Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Reklamlar: Yalnız Futbol, Yenilsen de Yensen de & Tanıl Bora

Ara ara öneriler gelir mail kutusuna, Yalnız Futbol ve Yenilsen de Yensen de'yi seyredemeyenler zamanında Futbol Blog için yaptığım özetin bir benzerini bu programlar için de talep ediyorlar. Futbol Blog'u izlerken yazdığım için daha kolay oluyordu, şimdi ayrıca yapamamamın bir sebebi o ama ara ara da olsa programlarla ilgili gelişmeleri yazıp sizin geri dönüşlerinizi almak gerekiyor. Programların beğendiğiniz ya da değişmesi gerektiğini düşündüğünüz yönlerini öğrenmek bizler için de önemli zira dönüş alamayınca programın ekranda nasıl durduğuyla ilgili şüpheye düşüyorsunuz ve ilerleme kaydedemiyorsunuz. Yenilsen de Yensen de'nin ikinci sezon başlangıcında gelen eleştiriler eksikleri gidermede oldukça yararlı olmuştu mesela. Galatasaray TV'nin kolay erişilebilir bir kanal olmamasından dolayı Yalnız Futbol'la ilgili istediğimiz dönüşü alamıyoruz ekip olarak, ara ara bunun gibi yazılarda fikirlerinizi belirtirseniz bizim için de iyi olacak.

Birkaç saat önce 9. bölümünün çekimleri tamamlanan ve bu akşam 21.00'da yayınlanacak olan Yalnız Futbol'a değinelim öncelikle. Bu haftaki konumuz doğal olarak Ankaragücü maçındaki ağır mağlubiyet ve bunun nedenleriydi. Defanstaki yerleşim problemlerinden Rijkaard'ın konuyla ilgili açıklamalarına, oyunculara ve maçın istatistiklerine uzanan, detaylı bir program oldu. Bunun haricinde Sturm Graz maçına da değindik elbette.

Bunun haricinde programın gidişatıyla ilgili güzel bir gelişme var. İlk programdan itibaren programa katılması düşünülen ancak işleri sebebiyle bir türlü aramıza katılamayan Atahan ilk kez programda yer aldı. Onu da soranlar oluyordu, böylece cevaplamış olalım. Programı izlemekte sıkıntı yaşayanlar da oluyor son uygulama sebebiyle ancak Galatasaray.com'un internetten açık yayınına devam ettiğini hatırlatalım. Digitürk üyeliği ve Galatasaray TV aboneliği olmayanlar bu yolla izleyebilirler programı.

Yenilsen de Yensen de'de bu Cumartesi işlenecek konu Spor-Sinema ilişkisi. Film Ekimi'nde gala filmi olarak seçilen ve başka gösterimi olmaması sebebiyle muhtemelen gidemeyeceğim (Film Ekimi'ne selamlar olsun) Looking for Eric ve diğer yakın dönem spor filmlerine değinilecek programda, bir değişiklik olmazsa. Konuyla doğrudan ilgili konuklarımız da olacak programda, spor filmlerine meraklıysanız Cumartesi 13.15'te yayınlanacak olan Yenilsen de Yensen de'yi izlemelisiniz.

Son olarak olayı kişiselleştireyim dedim. Radikal yazarlarından Tanıl Bora, dünkü yazısında geçtiğimiz aylarda Futbolstar programıyla ilgili geçtiğimiz aylarda değindiğim anektodu kullanmış ve referans olarak blogu göstermiş. Öncelikle kendisine hassasiyeti için teşekkür ediyorum zira internet bu konuların fazlaca dikkate alınmadığı bir mecra ve sormadan, etmeden birçok yazınız ve fikriniz kopyalanabiliyor. Bu daha önce birçok blogun başına geldi. Tanıl Bora'nın gösterdiği bu hassasiyet bu açıdan önemli. Ayrıca takip ettiğim yazarlardan birinin blogu okuyor olması benim için ayrıca hoş bir olay. Reklamlar bitti...

Gelişim Spor

Blogda verilen zorunlu araların ardından analizle işin içine girmeyi sevmiyorum pek, daha çok futbolun güzel, nostaljik taraflarını hatırlayıp yâd etmek ya da eğlenceli bir video eklemek hoşuma gidiyor. Bugün ilk yolu tercih edelim dedim, uzun süredir hayranlıkla baktığım Gelişim Spor hakkında blogda bir şeyler söylemiş olalım. Malesef yoğunluktan dolayı Kasımpaşa maçından beri blogda yazı yayınlama fırsatı bulamadım. Bugünden başlayıp haftasonuyla beraber arayı kapatma hedefindeyim, bakalım.

Türkiye'de spor dergiciliğinin durumu pek iyi değil, malesef çok güvendiğimiz birçok dergi de eski havasında değil. Goal dergisine gelen Caner Eler, Mustafa Taha ve Emre Yazıcıol'un başını çektiği ekip bir heyecan yarattı ancak bir mucize yaratmadıkları sürece kısa vadede onları da tatmin eden bir dergi çıkarmaları zor, 4-4-2'nin durumu zaten ortada.

Türkiye'de spor dergiciliği denince ilk telaffuz edilen isimlerden biri Gelişim Spor, özellikle bu konuyla ilgilenen hemen herkesten 88-90 arasında çıkmış bu dergiyi duyabilirsiniz. Kadroya bakıldığında zaten nasıl bir iş çıkardıklarını az çok tahmin edebiliyorsunuz ama elime geçince gerçekten bambaşka bir dergi olduğunu anladım.

Bir kere içeriği tamamen dolu, boş deyip geçebileceğiniz hiçbir şey yok. Hatta öylesine dolu ki bugünlerde bizlerin şikayetçi olduğu birçok konuyu o dönemde dile getirmiş olduklarına rastladım defalarca. Forma arkası fontlarıyla ilgili kulüplere yapılmış uyarılar vardı dergide, Ankaragücü ve Fenerbahçe'ye düz beyaz fontla numara yazmamaları, federasyon yönetmeliklerini ihlâl ediyor olduklarını anlatan ufak bir not. Bu dergi geçen sene çıksaydı Galatasaray'ın geçen seneki fontu için neler yazardı, cidden merak ediyorum. Bir sayısında 1990'ın ülke puanı analizine vardı, Türkiye'nin 20. olduğu. Avrupa kupalarına iki takımla katılıyormuşuz o dönem. Federal Almanya ve Doğu Almanya birleşmesinin tabloya yansımasıyla ilgili detaylar vardı. Sadece futbol da yok dergide, bir yarısı ağırlıklı olarak futbola ayrılmışken diğer yarısında güreşten atletizme, biniciliğe kadar birçok spor dalı hakkında doyurucu bilgiler var. Hasan Kaçan'ın karikatürleri de cabası. Tam hayalimdeki dergi yani.

Bulunması zordur, biliyorum ama bu tip dergileri bulabileceğimiz mecralar var mıdır, bilen varsa yorumlara bıraksın lütfen. Elimde sadece 4 sayı var şu anda, onlar da sevdiğim bir arkadaşımdan ödünç alınma. Arşivimde bulunmasını çok isterdim diğerlerinin de. Uygun bir şekilde renklerimize katabilir miyiz acaba?

UEFA Avrupa Ligi & TNT & İctimai TV

Son günlerin merak edilen konularından biri Doğan Medya'nın bin dereden su getirip maçları bir şekilde D-Smart platformu içinde tutmaya çalışması. Bunun yapılamayacak bir şey olduğunu, en az bir Türk takımının maçını açık kanaldan vermek zorunda olduklarını Mart ayında ihale açıklandığında şurda belirtmiştim. Zaten Şampiyonlar Ligini Star'da vermelerinin sebebi de bu zorunlulukla ilgili tamamen, yoksa bayılarak bu maçları şifreli kanalda verirlerdi ellerinde olsa. Bu zorunluluğun arkasından dolaşabilmek için uyduda biss şifresi girip bunun bir zorunluluk olduğunu belirtmeleri de uydu kullanıcılarını zor durumda bırakıp D-Smart almaya zorlamak içindi. Normalde bu tip formalite uygulamalarında biss şifresi ilgili kanal tarafından yayınlanır ve yurt içindeki kullanıcıların maçı izleyebilmesi sağlanır. D-Smart ise bu şifrelemenin bilinmemesi için bu kadar uğraşması ve hemen her maç şifreyle oynaması esas amaçlarını ortaya koyuyordu.

UEFA Avrupa Ligi de bu anlamda bir istisna değil, Panathinaikos-Galatasaray maçının TNT'de şifresiz yayınlanacağına benim emin olmam mümkün değil. Bildiğim kadarıyla son Beşktaş-Manu maçı uyduda şifrelenmedi ama TNT'nin şöyle bir özelliği var. TNT, Digitürk platformunda yer alan bir kanal değil ve uyduda şifreleme yapılırsa dijital kalitede izlenebileceği tek platform D-Smart olacak. Bu da tam olarak Doğan Medya'nın isteyeceği bir senaryo olur. Bu sebeple uydu şifresi konusuna fazla güvenmemek gerek.Peki sen ne öneriyorsun diyenleriniz olabilir, açıklayayım. Bir Azerbaycan kanalı olan İctimai TV de UEFA Avrupa Ligi yayın haklarını elinde bulunduruyor ve bu maçlarda herhangi bir şifre uygulamasına girmeyecek. Eğer siz de Türksat ya da Hotbird kullanıcısıysanız frekansları girip bu alternatifi de listenizde bulundurmanızı tavsiye ederim. Hatırlarsanız AZ TV de bir ara Şampiyonlar Ligi maçlarını açık veriyordu ve Star'ın abuk subuk maç tercihleri yerine farklı alternatifleri de uydu üzerinden izleme şansı elde ediyorduk. AZ TV ise bir süre sonra maçları şifreleme başladı. İctimai TV'ye bu konuyla ilgili mail atan arkadaşlar olmuş, konuyla ilgili gelen cevapta maçların şifrelenmeyeceğini açıklamışlar.

Bir ürünü bu kadar baltalayarak daha fazla kazanacağını zanneden aklı evveller yüzünden Şampiyonlar Ligi maçları abuk subuk dizilerin fersah fersah arkasında kalır oldu izlenirlik açısından, UEFA Avrupa Liginin kaderi de daha ilk günden belli. Avrupa kupalarının Doğan Medya'da yer almaya devam ettiği sürece de bu böyle devam edecek gibi görünüyor. Akşama da paralı bir platform olmalarına rağmen maçtan çok sanal reklam seyrettirecekler bize, ondan da şüphesi yok kimsenin. Tüm bu rezalete rağmen inatla takımının maçını seyretmeye çalışan herkese kolay gelsin...

Galatasaray TV & Galatasaray.com

Ben üstüne bir şeyler karalamaya hazırlarken resmi site haberi girmiş çoktan. Haberden de anlaşıldığı üzere Galatasaray.com üzerinden Galatasaray TV seyredilebilecek bundan sonra. Şimdilik ücretsiz bu hizmet ama benim bildiğim kadarıyla belli bir ücret karşılığı abone olup izlenebilecek bir süre sonra, başkan Adnan Polat'ın bu konu hakkında birçok demecini okumuştuk. Kulübe büyük gelir getireceği düşünülüyor bu projenin ama kendi adıma bu kadar ümitli olmadığımı söylemeliyim. Türk insanı ne kadar uygun fiyatlı olursa olsun, korsan-lisanslı ayrımı yapan bir millet değildir. 1 TL bile olsa internet üzerinden kart bilgisini paylaşmak yerine takıla takıla Justin.tv'den izlemek isteyenler çoğunluğu oluşturacaktır.

İşin bir diğer yönü atıl durumda olan ve neden kullanılmadığını uzun süredir merak ettiğim Galatasaray.com domaini. Hatırlayanlarınız olacaktır, Galatasaray.com şu anda webaslan.com adı altında devam eden sitenin ve sporx.com'un sahibi olan Maksimum İletişim Hizmetleri tarafından yıllarca kullanıldı. Galatasaray kulübü bunun peşini uzun yıllar bırakmadı ve bildiğim kadarıyla internet mevzuatı hukuk sistemimizde bir türlü oturtulamadığından 10 yılı aşkın bir süre aldı davanın sonuçlanması. Sonuçta Galatasaray SK haklılığını ispat edip domain haklarını eline aldı birkaç sene önce. Çıkan karar sonrası Galatasaray.com'un resmi site için kullanılacağını düşünmüştüm ama bir türlü kullanıma açılmamıştı, demek ki kulübün başka planları varmış. Çok mantıklı bir hamle şu yapılan, bence Galatasaray.com domaini bu hizmetin kullanılırlığına fazlasıyla katkı yapacaktır. Bu tip detayları asla küçümsememek lazım, hele ki internet ortamında bu tip ufak detaylar büyük resimden bile önemlidir bazen. Kim düşünmüşse tebrik etmek isterim kendi adıma.

İlk paragrafta da belirttiğim gibi kafamda soru işaretleri var kulübe yapacağı katkıyla ilgili ama ne olursa olsun yönetimin bence önemli bir hizmet girişiminde bulunmuş olması takdire şayan. Özellikle yurtdışında yaşayan ve Digitürk'ün bu paketlerine ulaşma imkanı olmayan Galatasaray taraftarları için bulunmaz nimet. Bu sistemden faydalanacakların başında onlar geliyor zaten. Taraftarın düşünüldüğü mesajı bile yeterlidir benim için, yönetimin taraftarı tatmin etmesi için illa uçuk kaçık transferler yapmasına gerek yok. Taraftarı merkez alan bir düşünce sisteminden yoksundu kulübümüz yıllarca, Store'dan iki parça ürün almak isteyen insanlar eli boş dönerdi. Galatasaray'ın özellikle son iki yılda gösterdiği internet üzerindeki girişimci politika taraftardan da iyi geri dönüşler almakta. Bunda Galatasaray.org ekibinin payı var mı diye merak etmiyor değilim. Kendi adıma fazlasıyla tatmin olduğumu söyleyebilirim şu gelişmeden. En azından Yalnız Futbol'u rahat rahat seyrederiz...

Bir Bildiri: Tarihi Nasıl Kaçırdık?

Her şey şehir efsanesi gibi başlamıştı, Adana Demirspor Livorno'yu konuk edecekti ve biz de tarihi bir olaya tanıklık edecektik. Ne yazık ki şanslı olan 15.000 biletli seyirci dışında 70 Milyon nüfuslu ülkede bunu izleyebilen hiç kimse olmadı. Cuma günü bu ülkede tarihi bir maç oynandı ama futbolun her şeyiyle yankılandığı, her alanda konuşulduğu topraklarda bizim gibi futbolun peşinde bıkmadan usanmadan koşanların elinde hiç bir bilgi yok. Konuşacak bir şeye, yapılacak farklı yorumlara sahip değiliz. Dünya çapında ses getirmesi gereken, Türk futbol tarihinde bir ilk olan, modern futbolu rafa kaldırıp 1950'lerin, 1960'ların ruhunu yaşatan bu tarihi maçı kamuoyumuzun, Türk basınının ve medya kuruluşlarının işgüzarlığı ve ilgisizliği sayesinde izleyemedik. Elimizde DHA'nın 4-5 dakikalık görüntüleri ve kendi yayın kuruluşlarındaki birbirinin kopyası haberleri, NTV Spor'un bir kaç haberi ve çekimiyle Anadolu'dan Futbol'un yazarı Hüseyin'in yazıları var bilgi olarak. Cuma gecesi Türk futbolu için nasıl tarihi ve unutulmaz bir gece olduysa Türk spor yayıncılığı için de aynı oranda tarihi ve utanç dolu bir gece oldu bizce.

Öncelikle DHA ve NTV'nin hakkını verelim, canlı yayın yapmamış olsalar bile ileride bahsedeceğimiz gibi siyasi yönü olan böyle bir müsabakadan bizi haberdar etmek için verdikleri çaba da önemliydi. Özellikle NTV'nin canlı bağlantıları ve Bağış Erten'in oraya gitmesi tatmin ediciydi. Yenilsen De Yensen De'yi sunarken konsept olarak bu maçı temel almaları da zaten işi önemsediklerini gösteriyor. DHA da elindeki görüntüleri diğer yayın organlarıyla paylaştı, kendine bağlı olan bir kaç gazetede haber yaptı bunu. Çaba harcayanların emeklerine ve çabalarına saygımız sonsuz elbette ancak futbol tarihimizde bir ilki yaşadığımız bu festival gibi olayla ilgili tüm verileri 10 dakikada izleyip-okuyup bitiriyoruz. Bu kadar kısa sürmemeliydi bir tarihe tanıklık etmek.

Şimdi Livorno'nun Türkiye'ye gelişinin belli olmasından sonra aşama aşama yaşanan olaylara ve bir tarihin gözümüzün önünden nasıl kaçıp gittiğine bakalım.

O olaya tam anlamıyla girmeden önce şuna değinelim : İlk paragrafın sonunca "bizce" diye kişisel bir ifade kullanmış olabiliriz ancak bunu açmak gerekir. Düşüncemiz bu olsa da kişisel olarak değil, ülke genelinde de hayati önemi olan bir olaydı bu sonuçta. Türkiye'nin 3. kademe ligi olan TFF 2. Lig takımı Adana Demirspor, Avrupa'nın 3 dev liginden biri olan İtalya Serie A'dan bir takımı Türkiye'ye getiriyor. Bu olay sadece Adana Demirsporlular'ı değil, en büyük rakipleri Adanasporlular'ı ve stada giremeyen tüm Adanalılar'ı, Anadolu'da futbolun peşinden koşan tüm tribün emekçilerini, karşılaşan iki ekibin ortak noktası olan solcuları ve solcuların da siyasi arenada en büyük rakibi olan sağcıları da ilgilendiriyor. Maça ilginin ne kadar fazla olduğunu anlamak için İzmir'den Yalı'nın, İstanbul'dan Çarşı'nın, Ankara'dan Alkaralar'ın ve çeşitli yerlerden bir çok taraftar grubu üyelerinin tribünde yer aldığını hatırlatalım. Futbolu kıyısından köşesinden tutan herkes kendini bir de siyasete adayanlar için zaten bulunmaz bir nimetti bu maç.

Artık yayın konusuna geçebiliriz tamamen. Bu maçın oynanacağı kesinleştiği zaman ilk olarak Adana Demirspor ve NTV Spor arasında ufak bir görüşme oluyor. Anlaşmaya varılamıyor ilk aşamada. Tabii bu 2 yönü var, Adana Demirspor ve NTV olarak ayrı ayrı bakmak gerekiyor. Aslında ikisi de farklı açılardan aynı yola çıkıyor ama açıklamalardaki ufak farklılıklar ilginç tezatlara da sebep oluyor. Öncelikle NTV'ye sorduğumuzda NTV tarafından canlı yayın konusunda bir niyet olduğu, görüşmenin yapıldığı ancak anlaşmanın sağlanamayıp sonuçsuz kaldığı söyleniyor. Bu gelişmelerin ardından Adana Demirspor başkanı aynı zamanda bir Adanasporlu da olan Güntekin Onay'ı arıyor ve bu maçın yayını konusunda bir ricada bulunuyor. Araya başkaları da sokuluyor ancak NTV ikinci aşamada pek de niyetli olmuyor yayın konusunda. Kısacası "bakarız" deniyor ve geçiştiriliyor olay. Detaylı görüşüp de anlaşılamama gibi bir durum yok ortada ama devamında da konuşulan bir şey yok. Öylece askıda kalıyor kulüp ile NTV arasındaki görüşme. Olumlu sonuç alınamamasındaki sebebin mali konular mı yoksa maçın siyasi durumu mu olduğu konusunda bir kanaate varamıyoruz yani. NTV'nin bu maçı kimseye kaptırmayacağını düşünürken yayın konusunda ciddi sayılabilecek bir gelişmenin olmayışı bile düşündürücü. Burada ilginç bir nokta da NTV'nin maçı yayınlamamasına rağmen bu işe en çok özen gösteren kanal olması ve diğer kuruluşların önünde yer alması, garip bir tezat oluşuyor bu açıdan bakınca.

TRT cephesinde ise olaylar başka bir boyut alıyor. NTV cephesindeki gibi basit bir ilgisizlik hikayesi değil olay. İlk başta ücretsiz yayınlayalım diyor TRT. Bu işin en tepesindeki kurum olduklarını söyleyip kulüple ücretsiz yayınlanması için anlaşmak istiyorlar, bir nevi ültimatom yolluyorlar kulübe. Ya parasız yayınlarız ya da yayın yapmayız diye. En azından sembolik bir ücret ödenmesi ve az da olsa bu güzel girişim için destek olunması isteniyor kulüp tarafından, TRT para vermemekte direniyor. Kulüp devreye AKP Adana Milletvekillerinden birini sokmak istiyor. Telefon görüşmesi yapılıyor ve TRT'den yayının yapılıp kulübe makul bir ücret ödenmesi yolundaki istekler iletiliyor. Bilin bakalım bir vekil bu tarihi maç için seçildiği ilin takımına nasıl destek oluyor ?.. Herhangi bir girişimde bulunmayıp kendisini vekil seçen ili böyle mükafatlandırıyor. Devletin elindeki kanala bir milletvekili olarak açıp rica etse ve bu maç TRT3'ten yayınlansa herkes tatmin olurdu. Ancak milletvekili bunu yapmadı, TRT yönetimi de bu güzel girişime finansal olarak destek sağlamayınca canlı yayın konusundaki son umut da uçup gidiyor. Tüm bu olumsuz görüşmelerin ve sonuçsuz çabaların ardından TRT maçın siyasi yönünü sebep gösterip yayınlanmama gerekçesini böyle açıklıyor kulübe. Mali konuların önüne perde çekilip ana sebep buymuş gibi gösteriliyor bir bakıma. Gerçi ana sebep olduysa o daha da vahim ya neyse, siyaset olayına girmeyelim, bizim tek derdimiz futbol. Her fırsatta Anadolu takımlarının gelişmesini savunanların, kendi normal reytinglerini fazlasıyla aşacağı neredeyse garanti olan böyle bir tarihi organizasyonu bedavaya getirme çabalarını da Türk futbolundaki kısır döngünün cevabını arayanlar için verilmiş en güzel cevap olarak addediyoruz.

Kaçırdığımız tarihi fırsatın verdiği üzüntü ve buna bağlı hayal kırıklığının etkisiyle elimizin uzandığı her yere uzanmaya çalıştık bize göre medya ayıbı olan bu olayın detaylarını öğrenebilmek için. Bunca bilgiye ulaştıktan sonra üzerine daha fazla yorum yapmak, işin siyasal boyutlarına karışmak pek bizim işimiz değil. Yukarıdaki olaylar çerçevesinde kaçan fırsat konusunda herkes gibi bizim de düşüncelerimiz var fakat bizim aklımız fikrimiz futbol. Bu yüzden kimseyi yönlendirmeden ulaşabildiğimiz bilgileri sizlerle paylaşmak istedik. Gönül isterdi ki stadın kapasitesi doğrultusunda 15 binle sınırlı kalan bu tarihe tanıklık eden birey sayısı çok daha fazla olsun ama olamadı maalesef. Muhtemelen önümüzdeki sezon bir fırsatımız daha olacak bu şölen için. Bu sefer yer İtalya olacak. Bizim medya kuruluşlarımız akıllanır mı bilmiyoruz ama İtalyan TV kuruluşlarının tutumunu da merakla bekliyoruz. Bu tip olaylara son derece alışık olan ve bir çok takıntıyı aşıp demokratikleşmeyi başarmış olan İtalya'da yayın sıkıntısı olmayacağını düşünüyoruz aslında. Olmadı İtalya yollarına düşebiliriz şu heyecan ve merakla...

TV yayını konusunda canlı yayın olmasa bile izleyiciye maç sunulamaz mıydı diye düşünüyoruz. 90 dakika kaydedilir ve maç sırasındaki tatsız durumlar ve siyasi olaylar kırpılıp 60-70 dakikalık çok geniş bir özet şeklinde yayınlanabilirdi.

TRT'nin Spor Hamleleri: Bundesliga, Türkiye Kupası, ?...

TRT'nin Telekomla beraber yeni yayın ihalesine girmek için hazırlandığı artık bir sır değil, bu resmi ağızlardan da dile getirilir oldu. Dile getirmekle kalmayıp bu yönde adımlar atmaya da başladılar, Bundesliga yayın haklarıyla başlayan süreçte. Hatta buna İspanya Basketbol Ligi ACB'nin yayın haklarını bile katabiliriz. TRT'nin spor konusundaki bu girişimlerinin son halkası ise Türkiye Kupası oldu.

TRT, geçtiğimiz günlerde Türkiye Kupasının yayın hakkı için yıllık 17 milyon 100 bin dolar ödemeyi taahhüt etti. Türkiye Kupasının anlamı diğer alınan ihalelelere göre biraz daha farklı doğal olarak, bu direkt olarak yeni yayın ihalesine yönelik bir hamle. Rakipleri elbette olacak, başta yayın hakkının şimdiki sahibi Digitürk. Şansal Büyüka ve ekibi şimdiden ihale hakkında konuşmaya, "valla kurtarmıyor ağalar" ana fikirli, ihale bedelini makul bir düzeye indirmek için açıklamalar yapmaya başladı. 2001 yılındaki kriz ortamında ihaleyi alıp o günden bu yana devam ettiren, 10 yıldır çok farklı noktalara gelen futbolun gerisinde kalan, ticarethane mantığıyla yönetilen bir platform Digitürk, şu anki şartlarda kazandıklarını kazanamayacaklarını bildiklerinden isyanlarda olmaları kadar doğru bir şey yok.

Yayınları daha kişiye ulaştırma, pazarı büyütme amacı güden bir kurum olmadılar asla, tek bildikleri koparabildikleri kadar para koparabilmek. Aynı pakedi bir kişiye 55 tl'den izletirken diğerine 25 ytl'ye izleten bir kurumun benim gözümde bir saygınlığı yoktur, bu anlamda karşılarına ciddi bir rakip çıkmasına sevindim açıkçası. D-Smart da hazırlanıyor gibiydi ihaleye ama görünen o ki bu bedelleri karşılayacak durumları yok, olmasın da zaten. İki cümle önce eleştirdiğim Digitürk'ü D-Smart'a 10 defa tercih ederim, onu da söylemeden geçmeyeyim.

TRT cephesine dönelim tekrar. Açık söyleyeyim, bir devlet kanalının bu kadar yüksek maliyetli bir ihaleye hangi akla hizmet girdiğini ben anlayabilmiş değilim ancak yukarda bahsettiğim konular varken bu konunun etik yönünü deşmek konusunda pek hevesli değilim doğrusu. Etik midir, doğru mudur, bence değil ama madem giriyorlar, koşullarda bazı iyileştirmeler sağlayabileceklerse hoşgelmişler demek daha makul geliyor bana. Özellikle ligdeki her maçın yayınlanmasını sağlayabilirlerse çok büyük bir adım atmış olacaklar. Benim yeni ihaleden en büyük beklentim kulüplere aktarılacak payı kenarda tutarsak budur.

Şifreli-şifresiz yayın tartışması hala sürüyor ancak benim bu konudan pek umudum yok, şifresiz yayın olacağını pek sanmıyorum açıkçası. Olursa itiraz etmem tabii, o ayrı. Benim bildiğim kadarıyla ihaleye Türk Telekom ile ortak olarak girilecek ve finansman da ordan sağlanacak. Telekom'un sağlayacağı bir servis üzerinden yayın yapılır diye tahmin ediyorum. Yeni bir platform olacağından ilk yılında makul bir ücret olabilir, en iyimser beklentim bu fiyat anlamında. Gelişmeleri takip edeceğiz yıl boyunca, bence ligin kaderini çizecek olayların başında geliyor bu ihale. Bekleyelim, görelim...

'Yalnız Futbol'

'Yalnız Futbol' Galatasaray TV'deki yeni programımızın ismi. Bu programda yalnızca futbolun kendisi konuşulacak, her öğesiyle elbette. Futbol hariç her şeyin konuşulduğu futbol programlarının yanında yalnız kalmış futbolumuza meşrebimizce eşlik etmeye çalışacağız. Dört Galatasaraylı, Galatasaray'ı konuşacak ama futbolun doğrularıyla.

Programın katılımcıları sevgili Melih Şabanoğlu, Eray Sözen, Atahan Altınordu ve bendeniz Uğur Karakullukçu olacak. Haftanın konularını konuşacağımız, Galatasaray'ın o haftaki maçını derinlemesine analiz edeceğimiz, o haftaki ligi ve gelecek haftaki rakibimizi değerlendireceğimiz bir program olacak temel olarak. Elimizde Galatasaray maçlarının geniş bir özeti de olacak, programda kullanacağız, ayrıca maçla ilgili her türlü veri elimizde olacak.

Programın süresi yaklaşık 1 saat 15 dakika, çekimler ise Çarşamba günleri yapılıyor. Program başlangıçta banttan yayınlanacak, o sebeple ilk programın yayın saati hakkında bilgim yok. Muhtemelen yarın akşam olur ilk yayın, öğrendiğimde yazarım. Kendini izleten, farklı ve kaliteli bir program yapmak istiyoruz, sizi de bekleriz Galatasaray TV ekranlarına...

Galatasaray Dergisi & Milliyet Pazar

Bugünü blogun reklamını ayıracağız gibi, görünen o. Az önce Galatasaray dergisinin Ağustos sayısında blogdan bahsedildiğini öğrendim. Yazılan sözler o kadar güzel ki duygulanmamak, gururlanmamak elde değil. Blogun doğum günü için bundan daha güzel bir hediye olamazdı, Mehmet Şenol abimize ve tüm Galatasaray dergisi ekibine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bir arkadaşım scan edip gönderdi sayfayı, yazılanları buraya da aktarayım.

Sevgili arkadaşımız Uğur Karakullukçu'nun Galatasaray ağırlıklı müthiş blogu. Genç yaşına rağmen yazıları ve birbirinden ince analizleriyle genç kuşak Galatasaraylı yazarlar arasında giderek sivrilmeye başladı, haberiniz olsun. Takip etmeden olmaz.Bir diğer medya geri dönüşü ise geçtiğimiz haftasonu yayınlanan Milliyet Pazar'dandı. Bülent Timurlenk'le futbol blogları üzerine yapılan sohbetin yanında 'Blog yazarları ne diyor?' bölümünde bizim de görüşlerimize yer verdiler. Hoş, 5-6 paragraf yazı göndermiştik yazılanlardan çok hit bilgilerimizi geçmişler. Yine de güzel bir şey tabii insanın adını orda görmesi.

Reklamlar bitti, yazılara geri dönelim artık...

RoboCup 2009

Zaman zaman ana haber bültenlerinde çerez niyetine yapılan haberlerde görürüz, filler futbol oynarsa, robotlar yarışıyor vs. diye. Ülkemizde hala 'caponlar yapıyor yahu' sığlığında karşılaşasak da araştırmacılar bu işi oldukça ileriye götürmüşler ve ABD ve Çin'den sonra üçüncüsü Avusturya'da devasa boyutta bir organizasyon düzenlemişler. RoboCup 2009 adı verilen turnuvada çeşitli kategorilerde yaklaşık 407 takım finallerde mücadele etti ve 5 Temmuz'da turnuvanın finalleri yapıldı.Boyutları resimde ufak gibi gözükse de aslında yarım metreden uzun robotlarla oynanılan çok karmaşık bir oyun robot futbolu. 'İnsansı Robot Ligi' adı verilen kategoride bu robotların boyu 1 metreyi aşabiliyor. İnsansı Robot Ligi dışında dört kategori daha var. Simülasyon Ligi, Küçük Boyut için Robot Ligi, Orta Boyut için Robot Ligi ve Standart Boyut için Robot Ligi.

Turnuvaya Türkiye'den de iki ekibin katıldığını okudum, Boğaziçi Üniversitesinden Cerberus, Dokuz Eylül Üniversitesinden Robopub. Takımlar hakkında ise pek detaylı bilgi yok.

Merak edenler için ikinci antreman gününün videosu yukarda, Youtube'da yapacağınız ufak bir aramayla maçlara da göz atma şansınız mevcut. Temposu biraz düşük tabii, Avrupa futboluna aşina gözler yadırgayacaktır ancak 5 yıl içinde kat edilen mesafeyi düşününce takdir etmemek elde değil. Hoş ve takip edilesi bir organizasyon RoboCup, gelecek turnuva hakkında şimdiden araştırmaya başladım bile...

Rijkaard'ın 4-4-3'ü (!)

Rijkaard'ın ilk taktiksel hamlesi belli oldu. Leo Franco kaleci-oyuncu olarak orta sahayı 4'leyen oyuncu olacak, Vatan gazetesine göre. Tamam, yazıları kontrol etmiyorsunuz anladık ama bari ana manşete biriniz baksın...

Yenilsen de Yensen de: Galatasaray, 3. Bölüm

Ekran başında izlemek daha zormuş programı, onu anladım bugün. Bir şeyler söylemek istedim program boyunca, hele o forma konusunda ve Eray'ın sözü bonservis kültürüne getirdiği sırada yerimde duramadım desem yeri. Bir dahaki programda illa ki sözü getireceğim bu konulara ya, neyse.

Programın açılışı Hacettepe maçı sonrası dibe vuran umutlar ve Hasan Şaş'a yapılan saldırıyla başladı elbette. Olayların nasıl çıktığı konusuna üstü kapalı da olsa değindi Atahan ama zaten bilenlerden başka kimse anlamadı muhtemelen zira Bülent Korkmaz konusuyla, takımın oynadığı kötü futbolla kaynadı orası.

Bu program daha çok medya eleştirisine ayrılmıştı, Arda Turan'ın arkadaşının kavgaya karışmasının medyada dillendiriliş biçiminden başlayarak finalde Atahan'ın Hakan Ünsal eleştirisiyle biten bölümde sıkça medyaya dokundurmalar vardı, Eray'ın Guardiola-Bülent eşleştirmesi de yüzümüzde bir tebessüm bırakmadı değil. Atahan'ın finali gerçekten iyiydi, ilerleyen programlarda bu konuya daha çok değineceğinden eminim.

Forma konusunu aslında geçen hafta konuşacaktık, ben baya bir şey hazırlamıştım aslında ama böyle denk geldi, sağlık olsun. Eflatunun gereksiz bir yatırım olduğu konusundaki fikirlerimi şurda belirtmiştim. Parçalı vurgusu yapıldı programda ki bu konu gerçekten önemliydi. Genel olarak programın hatları böyleydi, video elime geçerse blogda yayınlarım yine...

46 Hürriyet 5-2 Blog İdman Yurdu

İlk önce maçtan bağımsız olarak şunu söylemem gerek. Benim adına güzel ve eğlenceli bir gündü, bunu sağlayan Blog İdman Yurdu ekibine ve Dutchman ahalisine öncelikle teşekkür etmeliyim. Nike'ın organizasyonu da iyiydi, tek şikayetimiz hakemdi. :) Ona geleceğiz.

Maça kalede Salih, defansta Uğur-Ömer-Ali, orta sahada Atahan, ileri uçta ise Tuncay dizilişiyle başladık. Rakip takım ise kondisyonu yüksek ve birbirini tanıyan oyunculardan oluşuyorlardı ama futbolun doğrularını uygulayabilen bir ekip değillerdi. Biz de bundan faydalanmasını iyi bildik, özellikle ilk yarı. Kendimizi yarı sahamıza çekip ileri uçta Tuncay abi ve ona arkadan destek veren Atahan'la pozisyon bulmaya çalıştık. Tuncay abinin bireysel becerisiyle iki gol bulduk ve uzun süre maçı önde götürdük. Rakip takımın hakkını verelim, teknik olarak bizden üstün oyunculardı, üstümüze baya geldiler ama defansı aştıklarında da karşılarına Salih çıktı uzun süre, arkamda Casillas varmış gibi hissettim. (Casillas demişken, bir gol yesek daha mı ironik olurdu acaba?) Daha önceki maç yazılarımda yazdığım noktaya geliyoruz. Forvetiniz Drogba, kalecinin Casillas da olsa orta sahanız fizik olarak düşükse yenilgi kaçınılmazdır. :)

Bir de maçın hakemi var tabii. Halı saha seviyesinde bile maç yönetemeyenlerden çıkıp Süper Lig maçı yönetmesini bekliyoruz, diyecek söz yok. Maç içinde bizim futboldan anlamadığımızı iddia etmesini bir kenara koyuyorum, verdiği yanlış kararların haddi hesabı yok. Tuncay abi gole giderken iki kişi tarafından arkadan düşürülüyor, buna bile kırmızı kart çıkaramadı, üstelik ilk yarıdaydı pozisyon. Kendisine maç içinde futboldan anlamıyor dediği adamın ulusal kanalda spor spikerliği yaptığını söylediğimde bana kendisinin de hakem olduğunu söyledi. Bende ne seviyede olduğu belli diyerek hafif bir dokundurma da yaptım maç bitmeden. Yalnız bir yerde hakkını vermek lazım, Atahan'ı ısrarla oyunda tutma çabası takdire şayandı. Ben olsam 3 sarı kart görmüştü maç içinde. :) Duran topta topun önüne geçti, itiraz etti, pozisyon sonrası topa vurdu, sert bir faul yaptı. Blog İdman Yurdu medyasından çekindi herhalde!

İkinci maça eksiklerimizi tamamlayıp skoru da lehimize çevireceğimizi düşünüyorum. Dünden beni üzen tek detay Salih'in sakatlanması oldu. Bugün boynunu çevirmekte zorlanıyormuş, tekrar geçmiş olsun Salih...

Yenilsen de Yensen de Galatasaray: 2. Program Videoları




28 Nisan'da yayınlanan ikinci programın videoları da burda, izlemek isteyenler için...

Yenilsen de Yensen de Galatasaray: 1. Program Videoları




Buyrun arkadaş, biraz geç oldu ama 21 Nisan'da yayınlanan programın videoları. 28 Nisan programını da hazır olduğunda paylaşırız burdan...

Yenilsen de Yensen de: Galatasaray, 2. Bölüm

Programın ikinci bölümüyle dün akşam ekranlara geldi. Malesef çok uğraşmama rağmen aksilikler sonucu yine kaydettiremedim programı. Hafta sonuna doğru programı NTV Spor kayıtlarından alma durumum var, alırsam hemen aktaracağım internet ortamına. Şimdilik yine özet yapmakla yetineceğiz.

Programın bu haftaki 5 konuğu ekrandaki sırayla Ali Murat Hamarat, Caner Eler, ben, Eray Sözen ve Sabri Sofuoğlu'ydu. Programın ağırlıklı konusu Ankaraspor beraberliği ve biten şampiyonluk umutları sonrası Bülent Korkmaz'ın durumu ve bunun üzerinden yapılan Galatasaray analiziydi. Hemen hemen herkes Bülent Korkmaz'dan beklenilenin bu olmadığını, kendi futbol fikrini yerleştirmek için sezon sonunu beklemesi gerektiğini ancak Bülent hocanın takımın yapısıyla oynayarak büyük hata yaptığı konusunda birleşti. Skibbe dönemi spor basınının aksine olumlu yanlarıyla anıldı ve Lincoln'ün yararlı oyunu vurgulandı. Daha sonra emanetçi hoca tartışması başladı ve konu Hiddink'e geldi, ordan tekrar bir Bülent Korkmaz çıkarımı yapıldı. İlk bölümün kapanışı ise bu sıralarda bloglarda da sıkça rastladığımız Bayern kulübesindeki rahibeler fotoğrafıyla yaptık.

İkinci bölüme siz TD olsanız nasıl bir uğur yapmaya çalışırdınız sorusuyla başladı. Ben Galatasaray altyapısı çıkışlı Uğur'ları yani Uğur Uçar'ı, Uğur Demirok'u, Uğur Erdoğan'ı yanımda oturtacağımı söyledim, Banu abla da Uğur Tütüneker'i yardımcı antrenörlüğe getirdi. Ali Murat burda da videolarını yayınladığımız Bolulu imamdan bahsetti, Caner ise efsane medyum kavgasındaki medyumları söyledi. Galatasaray'ın da seyircisiz maçta eski başkanlarını çağırarak böyle bir uğur denediğini ama tutmadığını söyledik ama bir eski başkanın eksik olduğunu da eklemeyi ihmal etmedik.

Teknik direktör konusu gerçekten zevkliydi, Lucescu'dan girdik, Gerets, Hagi derken neredeyse bütün eski Galatasaray hocalarını anmış olduk programda. Son bölüm ise bildiğiniz gibi uzatma bölümü, burda herkes kendi istediği bir konuya değiniyor. Sabri abi PAF maçlarının eskiden lig maçlarından önce oynandığını ve bunun tekrar uygulamaya konulması gerektiğini söyledi. Eray buna en çok Uğur sevinir herhalde deyip soyunma odalarında konuşulanların ertesi gün basına düşmesinden Galatasaray taraftarının memnun olmadığını ve bunu yapanların kulüple ilişkisinin sorgulanması gerektiğini söyledi.

İki fikir de gerçekten harikaydı, sıra bende olsa +1905 der geçerdim herhalde. O sırada Ali Murat Falkirk'lü oyuncuların 4 sene önce kaybettikleri 17 yaşındaki arkadaşlarını Rangers'la oynanan kupa finalinde andıklarını anlattı. Ben de Tugay Kerimoğlu'na yapılan saygısızlıktan ve Tugay'ın Türk basınına siteminden başlayıp Gökhan Öztürk'ün PAF takımda kadro dışı kaldığını söyleyerek kendi bölümümü bitirdim. Finali ise Caner yaptı, Ribery'nin oynadığı klibi tanıtarak programı kapatmış olduk. Klip gerçekten harika bu arada, izlemek isteyenler için üste ekledim.

Yenilsen de Yensen de: Galatasaray, 1. Bölüm

Gerek iletişimsizlikten, gerek programın saatinden dolayı programı kaçıran birçok kişi olmuş ve programın internet ortamından izlenip izlenemeyeceği sorusu geliyor sıkça. Şimdilik internetten tekrarını izleme şansımız yok ama programın kaydını aldığım zaman burda paylaşacağım inşallah. Futbol Blog zamanı programların bir özetini geçiyordum,bir aksilik olmazsa bundan böyle Galatasaray bölümlerinin de özetini geçeceğim.

Programda Banu Yelkovan ve Bağış Erten'le beraber 5 konuk vardı, programı izleyenler için soldan sağa isimleri geçeyim. Taraf gazetesi yazarı Ali Murat Hamarat, Eurosport spikeri Caner Eler, Ekşi sözlükte ich mahlasıyla yazan Emre Atasoy, Mayıslar blogu yazarı Atahan Altınordu ve en sağda ben, yani Uğur Karakullukçu. Eray Sözen ve Sabri Sofuoğlu kurayla dışarda kaldılar bu bölüm, bundan sonra dönüşümlü olarak bazı bölümlerde olmayacağız. Toplamda sezonun bitimine kadar 7 bölüm çekilmesi planlanıyor ve hepimiz 5er programda yer alacağız. Programda konuşulan konular Galatasaray ağırlıklıydı elbette, Galatasaray'ın şu anki durumunu ve bunun sebeplerini irdeledik bir süre, daha sonra yukardaki fotoğrafın ne anlama geldiğini konuştuk. İBB maçı özelinde Semih Kaya'ya geldi konu, Semih deyince benim çenem açıldı biraz tahmin edebileceğiniz gibi. Daha sonra Beylerbeyi'ne kısaca değindik. Daha sonra Galatasaray'da çıkış yapan genç oyunculardan bir 11 oluşturalım dedik ama kriterleri tam belirleyemediğimizden dolayı (zaman, altyapı çıkışlı olup olmaması, mevkii) istediğimiz gibi bir 11 çıkaramadık tam. Bir alttaki yazıda gördüğünüz Tugay Kerimoğlu'nun adının geçmemesi ise bizim adımıza büyük bir eksi oldu bence, canlı yayın heyecanına verelim. Mehmet Topal mı Güven mi derken ortası kaynadı arada.

İkinci kısımda Galatasaray'ın yönetimsel sıkıntılarını dile getirdik, sistemsizlik vurgusu yapıldı genelde. Programa sıkıntının forvette olduğuyla ilgili bir mail geldi, onun üstüne bir süre takım kadrosu üzerinde tartışmalar yürüttük, Ümit Karan'ın bütün sezon neden ligde tek gol atamadığı konuşuldu. Şampiyonluk şansımız sorulduğundaysa genel kanı ilk ikide olacağımız şeklindeydi ama şampiyonluk konusunda benim de dahil olduğum 3 konuk Beşiktaş'ı daha şanslı görürken Atahan ve Emre matematiksel olarak şans bitmedikçe Galatasaray'ın şampiyonluğundan başka bir şey söylemeyeceklerini dile getirdiler. Atahan Hagi'nin ünlü sözüne gönderme yaptı, "Galatasaray'ın olduğu yerde her zaman umut vardır." Hepimizin dileği bu yönde tabii, ona şüphe yok.

Son bölüm uzatma adı altındaki bölümdü, burda herkes program içinde sıra gelmeyen ama bizim söylemek istediklerimizi dile getiriyoruz. Ben bu hafta önemli performanslar sergileyen Özgürcan Özcan ve Erhan Şentürk'ten bahsettim kısaca. Atahan ise Yeni Açık Üst'e kombine isteğinde bulundu. Emre, Ümit Karan'ın bar sahibi olmasının etik olmadığını, Galatasaray'a ve kendisine zarar verdiğini söyledi. Caner, Charles Itandje'nin Hillsbrough anma törenlerinde sırıtmasına karşı Liverpool kulübünün ortaya koyduğu duruşu ve tepkiyi takdir ettiğini, bizim kulüplere örnek olması gerektiği vurgusunu yaptı. Ali Murat kusura bakmasın, gece tekrarı izlerken hafiften uyukluyordum, onun ne dediğini tam hatırlamıyorum. Futbol Blog döneminde de illa bir şeyi unuturdum, bu da nazar boncuğu olsun. Edit: Banu abla hatırlattı sağolsun, Ali Murat da bizim derbiyle diğer derbilerin farkına değinmiş ve onlar da en az bizim kadar stresliyken sadece bizim derbide olay çıkmasını manidar bulduğunu söylemiş...

Yenilsen de Yensen de: Galatasaray

Sürpriz diye fazla kurcalamadık uzun süre ama artık söyleme zamanı geldi. Dün Fenerbahçe bölümüyle ilk defa ekranlara gelen Yenilsen de Yensen de'nin Galatasaray bölümlerinde birçok önemli isimle beraber beni de göreceksiniz. Kadro gerçekten sağlam. Benim dışımda (Uğur Karakullukçu) Ali Sami Yen.net'in tanınan üyelerinden ve blog yazarlarından Atahan Altınordu ve Eray Sözen, Ekşi Sözlük'te hepimizin ich takma adıyla tanıdığı blog müdavimlerinden Emre Atasoy, arvo takma adıyla yazan Ali Murat Hamarat, Eurosport spikeri Caner Eler ve ultras movement blogu yazarı Sabri Sofuoğlu bulunuyor kadroda. Moderatörler ise bildiğiniz gibi Bağış Erten ve Banu Yelkovan. İlk program yarın 18.30'da.

Blogda değinmeye çalıştığımız konuları ekran karşısında dilimiz döndüğünce anlatacağız, bugünkü medya düzeninde dile getirilmeyen konulara değinebilme şansı olarak bakıyorum ben buna. Futbol Blog'dan sonra beni tekrardan heyecanlandıran bir proje oldu Yenilsen de Yensen de, içinde bulunmamdan ziyade güzel olan kısmı bu. Ben umutluyum programdan, sizler de beğenirsiniz umarım...

Halı Saha Ligi & Nike

Bu sıra nereye baksam bu reklamı görür oldum. NTV'de Rıdvan, Sergen, Burcu Esmersoy bir tanıtım hazırlamışlar, sürekli o dönüyor. Ekşi sözlüğü açıyorum, arkaplanda bu kampanya. Nike bu sıra gerçekten aktif ve bu sefer doğru yolu bulmuşlar gibi. Her ne kadar blog bannerında yer bulsa da "Amansız ol!" sloganının istenilen etkiyi yaratmadığı aşikar. Hırsı, daha doğrusu Euro 2008'de bize "Comeback Kings" ünvanını getiren pes etmeme ve gerideyden oyunu istemeyi vurgulamak isterken yanlış çağrışımlarla dolu bir reklam çıkmıştı ortaya. Zaten gereksiz agresiflikte sınır tanımayan oyuncularımız varken yanlış bir tercih oldu Amansız ol ve İspanya mağlubiyetlerinin, hatta Galatasaray-Fenerbahçe meydan muharebesinin de simgesi oldu bir anda.

Şimdi ise Nike'ı bir adım öne çıkaran kampanya olan "Joga Bonito, Güzel oyun" konseptine tekrar geri dönülüyor gibi. "Asla pes etme" hem vurgulanmak istenen hırsı, arzuyu ön plana çıkarıyor, hem de hepimizin ucundan kıyısından bulaşmış olduğu halı sahalara inip insanların oyuna olan sevgisine gönderme yapılıyor. Açıkçası proje de ilgimi çekti, eğer uygun olursam İstanbul'daki bazı maçları izlemeye gidebilirim. Genç oyuncu raporlarında alışılmışın dışında bir paragraf da görebilirsiniz yani...

Galatasaray Muhabirleri

Kadir Çetinçalı, Özgür Buzbaş, Pınar Argun hatta Süleyman Rodop. Medyadaki belli başlı Galatasaray muhabirleri olarak ön plana çıkan isimler bunlar ve basında çıkan Galatasaray haberlerinin altında çoğunlukla bu isimlerin imzaları var. Bir Galatasaraylı medya eleştirisi yapacaksa muhabirleri de bu işin içine katmak zorunda.

Aslında isimlerden daha çok çalıştıkları kurumlar ön plana çıkar yapılan ya da hazırlanan haberin kalitesinde ama öyle ya da böyle işini iyi yapan ve yapmayanı ayırt edebilecek kadar takip ediyoruz bu insanları. Kadir Çetinçalı'yı bir kenara ayırmak lazım hemen, ben kendimi bildim bileli Galatasaray muhabiridir bu adam, o yüzden Galatasaray muhabirleri hakkında iki kelam edeceksek ilk önce ondan başlamamız gerek.

Son bir-iki seneyi saymazsak ciddi anlamda takip ederdim ben Kadir Çetinçalı'yı, şu medyada en çok güvendiğim bir-iki isimden biriydi. Bir fikir oluştururken verdiği transfer haberlerini, takım içi durumla ilgili geçtiği bilgileri referans alıyordum. Bir ara Galatasaray TV'de yayınlanan Sarı-Kırmızı Gündem'de kendini aşmıştı zaten, hiçbir yerde duyamayacağınız birçok şeyi söyleyiveriyordu gazı alınca. Özhan Canaydın Galatasaray başkanıyken (şimdi ne kadar uzak geliyor değil mi, aman uzak olsun) yönetim güdümlü bir kanalda bile dozunda eleştirileri yapmasını biliyordu. Hatta bundan feyz alıp kendisini ASY.net forumlarına davet etmişliğim dahi vardır.

Ne olduysa ondan sonra oldu zaten, yeni yönetim işe başladıktan sonra alışılageldik çizgisinden ciddi olarak sapmaya başladı. Yaptığı haberler asılsız çıkmaya başladı, transfer haberleri Süleyman Rodop tadı verir oldu bir süre sonra. İsmini gördüğüm yerde yine de habere bir göz atarım ama eski güvenim yok Kadir Çetinçalı'ya karşı. Bir muhabirin, bir yazarın asıl referans noktası Galatasaray kulübü olmalıdır, yönetimle ya da futbol takımıyla olan ilişkileri değil. Yanlış ya da asılsız haber olabilir ama benim için en büyük günah kişisel meseleleri Galatasaray'ın önüne koymaktır bir yazar için. Aynı hatayı yapan bir diğer kişi de Gökmen Özdemir'dir mesela, zerre itimadım yoktur söylediklerine.

Şimdilerde haberlerine, verdiği anektodlara güvendiğim bir muhabir var, o da Özgür Buzbaş. Biraz kanalının getirdiği sempati de yok diyemem hani, daha NTV günlerindeyken "Bir spor kanalı açsalar da izlesek" dediğimiz bir kanalın muhabirine biraz torpil geçmemiz pek de sürpriz olmasa gerek. Az önce dediğim gibi, bir muhabirin işini doğru yapabilmesi için önce çalıştığı kurumın bir duruşu olması gerekir, Özgür Buzbaş'ın avantajı da bu olsa gerek. Kadir Çetinçalı kadar eski bir muhabir olmadığı için henüz işin yazarlık kısmını görebilmiş değiliz tabii ama yaptığı haberlerde bence güvenilir bir çizgi tutturmayı başardı. Galatasaray yönetimiyle arasında geçtiğimiz aylarda bir problem yaşanmış olsa da (ki bunun sebebi Meira haberini yönetimin istediğinden erken duyurmasıdır.) hatalı bir duruş sergilemediği düşüncesindeyim. Medyayı adam akıllı takip eden herkes bir haberin dilinden ve zamanlamasından kulübe zarar verme amacı taşıyıp taşımadığını anlayabilir, Özgür Buzbaş'ın böyle bir haberine rastlamadığımı söyleyebilirim.
Yalnız Özgür Buzbaş demişken ilginç bir detayı paylaşmadan geçmeyeyim, şöyle ufak bir araştırma yaptığınızda onun da spor dünyasında yer edinmeden önce çeşitli figürasyon denemeleri olmuş sinemada, en bilineni ise Kabadayı filmi. Ersin Düzen'in de eski bir dizi oyuncusu olduğunu düşünürsek NTV'nin böyle bir eğilimi olduğu hissine kapılıyor insan. (Önemli Not: Sol taraftaki Bilgehan Demir insanını ihmal ediniz, resmi Kale Arkası'ndan aldığımdan eşantiyon olarak geldi.)

Pınar Argun ise benim futbol dünyasında gördüğüm tek bayan Galatasaray muhabiri, gerçi Bahri Havadır'ın da Galatasaray ağırlıklı bir muhabir olduğunu düşünürsek bu görevi tek başına yapmıyor gibi. Bahri Havadır'ın antipatik, çok bilmiş tavrını göz önünde bulundurduğumda Pınar Argun'u görmeyi bin kere tercih ederim tabii ama bu bana Pınar Argun imzalı bir haberi gördüğümde doğruluğu hakkında bir güven telkin etmiyor. İyi bir muhabir olabilir, en azından sunuş olarak tercih ederim kendisini ama açık söylemek gerekirse Lig TV gibi kaşarlanmış bir kurumda size kendi haberinizi yapmanız için sınırsız özgürlük tanıyacaklarını hiç sanmıyorum, sonuçta belirledikleri sınırlar diğer kanallara göre daha da dar olacaktır.

Süleyman Rodop ise çocukluğumun transfer muhabiridir, bir ara her gece yan odadan Star Spora bağlanır, her gece de değişik bir ismi Galatasaray'a getirirdi. Bu "Şu an uçakta, geldi gelecek, inmek üzere, valla!" haberciliğinin yaratıcılarındandır kendisi, Veron haberi dün gibi aklımda hala. Ekran başındakileri ikna etmek için şu semtteki bir özel okula çocukları adına iki kontenjan ayrıldı, efendim şurda şu ev kiralandı diye anektodlar serpiyordu araya, ekran başındakiler de kırılıyordu gülmekten. Böyle adamlar da lazım yahu, en azından sallama işini iyi yapıyordu, gülüp eğleniyorduk biraz...

Hotbird'de Futbol Ekranı: 1 Nisan

Maç ekranını Türkiye-İspanya'yla kısıtlamak istemeyen arkadaşlar için Hotbird'de şifre girmeden maç yayını yapan kanallar ve maç saatleri aşağıda;

1 Nisan 2009 Çarşamba:
16.30 Sırbistan U21-Romanya U21 RTS Sat
17.15 Bahreyn-Katar Abu Dhabi Sports
20.00 Gürcistan-Karadağ 1TV/Georgian TV*
20.30 Liechtenstein-Rusya ORT Europe
21.00 Türkiye-İspanya ATV/ATV Avrupa*
21.45 Galler-Almanya ARD Das Erste
22.00 İngiltere-Ukrayna NTV Spor*

* Türksat uydusu üzerinden yayın yapan kanallar
Related Posts with Thumbnails