İtalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İtalya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Avrupa'nın En İyi 6.Brezilyalısı: Alex de Souza

Brezilya futbolu üzerine en iyi İngilizce kaynaklardan birisi olan SambaFoot, üç ayrı oylama yolu izleyerek Avrupa'da oynayan en iyi Brezilyalı oyuncuları seçti. Brezilya formasını giymiş eski yıldızların, uzmanların ve takipçilerin ayrı ayrı oylayarak belirlediği Samba Gold Trophy'nin sahibi ise %16,33 ile Thiago Silva oldu. Taffarel, siteye yaptığı yorumda "O dünyanın en iyi stoperlerinden biri. Teknik, güçlü ve pozisyon sezgisi çok yüksek ve bu onu en iyilerden birisi yapıyor" demiş.

Oylamanın bizi ilgilendiren tarafı ise Fenerbahçe kaptanı Alex de Souza'nın da oyların %4,97'sini alarak Daniel Alves, Hulk, Marcelo ve Hernanes'in ardından en iyi altıncı oyuncu seçilmesi. Türkiye kariyerinin en başarılı sezonunu geçirip tam 27 gol atan Alex'in başarısının yurt içiyle sınırlı kalmamış olması adına şaşırtıcı geldi.  Arkasında bıraktığı isimler de PSG'li Nene, Milanlı Robinho ve Pato üstelik... Listenin tamamı aşağıda. Taffarel ve Zico'nun da aralarında bulunduğu jürinin kime oy verdiğini görmek için ise buradan.

    Thiago Silva - Milan 16,33%
    Daniel Alves - Barcelona 15,56%
    Hulk - FC Porto 14,41%
    Marcelo - Real Madrid 6,49%
    Hernanes - Lazio 6,39%
    Alex - Fenerbahce 4,97%
    Lucas Leiva - Liverpool 4,94%
    Nenê - Paris SG 4,82%
    Robinho - Milan 3,95%
    Pato - Milan 3,58%
    Julio César - Inter 2,13%
    Lucio - Inter 1,53%
    Fernandinho - Shakhtar 1,53%
    Ramires - Chelsea 1,39%
    David Luiz - Chelsea 1,28%
    Fábio - Manchester United 1,14%
    Luis Gustavo - Bayern Munich 1,12%
    Cleiton Xavier - Metalurg 0,99%
    Luisão - Benfica 0,93%
    Bruno César - Benfica 0,88%
    Rafinha - Bayern Munich 0,87%
    Vágner Love - CSKA Moscow 0,81%
    Willian - Shakhtar 0,80%
    Diego Alves - Valencia 0,78%
    Maicon - Inter 0,52%
    Michel Bastos - Lyon 0,40%
    Sandro - Tottenham 0,38%
    Kléber - FC Porto 0,37%
    Nilmar - Villarreal 0,35%
    Júlio Baptista - Málaga 0,35%

Bojan'ın Bonservisi: "Her Yol Barcelona'ya Çıkar"

Avrupa'da haftalardır gerçekleşmesi beklenen transferlerden biri de Barça'nın genç yeteneği Bojan Krkic'in Roma'ya geçişiydi. Barcelona B takımının patronu Luis Enrique'yi göreve getirerek başarı yolunu Katalanların izinde aramayı seçen Romalılar, River'dan Erik Lamela, Marsilya'dan Gabriel Heinze gibi başarılı takviyeler de yaptı. Kale için de Stekelenburg'la görüşüyorlar. Transfer döneminin başından beri istedikleri Bojan'ı da kadrolarına kattılar ancak büyük bir soru işareti var ortada: Bojan'ın bonservisi kimde?
Sabri?..

Roma, Katalan devine 12 milyon avroyu ödedi ödemesine ancak sözleşmedeki özel madde gereği Barcelona, isterse iki yıl sonra Roma'nın hesabına 13 milyon avroyu yatırıp Bojan'ı geri alabilecek. Öte yandan Bojan'ı beğenmemesi durumunda 12 milyon avroyu tertemiz almış olmanın huzuruyla Krkic'e el sallayabilecekler. Yani ipler tamamen Barça'nın elinde. Roma ise iyi oynarsa oyuncuyu kaybetme, bekleneni veremezse boşa harcanmış 12 milyon avrosuyla kalacak. Madem böyle, bonservis opsiyonlu bir kiralık yöntemi Roma'nın daha çok işine gelirdi. En azından Bojan daha bir Romalı olurdu.

Dünyaca ünlü bir söz vardır, her yol Roma'ya çıkar diye ama bu yol Barcelona'ya çıkıyor gibi...

Galatasaray & Melodram: Felipe'nin Getirdikleri

Türkiye'de yeni transfer edilmiş oyuncular genellikle karikatürize edilerek analiz edilirler. Adam daha gelir gelmez hayatında bir kez dahi adını duymadığı Mustafa Sarp'la eşleştirilip onun üzerinden değerlendirmelere maruz kalıyor. Keza Lorik Cana, keza Esteban Cambiasso. Yaşanan hayal kırıklığı da "Cambiasso adı geçmeseydi neyse de..." diye tarif ediliyor. Maalesef böyle bir kültürümüz var, bundan mümkün olduğunca arınmak gerektiğine inanıyorum kişisel olarak...

Moggi sonrası Juventusu Serie A'ya dönüşü sonrası transfere ciddi paralar harcayan ancak harcadığının karşılığını alamayan bir takım. Diego, Amauri, Krasic... Felipe Melo da bunlardan biri ve ondan önce 10 milyon avro üstü bonservis ödenmiş Tiago, Sissoko gibi oyunculardan çektikten sonra yeter denip orta saha göbeğini kapatması beklentisiyle getirildi. 24 milyon avro gibi bonservisi altında ezilmişliğiyle bidon seçilmişliği de vardır, Fiorentina ve öncesindeki Almeira verimliliğine pek ulaşamadığı da ortada olabilir ama Melo gayet iyi bir defansif orta saha. Ayağı düzgün, top kapma becerisi üst düzeydir. Özellikle orta saha kademesinde oynadığı Fiorentina'da hep beraber izledik adamı. Proje olarak ne kadar başarılı olup olmadığı tartışılır ama daha sert olmaya meyletmiş son dönem Brezilyasının vazgeçilmezlerinden bu adam. Dünya Kupası'nda da aldığı kırmızı kart birçok şeyin üzerini kapasa da bence çok iyi oynuyordu. Saha içindeki bazı çıkıntılıkları ve kötü imajı nedeniyle futbolculuğunu görmezden gelme eğilimi mevcut, bu yersiz refleksi bir kenara bakıp bu çapta bir adamın Galatasaray'ın orta saha açıklarını kapamada bence faydalı olacak.

Öte yandan hayatın her alanında olduğu gibi hiçbir transferin de mali yönünden bağımsız yorumlanamayacağı aşikar ve burası Galatasaray'ın büyük bir yükün altına girdiğini gösteriyor. 1.5 milyon avro kiralama bedelinin üstüne 3.3 milyon avro garanti para, maç başına da 30 bin avro ödenecek Melo'ya. Bu da 30 maç üstüne çıkması durumunda, ki bu konuda istikrarlı bir oyuncu olduğunu biliyoruz, 5.5-6 milyon avro arası bir maliyet söz konusu. Sadece bir sezon için...

Yeni yayın gelirleri sonrası büyük transfer bütçelerine kavuşan Brezilya kulüplerinin de ilgi gösterdiği Melo, dönmek üzereyken "Kalacağım yer bile belliydi ama Avrupa'dan daha çok maaş alabileceğim bir teklif aldım. Bu yüzden gelmiyorum" diyerek önceliğinin ne olduğunu açık, seçik belli etmiş bir oyuncuydu. Parasının hakkını verme konusunda çekingenlik yapacağını sanmıyorum ancak mevcut kadroyla yıllık gelir olarak bu kadar fark yaratacak bir adamı getirmenin sonuçlarının farkında mı yönetim, ondan emin değilim. Bugün için gözler karartılmış olabilir ama yarın? 4.5 milyon avro yahu! Elano'da da Polat yönetimi benzer bir riske girmiş ve yıllık 3 milyon avroya acımamıştı ama hem alınan sonuç, hem de yerli tayfasındaki laçkalaşmada bu "Parayı alıyor, oynayın o zaman" fikrinin yerleşmesinin de payı var. Bunun finansal fair-play tarafı var, var oğlu var açıkçası...

4-4-2 oynama fikrine oturmayacağını düşünsem de üçlü bir savunmanın süpürücüsü olarak Selçuk İnan'la birlikte Galatasaray orta sahasını artık toparlayacağı düşüncesindeyim ben. Hatta Terim'in istediği ikinci orta saha transferi olmadan, Culio ve Yekta ile birlikte doğru üçlüyü oluşturması olası. Bu sebeple başarılı olsa da toplamda bol şüphe uyandıran yeni "Başarı, başarı, başarı" söyleminin ete, kemiğe bürünmüş hali. Bir bumerang fırlatıldı ve umarım bu hedefi bulur, yani şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi. Haldun Üstünelli dönemde de denenip kulübe büyük zararlar veren bu mali politikanın ıska geçilecek bir sezonu daha kaldıracak hali yok. Bu bumerangın dönüşü de var ve bu kez bir ucunda şampiyonluk kupası da asılı olmak durumunda. Galatasaray'ın yeni sezonu ve imtihanı artık başlıyor...

Ibrahimovic Real'e, Kaka ve Higuain Milan'a?

En sıkı Milan bloglarından Rossoneri'de yer alan habere göre* Real Madrid, gittiği her yere şampiyonluğu getiren İsveçli yıldız Zlatan Ibrahimovic karşılığında Serie A'dan sonra yıldızı sönen Kaka ile Arjantinli golcü Higuain'i önermiş. Mourinho, Zlatan'ı kadrosunda görmeyi çok istiyormuş. Dönem dönem Benzema'nın ve Adebayor'un, sakatlığından önce Higuain'in 9 numarayı doldurduğu görüldü ama Barça'ya karşı şanslarının olması için orada arkalarına dahi bakmamaları gerekebilir, bunun için Barça'daki sıkıntılı dönemine rağmen Zlatan'dan daha iyisi yok. Neymar deniyor ancak Avrupa tecrübesini edinene kadar Neymar'ın o rolün adamı olması bence zor.

Milan açısından da aslında oldukça kelepir bir fiyata kapattıkları Zlatan çok değerli olsa da yaşından kelli zirve yapmış piyasasını değerlendirip iki süper yıldız düzeyindeki oyuncuyu para harcamadan kadrosuna katma fırsatı bu. Serie A'nın içini dışını bilen bir Kaka'yı nakit kullanmadan alıp belki de Robinho, Thiago gibi Brezilyalıların da yardımıyla ikna edilecek bir Neymar'la orta vadede daha sıkı bir kadroya sahip olabilirler.

Gerçi bu tip büyük takasların gerçekleşmesi konuşulduğu kadar kolay olmuyor. Milan'ın Zlatan'dan vazgeçip vazgeçemeyeceği, oyuncuların istekleri gibi birçok faktör de var işin içinde ama eğer gerçekleşirse iki tarafın da kârlı çıkabileceği bir takas olabilir bu. Transfer dönemi Avrupa'da da yavaş yavaş ısınıyor...

*Blogdaki haberin kaynağı CalcioMercato.

Suskun Devler: Milan & Manchester United

Transfer sezonunun aktörleri belli olmuşken bu filmde yer almamaya karar veren büyük abiler de var. Elbette bilinçli bir tercihten öte finansal zorluklar da büyük etken bu suskunlukta. Geçen sezon Kaka'nın takımdan ayrılmasının ardından transfere bütçe ayırmaması taraftarlarca eleştirilen, hatta protesto edilen Milan ve borcu 700 milyon sterlini geçen Glazer'ların Manchester United bu transfer dönemini de ıskalayacak gibi görünüyor.

Milan'da bu sene bir değişiklik bekleyenlerin sayısı az değildi. Eğer bütçe ayrılamazsa kulübün el değiştireceği ve başkan Berlusconi'nin hisselerin büyük bir bölümünü satacağı haberleri ayyuka çıkmıştı ama ikisi de olmadı. Berlusconi ve Galliani hem taraftarı nankörlükle suçladı, hem de takımın yeterli olduğu tezine tekrar tutundu. Savunmayı Yunanistan'la Dünya Kupası'nda boy gösteren Papastathopoulos ve Chievo'dan 34 yaşındaki Yepes'le takviye etmeleri dışında takımın çehresini değiştirecek türden bir hamle gelmedi. Bunun yerine başkan "Ronaldinho, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu" demekle yetindi. Bir sene daha yaşlanan Milan'ın Inter ve Roma'ya yaklaşması şu görüntüsüyle pek mümkün değil.

Manchester cephesinde görüntü bu kadar karamsar olmasa da genç oyuncular Smailling ve Hernandez ile birlikte transferi kapattıkları bizzat Sir Alex Ferguson tarafından açıklandı. Mevcut kadrodan memnun olduğunu, kadroda yer alan ve altyapıdan gelen oyunculara yatırım yapacağını belirtmiş kurt hoca. Bütçe buysa Ferguson'un içgüdülerine güvenmek de en doğrusu. Beşiktaş karşısında sahneye çıkan oyuncuların birçoğu bu sezon sürelerini arttıracaktır, rol oyuncusu ihtiyacı bu şekilde karşılanabilir lakin Rooney olmadan zirve yolculuğunda tekleyeceğini bu sezon gösteren Manchester United'ın zirveyi Chelsea'den tekrar teslim alıp alamayacağını ise hep beraber göreceğiz...

Dünya Kupası'nın En İyi Takımı: Udinese

İyi bir oyuncuyu ikna etmek için üç enstrüman var günümüz futbolunda. Vitrin, para ve vizyon. En göz önündeki vitrindeki ürün olmak bütün oyuncuların arzusudur, her oyuncu Şampiyonlar Ligi'nde, Premier Lig'de, La Liga'da boy göstermek ister. Bu vitrin olamıyor, düzenli olarak bu alanlarda yarışamıyorsanız oyuncuyu bizim takımlarımız gibi parayla ikna etmeye çalışırsınız.

Burada da hedefler devreye girer. Hedefleri çıkmaza girmemiş hiçbir oyuncu bu sahneleri kolay kolay paraya tercih etmez. Bu iki özelliği baskın olmayan bir kulüp eğer doğru bir araştırmayla iyi oyuncuları herkesten önce buluyor ve onlara bir vizyon, bir kariyer planı çizerek takımında toplayabiliyorsa Alpay Erdem'in dediği gibi orada çok ama çok güzel bir kulüp var!..

Samir Handanovic, Aleksandar Lukovic, Mauricio Isla, Jonathan Mensah, Gökhan İnler, (Juve'ye paslasalar da) Simone Pepe, Kwadwo Asamoah, Antonio Di Natale ve Alexis Sanchez...

Hakikaten müthiş! Udinese kadrosundan Dünya Kupası gören tam dokuz oyuncu sayabiliyoruz ki bu oyuncuların neredeyse tamamı kendi ülkelerinin ilk 11 oyuncularından. Böylesine kaliteli bir araştırma ve öngörüye ancak saygı duyulur. Orta Avrupa'dan, Güney Amerika'ya, Afrika'ya kadar hemen her kıtayı taranmış, kağıt üstünde iyi de bir kadro oluşturulmuş.

Ne var ki bu kadro geçen sene Serie A'da çok iyi bir sezon geçirmedi ve ligi 14.sırada tamamladı. Avrupa kupalarında var olabilmek için diğer çıkış yolu olan İtalya Kupası'nda ise yarı finalde Roma'ya elendiler. Bu da Dünya Kupası vitrinine çıkacak oyuncularını elde tutmak adına takıma epey sıkıntı çıkaracak bir tablo.

Dünya Kupası'nda yıldızını parlatmış en önemli isimlerden olan Alexis Sanchez'in adı Manchester United, Real Madrid gibi ekiplerle geçmeye başladı. Gökhan İnler zaten Euro 2008'den beri Premier Lig'in kıskacında, bu sene onun İtalya'dan çıkışını aldığı sene olabilir. Di Natale'yi Birmingham istiyordu ama reddetmişti en son, o transfer de gerçekleşirse şaşırmamak lazım. Lukovic, Asamoah, Isla... Say say, bitecek gibi değil.

Transfer sezonu sonunda dönüp bakılması gereken takımlardan birisi Udinese olacak, bir diğeri de Palermo'dur, yazmıştık. Son bir not, Udinese'nin kadrosunda bir de Türk var. U21 Milli Takımı'nda da forma giyen Ergün Berisha'nın bonservisi İtalyan kulübünde, geçen Şubat ayında 1.5 yıllığına İstanbul BB'ye kiraladılar. Buralara kadar uzanmış adamlar yani...

Palermo Pazarı: Kjaer, Cavani & Pastore

Bu turnuvada çıkış yapan genç oyuncuların birçoğu Serie A kökenli ve piyasasının üzerine koyan oyuncuların toplandığı iki kulüp var. Birisi Palermo, diğer Udinese. Bu turnuvalar hangi takımların iyi bir araştırmayla milli takımları taradığını açıkça görüyoruz ki Serie A'nın son dönemde kimliğiyle öne çıktığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Palermo'nun turnuvada forma giyen üç önemli yeteneği var. Danimarka'nın 21 yaşındaki stoperi Kjaer, Uruguay'ın 87 doğumlu forveti Edinson Cavani ve Arjantin kulübesinde forma bekleyen Javier Pastore... Palermo, Kjaer ve Cavani'yi iyi bir teklif gelmesi halinde gönderebileceğini, Pastore'nin ise şu an için paha biçilemez olduğunu açıklamış.

Simon Kjaer ile ilgili öne çıkan en önemli dedikodu, Calciopoli sonrası Bayern'de görmeye alışık olduğumuz iç piyasayı süpürme modelini uygulamaya koyan Inter. Rafael Benitez'in Liverpool'da da takip ettiği adamlardan biri olan Kjaer, Inter'in gözdelerinden. Yalnız ortada şöyle bir olay var ki Kjaer'in Palermo ile olan sözleşmesinde yurtdışından bir kulübe gitmesi halinde 12 milyon avroya serbest kalma maddesi var, yurt içinde ise bu geçerli değil. Inter'in onu koparması için maksimum bedelinin de üstüne çıkması lazım. 15-18 milyon avro arası bir bedelle Inter'e geçebilir Danimarkalı. Onun dışında İtalya basınına göre işi 12'ye bitirmeye niyetlenen Manchester United ve Wolfsburg varmış.

Edinson Cavani ise aslında kupada daha büyük çıkış beklediğim ama turnuvada A takıma çıkmış çekingen altyapı oyuncusu havasında gezen bir adam konumunda. Yeteneği, fiziği kendini belli ediyor ama beklenen ağırlığını maça koyamıyor. Yine de kupada boy göstermesi bile taliplilerini arttıracaktır. İşin ilginci bu transferde adı geçen kulüpler yine Wolfsburg ve Inter. Alman ekibi, Dzeko'nun takımdan gitme ihtimaline karşı Cavani'yi düşünürken Inter zaten herkese talip olduğundan pek şaşırmıyoruz.

Burada esas oğlan aslında Javier Pastore ama Arjantin Milli Takımı referansını bu kadar ucuza bırakmamak adına bir-iki sezon bekletebilirler transferi. Kjaer ve Cavani ikilisine ise dikkat...

Benitez Borsası

Çok büyük bir aksilik olmazsa Rafael Benitez bugün, yarın Inter'e imza atıyor ve İspanyol hoca gerek İspanya, gerek de İngiltere piyasasını epey karıştıracak gibi duruyor. Talip olduğu oyuncuların başında ise eski takımındaki prensleri geliyor elbette. Javier Mascherano listenin başında. Barcelona'nın da Yaya Toure yerine düşündüğü iddia edilen Mascherano için Katalan ekibinden ses çıkmadı. Busquets'in yanına Alou Diarra'yı ekleyip yola devam edecek gibi duruyorlar. Bu durumda Mascherano için pek de büyükbaş bir rakibi yok Inter'in. Mascherano da olumsuz konuşmaktan çekinmiş, "Benitez bana ve benim stilime katkı veren teknik adamlardan biri, onunla çalışmak her zaman güzel" diye konuşmuş turnuva öncesi. Muhtemel ilk transfer Merseyside diyarından yani.

İkinci bomba ise David Silva. Euro 2008'den bu yana her ülkeden zirve ekiplerle ismi anılan ancak bir türlü transferi gerçekleşmeyen Silva, İspanyol oyuncuları Premier Lig'e kazandırmasıyla ünlü Benitez'in Inter'deki ilk İspanyol transferi olabilir. Valencia'nın da Dünya Kupası'ndan faydalanıp 24 yaşındaki oyuncuyu mümkün olduğunca yüksek bir fiyattan okutacağı garanti gibi.

Inter'in iç piyasada parlayan oyuncuları her sene düzenli olarak kadrosuna kattığını biliyoruz, 2006'daki skandal sonrası kendini birnevi İtalya'nın Bayern'i olarak tanımlamak istiyorlar. Transfer stratejileri de bu yönde. Bu sezon düşünülen oyuncuların başında ise Palermo'nun genç Uruguaylısı Edison Cavani ve Lazio'nun sol beki Kolarov. Benitez'in Liverpool'a isteyip de bütçe sebebiyle aldıramadığı oyuncular olduğunu da varsayarsak 2010 yaz transfer piyasasının etkin kulüplerinden birisi de Inter olacak, o kesin...

Devler Ligi'ne Gidemeyen Devler

Arsenal Teknik Direktörü Arsene Wenger, dün Premier Lig üçüncülükleri ile ilgili yaptığı açıklamada "İngiltere'de iki büyük başarı olduğuna inanıyorum. Bunlardan birisi şampiyonluk, diğeri ise Şampiyonlar Ligi'ne katılmak. Belki ilk anda yetersiz görünebilir ancak büyük bir takım olarak her sene başarmamız gereken bir şey" demiş. Şampiyonlar Ligi'nin önemi çok kısa ve net bir şekilde özetlemiş Fransız hoca. Orada var olamazsanız büyük olamazsınız.

Bir Galatasaraylı olarak içimdeki en büyük ukde de budur. Şampiyon olamamak gayet kötü bir deneyim fakat 2-3 sene şampiyon olamadıktan sonra da aynı sevinci yaşayıp hasret giderebilir bir Galatasaraylı ama Şampiyonlar Ligi'ne uzun bir aradan sonra geri dönmek o kadar kolay değil. Hele o kura çekimi sırasında yükselen Şampiyonlar Ligi müziğini dinlerken Galatasaray'ın orada olmadığını bilmek kadar kötü hissettiğim an yoktur herhalde bir taraftar olarak.

Bu hissi Galatasaraylılarla paylaşan birçok kulüp var bu sene. Başta son yıllarda en iyi Avrupa kupası takımlarından biri olarak öne çıkan Liverpool. Her sene ligdeki konumundan bağımsız olarak iyi bir turnuva takımı olduğunu ispatlayan Liverpool'un bu sezon ligde yaşadığı büyük düşüş gelecek sezonunu da etkiledi. Manchester United, Chelsea, Arsenal ve Liverpool'dan oluşan İngiltere'nin büyük dörtlüsü ilk kez fire verdi ve ilk dört dışında kalan Liverpool, hem Şampiyonlar Ligi dışında kaldı, hem de finansal açıdan zor durumda kaldı.

Şampiyonlar Ligi gelirlerinin önemiyle ilgili kendimizi paralıyoruz buralarda malum, bu kalem İngiltere'de çok daha kritik. Bu takımların yayın gelirlerinin yanı sıra kazandıkları performans gelirleri de daha fazla olduğundan kayıp çok daha büyük oluyor. Özellikle Liverpool'un transfer stratejisini ve doğal olarak ligdeki iddiasını da doğrudan etkileyecek bu fire. Rafa Benitez'in yanı sıra Gerrard'ın ve Torres'in de takımdan ayrılabileceği haberleri ayyuka çıktı. Gerrard için Manchester City, Torres için Real Madrid en ciddi talip görüntüsünde. Bu üçlünün yeni sezonda ne yapacakları ölü sezonun en ilgi çekici hikayelerinden birisi olmaya aday.
Benzer bir durum Juventus için de geçerli. Bu sene Şampiyonlar Ligi'nde iyi bir iş çıkardılar aslında ama son maçta evlerinde Bayern'den 4 yiyerek ilk iki şansını kaybeden İtalyanlar, ligde de felaket bir sezon geçirdi. Sezon başında Inter'in şampiyonluktaki en büyük rakibi olarak gözüken Juventus, Genoa biraz daha iyi bir performans ortaya koyabilse şu anda Avrupa Ligi'ne bile katılamayabilirdi. Yedinci sıradalar ve Avrupa Ligi için de eleme oynayacaklar. Taraftar da isyan bayrağını çekip protestolara başlamış. Del Piero'dan "sakin olun" çağrısı geldi. Gelecek sezon ayağa kalkmak için baya para harcayacaklar gibi duruyor ama Liverpool'dan ayrılması beklenen Benitez'le görüşmeleri olumsuz geçmiş. Nasıl yapılanacaklar, göreceğiz.

Belki bunlar kadar göz önünde değildi ama bence en önemli sürpriz bir zamanlar Galatasaray için de sıklıkla kullanılan "Şampiyonlar Ligi'nin gediklisi" sıfatını en çok hakeden ekip olan Porto'nun Devler Ligi dışında kalması oldu. Ligde uzun süre sonra şampiyon olan Benfica'nın ardından ikinci olan Braga, Portekiz'in Şampiyonlar Ligi elemelerindeki temsilcisi olacak. Oyuncu ihracıyla yaşayan ve hemen her sezon kupada ikinci turu gören Porto için daha kötü bir haber olamazdı sanırım. Bu yaz da Falcao ve Bruno Alves'i pazarlayacaklardır ama gelecek sezon için düşündükleri oyuncuları koymak için o kadar da süslü bir vitrinleri olmayacak gelecek sezon. Transferde kıtanın en fazla para kazanan ekibi Porto, üç ayda bir "İşte bu kadar kazandılar" minvalinde yazılara rastlanır. Gelecek sezonun sonunda ne yapacaklarını şimdiden merak ediyorum.

Serie A - Bundesliga Savaşları #2: Inter-Bayern

İtalya ve Almanya'nın UEFA sıralamasındaki amansız yarışını ve bu üçüncülük yarışının aslında alelade bir sayıdan daha ötesi olduğunu genişçe açıklamıştık geçenlerde. Şampiyonlar Ligi yarı finallerinden çıkan sonuçlar ve final eşleşmesi bu rekabeti tavana vurdurdu. Bundesliga'nın temsilcisi Bayern, Serie A'nın onurunu savunan Inter'e karşı...


İtalya'da son 10 yılda yaşanan büyük düşüş artık bir sır değil ve çizme sakinleri için artık yumurta kapıya dayandı. Almanya son beş yılın en iyi ülke performansını ortaya koyarak 18.083 puan topladı bu sezon. İtalyanlar, son üç yıl gösterdiği büyük düşüşü Inter'in gösterdiği üstün performansla kesmeyi başarsa da  son dönemece Almanların yarım adım gerisinde girebildiler. Barcelona'nın atamadığı ikinci gol Inter'i finale taşıdığı kadar Serie A'ya onurunu -en azından bir seneliğine de olsa- koruma fırsatı verdi. Serie A mı, Bundesliga mı? Bu sorunun cevabı Bernabeu'daki finalden çıkacak sonuçla doğrudan ilintili. Kupayı kaldıran kulüp aynı zamanda ülkesinin liginin diğerinin önünde olduğunu da ilan etmiş olacak.

Sürekli tekrar edilen mitlerden birisidir. UEFA Sıralaması'nda önemli olan ülkeler değil puanlar sıralamasıdır diye. Yanlış. Hele bu sıralamada üçüncülük ile dördüncülük arasındaki fark sizin üç büyüklerden ya da diğerlerinden biri olduğunuzu ortaya koyan en önemli değişken. Hepimiz biliyoruz ki UEFA sistemi tamamen büyük lig ekiplerini kollamak ve onların tesadüfi kuralarla elenmesini engellemek üzerine kurulmuştur. Zamanında Galatasaray'ın Manchester United'ı elemesi sonrası yeni düzenlemeler gelmesi tesadüf değildi. Şampiyonlar Ligi'nin kurulmasından bu yana geçen süreçte bu terazi üç büyük ligin lehine ağır basmaya başladı. Birincilik bu sıralamada büyük bir prestijdir belki ama üçüncülükle teknik açıdan hiçbir farkı yoktur. Fakat bu üçlünün dışında kalmak artık o ayrıcalıkların da dışında kalmak, Avrupa kupalarındaki payınızın yani liginizin pazarlanabilirliğinin de düşmesi demektir. Serie A'nın yüzleştiği gerçek de budur. Lig gelirleri ve yapılanması konusunda Serie A'nın önüne geçen Bundesliga'nın bunu ilan etmesi de ligini dördüncü tamamlayan ekibi Şampiyonlar Ligi'ne göndermesiyle olacaktır. O yüzden bu müthiş final aynı zamanda liglerin de mücadelesidir. Serie A-Bundesliga savaşında son muharebeye hazırlanın...

Not: Bu arada Milan Asbaşkanı Adriano Galliani de durumun farkında ki "Inter'in kazanmasını istiyorum" diye açıklama yapmış. Bizden başka kimse "puan işte, n'olucak" tadında bakmıyor olaya...

Calciopoli 2010, Inter & Mourinho

2006 yılında Avrupa’yı karıştıran, Juventus’un küme düşmesine, Milan’ın ve bazı kulüplerin puan silme cezalarına çarptırılmasına yol açan Calciopoli skandalının 2010 versiyonu en az 2006’daki kadar su kaldıracağa benziyor. Son davada konuşan Luciano Moggi, kendisinin ceza almasına sebep olan suçları Inter’in de işlediğini, bunun 2006’da belgeleri olmasına rağmen o davaya bakan hakim Auricchio’nun konuyu soruşturmadığını belirtmiş. Avukatlar tarafından bu soru sorulunca eski hakim de soruları yanıtsız bırakmış. Yeni davaya bakan Teresa Casoria ise Inter’le ilgili belgelerin incelenmesini kabul etmiş.

İtalyan medyası da bunu duyunca boş durmuyor tabii, her yere Massimo Moratti’nin dava yüzünden baskı görmek istemeyeceği, bu yüzden kulübü devredebileceği konuşulmaya başlandı. 2006 yılında rakipsiz kalması sonrası uzun yıllardır taraftarının özlediği şampiyonlukları yakalamaya başlayan Inter’in başı fena halde ağrıyabilir bu davada. Üstelik Moggi’nin avukatları müvekkillerinin ceza almasına sebep olan görüşmelerin olduğu haftada hakem atamalarını ilk öğrenen isim olmadığını, Inter başkanının bir gün önce atamaları bildiğini de iddia etmişler. Nedir, ne çıkar belli değil ama devam eden davanın mevcut konjonktürü değiştirmesi göz ardı edilmemesi gereken bir olasılık.

İlki Barcelona bozgununu uğradığınan bu yana önümüzdeki sezonda daha kariyerli bir teknik direktörle çalışmasına kesin gözle bakılan Real Madrid’in otomatik olarak ilgilendiği isimler arasında yer alan Mourinho’nun akibeti. Inter’de uzun yıllardır beklenen Şampiyonlar Ligi başarısını bu sezon yakalayan Portekizli hoca, kulübün sarsıntıda olduğunu hissederse başarılı bir sezonun ardından İspanya’ya yelken açabilir. Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek final görmeyeli 6 yıl geçen Real Madrid’in Avrupa kupalarının en başarılı profillerinden Mourinho’ya özel bir ilgi göstereceği de aşikâr. Mourinho, geçen ay Inter’le 3 yıllık sözleşmesi olduğunu tekrarlamıştı gerçi ama futbolda dün dündür, bugün bugün. Olmayacak iş değil bana göre. Yaz aylarının bir numaralı dedikodusu olmaya adaydır bence Real Madrid-Mourinho flörtü.

İkincisi ise biraz nalıncı keseri gibi olacak lakin İtalya bir yandan da Euro 2016’ya talip olan ülkeler arasında. Mayıs ayında kararı verilecek şampiyona ev sahipliği için bence bizle beraber en kuvvetli aday olan İtalya’nın 2. Calciopoli skandalını kaldırması biraz zor görünüyor. İlk skandalın İtalya’yı iki sene sonra yapılacak turnuvanın adaylığı sırasında zora sokmuştu, bu sefer de imajına olumlu katkı yapmayacağı kesin. Adaylık sürecini takip ederken göz önüne alınması gereken detaylardan biri olacak Calciopoli.

*Juventus taraftarlarının açtığı pankartta "Saygı, Adalet ve Dürüstlük. Bu yüzden buradayız" yazıyor...

Üçüncü Büyük? : İtalya vs Almanya

Türk futbol tarihinin en büyük başarısı olarak kabul edilen 1999/2000 sezonuna başlarken Avrupa’nın zirvesinde İtalyanlar yer alıyordu. 1999 yılında UEFA tarafından oluşturulan ülke sıralamasında (altta) 57.212 puanla en yakın rakibi İspanya’nın 7.500 puan fark atan İtalya, hem Şampiyonlar Ligi, hem de UEFA Kupası’nda başarıdan başarıya koşuyordu. Juventus, Inter gibi bugün de kupalarda boy gösteren ekiplerin yanı sıra altın çağlarını yaşaya Parma, Lazio, Bologna gibi güçlü ekipleriyle UEFA Kupası ve o yıl son kez oynanan Kupa Galipleri Kupası’nda da hatrı sayılır puanlar toplayan İtalya, o dönemler Avrupa’nın en büyük ligi olduğunu açıkça ilan etmişti.
Aradan geçen 10 senede yaşanan gelişmelere baktığımızda aslında büyük liglerin aradaki farkı daha da açtığı, Türkiye’nin de yer aldığı orta sınıfla daha zayıf liglerin bu marka liglerle arasındaki farkın daha da derinleştiğini görebiliyoruz. Futbola paranın girişi, başta bosman olmak üzere transferlerde futbolcu lehine yapılan düzenlemeler sonucunda marka liglerde yer alan takımların kaliteli oyuncuları kadrolarında toplamaya başlaması zirvenin lehine yaşanan gelişmeler oldu fakat bu gelişmelerden hem ligin iç dinamikleri hem de yerleşmiş düzenin yeni ihtiyaçları karşılamaktaki yetersizliği sebebiyle rakiplerinin arkasında kalan ülke İtalya’ydı. Kendine has futbol geleneği ve Milan, Juventus, Inter gibi köklü kulüpleriyle Avrupa’da var olmaya devam etseler de 90’larda kasıp kavurdukları Avrupa sahnesinde eski gücünü bulmakta güçlük çekiyorlar. Avrupa geleneğine en yatkın iki İtalyan kulübü olan Milan ve Juventus’un yanında yer alan kulüplerin birçoğu sahneyi birer birer terkettiler. Bir zamanlar istikrarlı bir biçimde Şampiyonlar Ligi’nde boy gösteren ve hatrı sayılır işler çıkaran Parma ve Lazio, yaşadıkları finansal kriz sebebiyle büyük kan kaybettiler. Fiorentina aynı sebeple küme düşürüldü. Belki bunlardan da önemlisi şike skandalından sonrası Juventus’u kaybetmeleri oldu. Böylece Avrupa’daki son kale Milan’a yardımcı olacak kadar güçlü kalan kulüplerden sadece Inter ve Roma kaldı.
İtalyanlar 2000 sonrası yaşadığı düşüşü Milan’ın Şampiyonlar Ligi’nde yakaladığı dönemsel başarı ve oynadığı finallerle tolere ederek 2006 sıralamasında (üstte) tekrar ilk ikiye girmeyi başarsa da bunun kalıcı bir durum olmadığı, artık spot ışıklarının İtalyanlar değil İngilizlerin üzerinde gezindiği bilinen bir gerçekti. İtalya’nın aslan payını önüne çeken İngiltere, futbol endüstrisinin gelişmesine en iyi uyum göstermiş lig olan Premier Lig’le Avrupa kupalarını domine etmeye başladı. Şampiyonlar Ligi’ni Premier Lig play-off’larına çevirdiği yönündeki espriler yapan İngiltere kulüpleri, İspanyollarla beraber yeşil sahaların yeni hakimiydi fakat İtalyanların bu ikilinin arkasındaki yerine göz diken bir ülke vardı: Almanya. Almanlar, 2006’da düzenledikleri Dünya Kupası sonrası yeni yaptırdıkları stadyumların da yarattığı fırsatı en iyi şekilde kullanıp lig organizasyonlarını marka haline getirmeyi başardılar. Bunun kulüplerinin Avrupa derecelerine yansıması da çok uzun sürmedi. İtalya’nın son bir hamleydi tekrar ilk ikiye döndüğü sene Fransa’nın ardında 48.364 puanla beşinci sırada bulunan Almanya, aradan geçen dört senede İtalya ile arasındaki 18.367 puanlık farkı kapattı ve şu anda 2010 yılı sıralamasında İtalyanların ensesine bindiler.
07/08 sezonundan beri istikrarlı olarak Almanya’nın gerisinde kalan İtalya’nın sezon başında sahip olduğu yaklaşık 3.000 puanlık avantaj, bu sezon iki ülke ekiplerinin performansları arasındaki farkın daha da artmasıyla kapanmak üzere. Farkı 0.655 puana kadar indiren Almanlar, sezonun geri kalanında İtalya’nın üzerine çıkmak için mücadele verecek ve görünen o ki bunu başarmaları o kadar uzak bir hedef değil. Kupalara yedi temsilci ile katılan İtalya, henüz Mart ayında altı temsilcisini kaybetmiş durumda. Geri kalan dönemde son beş yılın en başarılı ikinci ikinci performansını ortaya koymayı başardılarsa da rakipleri Almanya’nın gerisinde kaldılar ve geri kalan iki aylık dönemde üçüncü sıradaki yerlerini korumak için Bayern, Wolfsburg ve Hamburg’la yoluna devam edecek olan rakiplerinin alacağı tüm puanlara Inter ile karşılık vermek zorundalar. Inter’in Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde CSKA ile eşleşmiş olması İtalya için bir şans oldu, yarı finale bir takım taşımaları çok zor gözükmüyor fakat bu seneyi muhtemelen Almanya'nın gerisinde kapatacaklar. Bu seneyi Inter'in muazzam bir performansıyla kurtarsalar dahi 05/06 puanlarının devre dışı kalacağı 2011 sıralamasında Almanya’nın gerisine düşecekleri artık şimdiden kesin gibi.

Peki bu üçüncülük neden önemli? UEFA’nın hazırladığı bu sıralamada ilk üçte yer alan ülkeler kupalara en fazla takım gönderme hakkına sahip olan üç ülke konumunda ve elemelerde en avantajlı konuma sahip ülkeler de onlar. Bu sıralamada üçüncü olan ülke üçü direkt olarak gruplardan başlamak üzere dört takımı Şampiyonlar Ligi’ne gönderme şansına sahip, üç takımı da UEFA Avrupa Ligi’ne gönderiyor. Dördüncü ülkenin Şampiyonlar Ligi’ne gönderdiği takım sayısı ise üç. Bu anlamda iki sıra arasında büyük bir fark bulunuyor. Eğer bu sezonun sonunda üçüncü sırada Almanya yer alırsa 2011/12 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde dört takımla temsil edecek ülke olacak.

Tüm bu teknik detaylardan belki de daha önemli olan Bundesliga’nın Serie A’dan daha kuvvetli bir lig olduğunun resmi olarak tescillenecek olması. Ülkelerin beş yıllık Avrupa kupası karnelerine göre hazırlanan bu sıralamada özellikle ilk beş içinde yaşanacak her değişiklik liglerin kalitesi arasındaki değişimi de doğrudan yansıtıyor. Almanlar, son yıllarda sadece görüntü kalitesi olarak değil futbol olarak da İtalyanların artık önünde yer aldıklarını böylece ilan etmiş olacaklar. İtalyanların liglerinin değerini korumak için neler yapacağı, Almanlara nasıl karşılık vermeye çalışacağı ise Avrupa futbolunun gelecek beş sezonuna damgasını vuracak soruların en büyüklerinden biri olacağı ise şimdiden belli...

*Bu yazının büyük ölçüde benzeri iki hafta önce Goal.com Türkiye için yazılmıştır...

Kaçan Fırsat: Thomas Hitzlsperger

Galatasaray'ın son yıl geliştirdiği transfer stratejisinin en önemli parçası yüksek hedefleri olan oyunculara oynama imkanı vermesi ve bir vizyon ortaya koymasıydı. Böylece kolay kolay Türkiye'ye adım atmayacak oyuncuları ikna etmekte yeni bir enstrümanı kullanmış oluyordu takım. Belki herkesi tatmin etmeyebilir ama Elano böyle bir transferdir mesela, Jo ve Gio da bu şekilde. Bizler için yeni bir yol bu belki ama Avrupa'da sıkça kullanılıyor, özellikle de Dünya Kupası ya da Avrupa Şampiyonası öncesi.

Bunun en güncel örneklerinden biri geçtiğimiz günlerde Almanya Milli Takımı forması da giyen Thomas Hitzlsperger'in forma şansı bulabilmek adına takımdan ayrılmak için resti çekmesi ve Serie A'da pek iyi günler geçirmeyen Lazio'ya imza atması oldu. Thomas Hitzlsperger'i bundan bir sene önce almak isteyen bir kulüp pazarlık yapmak için bile epey sağlam bir miktarı masaya koymak zorundaydı. Bu sezon teknik direktör Marcus Babbel ile yaşadığı sorunlar ve aldığı sürenin azalması Hitzlsperger'in milli takım rotasyonunda kalmak adına transfer talep etmesini sağladı ve olaylar gelişti.
Aslına bakarsanız kulübe ve hikayeye bakınca Galatasaray'a yolu düşen Fernando Meira akıllara gelmiyor değil. Özellikleriyle, mevkisiyle tam Galatasaray'ın kalemi olan Hitzlsperger'i Galatasaray'da görmeyi çok isterdim açıkçası. Artık bir klişe haline gelmiş olan futbolun iki yönüne hakim oyuncu tanımına rahatlıkla oturan bir oyuncu. Diridir, güçlüdür, büyük bir şut tehdididir. Pasları nettir. Hayranlıkla izlediğim üç-beş adamdan biriydi Bundesliga'da. Stuttgart'da aldığı süreler azaldığından beri yan gözle bakıyordum kendisine ama Baros'un ardından gelen Kewell'ın sakatlığı, Nonda'nın gönderilişi devre arasında üç yabancı transferi yapılmasına rağmen sırayı bir türlü orta sahaya getiremedi. Transfer edilen üç oyuncudan birinin de Hitzlsperger olmasını isterdim açıkçası. Lazio iyi iş çıkarmış, hele ödenen bonservis bedelinin 1 milyon avro olduğunu düşünürsek iyice sinirine dokunuyor insanın. Keşke diyorum...

Kaka & Michael Fink & Taner Gülleri

Üç transfer haberi düştü bugün bizlere. Birisi Avrupa'dan, birisi İstanbul'dan, diğeri Anadolu'dan. En ilgi çekici olanı şüphesiz devre arasının göstermelik bayrak adamı Kaka'nın Real Madrid'e geçişi. O zaman da söylemiştim, bu güzel lafların içi o kadar da dolu gelmiyordu bana. Taraftar bu kadar tepkiliyken onları memnun etmek, bu masala inandırmak için söylendiği belliydi. Manchester City kim arkadaş, ben gidersem Milan'dan daha iyi kulübe giderim arkadaş diyemediği için arabesk kültüründen fırlama açıklamalar gelmişti. Olsun, o dönem için taraftarını memnun etti, hatta buralarda bile övgüsünü aldı ya, söyledikleri karşılığını almış oldu. Şimdi rüyadan uyanma zamanı. Kaka 120 milyon euro'ya değil ama 64.5 milyon euro'ya Real Madrid'de. Bülent abi 2.7 milyon euro da Sao Paulo alacak demiş, bu payın ne olduğunu merak ettim açıkçası. %2 yetiştirici kulüp payı desek daha az ederdi sanki, bonservisinden pay desek bu kadar küçük bir payı kim kabul eder? Bilgisi olan arkadaşlardan birisi aydınlatırsa çok sevineceğim.

Kaka geldi, söylenenlere göre Villa da yolda. Villa'yı hep Barcelona'da düşünmüştüm ben, Real Madrid'in Kaka'yla beraber onu da getiriyor olması Madrid tarafının tekrar contender olma niyetinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Becerebilirlerse Ronaldo-Kaka-Villa gibi insan üstü bir hücum hattı izleyeceğiz. Ribery de İspanya yolunda, o da Madrid'le anılanlardan. Bence Barcelona'ya daha iyi oturur Ribery ama kim alırsa alsın, İspanya'nın şenleneceği kesin. Madrid süperstar transferinde 1-0 önde, Ribery-Kaka-Ronaldo gibi bir üçlüyle 3-0 yapmadıkları sürece Barcelona'nın oturmuş kadrosuyla hala psikolojik üstünlüğü elinde tutacağı düşüncesindeyim. Bu transfer dönemi hem yurt içinde hem de yurt dışında baya şenlikli geçiyor. Kriz mi var demiştiniz?

Madrid'in bu hamleleri sadece İspanya'yı değil tüm Avrupa futbolunu sarsacak. Almanya, İtalya ve İngiltere liglerinin en önemli oyuncuları bunlar, bu da taşları yerinden baya bir oynatacaktır. Bu da yeni yatırımlar ve giden oyuncuların yerini doldurma amaçlı yeni hamleler demek. Bu domino taşları bizim Arda'ya kadar gelir mi, bilmiyorum ama yönetimin anlaşılan onu bu sene satmaya niyeti yok. Benim Arda Turan transferiyle ilgili görüşüm de yönetimin tavrıyla uyuşuyor aslında, katılamasak bile 2010 Dünya Kupası sonrası değerlendirmek, piyasanın canlı olmasını beklemek en mantıklısı. Rijkaard yönetiminde geçireceği 1-2 sene Arda'nın Türkiye kaynaklı duraklama dönemini atlatmasını sağlayabilir.Michael Fink, Beşiktaş'ın yeni Alman orta sahası. Şampiyonluğu Beşiktaş'a getiren Ernst hamlesinin arkasını getirme derdinde yönetim, çok da kötü bir strateji sayılmaz. Çift hanelere ulaşan yabancı oyuncu sayısını hesaba katmazsak elbette. Fink'i daha doğrusu Frankfurt'u izlediğim maç sayısı 1-2'yi geçmez, o maçlarda da pek alıcı gözle izlememiştim açıkçası. Borges üstad bloga bir süre ara verdi belki ama ortaya koyduğu birikimden faydalanmaya devam edeceğiz anlaşılan. İlk dedikodular çıktığında güzel bir değerlendirme yapmıştı, merak eden şurdan buyursun.

Zapo ve Delgado bu transferle beraber topun ağzına gelmiş durumdalar, Seric, Gordon ve Higuain gibi geçtiğimiz sezondan kalanlarla birlikte. Fink'e bonservis bedeli ödenmedi belki ama bu yabancıların bir kısmı giderken hatrı sayılır tazminatlar koyacaktır ceplerine. Delgado'nun talibi varsa 4 milyon civarı bir bonservis gelir diye tahmin ediyorum, belki biraz da Zapo'dan. Diğerleriyle şimdiden görüşmeye başlasa iyi olur Beşiktaş yönetimi. Burda iki kritik soru işareti geliyor aklımıza. Zapo'ya ödendiği belirtilen 4 milyon euro'ya yakın bonservis bedelinin sorumlusu kimdir, daha da derine inersek bu paranın ne kadarlık bir bölümü gerçekten bonservis bedelidir? İkincisi sezon ortasında Ülker'e Delgado'nun bonservisini almak için ödenen para hangi akla hizmet ödenmiştir? Beşiktaş'ta şampiyonluk sonrası yönetim belli bir kredi kazandı ancak yalancı bahar çok uzun sürmez bu diyarlarda, Canaydın'ın tarihi 16. şampiyonluk sonrası 2 ay gibi kısa bir sürede bizi ayıltmayı başarması gibi. Söylemedi demeyin.
Bir de Taner Gülleri'nin İBB'ye geçmesi var ki o da bizim ülkedeki romantik taraftarlar tarafından üzüntüyle karşılanan haber oldu. Uzun zamandır Anadolu'dan bayrak adam çıkmıyordu, çıkanlar da "Üç büyükler de tabii ki oynamak isterim." gibi klişe ötesi söylemlerde bulunmakta bir mahsur görmüyordu. Taner Gülleri'de farklı olan bu önemli performansına rağmen yaşının üç büyüklere gitmeye müsade etmeyecek olmasıydı bir anlamda. Kocaeli halkı ve taraftarı onu sahiplenmişti, hatta biraz daha abartayım, neredeyse her şehir takımı sempatizanı sahiplenmişti onu. Burda da rüya sona erdi bir bakıma, Kayserispor belediye başkanının dediği gibi parayı veren düdüğü çaldı, Taner yıllık 1.6 milyon TL karşılığında imzayı attı taraftarsız, futbol kültürü olmayan İBB'ye.

Bu hem İBB açısından hem de Taner açısından hayırlı bir anlaşma bana göre. Bu kadar iyi pas koordinasyonuna sahip bir takımın son 4-5 haftadaki çıkışı olmasa küme düşecek durumda olmasının en kritik nedeni istikrarlı bir golcülerinin olmamasıydı. Türkiye liglerinde ara ara popüler olan ama aslında seviye olarak ligin çok altındaki santraforlardan biri olarak gördüğüm Bebbe, Bank Asya'da gösterdiği iyi performansa rağmen Süper Lig'de ana santrafor olarak oynayacak tecrübeye ve oyun zekasına sahip olmayan İskender Alın ve tüm meziyetlerine rağmen ondan bekleneni sezon boyu birkaç maç hariç veremeyen Gökhan Kaba'yla forvet hattı kurarsanız ligde zar zor kalmanız sürpriz olmaz. Taner Gülleri bu oyuncuların üstündeki yükü de alacaktır, yardımcı forvet rolünde bu oyuncuların da performansı artacaktır. İbrahim Akın için transfer söylentileri devam ediyor, başta Fenerbahçe olmak üzere. Burdan gelecek bonservis bedeli Taner'e ödenen yıllık ücretin büyük bölümünü, belki de tamamını karşılayacaktır. Sırf bu hamle bile İBB'nin gelecek sezon ligde kalması anlamına gelebilir şimdiden.

Aldığı eleştirilere rağmen ligin en istikrarlı hocalarından biri oldu Abdullah Avcı, ortalamanın üstündeki her hoca 3. senesinde takımı bir üst seviyeye taşır diye bir futbol fikrim var, Anadolu özelinde bunu sınayacak iki hoca var şimdiden. Birisi Abdullah Avcı, diğeri Bülent Uygun. Bakalım ikisi hem kendini hem de takım düzenini geliştirmeyi başarabilecekler mi?

Yoann Gourcuff, Milan & Bordeaux

Avrupanın en iyi çıkış yapan oyuncularından biri oldu bu sene Yoan Gourcuff, başarısız bir Milan deneyiminden sonra bu denli büyük bir çıkışı beklemiyordum ben açıkçası. Yeni Zidane furyasının bile önünü kesti neredeyse, onun bu çıkışının yanında diğer Yeni Zidane'lar biraz sönük kalınca medya da tamamen ona yöneldi. L'equipe bile attığı şahane bir gol sonrası çok iddialı bir manşetle Zidane'ın veliahtı ilan etmişti Gourcuff'u. Haketmiyor da değil hani bu performansıyla, Lyon hegamonyasına son vermek için gün sayan Bordeaux'nun en değerli oyuncusu oldu bu sezon. Bu ona milli takımın kapılarını da açtı doğal olarak, Fransa-Uruguay maçı sonrası yer vermiştik bu detaya blogda. Bu seneki tek eksiği Avrupa Kupalarında ilerleyememek oldu, onu da Galatasaray'a borçlu olması kötü bir sezon finali yapan Galatasaray adına ironik olsa gerek. Şu Bordeaux bence rahatlıkla finalde oynayabilecek bir takımdı.

Neyse efendim, Gourcuff yazmamız boşuna değil elbette. Milan'dan kiralandığı zaman Bordeaux fiyatı yüksek tutsa da önemli bir iş yaparak bonservisi alma opsiyonunu koydurmayı başarmıştı. Milan muhtemelen o dönem pek önemsememişti bu detayı, 15 verirlerse kârdır deyip kabul etmişti ama bu kadar büyük bir çıkışı onlar da beklemiyordu. Bordeaux da bu fırsatı değerlendirip 15 milyon euro'ya Gourcuff'un bonservisini almış. Muhtemelen Gourcuff'u bir sezon daha oynatıp çok daha ışıltılı bir fiyata transfer vitrinine koyma derdinde. Taliplileri de doğal olarak İngiltere'den olur diye tahmin ediyorum.

Milan ise 15 milyon euro gibi kallavi bir bonservis bedeli kazansa da muhtemelen Gourcuff'un dönmesini tercih ederlerdi şu durumda. Kaka'ya Manchester City'den 120 milyon euro teklif geldiğinde en mantıklı plan Kaka sonrası Gourcuff'dan faydalanmaktı ama ikisi de gerçekleşmedi. Kaka transferi aynı bedelle olmasa da gerçekleşebilir istenirse ancak Gourcuff işini bozan daha çok Gourcuff'un Milan'a karşı olan tavrı sebep oldu. Bordeaux'nun bonservis opsiyonu olsa da oyuncu Milan'a dönmek istese yapacakları bir şey yoktu pek. Gourcuff'u bu konuda haklı görüyorum. Başarılı olduğu ve efsanevi bir başarıya götürdüğü bir takım var. Eğer bu sezon sonrası tekrar Milan'a döner ve Kaka-Ronaldinho ikilisi arasında istediği düzeyde bir rol alamazsa bu onun en üst düzeyde kariyerini geçirme fırsatını kaçırmış olacak. Ben de onun yerinde olsam Bordeaux'yla geçirilecek bir dönemden sonra çok daha büyük bir krediyle transfer yapabilir. Hayırlı bir transfer oldu bana göre...

Avrupada Son 10 Yılın Lig Şampiyonları

Lyon'un Marsilya ve Bordeaux'nun gerisinde kalması Avrupa futboluyla ilgili en önemli gündem maddelerinden bugünlerde. Bir süredir Fransa Ligi maçlarını takip ediyorum, Bordeaux'nun dünkü Rennes maçı da şampiyonluğun kaderiyle oynadı desek yeri. Bordeaux 1-0 mağlup ve 10 kişi olmasına rağmen maçı 10 dakikada lehine çevirmeyi başardı ancak maçın sonlarına doğru Rennes'in net bir penaltısının verilmediğini de söylemek lazım. Buna rağmen uzatmalara 2-2 girilen maçta son saniyelerde Gourcuff takımına galibiyeti getiren golü bir kez daha attı. Marsilya ve Bordeaux'nun Lyon'u saf dışı bırakması bir adım daha yakın artık.

Başlıkta yazdığı gibi konumuz son 10 yılın şampiyonlarına bir göz atmak aslında, çıkış noktası da Fransa olunca biraz oralara da değinmek istedim. Hem Fransa'da hem Almanya'da ligin mutlak hakimleri Lyon ve Bayern bu sezonu boş geçecekler gibi gözüküyor. Bu iki ligle beraber diğer büyük liglerdeki (+bizimki tabii) 98-08 arası şampiyonlukları derledim şimdilik, sezon sonu bir güncelleme yazısı daha yazarız. Merak edenler aşağıya buyursun;

İngiltere: Manchester United 6, Arsenal-Chelsea 2
İspanya: Real Madrid 4, Barcelona 3, Valencia 2, Deportivo 1
İtalya: Inter 3, Milan-Juventus 2, Roma-Lazio 1
Almanya: Bayern 7, Stuttgart-Bremen-Dortmund 1
Fransa: Lyon 7, Nantes-Monaco-Bordeaux 1
Türkiye: Galatasaray 5, Fenerbahçe 4, Beşiktaş 1

İtalya Süper Kupası

Guardian'ın iki gün önce geçtiği habere göre İtalya Süper Kupası gelecek sezon Çin'de oynanacakmış. Çin Futbol Federasyonu bu organizasyon için İtalya Futbol Federasyonuna 2.2 milyon euro nakit+masrafları ödemeyi taahhüd etmiş. Biz de Süper Kupa'yı Almanya'da oynatıyoruz ama en azından yurtdışındaki vatandaşlarımıza maç izletmek gibi bir amacımız var. İtalya'nın bu maçı Çin'e vermesinin amacı nedir, anlayabilmiş değilim. 2.2 milyon euro da öyle havalara uçulacak bir meblâ değil.Süper Kupa organizasyonları içinde önemli bir yeri vardır İtalya Süper Kupasının, hatta bana göre en prestijlisidir. Nedense daha ciddi bir havada oynandığı izlenimi veriyor muadillerine göre. İtalyan taraftarların kupanın Çin'de oynanacak olmasına nasıl tepki vereceğini merakla bekliyorum.

Mutlu Mourinho

Herkes adamın mutsuz fotoğraflarını paylaşıyor, biz de eşref saatini yakalamışken paylaşalım. Geleceğe umutla bakıyor denir ya, hakikaten öyle...

Kaka & Milan & Ertem Şener

Aslında niyetim sıkı bir Milan yapılanması yazısı yazmaktı ancak Milan taraftarı yaklaşan seçimlerin de etkisiyle oldukça etkili bir protestoyla bu transferi engellemesini bildiler. Futbolun romantik yönü kazandı ancak rasyonel baktığımızda Milan kendi geleceği adına önemli bir fırsat tepti, bunu da söylemek gerek.

Milan kulüp yapılanmasıyla, kültürüyle, markasıyla Avrupanın en büyüklerinden ancak ekonomik olarak aynı düzeyde değil şu anda rakipleriyle. Çok acil bir kadro yapılanmasına ihtiyaç duydukları bir dönemde 130 milyon euro gibi bir bedeli reddedebilmek her yiğidin harcı değil. Milan amatör kalmayı yeğleyen tüm futbol sevdalılarını bir nebze olsun mutlu etti. Hoş, eminim ki Galliani 130 milyon euro nakiti buna fazlasıyla tercih ederdi.

Bu arada Kaka'nın babasının zengin olduğuyla ilgili şehir efsanesinin yalan olduğunu öğrendik Spor Servisinde. Adam bildiğin mühendismiş, zaten Ertem Şener'in ipiyle kuyuya inende kabahat. "Bu kadar araştırıyor, dersine çalışmış. Doğrudur herhalde!" deniliyordu bari, onu bile becerememiş Ertem Şener. Onu bir Cihan Haspolatlı tadında kabullenip, "Yetenekli değil ama iyi niyetli, mücadele ediyor." diyenleri bile mahçup etmiştir eminim. Neyseki biz o eşiği çoktan geçtik, Rustavi 2'ye yatay geçiş yaptık bu uydu şifreleme uygulamasından sonra...

Kayıp Aranıyor #2 || Ahmed Barusso - İlhan Özbay

Galatasaray'ın Roma'dan Barusso'yu kiraladığı haberini duyunca çok sevinmiştim. Ribery'den sonra ilk defa gelişime müsait, kalburüstü bir yabancı gelecekti Galatasaray'a. Yabancı oyuncuyu parlatıp satmak Galatasaray'ın asla beceremediği bir iştir, akılda kalan en son örnek Adrian Ilie galiba. Ilie'nin bile o günkü piyasa koşullarında ucuza verildiği söylenir.

Ancak Barusso bu beklentilere bir türlü yanıt vermedi, veremedi. Linderoth'un sakatlığında ön libero rotasyonu için alınan Ahmed Barusso'nun ciddi olarak çıktığı ilk sınav sağ bek olarak Kasımpaşa'ya karşıydı. Servet Çetin'den orta saha yaratmaya çalışıp Barusso'nun sağ bek oynadığı bir maçta Erhan Küçük'ün nefis frikik golüyle geriye düşünce maçı çeviremedi Galatasaray, fatura da Barusso'ya kesildi. Başka da bir hatırası yoktu Galatasaray'da Barusso'nun, bir de Leverkusen'e attığı penaltı golü var tabi.

Haldun Üstünel onun için "Beğendiğimiz, istediğimiz bir oyuncuydu ancak burada kalmayı hiç istemedi, aklı hep İtalya'daydı." demişti. Ancak 2. İtalya macerası ona pek yaramamış görünüyor. Galatasaray'dan sonra Siena'ya kiralamış Roma onu ancak orda da beklentileri pek karşılamış gibi görünmüyor. Serie A'da forma yüzü bile görebilmiş değil, sadece 3 dakika sahada kalabilmiş. Codrea-Galloppa-Kharja-Vergassola dörtlüsü genel olarak ilk 11'de çıkan orta saha oyuncuları, Coppola ve Jarolim de onları yedekleyen oyuncular görüntüsünde. Barusso kariyerine üst düzeyde devam etmek istiyorsa oynayacağı bir kulübe transfer olması şart, yoksa ismini 'kayıp oyuncular' konusundan başka yerde anmamız zor.Diğer bahsetmek istediğim oyuncu ise benim uzun süre takip ettiğim sonra birden kariyeri düşüşe geçen İlhan Özbay. Gaziantepspor'dayken üç büyükler için adı geçen, Türkiye'nin sayılı sağ bek oyuncularından biriydi. Daha sonra ne oldu bilmiyorum ama Erciyes'e gönderildi, bir sezon sonra da kulüple beraber küme düştü. Bülent Korkmaz'la yakalanan o efsane çıkışta tekrar etkileyici bir form grafiği tutturmuştu ancak yeterli olmamış olacak ki şu anda Bank Asya'da top koşturuyor. İsmini en son geçtiğimiz sezonun başında Maccabi Tel Aviv maçlarında duymuştum, yanlış hatırlamıyorsam bir golü de olması lazım Maccabi'ye.

Gerçekten merak ettiğim bir konu bu İlhan Özbay konusu. Beğendiğim oyunculardan biriydi o dönem, üç büyüklerin klasik sağ bek kısırlığına çözüm olabilecek oyunculardan biri olarak görüyordum onu. Bazı oyuncular vardır, zamanı gelince bir üst düzeye geçemezse hem oyun olarak hem motivasyon olarak geriye giderler. İlhan Özbay'ı bu şekilde değerlendirmek lazım. Uzun süredir izlemişliğim yok onu ama muhtemelen eski formundan uzaktır. Bilenler, izleyenler varsa bizi aydınlatsın...
Related Posts with Thumbnails