
Üç transfer haberi düştü bugün bizlere. Birisi Avrupa'dan, birisi İstanbul'dan, diğeri Anadolu'dan. En ilgi çekici olanı şüphesiz devre arasının göstermelik bayrak adamı Kaka'nın Real Madrid'e geçişi. O zaman da söylemiştim, bu güzel lafların içi o kadar da dolu gelmiyordu bana. Taraftar bu kadar tepkiliyken onları memnun etmek, bu masala inandırmak için söylendiği belliydi. Manchester City kim arkadaş, ben gidersem Milan'dan daha iyi kulübe giderim arkadaş diyemediği için arabesk kültüründen fırlama açıklamalar gelmişti. Olsun, o dönem için taraftarını memnun etti, hatta buralarda bile övgüsünü aldı ya, söyledikleri karşılığını almış oldu. Şimdi rüyadan uyanma zamanı. Kaka 120 milyon euro'ya değil ama 64.5 milyon euro'ya Real Madrid'de. Bülent abi 2.7 milyon euro da Sao Paulo alacak demiş, bu payın ne olduğunu merak ettim açıkçası. %2 yetiştirici kulüp payı desek daha az ederdi sanki, bonservisinden pay desek bu kadar küçük bir payı kim kabul eder? Bilgisi olan arkadaşlardan birisi aydınlatırsa çok sevineceğim.
Kaka geldi, söylenenlere göre Villa da yolda. Villa'yı hep Barcelona'da düşünmüştüm ben, Real Madrid'in Kaka'yla beraber onu da getiriyor olması Madrid tarafının tekrar contender olma niyetinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Becerebilirlerse Ronaldo-Kaka-Villa gibi insan üstü bir hücum hattı izleyeceğiz. Ribery de İspanya yolunda, o da Madrid'le anılanlardan. Bence Barcelona'ya daha iyi oturur Ribery ama kim alırsa alsın, İspanya'nın şenleneceği kesin. Madrid süperstar transferinde 1-0 önde, Ribery-Kaka-Ronaldo gibi bir üçlüyle 3-0 yapmadıkları sürece Barcelona'nın oturmuş kadrosuyla hala psikolojik üstünlüğü elinde tutacağı düşüncesindeyim. Bu transfer dönemi hem yurt içinde hem de yurt dışında baya şenlikli geçiyor. Kriz mi var demiştiniz?
Madrid'in bu hamleleri sadece İspanya'yı değil tüm Avrupa futbolunu sarsacak. Almanya, İtalya ve İngiltere liglerinin en önemli oyuncuları bunlar, bu da taşları yerinden baya bir oynatacaktır. Bu da yeni yatırımlar ve giden oyuncuların yerini doldurma amaçlı yeni hamleler demek. Bu domino taşları bizim Arda'ya kadar gelir mi, bilmiyorum ama yönetimin anlaşılan onu bu sene satmaya niyeti yok. Benim Arda Turan transferiyle ilgili görüşüm de yönetimin tavrıyla uyuşuyor aslında, katılamasak bile 2010 Dünya Kupası sonrası değerlendirmek, piyasanın canlı olmasını beklemek en mantıklısı. Rijkaard yönetiminde geçireceği 1-2 sene Arda'nın Türkiye kaynaklı duraklama dönemini atlatmasını sağlayabilir.

Michael Fink, Beşiktaş'ın yeni Alman orta sahası. Şampiyonluğu Beşiktaş'a getiren Ernst hamlesinin arkasını getirme derdinde yönetim, çok da kötü bir strateji sayılmaz. Çift hanelere ulaşan yabancı oyuncu sayısını hesaba katmazsak elbette. Fink'i daha doğrusu Frankfurt'u izlediğim maç sayısı 1-2'yi geçmez, o maçlarda da pek alıcı gözle izlememiştim açıkçası. Borges üstad bloga bir süre ara verdi belki ama ortaya koyduğu birikimden faydalanmaya devam edeceğiz anlaşılan. İlk dedikodular çıktığında güzel bir değerlendirme yapmıştı, merak eden
şurdan buyursun.
Zapo ve Delgado bu transferle beraber topun ağzına gelmiş durumdalar, Seric, Gordon ve Higuain gibi geçtiğimiz sezondan kalanlarla birlikte. Fink'e bonservis bedeli ödenmedi belki ama bu yabancıların bir kısmı giderken hatrı sayılır tazminatlar koyacaktır ceplerine. Delgado'nun talibi varsa 4 milyon civarı bir bonservis gelir diye tahmin ediyorum, belki biraz da Zapo'dan. Diğerleriyle şimdiden görüşmeye başlasa iyi olur Beşiktaş yönetimi. Burda iki kritik soru işareti geliyor aklımıza. Zapo'ya ödendiği belirtilen 4 milyon euro'ya yakın bonservis bedelinin sorumlusu kimdir, daha da derine inersek bu paranın ne kadarlık bir bölümü gerçekten bonservis bedelidir? İkincisi sezon ortasında Ülker'e Delgado'nun bonservisini almak için ödenen para hangi akla hizmet ödenmiştir? Beşiktaş'ta şampiyonluk sonrası yönetim belli bir kredi kazandı ancak yalancı bahar çok uzun sürmez bu diyarlarda, Canaydın'ın tarihi 16. şampiyonluk sonrası 2 ay gibi kısa bir sürede bizi ayıltmayı başarması gibi. Söylemedi demeyin.

Bir de Taner Gülleri'nin İBB'ye geçmesi var ki o da bizim ülkedeki romantik taraftarlar tarafından üzüntüyle karşılanan haber oldu. Uzun zamandır Anadolu'dan bayrak adam çıkmıyordu, çıkanlar da "Üç büyükler de tabii ki oynamak isterim." gibi klişe ötesi söylemlerde bulunmakta bir mahsur görmüyordu. Taner Gülleri'de farklı olan bu önemli performansına rağmen yaşının üç büyüklere gitmeye müsade etmeyecek olmasıydı bir anlamda. Kocaeli halkı ve taraftarı onu sahiplenmişti, hatta biraz daha abartayım, neredeyse her şehir takımı sempatizanı sahiplenmişti onu. Burda da rüya sona erdi bir bakıma, Kayserispor belediye başkanının dediği gibi parayı veren düdüğü çaldı, Taner yıllık 1.6 milyon TL karşılığında imzayı attı taraftarsız, futbol kültürü olmayan İBB'ye.
Bu hem İBB açısından hem de Taner açısından hayırlı bir anlaşma bana göre. Bu kadar iyi pas koordinasyonuna sahip bir takımın son 4-5 haftadaki çıkışı olmasa küme düşecek durumda olmasının en kritik nedeni istikrarlı bir golcülerinin olmamasıydı. Türkiye liglerinde ara ara popüler olan ama aslında seviye olarak ligin çok altındaki santraforlardan biri olarak gördüğüm Bebbe, Bank Asya'da gösterdiği iyi performansa rağmen Süper Lig'de ana santrafor olarak oynayacak tecrübeye ve oyun zekasına sahip olmayan İskender Alın ve tüm meziyetlerine rağmen ondan bekleneni sezon boyu birkaç maç hariç veremeyen Gökhan Kaba'yla forvet hattı kurarsanız ligde zar zor kalmanız sürpriz olmaz. Taner Gülleri bu oyuncuların üstündeki yükü de alacaktır, yardımcı forvet rolünde bu oyuncuların da performansı artacaktır. İbrahim Akın için transfer söylentileri devam ediyor, başta Fenerbahçe olmak üzere. Burdan gelecek bonservis bedeli Taner'e ödenen yıllık ücretin büyük bölümünü, belki de tamamını karşılayacaktır. Sırf bu hamle bile İBB'nin gelecek sezon ligde kalması anlamına gelebilir şimdiden.
Aldığı eleştirilere rağmen ligin en istikrarlı hocalarından biri oldu Abdullah Avcı, ortalamanın üstündeki her hoca 3. senesinde takımı bir üst seviyeye taşır diye bir futbol fikrim var, Anadolu özelinde bunu sınayacak iki hoca var şimdiden. Birisi Abdullah Avcı, diğeri Bülent Uygun. Bakalım ikisi hem kendini hem de takım düzenini geliştirmeyi başarabilecekler mi?