Transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Transfer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salih Uçan & Fenerbahçe | Bi' Abdülkadir Olmasın!
Eurosport'taki Yetenek Avcısı köşesine Salih Uçan'ın genel bir profilini çizmiş, iyi bir merkez oyuncusu olduğunu ve top tekniğiyle gelişime çok açık, özel bir futbolcu olma yolunda ilerlediğini yazmıştım. Rubin Kazan, Beşiktaş derken transferini Fenerbahçe bitirdi, borsa bildiriminin ardından da Salih transferi twitter hesabından doğruladı.
Fenerbahçe biraz şartların da zorlamasıyla çok doğru ve agresif bir yerli transferi politikası oluşturdu ve olası bir ceza halinde yola yerlilerle devam etme olasılığına karşı kadrosunu kısa ve orta vadede güçlendirecek oyunculara yatırım yapmaya başladı. Soner Aydoğdu transferi bitime yaklaşmışken, aynı bölgeye ondan üç yaş genç olan Salih Uçan'ı da almak bu yatırımın bir göstergesi. Fakat işe Salih açısından bakarsak bu onun için bir şans olduğu kadar da risk.
Bir genç oyuncu için oynaması en zor mevkii takımın merkezi olan oyun kurucu pozisyonu ve Fenerbahçe'de bu alanda ülkenin en iyilerinden birisi olan Emre Belözoğlu var. Salih ise Bucaspor'da düzenli oynayan ve hızlı gelişimini de yeteneği kadar bulduğu oynama fırsatına borçlu bir oyuncu. Yeteneğinin rafine edilmesi, üst düzeyde fark yaratan bir oyuncu haline gelmesi için 1-2 yıl Süper Lig tecrübesine ihtiyacı var. Fenerbahçe ona bu fırsatı tanıyamayacak kadar yarışmacı olabilir ama onun buna ihtiyacı olduğunu görecek kadar vizyoner olması zorunlu. En yakın örnek 91 jenerasyonunun oyun kurucusu Abdülkadir Kayalı'nın düştüğü durum.
Abdülkadir de en az Salih kadar potansiyelli, yetenekli ve önü açık bir isimdi ancak gelişimi açısından en kritik dönem olan 17-21 yaş aralığını üst düzey futbolda geçirmedi. Şimdilerde bir toparlanma sürecinde olsa da belki de hiçbir zaman beklentileri karşılayamayacak. Her oyuncuyu ayrı değerlendirme taraftarıyım her zaman ama 17-21 yaş arası düzenli futbol oynamak bir kriter ve Salih buna iyi bir başlangıç yapmışken kesintiye uğramamalı. Belki Fenerbahçe onu Bucaspor'da bir sene daha kiralık olarak bırakabilir, hem iki takım hem de Salih bu açıdan kazançlı çıkar. Salih de "Bi' Abdülkadir Kayalı" olmaz. Eurosport'taki yazıda deidğimiz gibi Salih artık bir A2 takımı oyuncusu değil ve oynaması şart. Onun yaşıtlarına göre yarattığı en büyük fark da bu.
Salih'e dair merak edilen sorularla ilgili kısa notlar
*Salih bir defansif orta saha ya da forvet arkası oyuncusu değil. Orta sahanın merkezinde oynuyor ve daha çok topla rahat hareket edebilme ve dripling becerisiyle öne çıkıyor. Yetenek-performans kriterinden bağımsız olarak bölge açısından Selçuk İnan doğru bir örnek.
*Milli takımda değer verilen, özel isimlerden biri ve artık U-19 milli takımı düzeyinde forma giyiyor. Son olarak Elit Tur'da (U-19 Avrupa Şampiyonası'na yükselme play-offları) Yunanistan'a karşı forma giydi ancak ilk maçta 3-0 mağlup olduğumuzdan şampiyonaya kalma şansımız mucizelere kaldı. Orada daha rahat izleme şansı bulabilirdik.
*Fenerbahçe'nin transfer ettiği bir başka önemli yetenek olan Recep Niyaz'la bölgesi çakışıyor denemez, Recep daha önde oynayan bir oyuncu. Onun hızı ve topla yakınlığı Türkiye'deki benzerlerinin en iyisi olsa da Salih fiziken ve zihnen üst düzeye daha hazır bir oyuncu. İki ismi transfer etmek de çok başarılı bir
operasyon. Bir başka orta saha oyuncusu Gökay İravul'a göre hem yetenek, hem hazır olma açısından ise önde. Fenerbahçe, Gökay'ı komple kaybetmek istemiyorsa onun da kiralık gitme zamanı geldi, geçiyor.
Eurosport'taki Salih Uçan yazısı için: "Son İzmirli: Salih Uçan"
Chelsea’de Krul Kararı
Atletico Madrid’in genç kaleci cenneti olduğunu biliyoruz, De Gea’dan sonra Chelsea aktarmalı ve kiralık da olsa Madrid’e adım atan Courtois’in ortaya koyduğu performans ortada. Genk’e ödenen 9 milyon avroluk bonservis bedelini çoktan amorti eden Belçikalı kaleci yılın en başarılı konumunda. Onun bu çıkışı henüz 20 yaşında olmasına rağmen orta vadede Chelsea kalesine geçmesi planının erkene alınabileceği, 2008’de bir Haziran akşamı Nihat Kahveci’nin önüne düşürdüğü toptan beri özgüveninden bir parça kopan Petr Cech’in yerine geçebileceği beklentisi Chelsea taraftarlarında oluşmuştu. Lakin anlaşılan yönetim daha net bir çözüm bulmakta kararlı.
Kulübün Rus sahibi Roman Abramovich’in Newcastle’dan Cheik Tiote ile birlikte kaleci Tim Krul için toplamda 30 milyon poundluk bir bütçe ayırdığı, sezon sonunda bu ikiliyi takıma katmak istediği haberleri İngiliz basınında ayyuka çıkmış durumunda. Tim Krul bu sezonun en flaş kalecisi ki kendisinin yeteneğinden ve performansından şüphe duymak zor. Sadece oynadıkları son Norwich maçına bakmak dahi bunun için yeterli lakin elde Cech, yolda Courtois varken 30 milyonun yarısına kıymak için doğru bir hedef mi? Sonuçta mevkiimiz bir forvet değil ki çiftleyesin, önlü arkalı oynatasın.
Tabii Mart-Nisan ayları, gevşer gönül yayları misali Chelsea’nin gönlü kaymış da olabilir bu ikiliye lakin Krul’u çok beğensem de Stamford Bridge acil kaleci aranıyor tabelası asacak son yerlerden biri gibi geliyor gözüme. Ya da Courtois alengirli ismi ve gönülleri okşayan yatırım ve transfer şekliyle gözümüze bir boy büyük mü geliyor, o da tartışma konusu olabilir tabii. Yine de zaman var, gerçek mi, gelip geçici bir dedikodu mu, yaza görürüz artık. Vakit bol…
Dip Not: 30 milyon pound değer biçilen Tiote ve Krul’un Newcastle’a toplam maliyetinin 3 milyon 700 bin pound olduğunu biliyor muyduk? Tez konusuna girişi Noat, Ekim 2011’de Hayatım Futbol’da yapmıştı, görmeyenlere…
![]() |
| Belçikalı Courtois, sadece 20 yaşında! |
Tabii Mart-Nisan ayları, gevşer gönül yayları misali Chelsea’nin gönlü kaymış da olabilir bu ikiliye lakin Krul’u çok beğensem de Stamford Bridge acil kaleci aranıyor tabelası asacak son yerlerden biri gibi geliyor gözüme. Ya da Courtois alengirli ismi ve gönülleri okşayan yatırım ve transfer şekliyle gözümüze bir boy büyük mü geliyor, o da tartışma konusu olabilir tabii. Yine de zaman var, gerçek mi, gelip geçici bir dedikodu mu, yaza görürüz artık. Vakit bol…
Dip Not: 30 milyon pound değer biçilen Tiote ve Krul’un Newcastle’a toplam maliyetinin 3 milyon 700 bin pound olduğunu biliyor muyduk? Tez konusuna girişi Noat, Ekim 2011’de Hayatım Futbol’da yapmıştı, görmeyenlere…
Footcast #8: Galatasaray'ın Yiğit Gökoğlan Transferi
Vodcast #3 || Trabzonspor'un Olcan ve Jebrin Transferleri
Vodcast #2 || Galatasaray'ın Ocak Transfer Stratejisi
Ve İlk Vodcast || Alper Potuk, Özgür Çek & Fenerbahçe
Şimdilik iki sıkıntımız var, birisi isim, diğeri intro. Intro üzerine çalışmalarımız devam ediyor ama isim için de sizlere danışmaya karar verdik. Bizim aklımıza yatan en güzel ismi öneren arkadaşımıza Simon Kuper'in Futbolun Şifreleri kitabını hediye edeceğiz. Ayrıntılar vodcastlerde.
Sırasıyla Fenerbahçe'nin Alper Potuk ve Özgür Çek transferleri, Galatasaray'ın transfer stratejisi, Trabzonspor'un Olcan Adın ve Torric Jebrin hamleleri ile Beşiktaş'ın tasararruf tedbirleri ilk hafta başlıklarımız. Camiamıza hayırlı olsun.
Alper Potuk Neden 5 Milyon Avro?
Günün 5 milyon avro değerindeki sorusu: Yerli oyuncuya bu kadar büyük bonservis bedelleri ödenmeli mi? Daha spesifik olmak gerekirse Alper Potuk bu kadar eder mi? Bu elbette paranın ödendiği oyuncuya göre değişir. Kayserispor'daki performansı düşüşte olan Mehmet Topuz'a 9 milyon avro, Trabzonspor Gökhan Ünal'a 5 milyon avro öderken bunların cep yakan transferler olduğu konusunda herkes hemfikirdi ama peki ya Alper için? Ben bu soruya evet diyemiyorum çünkü amiyane göndermeyle "bir transfer asla sadece bir transfer değildir", koşulları da göz önünde bulundurmak gereklidir. Alper Potuk için 5 milyon avro elbette ucuz değil ama çok pahalı demenin de yanlış olduğunu düşünüyorum. Neden?
1-Mevkii
Alper Potuk her şeyden önce bir takım için en önemli bölge olan orta sahanın ortasında oynuyor ve iki sene içinde ortaya koyduğu istikrarlı performans ve yetenekleri gösterdi ki 20 yaşındaki Alper, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan sınıfına geçebilecek en önemli yerli orta saha oyuncusu adayı. Bu adamlar fark yaratan oyunculardır, o bölgeyi kaliteli bir yerliyle doldurabilmek zirveye oynayan bir kadro inşaasında temel taşlardan birini yerleştirebilmek demek. Top sürme becerisi olan, dinamik, ayağı düzgün, defansif açıdan da sağlam durabilen bir oyuncu Alper. Bu açıdan bu düzeyde bir fiyat çekilmesi normal.

2-Gelişime açıklığı
Burası birçok kişi için göreceli bir kavram ama Alper, üzerine koyabileceğini gösteren, sahada yapabildikleriyle zaman ve maç tecrübesinin katkısıyla daha ileri gidebileceğini gösteren bir oyuncu. Şu an "bir Emre ya da Selçuk değil" diyebiliriz ama onların hemen arkasına rahatlıkla yazarız. Fenerbahçe'de ne şekilde kullanılacağı, oynatılıp oynatılmayacağı gibi faktörler de göz önünde olacaktır ama bugün görülmese de milli takım düzeyinde bir orta sahaya dönüşme yolunda olduğunu kimse yadsıyamaz.
3-Konjonktür
Bir başka önemli nokta da bu. Bir oyuncunun etiketi sadece kalitesiyle belirlenmez, günün koşulları da en az onun kadar önemlidir. Bir palto almaya mayıs ayında gitmekle kasım ayında gitmek arasında büyük farklar vardır. Yaz transfer dönemi ile ocak ayında bu kalibrede bir transfere girişmek arasında da bu tip bir fark var. Herkesin planlama yaptığı, Eskişehir'in de yerine bir başka oyuncu koyabileceği yaz döneminde olsa belki bu fiyat bir nebze daha düşük olabilirdi ama devre arasında bu adam isteniyorsa bu fiyat ödenir. Galatasaray'ın geçen yıl Yekta Kurtuluş'a 3 milyon 750 bin avro, Bogdan Stancu'ya 5 milyon avro ödemesinin sebebi de bu. Kışın karpuz yemenin bir bedeli var.
Alper Fenerbahçe için ne anlam ifade ediyor?
Her şeyin ötesinde belki de ilk olarak buraya bakmak gerek. Fenerbahçe için Alper ne anlam ifade ediyor ki bu para gözden çıkarılıyor. Madde madde sıralarsak;
1- Fenerbahçe'nin gelecek sezon ne konumda olacağı belli değil, Bank Asya 1.Lig'de de yer alma ihtimali varken kaliteyi koruyabilmenin tek yolu her şartta Fenerbahçe'de kalıp oynayacak yerli oyunculara yaslanmak. Fenerbahçe planını Lugano'ya, Santos'a, Niang'a ya da Cristian'a göre yapamaz. Plan Serdar Kesimal'ın, Alper Potuk'un, Caner Erkin'in Bank Asya'da da düzenli oynayıp Süper Lig'e dönüldüğünde hazır bir iskeletin korunabileceği düşünülerek yapılır. Fenerbahçe'nin 3 Temmuz sonrası bütün parayı yerli oyunculara dökmesinin en temel sebebi bu. Sanılanın aksine ligde kalınacağının garantisinin alınması değil, tam tersi alınamaması sebebiyle bu böyle bana göre.
2- Emre Belözoğlu... Aykut Kocaman'la yaşadığı son sürtüşme onun da gelecek sezon planları içinde olmadığını işaret ediyor olabilir. Zaten Atletico, Benfica gibi takımların da onu devre arasında alabileceği yazıldı, çizildi. Alper Potuk transferi de bu söylentilerle beraber okunursa daha büyük anlam kazanıyor. Eğer 32'sini doldurma yolunda ilerleyen Emre'den de ortalama bir bonservis bedeli çıkarılırsa Bank Asya tehlikeli Fenerbahçe'nin Alper-Emre değişimini yapmasının makul durduğunu söyleyebiliriz.
Sonuç olarak; Alper Potuk ucuz bir transfer olmamakla birlikte mantıklıdır ve bir plan dahilinde gerçekleştirilmiş bir hamle gibi durmaktadır. Oyunculuğu tartışılabilir ama Süper Lig'de ve ümit milli takımda canlı olarak izlediğim orta sahadaki çocuk yatırım yapılmaya değer. Kestirip atmamakta, önce izlemekte fayda var.
1-Mevkii
Alper Potuk her şeyden önce bir takım için en önemli bölge olan orta sahanın ortasında oynuyor ve iki sene içinde ortaya koyduğu istikrarlı performans ve yetenekleri gösterdi ki 20 yaşındaki Alper, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan sınıfına geçebilecek en önemli yerli orta saha oyuncusu adayı. Bu adamlar fark yaratan oyunculardır, o bölgeyi kaliteli bir yerliyle doldurabilmek zirveye oynayan bir kadro inşaasında temel taşlardan birini yerleştirebilmek demek. Top sürme becerisi olan, dinamik, ayağı düzgün, defansif açıdan da sağlam durabilen bir oyuncu Alper. Bu açıdan bu düzeyde bir fiyat çekilmesi normal.

2-Gelişime açıklığı
Burası birçok kişi için göreceli bir kavram ama Alper, üzerine koyabileceğini gösteren, sahada yapabildikleriyle zaman ve maç tecrübesinin katkısıyla daha ileri gidebileceğini gösteren bir oyuncu. Şu an "bir Emre ya da Selçuk değil" diyebiliriz ama onların hemen arkasına rahatlıkla yazarız. Fenerbahçe'de ne şekilde kullanılacağı, oynatılıp oynatılmayacağı gibi faktörler de göz önünde olacaktır ama bugün görülmese de milli takım düzeyinde bir orta sahaya dönüşme yolunda olduğunu kimse yadsıyamaz.
3-Konjonktür
Bir başka önemli nokta da bu. Bir oyuncunun etiketi sadece kalitesiyle belirlenmez, günün koşulları da en az onun kadar önemlidir. Bir palto almaya mayıs ayında gitmekle kasım ayında gitmek arasında büyük farklar vardır. Yaz transfer dönemi ile ocak ayında bu kalibrede bir transfere girişmek arasında da bu tip bir fark var. Herkesin planlama yaptığı, Eskişehir'in de yerine bir başka oyuncu koyabileceği yaz döneminde olsa belki bu fiyat bir nebze daha düşük olabilirdi ama devre arasında bu adam isteniyorsa bu fiyat ödenir. Galatasaray'ın geçen yıl Yekta Kurtuluş'a 3 milyon 750 bin avro, Bogdan Stancu'ya 5 milyon avro ödemesinin sebebi de bu. Kışın karpuz yemenin bir bedeli var.
Alper Fenerbahçe için ne anlam ifade ediyor?
Her şeyin ötesinde belki de ilk olarak buraya bakmak gerek. Fenerbahçe için Alper ne anlam ifade ediyor ki bu para gözden çıkarılıyor. Madde madde sıralarsak;
1- Fenerbahçe'nin gelecek sezon ne konumda olacağı belli değil, Bank Asya 1.Lig'de de yer alma ihtimali varken kaliteyi koruyabilmenin tek yolu her şartta Fenerbahçe'de kalıp oynayacak yerli oyunculara yaslanmak. Fenerbahçe planını Lugano'ya, Santos'a, Niang'a ya da Cristian'a göre yapamaz. Plan Serdar Kesimal'ın, Alper Potuk'un, Caner Erkin'in Bank Asya'da da düzenli oynayıp Süper Lig'e dönüldüğünde hazır bir iskeletin korunabileceği düşünülerek yapılır. Fenerbahçe'nin 3 Temmuz sonrası bütün parayı yerli oyunculara dökmesinin en temel sebebi bu. Sanılanın aksine ligde kalınacağının garantisinin alınması değil, tam tersi alınamaması sebebiyle bu böyle bana göre.
2- Emre Belözoğlu... Aykut Kocaman'la yaşadığı son sürtüşme onun da gelecek sezon planları içinde olmadığını işaret ediyor olabilir. Zaten Atletico, Benfica gibi takımların da onu devre arasında alabileceği yazıldı, çizildi. Alper Potuk transferi de bu söylentilerle beraber okunursa daha büyük anlam kazanıyor. Eğer 32'sini doldurma yolunda ilerleyen Emre'den de ortalama bir bonservis bedeli çıkarılırsa Bank Asya tehlikeli Fenerbahçe'nin Alper-Emre değişimini yapmasının makul durduğunu söyleyebiliriz.
Sonuç olarak; Alper Potuk ucuz bir transfer olmamakla birlikte mantıklıdır ve bir plan dahilinde gerçekleştirilmiş bir hamle gibi durmaktadır. Oyunculuğu tartışılabilir ama Süper Lig'de ve ümit milli takımda canlı olarak izlediğim orta sahadaki çocuk yatırım yapılmaya değer. Kestirip atmamakta, önce izlemekte fayda var.
Xherdan Shaqiri Nereye?
Bizim basın adı az çok duyulmaya başlayan yıldız adaylarını muhakkak bir Türk kulübüne yakıştırır. Bugün uğruna 40 milyon avroluk tekliflerin reddedildiği Eden Hazard için onlarca Fenerbahçe haberi bulabilirsiniz arşivden. Basel'in genç yıldızı Xherdan Shaqiri de biraz o hesap...
Shaqiri'nin dünya vitrinine çıkması aslında yeni değil, 2.5 sene önce Nijerya'da düzenlenen U-17 Dünya Kupası'na dayanıyor. Türkiye'nin de bugün Gaziantepspor'un başındaki Abdullah Ercan yönetiminde çeyrek final gördüğü turnuvanın şampiyonu İsviçre'ydi ve o takımın en önemli oyuncusu tartışmasız Xherdan Shaqiri'ydi. Wolfsburg'a transfer olan Ben Khalifa gibi isimler de vardı elbette ama Shaqiri takımın yaratıcı gücüydü, hücum lideriydi.

O günden bu yana takımı Basel'de düzenli olarak forma giyen Shaqiri son altı ayda kendini Avrupa piyasasına iyiden iyiye ispatladı. Yaz döneminde oynanan U-21 Avrupa Şampiyonası'nda takımını finale kadar taşıyan isim yine Shaqiri'ydi. De Gea, Thiago Alcantara, Iker Muniain ve Juan Mata'nın oynadığı, efsane bir İspanya takımına boyun eğdiler ama Shaqiri turnuvanın açık ara en iyilerinden biri oldu. Turnuvanın arkasından "Su içinde 10 milyon avro" muhabbeti yapıyorduk ki artık İsviçre Milli Takımı'nın da düzenli bir oyuncusu. Şimdi 10 milyon avroya alana da şapka çıkarmak gerek çünkü bu 19 yaşındaki adam takımı Basel'i Manchester United'ın önünde Şampiyonlar Ligi'nde son 16'ya taşıdı. 15 milyon avrodan aşağı bir teklife Basel'in masaya oturacağını hiç sanmıyorum açıkçası.
Tavsiyem "Amrabat'tan vazgeçen Galatasaray, Shaqiri'ye yöneldi" gibi absürt haberlere kulak asılmaması. Shaqiri'ye yönelmek için de vazgeçilecek oyuncu Amrabat değildir zaten, mantık hatası oradan başlıyor. Galatasaray'ın eli eskisinden rahat ve beklenmedik transferler görebiliriz, eyvallah da bu kadarını da değil. Xherdan Shaqiri gitse gitse epey sağlam bir paraya İngiltere'ye ya da İtalya'nın kalburüstü bir ekibine gider. Onun da devre arası gerçekleşmesi pek mantıklı gözükmüyor.
Torric Jebrin & Galatasaray?
Galatasaray'ın teknik patronu Fatih Terim'in play-off sistemi açıklandığı zaman yaptığı en ilginç açıklama "Bu sistemde devre arası transfer dönemi büyük önem kazanır" olmuştu. Bu yönde birkaç hamle görmemiz kuvvetle muhtemel ve Terim'in hedeflerinden biri Bank Asya'da olabilir.
İlk ciddi haber Gana'dan... Galatasaray, geçen sezon Bucaspor'a gelir gelmez dikkatleri üzerine çeken 20 yaşındaki orta saha oyuncusu Torric Jebrin'i devre arası transfer döneminde kadrosuna katmak istiyormuş. Söylenene göre yaz transfer döneminde de bir girişim olmuş ancak transfer gerçekleşmemiş. Ocak 2011'de Buca'ya gelen Jebrin'in sözleşmesi 2.5 yıllık ve 2013 yazında sona eriyor.
Galatasaray için Jebrin çok yerinde bir hamle olur çünkü takımın birisi derinde, ikisi içi oyuncusu olarak toplam üç orta sahaya şeklinde oynayacağı belli ve Selçuk İnan'ın partneri konusunda herhangi bir netlik yok. Engin Baytar burada formanın ilk sahibi. Sabri Sarıoğlu ve Emmanuel Eboue de bu bölgede kullanılıyor ancak doğal pozisyonlarının burası olduğunu söylemek güç ve performanslarına göre bu oyuncuların temposu yüksek bir yedeğe ihtiyacı olabilir. Ayhan Akman'ın yaşı da 34'ken gelecek sezona dair bile plan yapmak mümkün değil. Birçok Afrika kökenli oyuncunun aksine topla haşır neşir olmak yerine basit ve ayağa oynayan, riske girmeyen, ciğerli bir orta saha olan Jebrin'in Selçuk'u rahatlatma adına zaman zaman sahaya sürebilmek gayet iyi bir fikir.
Bu transfer konusunda belki de en önemli anekdot ise Buca cephesinden. Jebrin'in satılma ihtimaline karşı ayaklanan Bucasporfan.com'un bildirisine cevap veren Buca başkanı Şeref Üstündağ'ın verdiği demeç transfer girişimini doğrular nitelikte. Yeni Asır'daki 1 Kasım tarihli habere göre Üstündağ şöyle konuşmuş:
"Jebrin'i bu yönetim getirdi. Getirirken iyi de satmaya kalkınca mı kötü oluyoruz. Bu bir pazar, taraftarımız buna alışmalı. Jebrin keşke 3-5 milyon euro getirse. Bazen istenilen rakamlar olmuyor. Önümüzde Batdal örneği var. Yetiştirdiğimiz Batdal, elini kolunu sallayarak gitti. Sözleşmesi bitecek oyuncuyu nasıl tutacaksın. Değerini bulduğu an vermek lazım. Eğer Jebrin'i satsaydık, sezon başında daha satardık. Vermediğimiz için maddi sıkıntı çekiyoruz. Biz bu işi biliyoruz. Bize işimizi kimse öğretmesin"
Aynı haberde Fatih hocanın 92 jenerasyonunun daimi sağ beki Ahmet Kamil Çörekçi'yi de istediği yazılıyor. Buca'ya Millwall'dan geldi ve Türkiye'ye ve Türk futbol temposuna ayak uydurmayı başardı. Gelirse o da şans bulamayan Serkan Kurtuluş'tan daha yararlı bir yedek olabilir. Gelişmeleri takip edeceğiz...
İlk ciddi haber Gana'dan... Galatasaray, geçen sezon Bucaspor'a gelir gelmez dikkatleri üzerine çeken 20 yaşındaki orta saha oyuncusu Torric Jebrin'i devre arası transfer döneminde kadrosuna katmak istiyormuş. Söylenene göre yaz transfer döneminde de bir girişim olmuş ancak transfer gerçekleşmemiş. Ocak 2011'de Buca'ya gelen Jebrin'in sözleşmesi 2.5 yıllık ve 2013 yazında sona eriyor.
Galatasaray için Jebrin çok yerinde bir hamle olur çünkü takımın birisi derinde, ikisi içi oyuncusu olarak toplam üç orta sahaya şeklinde oynayacağı belli ve Selçuk İnan'ın partneri konusunda herhangi bir netlik yok. Engin Baytar burada formanın ilk sahibi. Sabri Sarıoğlu ve Emmanuel Eboue de bu bölgede kullanılıyor ancak doğal pozisyonlarının burası olduğunu söylemek güç ve performanslarına göre bu oyuncuların temposu yüksek bir yedeğe ihtiyacı olabilir. Ayhan Akman'ın yaşı da 34'ken gelecek sezona dair bile plan yapmak mümkün değil. Birçok Afrika kökenli oyuncunun aksine topla haşır neşir olmak yerine basit ve ayağa oynayan, riske girmeyen, ciğerli bir orta saha olan Jebrin'in Selçuk'u rahatlatma adına zaman zaman sahaya sürebilmek gayet iyi bir fikir.
Bu transfer konusunda belki de en önemli anekdot ise Buca cephesinden. Jebrin'in satılma ihtimaline karşı ayaklanan Bucasporfan.com'un bildirisine cevap veren Buca başkanı Şeref Üstündağ'ın verdiği demeç transfer girişimini doğrular nitelikte. Yeni Asır'daki 1 Kasım tarihli habere göre Üstündağ şöyle konuşmuş:"Jebrin'i bu yönetim getirdi. Getirirken iyi de satmaya kalkınca mı kötü oluyoruz. Bu bir pazar, taraftarımız buna alışmalı. Jebrin keşke 3-5 milyon euro getirse. Bazen istenilen rakamlar olmuyor. Önümüzde Batdal örneği var. Yetiştirdiğimiz Batdal, elini kolunu sallayarak gitti. Sözleşmesi bitecek oyuncuyu nasıl tutacaksın. Değerini bulduğu an vermek lazım. Eğer Jebrin'i satsaydık, sezon başında daha satardık. Vermediğimiz için maddi sıkıntı çekiyoruz. Biz bu işi biliyoruz. Bize işimizi kimse öğretmesin"
Aynı haberde Fatih hocanın 92 jenerasyonunun daimi sağ beki Ahmet Kamil Çörekçi'yi de istediği yazılıyor. Buca'ya Millwall'dan geldi ve Türkiye'ye ve Türk futbol temposuna ayak uydurmayı başardı. Gelirse o da şans bulamayan Serkan Kurtuluş'tan daha yararlı bir yedek olabilir. Gelişmeleri takip edeceğiz...
Eboue & Keita: Gemi Sağa Mı Çekiyor Kaptan?
Emmanuel Eboue ve Abdul Kader Keita... Eboue zaman zaman kritik hatalar yapsa da her daim beğendiğim bir adamdır, Türkiye'de eksikliği çekilen fiziği sağlam bek kontenjanından yararlı olur. Çok yönlülüğü, önde ve sağ içte oynaması da cabası. Vatandaşı Keita'yı anlatmaya gerek yok. Daha bu sezon içinde Adnan Polat yönetimine tepki tezahüratı olarak adı haykırılan adam. Ayağında fazla top tutsa da, deplasmanlarda kaybolsa da iyi sağ açıktır, Kişisel tereddütlerim olsa da tribünlerde hâlâ sevilir, beğenilir. Türkiye Ligi'nde rahat iş yapabilecek adamdır. Bunlara lafımız yok da şu takımın ihtiyacı ana bölgeleri sağ bek ve sağ açık olan iki yabancı daha almak mıydı?
Dün itibariyle bu takımın ilk 11'ine yazılacak dört yabancı vardı: Muslera, Ujfalusi, Melo ve Baros. Ben puzzle'ın kalan yedi parçasına bakıyorum ve yerliler arasında oynayabilecek ilk üç isim arasına Selçuk'la birlikte Kazım ve Sabri'yi yazıyorum kendimce. Fakat yapılan iki transfer de birebir bu iki oyuncunun oynadığı bölgelere. Kalan yerliler Servet, Yekta, Hakan Balta, Gökhan Zan, Ceyhun Gülselam diye gidiyor. Sizce bu işte bir terslik yok mu?
Hadi yerlileri de hesaba katmayalım fakat Tomas Ujfalusi'nin transfer edildiği bir takıma Emmanuel Eboue'yi almanın mantığını kavramakta güçlük çekiyorum. Klasik "Ujfalusi stoper olacak" savunması havada kalıyor çünkü bu adam son birkaç sezonunu sağ bek olarak geçirdi, Atletico'daki stoper kıtlığı ve zaafına karşın. Aynı şekilde Eboue'nin de sağ içi ve önü, hatta sol beki yedekleyeceği konuşuluyor. İyi de madem bu mevkiilerde yabancıya ihtiyaç var, niye gidip stoper, sol bek ya da sağ iç almıyor da bu takım gidip Ujfalusi üstüne bir de ana bölgesi sağ bek ve açık olan iki oyuncu alıyor? Joker oyuncuları ben de severim de buna güvenip transfer yapmak akıl kârı değil. Bu üç transfer birbiriyle çelişiyor. Eboue'nin Fatih Terim tarafından ısrarla istendiğini bildiğimize göre performansıyla beni şimdiden olumlu yönde yanıltmış olan Ujfalusi'nin "Atletico'dan eli boş dönmeyelim" transferi olduğu ortaya çıkıyor ki çok da şaşırdığımı söyleyemeyeceğim.
Tabii bu yazdıklarım Eboue niye geldi anlamında değil. Fildişili hem hocanın isteği, hem de bana göre gelen oyunculardan en faydalılarından biri olacak bana kalırsa. Üstelik şartları da beklenilenden çok daha olumlu iken (3.5 milyon avro bonservis, 2.5'tan 2 milyon avroya inen yıllık ücret) bu transferi ayrı tutuyorum ama sahadaki yabancı kontenjanımız Eboue ile birlikte bire düşmüşken tutup da Keita'yı getirmenin neye hizmet ettiğini ben anlamış değilim. Madem öyle, Lincoln de gelsin, taraftarın en çok tezahürat yaptığı adamlardan biriydi o da. Mersin İdman Yurdu talip olmasa muhtemelen akıllara dahi gelmeyecek Keita'yı "taraftara hediye" düşüncesiyle almanın faturası sahada çıkarsa o üstlerine oynadıkları taraftar yeri gelir, başka türlü de bağırır. Şu takımda orjini sol açık olan tek insan evladı yokken yapılan bu transferi olumlu kabul etmek de bence mümkün değil, kusura bakmayın dostlar.
Bu gemi biraz sağa çekmiyor mu Fatih hocam?
Fotoğraflar: Galatasaray.org, Twitter.com/mcanmutlu
Dün itibariyle bu takımın ilk 11'ine yazılacak dört yabancı vardı: Muslera, Ujfalusi, Melo ve Baros. Ben puzzle'ın kalan yedi parçasına bakıyorum ve yerliler arasında oynayabilecek ilk üç isim arasına Selçuk'la birlikte Kazım ve Sabri'yi yazıyorum kendimce. Fakat yapılan iki transfer de birebir bu iki oyuncunun oynadığı bölgelere. Kalan yerliler Servet, Yekta, Hakan Balta, Gökhan Zan, Ceyhun Gülselam diye gidiyor. Sizce bu işte bir terslik yok mu?
Hadi yerlileri de hesaba katmayalım fakat Tomas Ujfalusi'nin transfer edildiği bir takıma Emmanuel Eboue'yi almanın mantığını kavramakta güçlük çekiyorum. Klasik "Ujfalusi stoper olacak" savunması havada kalıyor çünkü bu adam son birkaç sezonunu sağ bek olarak geçirdi, Atletico'daki stoper kıtlığı ve zaafına karşın. Aynı şekilde Eboue'nin de sağ içi ve önü, hatta sol beki yedekleyeceği konuşuluyor. İyi de madem bu mevkiilerde yabancıya ihtiyaç var, niye gidip stoper, sol bek ya da sağ iç almıyor da bu takım gidip Ujfalusi üstüne bir de ana bölgesi sağ bek ve açık olan iki oyuncu alıyor? Joker oyuncuları ben de severim de buna güvenip transfer yapmak akıl kârı değil. Bu üç transfer birbiriyle çelişiyor. Eboue'nin Fatih Terim tarafından ısrarla istendiğini bildiğimize göre performansıyla beni şimdiden olumlu yönde yanıltmış olan Ujfalusi'nin "Atletico'dan eli boş dönmeyelim" transferi olduğu ortaya çıkıyor ki çok da şaşırdığımı söyleyemeyeceğim.Tabii bu yazdıklarım Eboue niye geldi anlamında değil. Fildişili hem hocanın isteği, hem de bana göre gelen oyunculardan en faydalılarından biri olacak bana kalırsa. Üstelik şartları da beklenilenden çok daha olumlu iken (3.5 milyon avro bonservis, 2.5'tan 2 milyon avroya inen yıllık ücret) bu transferi ayrı tutuyorum ama sahadaki yabancı kontenjanımız Eboue ile birlikte bire düşmüşken tutup da Keita'yı getirmenin neye hizmet ettiğini ben anlamış değilim. Madem öyle, Lincoln de gelsin, taraftarın en çok tezahürat yaptığı adamlardan biriydi o da. Mersin İdman Yurdu talip olmasa muhtemelen akıllara dahi gelmeyecek Keita'yı "taraftara hediye" düşüncesiyle almanın faturası sahada çıkarsa o üstlerine oynadıkları taraftar yeri gelir, başka türlü de bağırır. Şu takımda orjini sol açık olan tek insan evladı yokken yapılan bu transferi olumlu kabul etmek de bence mümkün değil, kusura bakmayın dostlar.
Bu gemi biraz sağa çekmiyor mu Fatih hocam?
Fotoğraflar: Galatasaray.org, Twitter.com/mcanmutlu
Fernando Muslera & Benzer Ürünler
Galatasaray, Mondragon sonrası bir türlü dolduramadığı kaleyi bu kez arkasına bakmayacak şekilde sağlama adına kafayı çizmişti ve bu işe bir bütçe ayrılmıştı. Mevcut seçeneklerin en iyisiyle anlaşıp derdi, tasayı geride bırakmak isteyen Fatih Terim ve Galatasaray yönetimi, Lazio'da forma giyen Uruguay Milli Takımı kalecisi Fernando Muslera'da karar kıldı. Kalburüstü bir kaleci olduığu, genç yaşına rağmen Serie A'da gösterdiği performansla adını en potansiyelli kaleci adayları arasına yazdırdığı aşikar ve Türkiye'ye gelmiş en kariyerli kaleciler listesine de yüksek bir yerden giriş yapacaktır, sözümüz yok. Hele ki çılgın attığı, takımının Copa America zaferine uzanmasına başrollerden birini kaptığı bir ayın ardından.
Yalnız diyeceğim odur ki futbol artık paradan bağımsız değerlendirilecek, sadece oyuncu kalitesine yoğunlaşılabilecek bir eğlencelik olmak çıkalı çok oldu ve geçen yıl 4.5 milyon avro ödenen Lorik Cana'nın üstüne verilen 6.75 milyon avroluk fahiş bonservisi de hesaba katmak durumundayız. Muslera, yönetimin omzundaki bu yükü kaldıracak bir performans da sergileyebilir ancak restoranda önümüze gelen pek hoş değil. Menüde de benzer ürünlerin fiyatları insanı düşündürmüyor değil.
Maarten Stekelenburg - Roma (6.3 milyon avro)
Geçen yıldan bu yana Galatasaray'ın transfer listesinde olup olmadığı tartışıldı ancak bu yaz onu almak adına en ısrarcı ekip Roma'ydı. Sıkı bir pazarlık sonucu Ajax'ın 9 milyon avrodan yaptığı açılış 6.3 milyon avroyla son buldu ve Hollanda Milli Takımı'nın kalecisi Serie A'nın yolunu tuttu. Kariyeri su götürmeyecek, Galatasaray kalesini rahatlıkla dolduracak bir isim olabilirdi.
Doni - Liverpool (Bedava)
Roma, Stekelenburg'u alınca Brezilyalı kaleciye ihtiyaç kalmadı ve Doni, Liverpool'da Reina'nın arkasını güvenle dolduracak isim olarak İngiltere'ye uçtu. Muslera alınmaya çalışılırken muhtemelen maliyeti de düşünülerek alternatiflerden biri olarak gündeme de gelmişti lakin yetki verilen Taffarel, Lauro'da karar kılınca taraftar ayaklandı. Roma kariyerli Doni gelse yine mırın kırın eden olurdu illaki ancak bu kadar fırtına kopmayacağı kesindi. Forumlarda ve sosyal medyada patlak veren bu isyan başkanın kulağına gidince maliyet hesapları bir kenara konup Muslera'ya dönüldü ve Doni de Galatasaray adına bir alternatiften öteye geçemedi.
Sebastian Frey - Genoa (Bedava)
Başkan Ünal Aysal'ın Muslera'ya parayı basmasını zorunlu kılan beyanat olan "Dünya çapında bir kaleci" tanımı Buffon için yapılmıştı ancak onun olmayacağı anlaşılınca ,ki gidilmesi hatadır, ilk gündeme gelen isim Sebastian Frey'di. Hatta transferde sona yaklaşıldığı haberleri kulağıma gelmedi değil ama ne olduysa çark edildi, Frey transferi gerçekleşmedi. Belki oyuncu ikna edilememiştir, bilemeyiz lakin Fiorentina'nın hocası Mihajlovic'in Frey'e ilk iki kaleci arasında yer vermeyeceği ve Fransızın bedavaya Genoa'ya transfer olacağı akıllara gelse yönetim bonservis maliyeti 11 milyon avroyu geçen Muslera'yı iki kez düşünürdü gibi geliyor bana. Büyük fırsat kaçtı gibi.
Guilherme Ochoa - Ajaccio (Bedava)
Football Manager'ın en iyi kalecilerinden biri olması sebebiyle önce büyük bir ilgiye, sonra da hayal kırıklığına mazhar olan Guilherme Ochoa, Haldun Üstünel döneminde Galatasaray'ın gündeminde yer almıştı. O dönem Club America'dan aldığı çılgın maaşı ancak İngiltere, İspanya gibi üst düzey için bırakacağını açıklayan Ochoa iki sene içinde Ligue 1'in vasat takımlarından birine bedavaya imza attı. Tabii Meksika kulübüyle yaşadıkları, neden daha üst düzey kulüplerin ilgi göstermediği sorgulanabilir lakin refleksleri ve kalecilik yetenekleri ilk bakışta anlaşılan Meksikalıya Avrupa kupalarına katılım olmayan bir sezonda verilecek bir şans iki tarafın da kazanacağı bir senaryoya dönüşebilirdi. Hem transferi ilk olarak FM'den kontrol edip ona göre yorumunu yapan marjinal kesimin de epey hoşuna giderdi hani.
Vincent Enyeama - Lille (Bedava)
Fransa'ya bedavaya geçen üst düzey kaleciler Ochoa'yla sınırlı değil. Uzun süredir Nijerya Milli Takımı'nın kalesini koruyan Vincent Enyeama, eninde sonunda İsrail'deki kariyerine son verip Kıta Avrupası'na adımını atacaktı, bu ekip de Fransa şampiyonu Lille oldu. Dünya Kupası'nda Nijerya'yı ayrı bir gözle izlediğimden, Galatasaray'ın kalesindeki boşluğu da bildiğimden dolayı dikkat kesilmiştim ona ve yediği bariz hatalı bir gole rağmen kalenin hakkını verecek yetenekleri ve tecrübesi olduğu belliydi. Lille de sözleşmesi biten Nijeryalıyı ıskalamadı ve Hapoel Tel Aviv'in elinden kaptı.
Brad Friedel - Tottenham (Bedava)
Galatasaray formasını daha önce de sırtına geçirmiş emektar Friedel, yaşına rağmen Premier Lig'deki istikrarııyla hâlâ talep görüyor ve hedefi ilk dört-beş olan Tottenham'ın kalesi tereddütsüz kendisine teslim ediliyor. Muhtemelen dengesizliğiyle meşhur Gomes'i de kesip kaleyi devralacak. Türkiye'ye yeniden uğrayacağından değil de Tottenham ayarındaki bir kulübün kaleye bulduğu çözüm yolunu irdelemek adına Friedel örneği önemli.
Tüm bu kalecilerle Muslera'yı karşılaştırıp Uruguaylıyı tercih edecek olanlarımız elbette olacaktır, hatta imzalar da atılmışken onu iyiden iyiye benimsemiş ve içinden bana "Ne çomak sokuyorsun hırt" demek geçen arkadaşlar da vardır belki lakin yukarıdaki transferler de bir gerçeklik ve bu seneki kaleci piyasası bu kadar düşükken Muslera'nın epey maliyetli bir transfer olduğu gerçeği ortada duruyor. Herkes kendi fikrini oluştururken farklı kriterler seçebilir, yaş, maliyet ya da sadece ve sadece kalite ve yetenek. Fakat internet alışveriş jargonuyla "Benzer Ürünler"in kaça gittiğini de yazmak, üzerine düşünmek gerek diye düşünüyorum. Birçok kez dediğim gibi Fernando Muslera, Galatasaray kalesini uzun yıllar koruyup başarısıyla bu maliyeti de eriteceğini umuyorum lakin yukarıdaki örnekler transferin notunu benim nezdimde birkaç not aşağı çekiyor. Not düşülsün...
Yalnız diyeceğim odur ki futbol artık paradan bağımsız değerlendirilecek, sadece oyuncu kalitesine yoğunlaşılabilecek bir eğlencelik olmak çıkalı çok oldu ve geçen yıl 4.5 milyon avro ödenen Lorik Cana'nın üstüne verilen 6.75 milyon avroluk fahiş bonservisi de hesaba katmak durumundayız. Muslera, yönetimin omzundaki bu yükü kaldıracak bir performans da sergileyebilir ancak restoranda önümüze gelen pek hoş değil. Menüde de benzer ürünlerin fiyatları insanı düşündürmüyor değil.
Maarten Stekelenburg - Roma (6.3 milyon avro)
Geçen yıldan bu yana Galatasaray'ın transfer listesinde olup olmadığı tartışıldı ancak bu yaz onu almak adına en ısrarcı ekip Roma'ydı. Sıkı bir pazarlık sonucu Ajax'ın 9 milyon avrodan yaptığı açılış 6.3 milyon avroyla son buldu ve Hollanda Milli Takımı'nın kalecisi Serie A'nın yolunu tuttu. Kariyeri su götürmeyecek, Galatasaray kalesini rahatlıkla dolduracak bir isim olabilirdi.
Doni - Liverpool (Bedava)
Roma, Stekelenburg'u alınca Brezilyalı kaleciye ihtiyaç kalmadı ve Doni, Liverpool'da Reina'nın arkasını güvenle dolduracak isim olarak İngiltere'ye uçtu. Muslera alınmaya çalışılırken muhtemelen maliyeti de düşünülerek alternatiflerden biri olarak gündeme de gelmişti lakin yetki verilen Taffarel, Lauro'da karar kılınca taraftar ayaklandı. Roma kariyerli Doni gelse yine mırın kırın eden olurdu illaki ancak bu kadar fırtına kopmayacağı kesindi. Forumlarda ve sosyal medyada patlak veren bu isyan başkanın kulağına gidince maliyet hesapları bir kenara konup Muslera'ya dönüldü ve Doni de Galatasaray adına bir alternatiften öteye geçemedi.
Sebastian Frey - Genoa (Bedava)
![]() |
| Frey, yaz başında Galatasaray'ın gündemine gelmişti... |
Guilherme Ochoa - Ajaccio (Bedava)
Football Manager'ın en iyi kalecilerinden biri olması sebebiyle önce büyük bir ilgiye, sonra da hayal kırıklığına mazhar olan Guilherme Ochoa, Haldun Üstünel döneminde Galatasaray'ın gündeminde yer almıştı. O dönem Club America'dan aldığı çılgın maaşı ancak İngiltere, İspanya gibi üst düzey için bırakacağını açıklayan Ochoa iki sene içinde Ligue 1'in vasat takımlarından birine bedavaya imza attı. Tabii Meksika kulübüyle yaşadıkları, neden daha üst düzey kulüplerin ilgi göstermediği sorgulanabilir lakin refleksleri ve kalecilik yetenekleri ilk bakışta anlaşılan Meksikalıya Avrupa kupalarına katılım olmayan bir sezonda verilecek bir şans iki tarafın da kazanacağı bir senaryoya dönüşebilirdi. Hem transferi ilk olarak FM'den kontrol edip ona göre yorumunu yapan marjinal kesimin de epey hoşuna giderdi hani.
![]() | ||||
| Fransa şampiyonu Lille, Vincent Enyeama için Hapoel'e bonservis bedeli ödemedi... |
Vincent Enyeama - Lille (Bedava)
Fransa'ya bedavaya geçen üst düzey kaleciler Ochoa'yla sınırlı değil. Uzun süredir Nijerya Milli Takımı'nın kalesini koruyan Vincent Enyeama, eninde sonunda İsrail'deki kariyerine son verip Kıta Avrupası'na adımını atacaktı, bu ekip de Fransa şampiyonu Lille oldu. Dünya Kupası'nda Nijerya'yı ayrı bir gözle izlediğimden, Galatasaray'ın kalesindeki boşluğu da bildiğimden dolayı dikkat kesilmiştim ona ve yediği bariz hatalı bir gole rağmen kalenin hakkını verecek yetenekleri ve tecrübesi olduğu belliydi. Lille de sözleşmesi biten Nijeryalıyı ıskalamadı ve Hapoel Tel Aviv'in elinden kaptı.
Brad Friedel - Tottenham (Bedava)
Galatasaray formasını daha önce de sırtına geçirmiş emektar Friedel, yaşına rağmen Premier Lig'deki istikrarııyla hâlâ talep görüyor ve hedefi ilk dört-beş olan Tottenham'ın kalesi tereddütsüz kendisine teslim ediliyor. Muhtemelen dengesizliğiyle meşhur Gomes'i de kesip kaleyi devralacak. Türkiye'ye yeniden uğrayacağından değil de Tottenham ayarındaki bir kulübün kaleye bulduğu çözüm yolunu irdelemek adına Friedel örneği önemli.
Tüm bu kalecilerle Muslera'yı karşılaştırıp Uruguaylıyı tercih edecek olanlarımız elbette olacaktır, hatta imzalar da atılmışken onu iyiden iyiye benimsemiş ve içinden bana "Ne çomak sokuyorsun hırt" demek geçen arkadaşlar da vardır belki lakin yukarıdaki transferler de bir gerçeklik ve bu seneki kaleci piyasası bu kadar düşükken Muslera'nın epey maliyetli bir transfer olduğu gerçeği ortada duruyor. Herkes kendi fikrini oluştururken farklı kriterler seçebilir, yaş, maliyet ya da sadece ve sadece kalite ve yetenek. Fakat internet alışveriş jargonuyla "Benzer Ürünler"in kaça gittiğini de yazmak, üzerine düşünmek gerek diye düşünüyorum. Birçok kez dediğim gibi Fernando Muslera, Galatasaray kalesini uzun yıllar koruyup başarısıyla bu maliyeti de eriteceğini umuyorum lakin yukarıdaki örnekler transferin notunu benim nezdimde birkaç not aşağı çekiyor. Not düşülsün...
Marco Bueno, Liverpool ve Transfer Felsefesi
U-17 Dünya Kupası ev sahibi Meksika'nın vitrine çıktığı bir turnuva oldu ve doğal olarak bu zafer Avrupa devlerinin takıma olan ilgisini arttırtı. Başta oyun zekası ve tekniğiyle öne çıkan Carlos Fierro olmak üzere Julio Gomez, Jonathan Espericueta, (kişisel favorim) Giovani Casillas ismini parlatan oyuncular oldular ama ilk büyük transferi gerçekleşen isim Pachucalı Marco Bueno oldu. Genç forvet, babası aracılığıyla Liverpool'la ön sözleşmeye imza attı bile...
Turnuvanın en kuvvetli ekibi olarak göze çarpan Türk sosuna bandırılmış Almanya'yı yarı finalde geçen ekibin forveti olan Marco Bueno, istatistik kağıdını çok dolduramasa da teknik becerileri ve Avrupa'da var olmasını kolaylaştıran fizik yapısıyla Liverpool'dan geçer not aldı. 'Yeni X' ekolü Bueno'yu da ıskalamadı ve ona ülkesinde şimdiden "Meksikalı Torres" deniyor. Tabii bu tip transferlerde oyuncunun kendisi kadar çevresinin referansları da önemli. Manchester United'ın sadece 6 milyon avroya kadrosuna kattığı Chicarito'yla turnayı gözünden vurması, İngiltere'de Meksikalıların kredisini fazlasıyla yükseltmiş durumda. Sadece Bueno'nun değil, başka oyuncuların da Hernandez'in izinden gideceğini öngörmek zor değil.
Profesyonelliğin yeni yeni başladığı U-17 düzeyi, başta savunma oyuncularının yetersiz kalışı sebebiyle net bir kanaat oluşturmaya elverişli olmayabilir ancak futbolcunun yeteneklerini görmek için de yeterli bir referans aslında görüldüğü üzere. Kalburüstü yeteneklere sahip 20 yaş üstü oyuncuların 20-25 milyon avrodan aşağı etmediği Avrupa piyasası da artık kendi takımına uyabileceği, gelişim kaydedebilecek oyunculara yatırım yapıyor ve bundan hiç de gocunmuyor. Önceden Porto'ya, Lyon'a yol verip orada serpilen oyuncuya para ödemeyi kabul eden İngilizler dahi artık payına düşen genç yetenekleri şimdiden kadrolarına katıyorlar ve bunun bir anlamı var. "Oyuncunun iyi olacağını nereden bileceksin" mantığından sıyrılmak ve en azından yerel bazda bu fırsatları kovalamak lazım. Sonuçta bunlar futbolcu, karpuz değil. Real Madrid'inden Manchester United'ına, Liverpool'una herkes bu işe eğiliyorken Los Galacticos egosuyla yaşamak nereye kadar...
Turnuvanın en kuvvetli ekibi olarak göze çarpan Türk sosuna bandırılmış Almanya'yı yarı finalde geçen ekibin forveti olan Marco Bueno, istatistik kağıdını çok dolduramasa da teknik becerileri ve Avrupa'da var olmasını kolaylaştıran fizik yapısıyla Liverpool'dan geçer not aldı. 'Yeni X' ekolü Bueno'yu da ıskalamadı ve ona ülkesinde şimdiden "Meksikalı Torres" deniyor. Tabii bu tip transferlerde oyuncunun kendisi kadar çevresinin referansları da önemli. Manchester United'ın sadece 6 milyon avroya kadrosuna kattığı Chicarito'yla turnayı gözünden vurması, İngiltere'de Meksikalıların kredisini fazlasıyla yükseltmiş durumda. Sadece Bueno'nun değil, başka oyuncuların da Hernandez'in izinden gideceğini öngörmek zor değil.
Profesyonelliğin yeni yeni başladığı U-17 düzeyi, başta savunma oyuncularının yetersiz kalışı sebebiyle net bir kanaat oluşturmaya elverişli olmayabilir ancak futbolcunun yeteneklerini görmek için de yeterli bir referans aslında görüldüğü üzere. Kalburüstü yeteneklere sahip 20 yaş üstü oyuncuların 20-25 milyon avrodan aşağı etmediği Avrupa piyasası da artık kendi takımına uyabileceği, gelişim kaydedebilecek oyunculara yatırım yapıyor ve bundan hiç de gocunmuyor. Önceden Porto'ya, Lyon'a yol verip orada serpilen oyuncuya para ödemeyi kabul eden İngilizler dahi artık payına düşen genç yetenekleri şimdiden kadrolarına katıyorlar ve bunun bir anlamı var. "Oyuncunun iyi olacağını nereden bileceksin" mantığından sıyrılmak ve en azından yerel bazda bu fırsatları kovalamak lazım. Sonuçta bunlar futbolcu, karpuz değil. Real Madrid'inden Manchester United'ına, Liverpool'una herkes bu işe eğiliyorken Los Galacticos egosuyla yaşamak nereye kadar...
Bojan'ın Bonservisi: "Her Yol Barcelona'ya Çıkar"
Avrupa'da haftalardır gerçekleşmesi beklenen transferlerden biri de Barça'nın genç yeteneği Bojan Krkic'in Roma'ya geçişiydi. Barcelona B takımının patronu Luis Enrique'yi göreve getirerek başarı yolunu Katalanların izinde aramayı seçen Romalılar, River'dan Erik Lamela, Marsilya'dan Gabriel Heinze gibi başarılı takviyeler de yaptı. Kale için de Stekelenburg'la görüşüyorlar. Transfer döneminin başından beri istedikleri Bojan'ı da kadrolarına kattılar ancak büyük bir soru işareti var ortada: Bojan'ın bonservisi kimde?
Roma, Katalan devine 12 milyon avroyu ödedi ödemesine ancak sözleşmedeki özel madde gereği Barcelona, isterse iki yıl sonra Roma'nın hesabına 13 milyon avroyu yatırıp Bojan'ı geri alabilecek. Öte yandan Bojan'ı beğenmemesi durumunda 12 milyon avroyu tertemiz almış olmanın huzuruyla Krkic'e el sallayabilecekler. Yani ipler tamamen Barça'nın elinde. Roma ise iyi oynarsa oyuncuyu kaybetme, bekleneni veremezse boşa harcanmış 12 milyon avrosuyla kalacak. Madem böyle, bonservis opsiyonlu bir kiralık yöntemi Roma'nın daha çok işine gelirdi. En azından Bojan daha bir Romalı olurdu.
Dünyaca ünlü bir söz vardır, her yol Roma'ya çıkar diye ama bu yol Barcelona'ya çıkıyor gibi...
![]() |
| Sabri?.. |
Roma, Katalan devine 12 milyon avroyu ödedi ödemesine ancak sözleşmedeki özel madde gereği Barcelona, isterse iki yıl sonra Roma'nın hesabına 13 milyon avroyu yatırıp Bojan'ı geri alabilecek. Öte yandan Bojan'ı beğenmemesi durumunda 12 milyon avroyu tertemiz almış olmanın huzuruyla Krkic'e el sallayabilecekler. Yani ipler tamamen Barça'nın elinde. Roma ise iyi oynarsa oyuncuyu kaybetme, bekleneni veremezse boşa harcanmış 12 milyon avrosuyla kalacak. Madem böyle, bonservis opsiyonlu bir kiralık yöntemi Roma'nın daha çok işine gelirdi. En azından Bojan daha bir Romalı olurdu.
Dünyaca ünlü bir söz vardır, her yol Roma'ya çıkar diye ama bu yol Barcelona'ya çıkıyor gibi...
Galatasaray & Melodram: Felipe'nin Getirdikleri
Türkiye'de yeni transfer edilmiş oyuncular genellikle karikatürize edilerek analiz edilirler. Adam daha gelir gelmez hayatında bir kez dahi adını duymadığı Mustafa Sarp'la eşleştirilip onun üzerinden değerlendirmelere maruz kalıyor. Keza Lorik Cana, keza Esteban Cambiasso. Yaşanan hayal kırıklığı da "Cambiasso adı geçmeseydi neyse de..." diye tarif ediliyor. Maalesef böyle bir kültürümüz var, bundan mümkün olduğunca arınmak gerektiğine inanıyorum kişisel olarak...
Moggi sonrası Juventusu Serie A'ya dönüşü sonrası transfere ciddi paralar harcayan ancak harcadığının karşılığını alamayan bir takım. Diego, Amauri, Krasic... Felipe Melo da bunlardan biri ve ondan önce 10 milyon avro üstü bonservis ödenmiş Tiago, Sissoko gibi oyunculardan çektikten sonra yeter denip orta saha göbeğini kapatması beklentisiyle getirildi. 24 milyon avro gibi bonservisi altında ezilmişliğiyle bidon seçilmişliği de vardır, Fiorentina ve öncesindeki Almeira verimliliğine pek ulaşamadığı da ortada olabilir ama Melo gayet iyi bir defansif orta saha. Ayağı düzgün, top kapma becerisi üst düzeydir. Özellikle orta saha kademesinde oynadığı Fiorentina'da hep beraber izledik adamı. Proje olarak ne kadar başarılı olup olmadığı tartışılır ama daha sert olmaya meyletmiş son dönem Brezilyasının vazgeçilmezlerinden bu adam. Dünya Kupası'nda da aldığı kırmızı kart birçok şeyin üzerini kapasa da bence çok iyi oynuyordu. Saha içindeki bazı çıkıntılıkları ve kötü imajı nedeniyle futbolculuğunu görmezden gelme eğilimi mevcut, bu yersiz refleksi bir kenara bakıp bu çapta bir adamın Galatasaray'ın orta saha açıklarını kapamada bence faydalı olacak.
Öte yandan hayatın her alanında olduğu gibi hiçbir transferin de mali yönünden bağımsız yorumlanamayacağı aşikar ve burası Galatasaray'ın büyük bir yükün altına girdiğini gösteriyor. 1.5 milyon avro kiralama bedelinin üstüne 3.3 milyon avro garanti para, maç başına da 30 bin avro ödenecek Melo'ya. Bu da 30 maç üstüne çıkması durumunda, ki bu konuda istikrarlı bir oyuncu olduğunu biliyoruz, 5.5-6 milyon avro arası bir maliyet söz konusu. Sadece bir sezon için...
Yeni yayın gelirleri sonrası büyük transfer bütçelerine kavuşan Brezilya kulüplerinin de ilgi gösterdiği Melo, dönmek üzereyken "Kalacağım yer bile belliydi ama Avrupa'dan daha çok maaş alabileceğim bir teklif aldım. Bu yüzden gelmiyorum" diyerek önceliğinin ne olduğunu açık, seçik belli etmiş bir oyuncuydu. Parasının hakkını verme konusunda çekingenlik yapacağını sanmıyorum ancak mevcut kadroyla yıllık gelir olarak bu kadar fark yaratacak bir adamı getirmenin sonuçlarının farkında mı yönetim, ondan emin değilim. Bugün için gözler karartılmış olabilir ama yarın? 4.5 milyon avro yahu! Elano'da da Polat yönetimi benzer bir riske girmiş ve yıllık 3 milyon avroya acımamıştı ama hem alınan sonuç, hem de yerli tayfasındaki laçkalaşmada bu "Parayı alıyor, oynayın o zaman" fikrinin yerleşmesinin de payı var. Bunun finansal fair-play tarafı var, var oğlu var açıkçası...
4-4-2 oynama fikrine oturmayacağını düşünsem de üçlü bir savunmanın süpürücüsü olarak Selçuk İnan'la birlikte Galatasaray orta sahasını artık toparlayacağı düşüncesindeyim ben. Hatta Terim'in istediği ikinci orta saha transferi olmadan, Culio ve Yekta ile birlikte doğru üçlüyü oluşturması olası. Bu sebeple başarılı olsa da toplamda bol şüphe uyandıran yeni "Başarı, başarı, başarı" söyleminin ete, kemiğe bürünmüş hali. Bir bumerang fırlatıldı ve umarım bu hedefi bulur, yani şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi. Haldun Üstünelli dönemde de denenip kulübe büyük zararlar veren bu mali politikanın ıska geçilecek bir sezonu daha kaldıracak hali yok. Bu bumerangın dönüşü de var ve bu kez bir ucunda şampiyonluk kupası da asılı olmak durumunda. Galatasaray'ın yeni sezonu ve imtihanı artık başlıyor...
Moggi sonrası Juventusu Serie A'ya dönüşü sonrası transfere ciddi paralar harcayan ancak harcadığının karşılığını alamayan bir takım. Diego, Amauri, Krasic... Felipe Melo da bunlardan biri ve ondan önce 10 milyon avro üstü bonservis ödenmiş Tiago, Sissoko gibi oyunculardan çektikten sonra yeter denip orta saha göbeğini kapatması beklentisiyle getirildi. 24 milyon avro gibi bonservisi altında ezilmişliğiyle bidon seçilmişliği de vardır, Fiorentina ve öncesindeki Almeira verimliliğine pek ulaşamadığı da ortada olabilir ama Melo gayet iyi bir defansif orta saha. Ayağı düzgün, top kapma becerisi üst düzeydir. Özellikle orta saha kademesinde oynadığı Fiorentina'da hep beraber izledik adamı. Proje olarak ne kadar başarılı olup olmadığı tartışılır ama daha sert olmaya meyletmiş son dönem Brezilyasının vazgeçilmezlerinden bu adam. Dünya Kupası'nda da aldığı kırmızı kart birçok şeyin üzerini kapasa da bence çok iyi oynuyordu. Saha içindeki bazı çıkıntılıkları ve kötü imajı nedeniyle futbolculuğunu görmezden gelme eğilimi mevcut, bu yersiz refleksi bir kenara bakıp bu çapta bir adamın Galatasaray'ın orta saha açıklarını kapamada bence faydalı olacak.
Öte yandan hayatın her alanında olduğu gibi hiçbir transferin de mali yönünden bağımsız yorumlanamayacağı aşikar ve burası Galatasaray'ın büyük bir yükün altına girdiğini gösteriyor. 1.5 milyon avro kiralama bedelinin üstüne 3.3 milyon avro garanti para, maç başına da 30 bin avro ödenecek Melo'ya. Bu da 30 maç üstüne çıkması durumunda, ki bu konuda istikrarlı bir oyuncu olduğunu biliyoruz, 5.5-6 milyon avro arası bir maliyet söz konusu. Sadece bir sezon için...Yeni yayın gelirleri sonrası büyük transfer bütçelerine kavuşan Brezilya kulüplerinin de ilgi gösterdiği Melo, dönmek üzereyken "Kalacağım yer bile belliydi ama Avrupa'dan daha çok maaş alabileceğim bir teklif aldım. Bu yüzden gelmiyorum" diyerek önceliğinin ne olduğunu açık, seçik belli etmiş bir oyuncuydu. Parasının hakkını verme konusunda çekingenlik yapacağını sanmıyorum ancak mevcut kadroyla yıllık gelir olarak bu kadar fark yaratacak bir adamı getirmenin sonuçlarının farkında mı yönetim, ondan emin değilim. Bugün için gözler karartılmış olabilir ama yarın? 4.5 milyon avro yahu! Elano'da da Polat yönetimi benzer bir riske girmiş ve yıllık 3 milyon avroya acımamıştı ama hem alınan sonuç, hem de yerli tayfasındaki laçkalaşmada bu "Parayı alıyor, oynayın o zaman" fikrinin yerleşmesinin de payı var. Bunun finansal fair-play tarafı var, var oğlu var açıkçası...
4-4-2 oynama fikrine oturmayacağını düşünsem de üçlü bir savunmanın süpürücüsü olarak Selçuk İnan'la birlikte Galatasaray orta sahasını artık toparlayacağı düşüncesindeyim ben. Hatta Terim'in istediği ikinci orta saha transferi olmadan, Culio ve Yekta ile birlikte doğru üçlüyü oluşturması olası. Bu sebeple başarılı olsa da toplamda bol şüphe uyandıran yeni "Başarı, başarı, başarı" söyleminin ete, kemiğe bürünmüş hali. Bir bumerang fırlatıldı ve umarım bu hedefi bulur, yani şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi. Haldun Üstünelli dönemde de denenip kulübe büyük zararlar veren bu mali politikanın ıska geçilecek bir sezonu daha kaldıracak hali yok. Bu bumerangın dönüşü de var ve bu kez bir ucunda şampiyonluk kupası da asılı olmak durumunda. Galatasaray'ın yeni sezonu ve imtihanı artık başlıyor...
"Beyler, Ekibi Topluyoruz"
Futbolumuzdaki pis kokuların 90'lar Haliç'i kıvamına gelip burnumuzun direğini rotayı Avrupa'ya kırıp ara verdiğimiz blogla aramızdaki buzları eritmenin vakti. Ucundan memleketi de alakadar eden bir açıklama yapan Rangers'ın teknik patronu Ally McCoist, Carlos Cuellar için Aston Villa'ya yaptıkları teklifin kabul gördüğünü açıklamış. Aslında Avrupa için sıradan bir transfer haberi ancak Cuellar'ın açıklamasının devamı resmi ilginçleştiriyor. "Kenny Miller için de uğraşıyoruz ancak istenen 1 milyon pound çok fazla"
30 yaşındaki Cuellar, 2007/08 sezonunu Rangers'ta geçirmişti. Yani Glasgow ekibinin son gözde başarısı olan UEFA Kupası finali yolculuğunda kadroda bulunuyordu. Hanım dırdırıyla Bursaspor'dan ayrılmayı kafaya koyan Kenny Miller da Celtic formasını giymişliği sebebiyle yaşanan burukluğa karşın hâlâ efsane sayıldığı Rangers'a dönmek için gün sayıyor. Lakin Miller'ı ülke standartlarına göre epey uygun bir paraya alsa da Bursaspor aynı ücretle geri vermek durumunda değil. Elbette ki memnun olduğu golcüsü için bir nebze fazlasını isteyecektir. Rangers bu transferi bitirmek istiyorsa muhtemelen elini cebine atmak durumunda kalacak.
Yakın zamanda Tottenham'ın gerçekleştirdiği bu "Ekibi topluyoruz" operasyonu, şampiyon Rangers'ı geçen yılın ötesine taşıyacak mı, göreceğiz. Son söz bu toplanma olayına yaptığı başarılı vurguyla Kültigin'in olsun.
-Abi, ekibi topluyoruz.
+Biz zaten ekibiz lan, gerizekalı...
30 yaşındaki Cuellar, 2007/08 sezonunu Rangers'ta geçirmişti. Yani Glasgow ekibinin son gözde başarısı olan UEFA Kupası finali yolculuğunda kadroda bulunuyordu. Hanım dırdırıyla Bursaspor'dan ayrılmayı kafaya koyan Kenny Miller da Celtic formasını giymişliği sebebiyle yaşanan burukluğa karşın hâlâ efsane sayıldığı Rangers'a dönmek için gün sayıyor. Lakin Miller'ı ülke standartlarına göre epey uygun bir paraya alsa da Bursaspor aynı ücretle geri vermek durumunda değil. Elbette ki memnun olduğu golcüsü için bir nebze fazlasını isteyecektir. Rangers bu transferi bitirmek istiyorsa muhtemelen elini cebine atmak durumunda kalacak.
Yakın zamanda Tottenham'ın gerçekleştirdiği bu "Ekibi topluyoruz" operasyonu, şampiyon Rangers'ı geçen yılın ötesine taşıyacak mı, göreceğiz. Son söz bu toplanma olayına yaptığı başarılı vurguyla Kültigin'in olsun.
-Abi, ekibi topluyoruz.
+Biz zaten ekibiz lan, gerizekalı...
Okay Yokuşlu Kayserispor'da || Arda, Nuri, Okay...
Türkiye'nin en potansiyelli genç oyuncusu kim diye sorsanız tereddüt etmeden adını telaffuz edeceğim futbolcu olan Okay Yokuşlu, 2.3 milyon TL yani yaklaşık 1.1 milyon avro karşılığında Kayserispor'a geçti. Elbette Altay'ı ikna edecek sonraki satıştan pay gibi bonuslar da mevcut. Süleyman Hurma Altay'dan çok oyuncu almıştır. Mekana düzenli gelen, bahşiş de bırakmayı ihmal etmeyen eski müşteri diğerlerine baskın geldi. Benim duyduğum Kayseri'nin 1.5 milyon avronun yanısıra bir sonraki satıştan pay önerdiği, Galatasaray'ın ise 1 milyon 250 bin avro vermeye niyetli olduğuydu. Altay'dan "2.5 milyon avroyu getiren alır" açıklaması da vardı ancak Manchester United ilgisinin resmi teklife dönüşmemesi ve Altay'ın transfer izni alamayacak kadar kötü mali durumu fiyatı alıcının belirlemesini sağladı. Bu fiyata transferin bitmesi benim için o yüzden şaşırtıcı. Kayserispor'a ve Okay Yokuşlu'ya hayırlı olsun ancak Altay'ı hele bu bedeller söz konusuyken ikna edemeyen Galatasaray ile Fenerbahçe için hiç de hayırlı olmadığı kesin...
Türkiye'de yerli transferi zor ve çetrefilli bir iş. Hele ki bu oyuncu gençse... Genelde genç oyuncuların daha ucuz olması gerektiği, "Bu adam ne yaptı da 2 milyon istiyor deyyuslar" ana fikirli bir bakış açısı mevcut. Türkiye'de böyle bir kültür yok fakat kalitesi ve potansiyeli belli her genç oyuncu kalburüstü bonservislere transfer oluyor. Daha bu ay Manchester United, Blackburn'ün 19 yaşındaki stoperi Phil Jones için tam 19 milyon avro bonservis ödedi, Arsenal Theo Walcott'ı 17 yaşında Southampton'dan aldığında 10 milyon avronun üzerinde bir bonservis bedeli ödemişti ve bu oyuncunun tek Premier Lig maçı yoktu. Türkiye'de de belli bir sayıda yerli oyuncu oynatmak gerekliyse genç oyuncuların en iyisine de 1.5-2 milyon avro ödemeyi gözden çıkaracaksınız. Çıkarmıyorsanız Kayserispor bu adamı alır, parlatır. İki sene sonra 5 milyon avroya size satsınlar diye kapılarında yatar, bir de red cevabı alırsınız. Futbol artık böyle ve bunu Türk kulüplerinin aç gözlülüğüyle açıklama devri kapandı.
Okay Yokuşlu'yu tekrar tekrar anlatmayacağım ama oyun görüşü, top hakimiyeti ve zekasıyla bence Nuri Şahin ve Arda Turan'la birlikte son dönemde gelmiş en becerikli oyuncu. Musa Çağıran, Altay, Galatasaray denkleminden çıkarımlar yapıp bunu Okay'a mal etmek gülünç ve stoperden orta sahaya devşirilmiş Musa ile fiziği düzgün, hücum kökenli saf bir orta saha olan Okay arasındaki farkı da Kayserispor ile çıktığı ilk maçta görecektir herkes. Süleyman Hurma'nın tavırları, konuşmaları iticilikte sınır tanımayabilir ancak yönetim kademesinde bulunan birçok kişinin arasında oyuncu görüşüyle yadsınamayacak bir farklılık koyduğu da ortada. Bence Okay transferiyle birlikte en büyük balığını da tutmak üzere...
Türkiye'de yerli transferi zor ve çetrefilli bir iş. Hele ki bu oyuncu gençse... Genelde genç oyuncuların daha ucuz olması gerektiği, "Bu adam ne yaptı da 2 milyon istiyor deyyuslar" ana fikirli bir bakış açısı mevcut. Türkiye'de böyle bir kültür yok fakat kalitesi ve potansiyeli belli her genç oyuncu kalburüstü bonservislere transfer oluyor. Daha bu ay Manchester United, Blackburn'ün 19 yaşındaki stoperi Phil Jones için tam 19 milyon avro bonservis ödedi, Arsenal Theo Walcott'ı 17 yaşında Southampton'dan aldığında 10 milyon avronun üzerinde bir bonservis bedeli ödemişti ve bu oyuncunun tek Premier Lig maçı yoktu. Türkiye'de de belli bir sayıda yerli oyuncu oynatmak gerekliyse genç oyuncuların en iyisine de 1.5-2 milyon avro ödemeyi gözden çıkaracaksınız. Çıkarmıyorsanız Kayserispor bu adamı alır, parlatır. İki sene sonra 5 milyon avroya size satsınlar diye kapılarında yatar, bir de red cevabı alırsınız. Futbol artık böyle ve bunu Türk kulüplerinin aç gözlülüğüyle açıklama devri kapandı.
Okay Yokuşlu'yu tekrar tekrar anlatmayacağım ama oyun görüşü, top hakimiyeti ve zekasıyla bence Nuri Şahin ve Arda Turan'la birlikte son dönemde gelmiş en becerikli oyuncu. Musa Çağıran, Altay, Galatasaray denkleminden çıkarımlar yapıp bunu Okay'a mal etmek gülünç ve stoperden orta sahaya devşirilmiş Musa ile fiziği düzgün, hücum kökenli saf bir orta saha olan Okay arasındaki farkı da Kayserispor ile çıktığı ilk maçta görecektir herkes. Süleyman Hurma'nın tavırları, konuşmaları iticilikte sınır tanımayabilir ancak yönetim kademesinde bulunan birçok kişinin arasında oyuncu görüşüyle yadsınamayacak bir farklılık koyduğu da ortada. Bence Okay transferiyle birlikte en büyük balığını da tutmak üzere...
Hadi Gökhan Zan'ı Gönderdik, Yerine Kimi Alacağız?
"Soruyorum size, bu takımdaki yerlilerin üstüne Türkiye’de alabileceğiniz kaç isim var? Hadi gönderdik, yerlerine kimi alacağız? Sizce Semih mi, Baros mu? Zaten Türkiye’de yıldız yetişmiyor. İşte Arda, dünya çapında bir yıldız. F.Bahçe’de Emre var, Gökhan Gönül, Volkan gibi isimleri de konuşabiliriz. Trabzon’da Selçuk ve belki 1-2 isim daha. Eldeki takım boş değil. 20 oyuncu gönderip 20 tane alamayız." 11 Mayıs 2011 / Ali Dürüst
"Profesyonel Futbolcumuz Gökhan Zan ile sözleşmemiz 2011-2012 sezonundan başlamak üzere 3 futbol sezonu için uzatılmıştır."
27 Haziran 2011 / Galatasaray Spotif AŞ
2011 Yaz Dönemindeki Belli Başlı Yerli Transferler
Ersan Gülüm | Adanaspor / Beşiktaş
Egemen Korkmaz | Trabzonspor / Beşiktaş
Serdar Kesimal | Kayserispor / Fenerbahçe
Ömer Toprak | Freiburg / Leverkusen
Sinan Osmanoğlu | Galatasaray / Orduspor
Semih Kaya | Belli Değil
***
Gökhan Töre | Chelsea / Hamburg
Tunay Torun | Hamburg / Hertha
Engin Bekdemir || Porto / Kayserispor
Cem Sultan | Galatasaray / Kayserispor
Yasin Pehlivan | Rapid Wien / Gaziantepspor
Taşkın Çalış | Mönchengladbach / Gaziantepspor
Sakıb Aytaç | Dardanelspor / Gençlerbirliği
Taner Yalçın | Köln / İstanbul BB
Okay Yokuşlu | Altay / Kayserispor (Bu transfer hakkında ilerleyen saatlerde bir yazı gelecek)
Okan Derici & Galatasaray
Galatasaray'ın hali hazırda çürümeye yüz tutmuş yerli iskeletini yenileme zorunluluğu malumken geçen ay atılan Selçuk İnan adımı olumludan da öteydi lakin o kadar uzun süredir elden geçmemiş bir kadro yapısı var ki bunu orta vadeye yaymadan başarılı olmak pek mümkün değil. Çok övündüğü altyapısından faydalanma becerisini çoktan yitirmiş olan Galatasaray'ın bu yapıyı daha önce yapmaktan kaçındığı üzere 17-20 yaş arası genç oyuncularla takviye etmeliydi ki bu tarife uygun olarak kabul edilebilecek ilk isim belli oldu: Franfurt altyapısından yetişen, 1993 doğumlu Okan Derici...
Artık klişeleşmiş reflekslerle gerek yazılı gerek sosyal medyada "Yeni Mesut Özil" safsatalarıyla tanıtılmaya çalışılan Okan, aslında o kadar yabancı bir isim değil. Geçen yıl U-17 Avrupa Şampiyonası'nda yarı final gören Türkiye'de düzenli oynayan bir oyuncuydu ve takımın dikkat çeken isimlerinden biriydi. Şu sıralar Hacettepe'de kiralık olarak forma giyen takım kaptanı Artun Akçakın, bu ay Gaziantepspor'a imza atan Taşkın Çalış ve orta sahayı kuvvetlendirmesi için 94'lü olmasına karşın turnuvaya davet alan Okay Yokuşlu'yla birlikte öne çıkmıştı. Buna karşın 93 jenerasyonunun aldığı dereceye paralel bir kalibrede olmadığını, 92 ve 94'lülere göre zayıf denebilecek bir nesil olduklarını da söylemem lazım.
Frankfurt çıkışlı bir hücum elemanı olması sebebiyle Cenk Tosun akıllara gelebilir lakin Okan, asla bir 9 numara değil. Zaten milli takımda da bu görevi Artun üstleniyordu. Okan ise daha çok yüzü dönük olarak topla buluşan ve Artun'a destek veren bir roldeydi. Sol ayağına daha hakim ve topla becerikli bir oyuncu lakin bu becerisi fark yaratacak düzeyde değil. Antep'in aldığı Taşkın, bu açıdan daha gösterişli bir oyuncuydu, fiziksel açıdan ise profesyonel futbola en uygun isim Artun'du. Teknik becerisine doğru bir yatırımla katkı verecek bir oyuncuya dönüşebilir ancak son izlediğim Okan'ın Galatasaray'da oynayabilmesi için belli bir süreye ihtiyacı var ve rekabetin epey kızgın olduğu bir bölgede oynayacağının farkında olması gerekiyor. İlk sene ağırlıklı olarak A2 takımında şans bulacağını düşünüyorum.
Okan'ın U-17 düzeyinde İngiltere'ye attığı golü de bulunduran maç özeti yukarıda mevcut. Kafa vuruşunun kalitesine diyecek yok. Lakin uzak/demarke forvet rolüne talip bir oyuncu olan Okan'ın Frankfurt U-19'da bu sezon oynadığı 22 maçta sadece 1 gol atabildiğini de akıllardan çıkarmayalım. Kısacası "bi' Okay Yokuşlu değil" ancak yatırım itibariyle hiçbir götürüsü olmayan, Galatasaray'a faydalı olabilecek bir isim. Hoşgelmiş...
Artık klişeleşmiş reflekslerle gerek yazılı gerek sosyal medyada "Yeni Mesut Özil" safsatalarıyla tanıtılmaya çalışılan Okan, aslında o kadar yabancı bir isim değil. Geçen yıl U-17 Avrupa Şampiyonası'nda yarı final gören Türkiye'de düzenli oynayan bir oyuncuydu ve takımın dikkat çeken isimlerinden biriydi. Şu sıralar Hacettepe'de kiralık olarak forma giyen takım kaptanı Artun Akçakın, bu ay Gaziantepspor'a imza atan Taşkın Çalış ve orta sahayı kuvvetlendirmesi için 94'lü olmasına karşın turnuvaya davet alan Okay Yokuşlu'yla birlikte öne çıkmıştı. Buna karşın 93 jenerasyonunun aldığı dereceye paralel bir kalibrede olmadığını, 92 ve 94'lülere göre zayıf denebilecek bir nesil olduklarını da söylemem lazım.
Frankfurt çıkışlı bir hücum elemanı olması sebebiyle Cenk Tosun akıllara gelebilir lakin Okan, asla bir 9 numara değil. Zaten milli takımda da bu görevi Artun üstleniyordu. Okan ise daha çok yüzü dönük olarak topla buluşan ve Artun'a destek veren bir roldeydi. Sol ayağına daha hakim ve topla becerikli bir oyuncu lakin bu becerisi fark yaratacak düzeyde değil. Antep'in aldığı Taşkın, bu açıdan daha gösterişli bir oyuncuydu, fiziksel açıdan ise profesyonel futbola en uygun isim Artun'du. Teknik becerisine doğru bir yatırımla katkı verecek bir oyuncuya dönüşebilir ancak son izlediğim Okan'ın Galatasaray'da oynayabilmesi için belli bir süreye ihtiyacı var ve rekabetin epey kızgın olduğu bir bölgede oynayacağının farkında olması gerekiyor. İlk sene ağırlıklı olarak A2 takımında şans bulacağını düşünüyorum.Okan'ın U-17 düzeyinde İngiltere'ye attığı golü de bulunduran maç özeti yukarıda mevcut. Kafa vuruşunun kalitesine diyecek yok. Lakin uzak/demarke forvet rolüne talip bir oyuncu olan Okan'ın Frankfurt U-19'da bu sezon oynadığı 22 maçta sadece 1 gol atabildiğini de akıllardan çıkarmayalım. Kısacası "bi' Okay Yokuşlu değil" ancak yatırım itibariyle hiçbir götürüsü olmayan, Galatasaray'a faydalı olabilecek bir isim. Hoşgelmiş...
Yeni Oyuncu: Anzhi Makhachkala

1991'de kurulmuş, Rusya Premier Ligi'nde tarihinin en başarılı sezonu dördüncülük olan, zirve lige geçen yıl terfi etmiş bir takım Anzhi Makhachkala ama transfer sezonuna gelince Avrupa'nın en güçlü ekiplerinden birine dönüştüler. Bu etkinin kısa bir açıklaması var: Parayı veren düdüğü çalar...Henüz 45 yaşındaki Dağıstan doğumlu bir Rus milyardari olan Süleyman Kerimov, kulübün bugünlerde adının futbol piyasasında geçiyor oluşunun sebebi. Ocak 2011'de teslim aldığı Anzhi'yi Avrupa'nın en iyilerinden biri haline getirmek isteyen Kerimov, 5.5 milyar dolarlık servetinden (Forbes listesine göre dünyanın en zengin 136.ismi) hatrı sayılır bir payı kulübe ayırmaya hazır ve bazı transferlerle bu yolda adımları attı bile.
Fenerbahçe'de kimine göre başarılı, kimine göre tartışmalı iki buçuk sezon geçirip köyüne geri dönen Roberto Carlos'a yöresel kıyafetler giydirmenin ötesine geçen Anzhi, bu transfer döneminde PSV'nin önüne tam 14 milyon avro koyup Hollanda'nın en iyilerinden olan Balazs Dzsudzsak'ı kadrolarına kattılar. Kendi de bol sıfırlı bir kontrata imza atmaktan mutlu görünen yetenekli Macar, "Kariyerim açısından büyük bir adım" diyerek yeni kulübünün gururunu okşadı ama adımın ne tarafa olduğu bakış açısına göre değişiyor.
Dzsudzsak gibi ligin en kaliteli isimlerinden biri olacağı şimdiden belli olan bir adamın yanını da süslemeyi bildiler. Corinthians'tan Jucilei'yi 10 milyon avro, Anderlecht'in en gözde oyuncularından Mbark Boussoufa'yı 8 milyon avro, Atletico Minerio'dan Brezilya Milli patentli Diego Tardelli'yi 5 milyon avro ödeyerek sıkı bir kadro oluşturdukları kesin. Bu sükseli transferler de yetmiyormuş gibi Andrei Arshavin, Gennaro Gattuso, Felipe Caicedo gibi oyuncuları da Dağıstan yerel giysilerini giydirmeye niyetliler.
Bu tip proje takımlarından ilk birkaç sezonda yatırıma paralel bir başarı beklemek zor ancak önce Chelsea, sonra Manchester City örneklerinden görüldüğü üzere zamanla bu yatırım kulübün büyümesini ve başarı geleneği yaratmasını sağlıyor ve Rusya Premier Ligi de bu tarz ekiplere ev sahipliği yapmaya alışkın. Anzhi şüphesiz hem Avrupa transfer piyasasında hem de Rusya'da ciddiye alınması gereken bir oyuncu ve şuursuzca bahsi arttırmaya, rest çekmeye gönüllü gibiler...
Samed Yeşil: Leverkusen'den Arsenal'e?
Almanya U17 Milli Takımı malum, belki de tarihin en çok Türk asıllı oyuncu barındıran jenerasyonu konumundalar ve Emre Can ile birlikte Samed Yeşil, bu jenerasyonun en kaliteli isimlerinden. Epey güçlü bir kadroya sahip olan Türkiye U17'yi 2-1'le saf dışı bırakan maça bir gol, bir de asistiyle damga vuran 9 numaranın saf gol yeteneğini Arsenal scoutları da fark etmiş. Yabancı basında Londra ekibinin Leverkusen'in kapısını kısa sürede çalacağı konuşuluyor.
Leverkusen'deki performansından çok haberdar değilim ama hem Türk nüfusunun yoğunluğu, hem de o yaş kategorisine olan ilgim nedeniyle Almanya'yı takip etme şansım oluyor. Geçen ay düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda da sekiz gol attığı elemelerden aşağı kalmayıp oynadığı üç maçta da -final dahil- birer kez ağları bulduğunda zaten ilginin üzerine toplanacağı belliydi. Arsenal ilgisinin de boşuna olmadığını anlamak çok zor değil. Gol sezgisi zaten yerinde, vuruşları temiz bir 9 numara ancak bunların yanında top taşıması ve dripling kabiliyeti onu farklı kılan özelliklerin başında geliyor. Tüm bunlara karşın İngiltere ve Premier Lig gerçekten başka bir evren ve orada var olabilmek için teknik meziyetlerden fazlası gerekli. Emirates Arena'ya çıkabilecek kıvama gelmesi için fiziksel gelişimini sürdürmesi şart. 17 yaşındaki bir oyuncu için 1.78 fena bir boy sayılmaz ama sanki biraz daha uzarsa işi daha da kolaylaşabilir.
Leverkusen'in onu bırakıp bırakmayacağı şimdilik muamma, zaten yarın başlayacak U17 Dünya Kupası'nda vitrine çıkınca başka taliplileri de muhakkak olacaktır. Öyle ya da böyle Türk asıllı bir yıldızın emin adımlarla futbol sahnesindeki yerini aldığını şimdiden söylemek yanlış olmaz. Meksika'daki üç haftalık maratonda dikkat edilmesi şimdiden tavsiye olunur.
2010/11 sezonunda Samed Yeşil
Leverkusen A Junior (U19) / 7 maç, 2 gol
Leverkusen B Junior (U17) / 14 maç, 22 gol
U17 Avrupa Şampiyonası / 3 maç, 3 gol
U17 Avrupa Şampiyona Elemeleri / 6 maç, 8 gol
Leverkusen'deki performansından çok haberdar değilim ama hem Türk nüfusunun yoğunluğu, hem de o yaş kategorisine olan ilgim nedeniyle Almanya'yı takip etme şansım oluyor. Geçen ay düzenlenen Avrupa Şampiyonası'nda da sekiz gol attığı elemelerden aşağı kalmayıp oynadığı üç maçta da -final dahil- birer kez ağları bulduğunda zaten ilginin üzerine toplanacağı belliydi. Arsenal ilgisinin de boşuna olmadığını anlamak çok zor değil. Gol sezgisi zaten yerinde, vuruşları temiz bir 9 numara ancak bunların yanında top taşıması ve dripling kabiliyeti onu farklı kılan özelliklerin başında geliyor. Tüm bunlara karşın İngiltere ve Premier Lig gerçekten başka bir evren ve orada var olabilmek için teknik meziyetlerden fazlası gerekli. Emirates Arena'ya çıkabilecek kıvama gelmesi için fiziksel gelişimini sürdürmesi şart. 17 yaşındaki bir oyuncu için 1.78 fena bir boy sayılmaz ama sanki biraz daha uzarsa işi daha da kolaylaşabilir.Leverkusen'in onu bırakıp bırakmayacağı şimdilik muamma, zaten yarın başlayacak U17 Dünya Kupası'nda vitrine çıkınca başka taliplileri de muhakkak olacaktır. Öyle ya da böyle Türk asıllı bir yıldızın emin adımlarla futbol sahnesindeki yerini aldığını şimdiden söylemek yanlış olmaz. Meksika'daki üç haftalık maratonda dikkat edilmesi şimdiden tavsiye olunur.
2010/11 sezonunda Samed Yeşil
Leverkusen A Junior (U19) / 7 maç, 2 gol
Leverkusen B Junior (U17) / 14 maç, 22 gol
U17 Avrupa Şampiyonası / 3 maç, 3 gol
U17 Avrupa Şampiyona Elemeleri / 6 maç, 8 gol





















