlıkla çıkacağımızı düşünüyordum, Bosna ve Belçika deplasmanı hariç bileğimiz bükülmemeliydi şu grupta. Olmadı. Estonya'ya dışarda, Belçika'ya içerde verilen puanlar ekstra oldu. Bunu telafi etmek içinse alınacak ekstra bir puan lazımdı, onu da Sami Yen'de tanık olduğum İspanya maçıyla kaçırdık, Bosna önüne zor bir galibiyet için çıkmak zorunda kaldık. Deplasmanda Bosna'dan alınacak bir puan fazla fazla yeterli olmalıydı bize.

Kendisinden 4 puan aldığınız rakibiniz sizin 4 puan önünüzdeyse bu işte bir gariplik vardır, bu garipliği yaratan da bizim milli takımımzdır. 2002 sonrası yaşadığımız travmadan hiç ders almamışız, almadık. Siz iki turnuvaya üst üste çıkamıyorsanız uluslararası alanda kimse sizi kaale almaz, siz istediğiniz kadar Avrupa/Dünya üçüncüsüydük deyin. Elemelerde kapasitesinin bu kadar altında performans gösteren kaç Avrupa ülkesi sayabiliyoruz Türkiye'nin yanında? Her daim bir Norveç mucizesi bekliyoruz ama deplasmanda rakibinizi her seferinde yenemiyorsunuz işte, yenemeyince de yer almanız gereken bir turnuvanın dışında kalırsınız böyle.

Norveç maçı gibi bir maç bekliyordum ben aslında ama kendi attığımız golün kendimizi bozabileceği aklıma gelmemişti. Golü atınca oyun yapımız tamamen değişti. Bir futbol takımı psikolojik etmenlere bu kadar teslim olmamalıdır, bu kadar anlık yaşarsanız işler aleyhinize gelişince bahaneniz olmaz. Türkiye hangi düzende, hangi sistemde çıktı bu maça ya da böyle bir planı var mıydı hiç? Maç 1-0'ken yapılan 6-7 seri pas haricinde bu kadronun oynayabileceği oyunu sahada görmek güçtü. Estonya maçında geriye düşmemize rağmen önde işleyen bir şeyler gördük, bu maçta ise üstüne tamamen sünger çekilmişti üç gün önceki tecrübenin. Semih-Sercan tercihi belki gerekliydi ama Ceyhun hamlesinin mantıklı açıklaması var mı? Ceyhun henüz milli takım seviyesinde bir oyuncu değil, Trabzonspor'da kendini ilk 11 oyuncusu olarak kabul ettirebilmiş değil henüz. Son iki yıldır milli takımın düzenli oyuncusu olan Mehmet Topal, bence Türkiye liglerinin en formda oyuncusu olan Mustafa Sarp dururken defansif orta saha olarak Ceyhun'u denemenin elle tutulacak yönü yok. Pas trafiğini bozması, Emre Belözoğlu'nu yalnız bırakması ciddi hatalardı ama Ceyhun'a ne söyleyebiliriz ki şu seviyedeki bir maçta? Hamit de sağda ezilince Arda-Tuncay ikilisi Bosna orta sahasının arasında eridi, gitti. İkisi de bireysel olarak çaba gösterdiler ama bu kadar sert bir takıma karşı bireysel çabalarınızla nereye kadar gidebilirsiniz, gidemezsiniz işte. Üç pozisyon üst üste tekmeyi yer, oturursunuz, rakipten de birisi belki uyarı alır diye beklersiniz.

İşin hakem yönüne pek girmek istemiyorum aslında ama yıllardır maç izlerim, bu kadar rezil bir zaman yönetimi gösteren hakem görmedim. Daha ilk yarıdan topu almamaya, aut atışı başında dikilmeye başlayan kaleci Supiç, 83. dakikaya kadar uyarı dahi almadı, inanılır gibi değildi. Temiz bir 10 dakikayı eritti top başında. Portekizli hakemin de umrunda değildi zaten. Öyle ki sarı kartı gördükten sonra kendisine gönderilen topu almayıp yanından geçmesini, daha uzağa gitmesini bekleme yüzsüzlüğünü rahat rahat gösterebiliyordu. Kendisine atılan topu tekrar dışarı atacaktı zaten ilerleyen dakikalarda, oyuncularımızın önüne koydukları topu alıp aynı noktaya bir daha dikecekti. Bunların yanına 80-84. dakikalar arasında sakatlık numarasıyla topun oyunda bile kalmamasını ekleyince normal şartlarda 6-7 dakika uzatma bekliyordum en az ama bir yandan da bu ketum hakemin uzatmayacağını da biliyordum. Öyle de oldu, tertemiz geçmiş maçlarda verilen kısa bir uzatmayla geçiştirdi, gitti. Yanlış penaltı, kart veren hakem hata yapmıştır ama bu bana göre bir hata falan değil, futbolun ruhunu sakatlayan hasta bir tavırdır. Maç içi sertlikleri tamamen serbest bırakıp sarı kartları sadece 'pozisyon kesme' kriterine göre vermesi de cabasıydı. Faulün sertliği falan önemli değildi yani. Bu hakemi beğenenleri okudum, inanamadım açıkçası. Nedir bu işin kriteri, bizim bilmediğimiz başka bir şeyler mi var acaba?
Tüm bu absürdlüklere rağmen galibiyetin bir son vuruş uzakta olduğunu bilmek esas insanı kahreden. Sercan Yıldırım'ın verkaçlarla içeri girdiği ancak topu kaleciye nişanlıdığı pozisyon gol olsa belki yeni bir Norveç maçını konuşuyor olacaktık ama bazen de düşeş atamıyorsunuz, bazen de hep yek geliyor böyle. Arda'nın topu direkten döndüğünde zaten belli olmuştu topun içeri girmeye niyetinin olmadığı. Girizgahta dediğimiz gibi işinizi sağlama almazsanız, her daim mucize kovalarsanız iki turnuva üst üste göremeyen bir ekip olursunuz. Büyük ihtimalle evden izleyeceğiz turnuvayı, Estonya bize bir mucize bağışlamazsa. Aslında onun için de kurallara bir göz atmak gerekiyor. Genel averaj geçerliyse zaten geçmiş olsun da eğer Euro 2008 elemelerindeki gibi ikili averaj geçerliyse Estonya'nın koparacağı bir beraberlik haberini bekleyeceğiz. Bugüne kadar kendi torbasının altındaki hiçbir takıma puan kaptırmayan Bosna buna bu saatten sonra izin verirse tabii...

Zenitsa Finaline Doğru: Bosna Hersek-Türkiye

Türkiye'nin kaderi geçtiğimiz elemelerde olduğu gibi yine birebir rakibimizle deplasmanda yapacağımız maça bağlı. Geçtiğimiz elemelerde de bin dereden su getirip gidebilmiştik Euro 2008'e, şu stresi yaşamadan bir şeyleri becerebilmeyi ne zaman öğreneceğiz acaba? Aşkla beklediğim o güne kadar sinir-stres-gerilim üçgeninde final maçları izlemeye devam edeceğiz malesef.

Önümüzde de bence o finallerin en büyüğü ve zorlusu var. Bir kere Bosna Hersek temelli bir şekilde yükselen, oyuncuların iki sezondur gösterdiği büyük yükselişle beraber kendini bir üst seviyeye atmış görünüyor. Özellikle ön tarafa bakınca bizden eksiği olmayan, hatta bazı yönleriyle fazlası olan bir takım görüyoruz. Pazartesi günü yaptığımız Yenilsen de Yensen de'nin konuğu sevgili Dirim Özkan'dı ve bize Bosna'nın yapısı hakkında çok önemli bilgiler verdi, son durumu paylaştı. Anlattıklarından yola çıkarsak bu maça gerçekten ciddi şekilde hazırlanmışlar ve Türkiye'ye yakın olduklarından bizim eksiklerimizi de iyi analiz etmişler. Bosna'nın teknik direktörü Çiro'nun açıklamalarını da bu yönde okumak gerekiyor. Bizi bu kadar iyi tanıyan ve saygı duyan bir ekiple oynamak bence önemli bir dezavantaj.
Bosna'da takımın en önemli oyuncularından biri olan, Nürnberg küme düşünce hiçbir Türk takımının talip olmamasını bir türlü anlayamadığım Misimoviç yok, bu açıdan fazlasıyla şanslıyız. Edin Dzeko ve Ibiseviç, Bundesliga patentli oyuncular olarak forvet hattını sürükleyecek isimler gibi gözüküyor kağıt üstünde, bu ikilinin performansına sekte vurabilmek bu akşamın belirleyici unsurlarından biri olacak. Bosna'nın arka dörtlüsü ön bölge kadar kaliteli değil, yine de birbirine alışkın isimler. Nadareviç ismi tanıdık orda da, ligimizden Avrupa elemelerine katılan ender yabancı oyunculardan biri Eskişehirspor'un stoperi.

Bizim ilk 11'imize bakarsak Estonya kadrosundan iki eksik olduğunu görüyoruz. Birisi Sercan, diğeri Kazım. Gökhan Zan'ın sakatlığı sonrası Önder'in oynaması da allahın emri zaten. Semih-Sercan tercihi biraz kafaları karıştırabilir ancak Fatih Terim'in Semih'i topu ön alanda daha fazla tutmak için tercih ettiğini düşünüyorum ben, çok da yargılamamak lazım böyle kararları. Sercan Yıldırım bu maçta ortalama bir performans sergilese bile bunun milli takım geleceğine doğrudan etkisi olacaktı, ilk 11 başlamadan kenardan gelmesi onun üzerindeki stresi de azaltır. Forvet oynamak gerçekten farklıdır, baskısı da apayrıdır. Semih Şentürk bu baskıyı kaldırabilecek bir isim kağıt üstünde, umarım sahadaki performansı da buna paralel olur.

Sabri-Kazım değişikliği ise çok yerinde bir karar olmuş. Sabri son yılların en formda dönemlerinden birini geçiriyor. Milli takım havuzunda sıkça yer bulan bir oyuncudan bu dönemde faydalanmamak fazlasıyla ironik duruyordu, Kazım'ın etkisiz performansından sonra onun ilk 11'e girmesi şaşırtıcı olmamalı. Sağ tarafı da takımlarında sağ bek oynayan, çabuk ve işin hücum yönünü düşünen oyunculardan kurmanın takım üzerinde nasıl bir etki bırakacağını merakla bekliyorum.

Zenitsa'daki Bilino Polje stadyumunda hiç kaybetmemiş bugüne kadar Bosna Hersek, bu uğuru bozmak zorundayız bu gece. Çok mantıklı bir analiz olmayacak belki ama kazanacağımızı, bu maçta o konsantrasyonu ortaya koyabileceğimizi düşünüyorum ben. Maçın gelişimine göre rahatlıkla yenilebiliriz de, o ayrı ancak takımdaki motivasyonu hissediyorum ben. "Aslanlarım, kaplanlarım"dan ziyade "Biz bunu daha önce yaptık." hissi var takımda ki bu özgüven bana göre başarının anahtarlarından biri. Umarım istediğimiz gibi gelişir maç. Beklemedeyiz...

Did You Know #7: DK Final Maçlarında Türkiye

Uzun süredir 'Did You Know' serisine ara vermiştik, bugünlerde esen milli takım arasını da fırsat bilip bir dönüş yapalım istedim. Aslında konu şu anki gündemimize çok uzak değil, özellikle dünkü Arjantin maçına Galatasaray'dan Elano ve Fenerbahçe'den Andre Santos ilk 11'de çıkınca herkesin aklından geçmiştir. Dünya Kupasının favorilerinden Brezilya'nın kadrosunda Türkiye Liginden iki oyuncu olacak ve bu oyuncuların final oynama ihtimali var. Eminim herkesi heyecanlandıran bir durumdur bu.

Peki bizleri doğal olarak heyecanlandıran bu ihtimal gerçekleşmiş miydi? Cevabı hayır ama biraz araştırdığımızda Dünya Kupası finallerinde yer bulup yolu Türkiye'den geçmiş 7 oyuncu olduğunu görüyoruz. Bunlardan üçü bizim de yarı final oynadığımız 2002 Dünya Kupasındaki Brezilya kadrosunda yer alıyor. İlki tahmin edebileceğiniz gibi Roberto Carlos. Onun haricinde Kleberson ve Ricardinho da Dünya Kupası finaline yürüyen kadroda yer alıp yolu Türkiye'den geçen oyunculardandı.

Diğerleri ise 90'lardan. ABD 94'te kupayı kazanan Brezilya'nın kadrosunda da yolu Türkiye'den geçen iki oyuncu vardı. Birisi Galatasaray'la daha sonra UEFA Kupasına yürüyecek olan Claudio Taffarel, diğeri ise Viola. Viola ismi garip gelebilir ilk bakışta ancak o kadar da yabancı değil bizlere. 2002/03 sezonunda Gaziantepspor'a gelmişti 33 yaşında, fazla verimli olmasa da kariyerli bir oyuncu olarak dikkat çekmişti. Gaziantepspor bu tip transferleri seven bir takım, lig vizyonunun üstünde transferleri her daim olmuştur. Viola'yı da o sınıfta görüyorum ben.

94'ün Brezilyası haricinde bir de 90 Almanya'sı var, o kadrodan da iki oyuncu gelmiş Türkiye'ye. Birisi kaleci Aumann. İsminin telaffuzu Ercan Taner'le aklıma kazınan oyunculardan biri Aumann. Geçenlerde bunu Stauce için de söylemiştim, niye sadece kaleciler aklımda kalmış, o da ayrı bir konu.Beşiktaş'a geldiğinde herkes Aumann diye dolaşıyordu ortalıkta, ben ise Dünya futbolundan bihaber 7 yaşında bir çocuk olarak Aumann'ın önemini kavramaya çalışıyordum. Meğerse bir bildikleri varmış söyleyenlerin. Bir de Berthold diye bir oyuncu var bu kadroda yer alan, bir dönem Adanaspor'da oynamış. Berthold kimin nesi, kimin fesi, ona benim futbol hafızam yetmedi, bilen birisi yorumlarda bizi bilgilendirir diye umuyorum.

Bu tip araştırmaların toplandığı, benim de zevkle takip ettiğim The Best Eleven'dan faydalandım. Araştırma son 20 yılı kapsıyor, bunu belirtmeyi atlamışım. Eksikler varsa yorumlar sonrasında tamamlayabiliriz...

Türkiye 4-2 Estonya || Şimdi Final Zamanı...

Klasik bir milli takım iç saha maçı. Maçın başında yenilen basit ve anlamsız bir gol ve başlayan stres dolu dakikalar. Neyseki bu sefer biraz daha erken oyuna müdahil olup devreye önde girmeyi başardık. Bunda Arda Turan önderliğindeki hücum hattının başarılı performansının payı büyüktü. 1-0'dan sonra gerçekten çok büyük efor sarfettiler ve tempo yaptılar. Gollerin gelmesi bu anlamda da önemliydi çünkü o tempoda golü bulamasak bugün Servet dışında çok verimsiz oynayan defans hattına daha fazla yük binecek ve galibiyet zora girecekti. Beraberlik dahi Dünya Kupasını evde izlemek demek şu saatten sonra.


----------Volkan-----------
Gönül--Zan--Servet--Balta
----------------------------
Kazım--Hamit--Emre--Arda
-----------Tuncay----------
-----------Sercan-----------

Takım kadrosu ve dizilişi Türkiye'nin elindeki alternatiflerin en iyisi. En önemli değişiklik forvette Sercan Yıldırım'ın oynamasıydı ki bunun takıma artı bir değer olarak döndüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Ben Nihat'ın da Semih'in de önüne yazarım şu Sercan'ı, oyuncu tipi olarak da oynadığımız oyuna çok yatkın bir stili var. Top alışverişinde takımla uyumunu tamamladığında bu takımın değişmez santraforu olabilir. Uzun yıllardır bu kadar seri, bu kadar iyi top süren bir forvet yoktu. Ön bölgede değişkenlik sağlayabilmesi açısından bu çok çok iyi bir haber milli takım adına. Gol vuruşları bakımından da diğer alternatiflerden daha aşağı bir isim değil Sercan.

Ligin zirve takımlarından birinde oynamayan, 19 yaşındaki bir forvet oyuncusunun milli takımda ilk 11 çıkacağını bana 2 sene önce söyleseler baya bir gülerdim herhalde, bizim futbol kültürümüzle pek bağdaşmayan, sıradışı bir olay çünkü. Milli takımın ana santraforu Semih Şentürk 26 yaşında olmasına rağmen hala bir türlü güvenilemediği için yedek kulübesinde oturuyor bu ülkede. Sercan'ın çıkışı bu sebeple çok ama çok önemli. Fatih Terim'in en iyi yaptığı işlerden biridir bu tip oyuncuların arkasında durabilmek, Sercan'da da bu duruşu göstereceğini düşünüyorum. Henüz milli takımda beklenen verimi alamadığımız Mevlüt de kulüp ortalamasını yakaladığında arkamıza bakmayacağımız, genç bir hücum hattımız olacak.

Günün en önemli ismi Arda Turan'a dönelim. Sorumluluk almasıyla, kararlılığıyla tam bir lider rolüne büründü milli takımda. Galatasaray'da da bu baskınlığını hissediyoruz ama milli takımda bu kadar öne çıkmamıştı şimdiye kadar. Tuncay Şanlı gibi, Hamit Altıntop gibi adamların olduğu bir takımın tartışmasız maestrosuydu Arda, Frank Rijkaard döneminde yaptığı atılımı milli takıma da yansıtabilmesi çok önemli. Bu liderliği takıma dengeli bir hücum seçeneği kazandırmış aynı zamanda, herkes rolünü biliyor ve iyi uyguluyordu bugün sahada. Johan Cruyff'un 14 numaralı forması da üzerinde daha başka duruyordu bugün.

Yalnız bugünkü rolünde Galatasaray'dakinden biraz farklıydı, onun tespitini de yapmamız gerek. Dörtlü orta sahanın kanatlarından oyunu kontrol eden rol, benim 'Arda Turan: Iniesta mı, Messi mi?' yazımın ana fikrini oluşturuyordu. Ben Arda Turan bu rolde en verimli performansını verdiğine inanıyorum ancak Galatasaray'ın sisteminde böyle bir rol yok ve elindeki kadro yapısıyla da olmamalı hakikaten. Yine de bu özelliklerinin paslanmadığını, Rijkaard döneminde yeni rolüne sağladığı uyumun temel pozisyon bilincine katkı sağladığını gördük. Umarım Bosna maçında da aynı istekte ve bilinçte bir Arda Turan izleriz zira bayağı bir ihtiyacımız olacak kendisine.

Arda ve Sercan hakkında konuştuk şimdiye kadar ama onlar kadar başarılı bir iş çıkaran Tuncay Şanlı ve Emre Belözoğlu'nu es geçmemeliyiz. Tuncay Şanlı'ya Stoke City transferi sonrası çok laf edildi ama saf bir Premier Lig oyuncusuna dönüşmüş olduğunu bugün gözlerimizle gördük. Türkiye'ye dönse çok üzülürdüm açıkçası. Top onun ayağına değdiği an başka bir görüntü geliyor gözünüzün önüne. Savrukluğunu da fazlasıyla törpülemiş, enerjisini çok doğru kullanan, futbol zekasını bir adım öteye taşımış bir Tuncay Şanlı gördüm. Emre Belözoğlu'nun milli takımdaki kimliğini zaten biliyoruz, Fatih Terim'in onun üzerindeki etkisini de. Hedef maçların adamı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Norveç maçını hatırlattı bana.

Tabii şuursuzca övgüler dizerken gözümüzün önündeki problemleri de görmezlikten gelmemek lazım. Özellikle defans hattındaki arıza beklediğimden büyük oldu. Hakan Balta'nın iki haftadır süren formsuzluğu ve antremansızlığı standardının altında bir Hakan Balta izlememize yol açtı bu maçta. Gerçi spikerin gereksiz "İspanya maçında golü yediren adam" vurgusunu da hak etmediğini düşünüyorum, o golün sorumlusu arkasına atılan yüksek topta müdahele edemeyen Hakan değil, onu 2ye 1 bırakan diğer defans oyuncuları, dolayısıyla disiplinsizlikti. Milli takımın en güvenilir oyuncularından biri gözüyle bakılan Gökhan Gönül de çok silikti bugün, kendi standardından en uzak isimdi açık ara. Sabri Sarıoğlu uzun süre sonra tekrar disipline edilebilmişken ve gerçekten formdayken kenarda beklemesi de ironik oldu. Gökhan Zan'a çok yükleniliyor ama bu adam sakatlıktan yeni çıkmış bir oyuncu, onu oynatmak tamamen Fatih Terim'in sorumluluğundadır bana göre. Hatta görüldü ki sakatlıktan da tam olarak çıkmış sayılmaz, bu riske gerçekten çok mu gerek vardı demekten alamıyorum kendimi.Kısacası girişte de söylediğimiz gibi klasik bir Türk milli takımı maçını geride bıraktık. Bugün programda Dünya Kupasına gitmenin zor olduğunu düşündüğümü söylesem de adım adım gitmeyi başarabilirsek zor olmasına rağmen imkansız değil play-off bileti. Bunun için de Estonya'yı aradan çıkarıp ilk final maçımıza çıkmaya hak kazanmak gerekiyordu. Önümüzde yeni bir Norveç maçı var artık, aynı başarıyı Bosna karşısında da göstermek zorundayız. Şimdi final zamanı...

10+

Bir San Marino ritüeli oldu her elemelerde bu tip flaş bir skora imza atmak. Geçtiğimiz elemelerde Almanya'dan tam 13 gol yemişlerdi 90 dakika içinde (Eray olsa Selçuk Dereli o maçın bile skoruna etki etmişti derdi), bu kez ise rakip Polonya'ydı. Her daim saygı, sevgi beslediğimiz bir adam olan Smolarek de acımamış San Marino'ya, tam 4 tane atmış.

Böyle bir rekor var mıdır bilmiyorum ama resmi maçlarda bu kadar kısa sürede 10+ fark yiyen bir milli takım sanmıyorum ki olsun. Bu seviyede hangi takım olursa olsun, 10 gol yerse haber olur, en son olan da Almanya-San Marino maçıydı zaten. San Marino'yu özel olarak tebrik etmek istedim, Arjantin'le birlikte elbette...

Türkiye 1-2 İspanya

Yine vasatın üstünde oynanılan bir İspanya maçı, yine bir mağlubiyet. İnsanı gerçekten rahat eden ise tam olarak bu, aklımızdaki en iyi senaryo sahadayken bile mağlup oluyoruz, Bernabeu'da da böyleydi, Sami Yen'de de böyle oldu. Daha orta sahayı geçme girişimlerimiz parmakla sayılırken Sami Yen sakinlerinin alışık olduğu harika bir Arda Turan pası ve Tuncay'ın koşusu bize golü getirdi.

Arda Turan gerçekten bir ön alan virtüözü, topu ve oyunu o bölgeye getirirseniz size bir şekilde pozisyon yaratır. Arda'dan topu orta saha çizgisinden alıp topla beraber koşu yapmasını beklerseniz verim alamazsınız. Doğru şekilde kullanıldığında sahada ondan daha efektif bir silah yoktu, belki de dünyanın en teknik bir-iki takımından birine karşı üstelik.

İspanyollar ise pek gününde değildi, daha doğrusu ana kurguyu işletemediler. Torres'i oyuna sokup Silva ve Riera'dan yararlanmak fikriyle sahaya çıktıkları belliydi. Bu üçlüden özellikle ilk bölümde yararlanamadılar, Silva ise sahadan silinmiş gibiydi. Bunda İbrahim Üzülmez'in ve Arda Turan'ın gününde olmasının payı büyük elbette. Bernabeu'nun yıldızı Ramos ise Arda'yla uğraşmaktan fazlaca hücumlara katılamadı bu sebeple. Ramos öbür maçta baya bir göze batmış olacak ki yeni açık üstte "Ramos üzülür, İbrahim üzülmez!" açıldı. Hoş, normal şartlarda benim o pankartı görmem imkansızdı ama Salih'in maç içinde birçok kez şahit olduğum insanüstü görüş yeteneği sağolsun! Ben bizimkileri tanımakta zorlanırken adam karşı kalede ısınan İspanyolları tek tek saymakla meşguldü.

Bizim golümüz sonrasında ilk yarının sonuna kadar İspanya kendine gelemedi. Pas trafiklerine ve ölü noktaları görüp rakibin gardını düşürmelerine laf yok ama etkili değillerdi pek ancak bunun böyle sürmeyeceği aşikardı. Ya bizim ikinciyi bulup oyunu başka bir seviyeye taşımamız gerekiyordu, ya da oyunun ilk bölümünde gol yemeden skoru tutmak. İkisini de yapamadık. İki maçın da bizim adımıza kritik pozisyonu belki de en çok güvendiğimiz son vuruş ayağına, Nihat Kahveci'ye geldi, ikisi de gol olmadı. Bizim adımıza vurgusunu özellikle yapıyorum zira bu oyunda bahanelere yer yok, adamlar da muhtemelen kaleye gelmeden gol attılar diye bahsediyorlardır bizden.Daha sonrası malum, penaltı. Pozisyon önümüzde olmasına rağmen kimse pozisyonu anlayamadı, bir telefon onayıyla Volkan'ın yetersiz uzaklaştırma denemesinden sonra İbrahim Üzülmez'in koluna çarptığını öğrendik topun. Böyle de ironik bir durum işte, belki de en iyi kariyer maçlarından birini çıkaran Deli İbo penaltıyı yapan adam oldu. İspanya'da da golün geldiği faulü yapmıştı. Xabi Alonso acımadı tabii penaltıdan.

Bundan sonrası ise klasik bir Türkiye maçıydı. Son bölümlere doğru kontrolü kaybedecek, İspanya da net kontrataklar bulacaktı. Daniel Guiza'nın girişiyle kadro tamamlandı, oyun sahneye koyuldu. İspanya adına sahanın en iyi adamı Albert Riera iyi bir son vuruşla maçı bitirdi. Güney Afrika bana göre hayal olmuştur çoktan, geçmiş olsun. Bizim 12 puan alacağımız üzerine hesaplar dönüyor ancak bundan da o kadar emin olmamak lazım, ben geri kalan maçlardan tulum çıkaracağımızı sanmıyorum, Bosna'nın da bu saatten sonra ekstra puanlar kaybetmesini. 15-18 bandında bir puan alıp üçüncü olarak veda ederiz elemelere.
Cehennnem vurgusu üzerinde duruyor herkes ancak bundan iyisini bekleyenleri açıkçası anlayamıyorum. Sözde organize tribünlerin halini gördükten sonra bu seyircinin dahi olumlu yönleri olduğunu söylemem lazım, en azından bir-iki maç çalışılırsa ıslık, anlık tepki gibi maça doğrudan etki etme denemelerinde daha başarılı olabilecek bir tribünde. Galatasaray gol yerken içime işlerken söyleyen bir tribüne tercih edebilirim dünkü fiyasko tribünü. Yalnız ıslık demişken gerçekten saçma sapan bir ıslık kültürümüz olduğunu da söylemezsem içim rahat edemeyecek. O kadar şuursuzca ıslıkladık ki adamları, bizim marşımızın başladığını bile farketmeden ıslıklamaya devam eden binlerce insan vardı. Alakalı, alakasız her anonsu ıslıklamaya hiç değinmiyorum bile...

Hotbird'de Futbol Ekranı: 1 Nisan

Maç ekranını Türkiye-İspanya'yla kısıtlamak istemeyen arkadaşlar için Hotbird'de şifre girmeden maç yayını yapan kanallar ve maç saatleri aşağıda;

1 Nisan 2009 Çarşamba:
16.30 Sırbistan U21-Romanya U21 RTS Sat
17.15 Bahreyn-Katar Abu Dhabi Sports
20.00 Gürcistan-Karadağ 1TV/Georgian TV*
20.30 Liechtenstein-Rusya ORT Europe
21.00 Türkiye-İspanya ATV/ATV Avrupa*
21.45 Galler-Almanya ARD Das Erste
22.00 İngiltere-Ukrayna NTV Spor*

* Türksat uydusu üzerinden yayın yapan kanallar

DK 2010 Elemelerinde Beşinci Maçlar

Hemen hemen hiçbir sürprizin yaşanmadığı, favorilerin maçlarını kazandığı bir maç gününü geride bıraktık. Birinci kategori takımlarında puan kaybına en yakın takım Türkiye karşısındaki İspanya'ydı, onlar da 1-0'la da olsa bizi evimize eli boş göndermeyi başardılar. Denk güçte iki takımın mücadelesi diyebileceğimiz Portekiz-İsveç maçından da 0-0 sonucu çıkınca beşinci haftadan geriye bir futbol hikayesi kalmadı bizler için.

Bizim gruptaki diğer önemli maçta Bosna Heresk deplasmanda Belçika'yı mağlup ederek bizim hesaplarımızı iyice zora soktu, fazladan aldığımız iki beraberlik bize pahalıya mâl olabilir. Önümüzdeki İspanya maçı kadar kritik bir diğer maç Bosna deplasmanı olacak. Euro 2008 elemelerinde iki kere öne geçtiğimiz maçta son golde Rüştü'nün de katkısıyla 3-2 yenik ayrılmıştık ordan, bu sefer beraberlik bile kesmeyebilir bizi. İkili averaj muhtemelen bizim tarafımızda olacak, zaten Bosna'dan puansız dönersek Güney Afrika rezervasyonlarımızı iptal etmemiz gerekecek, bir mucize olmazsa. Biz Sami Yen'de İspanya'yla oynarken onlar sahalarında Belçika'yı konuk edecek, en az İspanya maçı kadar bizi ilgilendiren bir maç, liderliğin artık kaf dağının ardında olduğunu düşünürsek.Sıralama açısından en ilginç grup Danimarka ve Macaristan'ın 10'ar puanla ilk iki sırayı paylaştığı 1.grup. Portekiz ve İsveç'in beraberlikleri iki takımı da 6şar puanla üçüncü ve dördüncü sırada tuttu, Danimarka bir maçı eksik olmasına rağmen lider durumda, önemli bir avantaja sahipler ve ilk ikide kendilerine yer bulmaları pek de sürpriz olmayacaktır. Portekiz ya da İsveç'ten birinin dışarda kalması anlamına geliyor bu. Euro 2008'de herkesin beğenisini toplayan Romanya da zor durumda, 4 maçta sadece 4 puan toplayabildiler ve lider Sırbistan'ın tam 8 puan gerisindeler. Önlerinde de Fransa var, Dünya Kupasında olmaları pek de kolay değil çok iyi bir seri yakalamadıkları sürece.
Güney Amerika elemelerinde ise ev sahipleri deplasman takımlarına gol şansı dahi tanımadan 3 puanı ceplerine koydular, mağlup olanlar arasında lider Paraguay da var. Arjantin Venezuela'ya 4 tane atmış, taze baba Aguero maçın kapanışını yapmış. Venezuelalı futbolcuları ezelden beri severim, hem Galatasaray'ın mâli kriz döneminde futbolla haşır neşir olduğumuzdan hem de menejerlik oyunlarından gelen bir hastalıktır 'ucuz ama kaliteli' oyuncu bulmak, Venezuela da ideal ülkelerden biri olarak gözükür gözüme bunun için. Neyse, konuyu yine dağıtıyorum anlaşıldığı üzere, kısa keselim...

İspanya 1-0 Türkiye || Soldan Soldan Gelen Ramos...

Euro 2008 boyunca maçlara kötü başlayan takımımız bugün tam konsantrasyonla olması gerektiği gibi bir başlangıç yaptı. İlk 20 dakikayı domine eden taraftık, özellikle sağ taraftan iki etkili pozisyon geliştirdik. Fatih hoca çok doğru bir analiz yaparak topun mümkün olduğunca bizde ve işin hücum yönünde kalması gerektiğini düşünmüş ve takıma bunu iyi anlatmış. Ah Nihat ah, sen maç boyunca bir defa gelecek o fırsatı değerlendirseydin tabelada çok farklı bir sonuç olabilirdi maç sonunda. Sen bu pozisyonu değerlendir diye ilk 11'de başlıyorsun, sen atamazsan kim atacak o pozisyonu! Etrafında kimse de yoktu, topu düzeltme şansını da yakaladı. Yan ağlara asacak derken Casillas'ı tehdit dahi edemeyen bir vuruş çıkardı.

Hırslı ve akıllı başlangıcımızdan sonra hızımızın yavaş yavaş kesilmeye başlamasıyla topu ayağında tutmaya başladı İspanya, pas yaptıkça da zaafımızı farketmeye başladılar. Sol taraf işlenmesi gereken bir madendi, Ramos da yavaş yavaş bunun farkına varmış olacak ki yüklenmeye başladı o taraftan. İbrahim'in suya sabuna dokunmama arzusu yüzünden Arda ve Hakan İspanyol sağ kanat oyuncularını karşılamak zorunda kaldılar birçok kez, Arda'nın oyun içinde gözükmemesinin en temel nedenlerinden biri de buydu. İbrahim'den fazla bir şey beklemiyorduk hiçbirimiz ama bu kadar da hatalı, bu kadar da etkisiz olunmaz yahu, ayıptır!

İlk yarının son bölümünde Arda'nın sağ kanada geçmesiyle birlikte Arda-Gökhan paslaşmalarından iyi işler çıktı orda ama Arda 5 dakika içinde gelen iki final pozisyonunu da değerlendiremedi. Tuncay'ın attığı uzun topta iyi bir kontrolle Nihat'ın pozisyonu kadar önemli bir fırsat çıkarabilirdik, olmadı.Her şeye rağmen ilk yarı bizim adımıza pozitif geçmişti, tartışmalı da olsa ofsayt sebebiyle iptal edilen pozisyonları hariç hücumda istedikleri etkinlikte değillerdi, biz de pozisyon üretebiliyorduk, tek yapmamız gereken doğru anlarda son vuruşları yapabilmekti. İkinci yarıda değişim ise maç boyunca yokları oynayan Emre Belözoğlu'nun Semih'le çarpışıp onu sakatlaması oldu. Semih ön alanda topu tutan ve hemen kanatlara verdiği doğru paslarla hücum organizasyonlarımızı başlatan adamdı, onun olmayışı bizi etkileyecekti şüphesiz. Daha ona bile fırsat bulamadan yine sağdan geldikleri bir pozisyonda İbrahim'in yaptığı faulle duran top kazandılar ve ilk iki pozisyonda yapamadıklarını üçüncüde yapıp golü atmasını bildiler. Şu duran top meselesini hiçbir zaman anlayamayacağım gerçekten. Ekrana bakıyorum, 6 tane oyuncumuz kimseyi tutmuyor ve 3 metrekareye öbeklenmiş bir biçimde izliyorlar. Şu arka direk organizayonlarını Platini resimlerinde gördüğümüz tahta adamlarla yapsalar bu kadar rahat yapabilirlerdi İspanyol oyuncular. Volkan topu bir şekilde çelse de şanssız bir şekilde içeri düştü top, şans biraz yanında olsa o top çıkabilirdi.Bundan sonrası malumun ilanı oldu, İspanya topu aldı, bir daha da bize vermedi. Kenardan da çözüm üretemeyince İspanya son yarım saatte kendi çapında takılarak üç puanı ceplerine koydu. Soldan soldan gelen Ramos'un maçı farka götürmediğine şükretmeli son yarım saatte. Bazı arkadaşlarımız kızabilir ama milli takımın 2. santraforu Gökhan Ünal, stoper alternatifi Sedat Bayrak olmamalıdır, ne olursa olsun. Bugün defansta Balta-Toraman-Emre-Gönül dörtlüsü olsa bu verimli oyunumuzu değerlendirme şansımız olurdu. Olabilecek en iyi senaryoda bile mağlup oluyorsak daha iyisini yapmamız gerekiyor demekki. Hakan Balta ve Emre Aşık'ın tandemde harikalar yarattığı bir maçta yeniliyoruz, ne acı!Bosna Hersek bizim içerde takıldığımız Belçika'yı deplasmanda 4 golle geçti, işimiz gittikçe zorlaşıyor. Puan kaybı sınırlarımızı zorlamaya başladık, eğer Sami Yen'de İspanya maçından 3 puan çıkaramazsak hiçbir kredimiz kalmayacak. İşkence çekmeden hiçbir turnuvaya katılamayacağımızı artık öğrendik ama bu kadarı da biraz fazla olmuyor mu?

Hotbird'deki Dünya Kupası Eleme Maçları

Şampiyonlar Ligi ve UEFA Kupası için ara ara yolluyoruz maç programlarını, milli maçlar için de yapsak fena olmayacak. Bizim maçımız da 23.00'de başlayacağına göre diğer maçları seyretme şansımız olacak.

Bizim maçımızı bildiğiniz gibi NTV yayınlıyor, bu da çok hoş bir sürpriz oldu. Futbol fakiri eğlence kanallarının milli maçlara balıklama atlamasına sinir olan biri olarak baya sevindim. Ayrıca NTV Spor İngiltere maçını da verecekmiş, diğer maçlarla beraber program şöyle;

16.00 Azerbaycan-Rusya ORT Europe
19.15 İngiltere-Slovakya NTV Spor /Türksat
20.00 K.R.K-Gürcistan 1TV (Georgian TV) /Türksat 21.45 Almanya-Liechtenstein ZDF
21.45 Hollanda-İskoçya Abu Dhabi Sports 1
23.00 İspanya-Türkiye NTV /Türksat

İspanya Günlüğü: Türkiye'nin İlk 11'i...

Benim ilk 11 tahminlerimin tuttuğu pek görülmemiştir ama bu sefer baya bir yaklaşmışız. Semih-Nihat ikilisinin en efektif hücum hattı olacağı düşüncemi zaten söylemiştim, bu açıdan sevindirici bir haber. Semih'in oynamasıyla beraber Nihat'ın çok daha etkili bir oyun oynayacağını düşünüyorum. Eğer kondisyon problemi yaşarsa benzer stildeki Sercan Yıldırım'ı da görebiliriz ilerleyen dakikalarda. Kanatlar Arda-Tuncay ikilisine emanet, tahminim Arda'nın solda Tuncay'ın sağda başlayacağı yönünde. Sol bekte Hakan Balta'nın oynayacağını varsayarak Arda'nın sol tarafta olmasının kritik olacağını düşünüyordum ancak görünen o ki Tuncay ve Arda'nın değişmeli oynaması pek de bir şey farkettirmeyecek.

Tek sürpriz İbrahim Üzülmez'in sol bek başlayıp göbekte Hakan Balta'nın oynayacak olması. Aslında bu da çok uzak bir ihtimal değildi zira diğer stoper adayları içinde henüz 10 tane milli maça çıkmış oyuncu yok, hatta ilk kez aday kadroya çağrıldı iki tanesi. Bu durumdaki bir stoperi Santiago Bernabeu'ya çıkarmamak belki de doğru karardır, sonuçta Hakan'ın stoperde iyi işler çıkardığını gördük UEFA Kupasında.

Şu anda kafamızı kurcalayan tek konu orta sahada başabaş bir oyun ortaya koyup koyamayacağımız, bu da Tuncay-Arda ikilisinin yanı sıra Emre'nin ne sertlikte oynayacağına bağlı. Fatih Terim'in soyunma odası konuşması bir süre bizi diri tutacaktır ancak ilerleyen dakikalarda bu üçlünün hücum etkinliği düşer mi, ondan emin değilim. Erken atacağımız ya da yiyeceğimiz bir gol bu senaryoların hepsini çöpe de atabilirç Hangi verilerle konuşursanız konuşun maç öncesi söyledikleriniz büyük ölçüde havada kalıyor, o yüzden fazla uzatmamak lazım. Rakibi gözümüzde fazlaca büyütmemek lazım çünkü zaten yeterince büyükler. Biz kendi oyunumuzu oynayabilme fırsatı bulduğumuz zaman rakipten bağımsız olarak gol bulabilme yeteneğine sahibiz, biraz da şans yanımızda olursa iyi bir sonuçla ordan dönmememiz için hiçbir sebep yok...

Santiago Bernabeu'ya Doğru Milli Takım

Santiago Bernabeu'daki ilk İspanya maçına iki gün kala milli takımdaki en muallak konu Fatih hocanın forvet tercihi olacak gibi duruyor. Tek forvet Nihat ve onu forvette ikileyecek Tuncay Şanlı formülü herkesin dilinde ancak bu tercihin Euro 2008 başlangıcında verimli olmadığını unutmamak gerek. Bu forvet düzeniyle başlamak topu ilerde tutamamaya dolayısıyla da pek de başarılı olmadığımız kendi yarı sahamızda oynanacak bir maça itecektir bizi. Forvet hattında ne olursa olsun vazgeçilmez olan oyuncu Semih Şentürk olmalıdır, bunun dersini şimdiye kadar almış olmalıydık. Nihat Kahveci Euro 2008 sonrası sakatlıklardan dolayı formunun zirvesinde olmasa da İspanya atmosferine, stada ve seyirciye karşı oynama alışkanlığı bile onun ilk 11'de olması için yeterli bir sebep.

Burda ortaya şöyle bir kontra soru çıkıyor, peki Nihat ve Semih'li bir ikili tercih edilirse orta saha dörtlümüz İspanya'yı yıllar sonra Avrupa Şampiyonluğuna taşıyan orta sahasına karşı yeterli sertliği sağlayabilecek mi? Bu sorunun cevabını ise ancak maçta görebileceğiz. Dörtlü bir risk gibi gözükse de beşli çıkmanın getirisinin götürüsünden fazla olacağının garantisi de yok. Her beşli orta sahayla çıkan İspanya'yı zor durumda bırakabilseydi yirmi küsür maçtır yenilmez olmazlardı diye tahmin ediyorum, bu yüzden bizim yapabileceğimiz tek şey kendi güçlü yönlerimizi maç içinde ön plana çıkarabilmek olmalı, İspanya'yı durdurmak üzerine kurulacak her plan zaten tarih boyunca iyi olmamış savunma düzenimizle başımıza olmadık çoraplar örebilir.

Orta sahanın ortasına düşünmeden yazabileceğimiz tek isim şüphesiz Mehmet Aurelio. Mehmet Topal'ın da sakat olması onu iyiden iyiye alternatifsiz kıldı, herhangibir aksilik durumunda B planımız nedir, daha doğrusu var mıdır, bunları kimse bilmiyor. Yanında ise Fatih hocanın manevi oğlu kontenjanından Emre Belözoğlu'nun olacağı kesin. Yıllar sonra üstüste 6-7 maç çıkarabilmişken sahada olmaması düşünülemez zaten. Kanatlar tercihlerinde ise Arda Turan ve Tuncay Şanlı ismi ağırlık kazanıyor, Fatih hocanın her maçta yaptığı sürprizlerden birini bu bölgede beklediğimi de not düşeyim. Sabri, Kazım ya da Topuz'dan birini görürsek şaşırmamak lazım.

Defans dörtlüsündeyse fazla alternatifimiz yok. Emre Aşık Servet Çetin, Gökhan Zan ve Emre Güngör'ün yokluğunda kadroda uluslararası tecrübesi en yüksek defans oyuncusu olarak gözüküyor. Yanında oynayacak oyuncu ise Fatih Terim'in tercihine göre değişecek, ben Eren Güngör'ü bekliyorum orda. Bekler ise çoktan belli, Hakan Balta ve Gökhan Gönül.

Muhtemelen benim beklediğim 11 gelmez, o yüzden şimdilik kafamdaki en iyi 11'i yazmakla yetineyim. Yarın kadrolar netleşince hem bizim takım üzerinden hem de İspanya üzerinden bir değerlendirme yaparız...

A Milli Takım Aday Kadrosu || İspanya Maçları

Fatih hoca kendinden beklenen seçimleri yapmış yine. Servet Çetin ve Emre Güngör'ün sakatlıklarına rağmen Toraman'ın kadroya giremeyeceğini az çok tahmin ediyorduk, Toraman yerine Sivasspor'dan Sedat Bayrak kadroda. Kayserisporlu Eren Güngör de dikkat çekiyor, hatta şu kadroya baktığımda benim Emre Aşık'la beraber banko stoper adayım. Tecrübe, milli maç tecrübesi açısından baktığımızda göbekte Emre Aşık'ın olmaması düşünülemez zira geri kalan stoperler arasında 10 kere A milli olmuş oyuncu bile yok. Rakip de İspanya olunca bu konuyu gözardı edemezsiniz.

Orta saha rotasyonu ise anlamadığım bir şekilde dar tutulmuş. Mevlüt Erdinç'in ne tür bir orta saha olduğunu birisi bana açıklayabilir mi, bu adam bildiğin son vuruşçu olarak oynuyor Fransa'da. Euro 2008'in açılış maçında da benzer bir girişimde bulunmuştu Fatih hoca, anlaşılan vazgeçmemiş bu öngörüsünden. Defansif orta saha diyebileceğimiz tek oyuncu Mehmet Aurelio, dua edelim de adama bir şey olmasın. Yanında ise büyük ihtimalle Emre Belözoğlu oynayacaktır, 6 ay top yüzü görmemişken kaptan olan çıkarılan bir adamın uzun yıllar sonra 7-8 maç üstüste oynamışken yedek durması büyük bir sürpriz olur. Bir diğer prens Tümer ise buraya kadarmış, zaten bu kadroya da çağrılsa gerçekten ayıp olurdu.

Forvet rotasyonunda en dikkat çekici isim Sercan Yıldırım. Daha iki gün önce ümit milli takımına seçilince A milli olamayacağını düşünmüştüm ama gerçekten sevindim çünkü hakediyor. Batuhan da arıza bir adam olmasına rağmen gerçekten son 20 yılda gelmiş en iyi forvet fiziğine sahip oyuncu. Nihat sakatlıktan yeni yeni çıkıyor ama İspanyol stoperleri en iyi tanıyan oyuncu olduğuna şüphe yok, eğer iki forvet oynayacaksak Semih Şentürk'ün yanındaki adam Nihat olacaktır. Gökhan da hazırlık maçlarında forma bulan oyunculardandı, süre alabilecek bir diğer forvet de olsa. Sercan ve Batuhan'ın şimdilik forma şansı bulması zor gibi gözüküyor.

Aday kadronun tamamı ise şöyle;

Kaleciler: Volkan Demirel (Fenerbahçe), Rüştü Reçber (Beşiktaş), Ufuk Ceylan (Manisaspor)

Savunma: Gökhan Gönül (Fenerbahçe), Sabri Sarıoğlu, Emre Aşık, Hakan Kadir Balta (Galatasaray), Sedat Bayrak (Sivasspor), İbrahim Kaş (Getafe), Eren Güngör (Kayserispor), İbrahim Üzülmez (Beşiktaş)

Orta saha: Hamit Altıntop (Bayern Münih), Kazım Kazım, Emre Belözoğlu (Fenerbahçe), Ayhan Akman, Arda Turan (Galatasaray), Mehmet Aurelio (Real Betis), Nuri Şahin (Borussia Dortmund), Mevlüt Erdinç (Sochaux), Tuncay Şanlı (Middlesbrough)

Forvet: Nihat Kahveci (Villarreal), Batuhan Karadeniz (Eskişehirspor), Semih Şentürk (Fenerbahçe), Gökhan Ünal (Trabzonspor), Sercan Yıldırım (Bursaspor).

FIBA 2010 vs. WC 2010

2010 Dünya Basketbol Şampiyonası hazırlıklarımızın olması gereken hızda gitmediğini, yeni salonların yapımına daha başlanmamış olmasının skandal olduğunu söylemiştik, Ankara Arena'yla ilgili haberi verirken. Benzer bir durumu 2010'daki Dünya Kupası hazırlıkları yapan Güney Afrika'da da görüyoruz. Hazır olması gereken 10 stadyumdan sadece ve sadece biri tamamlanabilmiş, o da restore edilmiş olan Loftus Versefeld Stadyumu. Geriye tamamlanması gereken 9 tane stadyum var.

Ayrıca bu sene yapılacak Konfederasyon Kupası'na ev sahipliği yapacak stadlardan birisi Loftos Versefeld Stadyumu. Organizasyonda kullanılacak diğer üç stadyumun geçtiğimiz yıl tamamlanması gerekiyordu ancak programın oldukça gerisindeymiş stadlar. Bu 4 stadın dışında kalan 6 stadyumum ise 2009'un sonuna kadar tamamlanacağı ön görülüyormuş. En azından 6 ay pay bırakmış adamlar, bizimkiler 1 ay kala hallederiz derdinde hala.Güney Afrika'daki stadyumların kapasiteleri ve yerleşkeleri hakkında bilgi edinmek isterseniz yukardaki resme bakabilirsiniz. Bakarsınız biz de orda oluruz...

Neven Subotic

Bundesliga'nın tanıdık simalarından Subotic, özellikle son dönemde müthiş bir çıkış yakaladı Dortmund'ta. Bu çıkış milli takım düzeyinde de tartışmaları beraberinde getirmişti tabii. Çocukluğunun bir bölümünü geçirdiği Amerika'da U20 milli takımında forma giymişti. Tercihi Sırbistan olmuş Subotic'in, federasyon temsilcisiyle beraber bir basın toplantısı düzenlemişler konuyla ilgili geçen hafta. Dünya Kupası elemelerinde forma giymeye başlayacakmış Subotic.

Milli bazda transfer de böyle oluyor demekki, törene bakınca normal bir transfer töreninden farksız. Bir de formayı öpse tam Umut Sarıkaya karikatürüne dönecek olay...

DK 2010 Elemeleri || Favorilerin Haftası

Değişik bir haftayı geride bıraktık Dünya Kupası Elemelerinde. Her maç gününden sonra günün sürprizlerini ve son durumlarını değerlendiriyordum bildiğiniz gibi ama bugün o gün değil. Ortada sürprizi bırakın 'bu maç nasıl berabere biter' diyebileceğiniz maç bile yok. Sürpriz namına söylenebilecek tek şey Kazakistan'ın 51. dakikaya kadar İngiltere deplasmanında skoru 0-0 tutması olabilir, o kadar. Madem öyle, biz de bu hafta 'favorileri' değerlendiririz o zaman.

Haftanın en ilgi çekici maçlarından olan Almanya-Rusya maçında ev sahibi Almanya maçı kazanmasını bildi. İlk yarıyı 2-0 önde kapatıp devre arasına rahat giren Almanya, Rusya'nın parlayan yıldızı Arshavin'in 51. dakikada bulduğu golle biraz sarsılsa da maçı 2-1'e bağlayıp galibiyeti almasını bildi. Almanya 3 maçta 7 puan topladı. Bir önceki hafta müthiş bir maç sonrası 3 kere geriye düştüğü maçta Klose'nin golleriyle Finlandiya'dan 3-3'lük beraberliği koparmayı başarmıştı. Grubun mutlak favorisi onlar tabii ki...

Yalnız 4.Grup'taki ikincilik mücadelesi kolay geçecek gibi gözükmüyor. Rusya kadar iddialı iki ülke daha var grupta, Galler ve Finlandiya. Finlandiya şu ana kadar Almanya'dan puan koparabilen tek ülke konumunda ve 2 maç sonunda puan hanesinde 4 yazıyor. Galler de yeni bir jenerasyon yakaladı. Özellikle U21'de de forma giyen iki kanat savunucuları Gareth Bale ve Chris Gunter bu oyunculardan en dikkat çekenleri. Tottenham forması giyiyorlar. Ciddi bir potansiyelleri olduğu açık. Özellikle Gareth Bale'in 19 yaşında A milli takımın kaptanlarından biri olması sahalarda ender görülen olaylardan. Biz de 26 yaşındaki Servet Çetin nasıl kaptan olur diyen, 18 yaşındaki Batuhan'ın milli takımda ne işi var diyen futbol ulemalarıyla uğraşaduralım. 2-0'lık Lichtenstein maçında da maçın adamı seçilmiş Bale, yakışır...

Ortada bir ölüm grubu varsa bunun 7. grup olduğu aşikar. Bu grubun dördüncüsünün Fransa, beşincisinin Romanya olduğunu söylesem yeterli olacaktır sanıyorum. Bu iki takımın mücadesi bu haftaydı. Romanya maça fırtına gibi girip 18. dakikada skor tabelasına 2-0 yazdırdıysa Fransa'nın ataklarına karşı koyamadı ve sahasında 2-2 berabere kaldı. Franck Ribery'nin geri dönüşü oldu bu maç, maçı 2-1'e getiren golün sahibi de oydu.

Litvanya'nın rüyası 3. maçta son buldu, Sırbistan 3-0 gibi net bir skorla kazandı. Sırbistan ve Litvanya 6 puanla grubun başını çekiyorlar, daha arada bir de Avusturya var. Tam bir cadı kazanı. Avusturya da küçümsenecek bir ekip değil, Euro 2008'e katılmasınlar diye kampanyalar düzenlenen bir takımken kısa sürede gösterdikleri gelişim gözardı edilmemeli. Romanya ve Fransa ilk iki için hala en iddialı ülkeler olsalar da diğer üç takımdan birinin son düzlüğe önde girmeyeceğinin garantisini kimse veremez bu grupta. İzlenmesi gereken gruplardan...

Şu ana kadar bütün maçlarını kazanan takımlardan birinin İngiltere olması sürpriz sayılmamalı, hele Euro 2008 faciasının ardından. Takım kaptanı John Terry'nin Hırvatistan maçı öncesi yaptığı açıklamalardan takımın hırsını okumak mümkündü. Kazakistan maçının onlar için Hırvatistan maçından daha zor geçmesi oldukça ironik aslında. 50. dakikada sol alt köşede verilen istatistikte İngiltere'nin kaleyi bulan şutunun olmadığı, Kazakistan'ın ise bir şutunun olduğu yazıyordu. Kornerden amatörce bir gol yedi Kazakistan. Hoş, bizim yediklerimizi düşünürsek bu konuda başka takımları eleştirmek pek bir garip gözüküyor. Bu gol Kazakistan'ın direncini kıran olay oldu.

Ashley Cole'un yaptığı akıl almaz hatayla skor daha sonra 2-1'e gelse de maç bitiminde 5-1'di skor. Bu arada İngiliz taraftarların Ashley Cole'u bu golden sonra ayağına gelen her topta ıslıklamasına da değinmek lazım. Benzer bir hatayı bizimkilerden biri yapsa ve ıslıklansa muhtemelen 'Efendim, İngiltere'de, büyük ülkelerde böyle olmuyor, hatta alkış tutuyorlar moral vermek için' mealinde bir ton ıvır zıvır duyacaktık. Bunu da not düşmüş olalım bloga, zamanı gelince çıkarırız arşivden...

Lüksemburg - Danimarka - Finlandiya - Litvanya

İsviçre'nin çöküşü! Cumartesi günü İsrail'den 90+2'de yedikleri gol yüzünden 2 puan bırakan İsviçreliler son yılların en büyük travmasını bugün yaşayacaklarını tahmin etmemişlerdir muhtemelen. Kendi evlerinde grubun averaj takımı gözüyle bakılan Lüksemburg'a 2-1 mağlup oldular. Lüksemburg için tarihi başarı, 1995'ten 2007'ye kadar resmi hiçbir maçta galip gelemeyen bir takım için özellikle. Günün en büyük sürpriziydi bu maç.

Sürpriz olarak değerlendirilebilecek bir diğer maçta kazanan taraf yine deplasman takımıydı, Danimarka Portekiz'i 89 ve 90. dakikada attığı gollerle 3-2'yle geçti. Danimarka hatrı sayılır bir milli takım olmasına rağmen uzun süredir grup elemelerinde başarılı olamıyorlar. Onlar için bu galibiyetin önemi büyük olsa gerek. Gecenin izlenesi maçlarındanmış aslında, 83. dakikada skor 1-0 Portekiz lehine iken maçın 2-3 bitmesi gerçekten ilginç. Danimarka kulüp bazında büyük çıkış yaptı, son 3 senede Şampiyonlar Ligi'ne 2 takım soktular, Kopenhag ve Aalborg. Bu başarıların milli düzeye yansımasının güçlü olup olmayacağını zaman gösterecek.

Aslına bakarsanız esas bombayı Finlandiya patlatmak üzereydi, eğer Klose'nin hat-trick yapmasına engel olabilselerdi. Üç kere öne geçtikleri maçta beraberlikle yetinmek zorunda kaldılar ancak dikkatleri üzerlerine çekmeyi başardılar. Türkiye'yle beraber tekleyen favorilerden biriydi Almanya bu gece. Klose'ye duacılardır eminim.

Litvanya ise bu üç takımdan da farklı olarak tek maçlık parlaması nedeniyle burda değil. Romanya'ya deplasmanda 3 gol attıktan sonra bugün de 4 gün önce Fransa'yı mağlup eden Avusturya'yı 2-0'la geçtiler. İki maç sonunda 6 puan, +5 averajla liderler. Gözle görülür bir çıkışları var. Muhtemelen sonunu getiremeyecekler ancak bu patlama onları gelecek kuralarda bir üst kategoriye geçmeleri için yardımcı olabilir. Bu sene bol sürprizin yaşandığı Şampiyonlar Ligi elemelerinde dikkat çeken ekiplerden biri de Litvanya'lı Kaunas'tı. Glasgow Rangers gibi bir takımı elediler. Eğer iki paragraf önce bahsettiğim Aalborg'u da eleyebilseler bugün Şampiyon Ligi'ndelerdi. Yine de takdir edilesi bir iş çıkarıyorlar...
Related Posts with Thumbnails