Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Salih Uçan & Fenerbahçe | Bi' Abdülkadir Olmasın!
Eurosport'taki Yetenek Avcısı köşesine Salih Uçan'ın genel bir profilini çizmiş, iyi bir merkez oyuncusu olduğunu ve top tekniğiyle gelişime çok açık, özel bir futbolcu olma yolunda ilerlediğini yazmıştım. Rubin Kazan, Beşiktaş derken transferini Fenerbahçe bitirdi, borsa bildiriminin ardından da Salih transferi twitter hesabından doğruladı.
Fenerbahçe biraz şartların da zorlamasıyla çok doğru ve agresif bir yerli transferi politikası oluşturdu ve olası bir ceza halinde yola yerlilerle devam etme olasılığına karşı kadrosunu kısa ve orta vadede güçlendirecek oyunculara yatırım yapmaya başladı. Soner Aydoğdu transferi bitime yaklaşmışken, aynı bölgeye ondan üç yaş genç olan Salih Uçan'ı da almak bu yatırımın bir göstergesi. Fakat işe Salih açısından bakarsak bu onun için bir şans olduğu kadar da risk.
Bir genç oyuncu için oynaması en zor mevkii takımın merkezi olan oyun kurucu pozisyonu ve Fenerbahçe'de bu alanda ülkenin en iyilerinden birisi olan Emre Belözoğlu var. Salih ise Bucaspor'da düzenli oynayan ve hızlı gelişimini de yeteneği kadar bulduğu oynama fırsatına borçlu bir oyuncu. Yeteneğinin rafine edilmesi, üst düzeyde fark yaratan bir oyuncu haline gelmesi için 1-2 yıl Süper Lig tecrübesine ihtiyacı var. Fenerbahçe ona bu fırsatı tanıyamayacak kadar yarışmacı olabilir ama onun buna ihtiyacı olduğunu görecek kadar vizyoner olması zorunlu. En yakın örnek 91 jenerasyonunun oyun kurucusu Abdülkadir Kayalı'nın düştüğü durum.
Abdülkadir de en az Salih kadar potansiyelli, yetenekli ve önü açık bir isimdi ancak gelişimi açısından en kritik dönem olan 17-21 yaş aralığını üst düzey futbolda geçirmedi. Şimdilerde bir toparlanma sürecinde olsa da belki de hiçbir zaman beklentileri karşılayamayacak. Her oyuncuyu ayrı değerlendirme taraftarıyım her zaman ama 17-21 yaş arası düzenli futbol oynamak bir kriter ve Salih buna iyi bir başlangıç yapmışken kesintiye uğramamalı. Belki Fenerbahçe onu Bucaspor'da bir sene daha kiralık olarak bırakabilir, hem iki takım hem de Salih bu açıdan kazançlı çıkar. Salih de "Bi' Abdülkadir Kayalı" olmaz. Eurosport'taki yazıda deidğimiz gibi Salih artık bir A2 takımı oyuncusu değil ve oynaması şart. Onun yaşıtlarına göre yarattığı en büyük fark da bu.
Salih'e dair merak edilen sorularla ilgili kısa notlar
*Salih bir defansif orta saha ya da forvet arkası oyuncusu değil. Orta sahanın merkezinde oynuyor ve daha çok topla rahat hareket edebilme ve dripling becerisiyle öne çıkıyor. Yetenek-performans kriterinden bağımsız olarak bölge açısından Selçuk İnan doğru bir örnek.
*Milli takımda değer verilen, özel isimlerden biri ve artık U-19 milli takımı düzeyinde forma giyiyor. Son olarak Elit Tur'da (U-19 Avrupa Şampiyonası'na yükselme play-offları) Yunanistan'a karşı forma giydi ancak ilk maçta 3-0 mağlup olduğumuzdan şampiyonaya kalma şansımız mucizelere kaldı. Orada daha rahat izleme şansı bulabilirdik.
*Fenerbahçe'nin transfer ettiği bir başka önemli yetenek olan Recep Niyaz'la bölgesi çakışıyor denemez, Recep daha önde oynayan bir oyuncu. Onun hızı ve topla yakınlığı Türkiye'deki benzerlerinin en iyisi olsa da Salih fiziken ve zihnen üst düzeye daha hazır bir oyuncu. İki ismi transfer etmek de çok başarılı bir
operasyon. Bir başka orta saha oyuncusu Gökay İravul'a göre hem yetenek, hem hazır olma açısından ise önde. Fenerbahçe, Gökay'ı komple kaybetmek istemiyorsa onun da kiralık gitme zamanı geldi, geçiyor.
Eurosport'taki Salih Uçan yazısı için: "Son İzmirli: Salih Uçan"
Fenerbahçe’nin ŞL Yolu: Forza Chelsea!
Serinin ilk filmi ilgi görünce ikincisini de çekerler, çok soranı da varken Fenerbahçe’nin durumuna dair de bir şeyler yazmam gerek bloga. Elbette Fenerbahçe’nin geçen sene yaşananlar sebebiyle durumu şüpheli ama pi’yi 3 alıp yapılan hesaplar da bir o kadar enteresan…
Fenerbahçe geçen sene Avrupa’ya katılamadığı, bir önceki sezon ise daha Ağustos ayında Galatasaray’la el ele Avrupa’ya veda ettiği için epey sağlam bir mirasın büyük bir bölümünü yedi. Galatasaray’la birlikte ilk 30’u zorlar duruma gelmişken şu anda sadece 41,615 puana sahipler. Son 6-7 yıllık dönemde Avrupa’da en istikrarlı takım görünümündeki olan Fenerbahçe’nin kaotik ortamdan çıktığı zaman tekrar bu Avrupa geleneğini kazanması gerekecek, öncelikle bu.
Türkiye’de ikinci olan takım ‘Şampiyon olmayanlar elemesi’ adı verilen ve sıralamada ilk 15’te yer alan ülkelerin son temsilcilerinin katıldığı, sonuçta ise 5 takımın gruplara kalabildiği bir elemede mücadele ediyor. İki turlu eleme öylesine zorlu ki buradan zaferle çıkan bir takımın gruplarda kalma ihtimali epey düşük. Fakat bu seneye dair Fenerbahçe’nin çok önemli bir şansı var, o da büyük ülkelerin Avrupa geleneği olan neredeyse hiçbir temsilcisi ŞL elemesine katılmıyor. İspanya’dan ve Almanya’dan çaylak Malaga ile Gladbach gelirken, Lille, Udinese gibi ekipler de Fenerbahçe’den puan olarak aşağıda. Bu da Fenerbahçe’yi olması gerekenden yukarı taşıdı ve seribaşı sınırına dayandırdı. Bu noktada ise bambaşka hesaplar devreye giriyor. Fenerbahçe’nin seribaşı olup olmayacağını anlaması büyük ölçüde dört gün içinde belli olacak.
1-) Chelsea’nin şampiyonluğu
Şimdi Chelsea’nin şampiyonluğunun Fenerbahçe’yle ne alakası var diyebilirsiniz, biraz uzun ama şöyle: Eğer Chelsea şampiyon olursa ligde 6.olmasına karşın ‘titleholder’ unvanıyla Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılma hakkı elde ediyor. Liverpool’un 2005’te beklenmedik şekilde bunu başarmasının ardından UEFA’nın düzenlediği statüye göre ise İngiltere dördüncüsü yani Tottenham ŞL biletini çöpe atıp Avrupa Ligi’ne gitmek zorunda. İşlerin karıştığı nokta ise Fenerbahçe’yi doğrudan ilgilendiren ‘Şampiyon olmayanlar elemesi’ne İngiltere’den herhangi bir takımın katılmayacak oluşu. Yani 4 takım da direkt olarak gruplara katılıyor, Arsenal de dahil kimse eleme oynamıyor.
Normalde ülke sıralamasında ilk 5 ülkenin temsilcileri doğrudan play-off turuna doğrudan katılıyordu. Diğer 5 takım ise birbirini eliyor, en son 10 takım eşleşerek gruplara kalan son takımı belirliyordu.
Bu durumda 14 takımlı yeni eleme şu şekilde düzenleniyor: Portekiz ve Rusya temsilcileri, yani Braga ile Spartak Moskova ilk turu oynamadan doğrudan play-off turuna kalıyor. Böylece 5 yerine 6 ekip play-off turunda kendine yer buluyor. Fenerbahçe’nin de dahil olduğu geriye kalan 8 ekip kendi arasında eleme oynuyor ve play-off turuna 4 takım kalıyor. 6+4 takım play-off turunu oluşturuyor ve buradan gelecek 5 takım Şampiyonlar Ligi’ne katılıyor.
2-) Panathinaikos’un ŞL’ye kalamaması
Bu aynı zamanda Galatasaray’ı da doğrudan ilgilendiren bir durum. Bugün 5.maçları oynanan ve 20 Mayıs’ta sona erecek Yunanistan ŞL play-off grubu sonunda PAO ilk sırada yer alamazsa diğer üç takımdan herhangi birinin elemeye katılması dahi Fenerbahçe’ye ihtiyaç duyduğu bir üst sıraya yükselme şansını sağlayacak ve Fenerbahçe iki eleme turunda da seribaşı olma şansını yakalayacak.
3-) Braga, Dinamo Kiev, PAO ya da Spartak Moskova’nın ilk turda elenmesi
Kura çekimi geçen yıldan bu yana ayrı ayrı yapıldığından* Fenerbahçe’nin puanından yüksek dört ekipten herhangi birinin elenmesi de Fenerbahçe’yi elemelerde seribaşı yapacak. Ayrıca bu ekiplerden birinin elenmesi Fenerbahçe ile Galatasaray’ın üçüncü torba hesaplarına yarıyor. (*Bilgi Mücahit Sarnık'tan)
Fenerbahçe gruplara kalırsa hangi torbada?
Öte yandan Fenerbahçe’nin üçüncü torba durumu da Galatasaray’a benzer şekilde sınırda ve puanı Fenerbahçe’den yüksek iki takımın elenmesi 3.torbaya girmesi adına yetiyor. Eğer bu gerçekleşmezse elemeleri başarıyla geçmesi halinde Fenerbahçe 4.torbadan kura çekimine katılacak.
Elenmesinin Fenerbahçe’ye yaradığı takımlar şunlar: Panathinaikos, Braga, Dinamo Kiev, Spartak Moskova, Basel, (Chelsea’nin durumuna göre elemelere kalan)Tottenham veya Anderlecht.
Kısaca (!) durum bu... Bayern Münih’in kupa 1’i kazanmasını isteyen Fenerbahçeliler bir daha düşünsünler derim.
Fenerbahçe geçen sene Avrupa’ya katılamadığı, bir önceki sezon ise daha Ağustos ayında Galatasaray’la el ele Avrupa’ya veda ettiği için epey sağlam bir mirasın büyük bir bölümünü yedi. Galatasaray’la birlikte ilk 30’u zorlar duruma gelmişken şu anda sadece 41,615 puana sahipler. Son 6-7 yıllık dönemde Avrupa’da en istikrarlı takım görünümündeki olan Fenerbahçe’nin kaotik ortamdan çıktığı zaman tekrar bu Avrupa geleneğini kazanması gerekecek, öncelikle bu.
Türkiye’de ikinci olan takım ‘Şampiyon olmayanlar elemesi’ adı verilen ve sıralamada ilk 15’te yer alan ülkelerin son temsilcilerinin katıldığı, sonuçta ise 5 takımın gruplara kalabildiği bir elemede mücadele ediyor. İki turlu eleme öylesine zorlu ki buradan zaferle çıkan bir takımın gruplarda kalma ihtimali epey düşük. Fakat bu seneye dair Fenerbahçe’nin çok önemli bir şansı var, o da büyük ülkelerin Avrupa geleneği olan neredeyse hiçbir temsilcisi ŞL elemesine katılmıyor. İspanya’dan ve Almanya’dan çaylak Malaga ile Gladbach gelirken, Lille, Udinese gibi ekipler de Fenerbahçe’den puan olarak aşağıda. Bu da Fenerbahçe’yi olması gerekenden yukarı taşıdı ve seribaşı sınırına dayandırdı. Bu noktada ise bambaşka hesaplar devreye giriyor. Fenerbahçe’nin seribaşı olup olmayacağını anlaması büyük ölçüde dört gün içinde belli olacak.1-) Chelsea’nin şampiyonluğu
Şimdi Chelsea’nin şampiyonluğunun Fenerbahçe’yle ne alakası var diyebilirsiniz, biraz uzun ama şöyle: Eğer Chelsea şampiyon olursa ligde 6.olmasına karşın ‘titleholder’ unvanıyla Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılma hakkı elde ediyor. Liverpool’un 2005’te beklenmedik şekilde bunu başarmasının ardından UEFA’nın düzenlediği statüye göre ise İngiltere dördüncüsü yani Tottenham ŞL biletini çöpe atıp Avrupa Ligi’ne gitmek zorunda. İşlerin karıştığı nokta ise Fenerbahçe’yi doğrudan ilgilendiren ‘Şampiyon olmayanlar elemesi’ne İngiltere’den herhangi bir takımın katılmayacak oluşu. Yani 4 takım da direkt olarak gruplara katılıyor, Arsenal de dahil kimse eleme oynamıyor.
Normalde ülke sıralamasında ilk 5 ülkenin temsilcileri doğrudan play-off turuna doğrudan katılıyordu. Diğer 5 takım ise birbirini eliyor, en son 10 takım eşleşerek gruplara kalan son takımı belirliyordu.
Bu durumda 14 takımlı yeni eleme şu şekilde düzenleniyor: Portekiz ve Rusya temsilcileri, yani Braga ile Spartak Moskova ilk turu oynamadan doğrudan play-off turuna kalıyor. Böylece 5 yerine 6 ekip play-off turunda kendine yer buluyor. Fenerbahçe’nin de dahil olduğu geriye kalan 8 ekip kendi arasında eleme oynuyor ve play-off turuna 4 takım kalıyor. 6+4 takım play-off turunu oluşturuyor ve buradan gelecek 5 takım Şampiyonlar Ligi’ne katılıyor.
2-) Panathinaikos’un ŞL’ye kalamaması
Bu aynı zamanda Galatasaray’ı da doğrudan ilgilendiren bir durum. Bugün 5.maçları oynanan ve 20 Mayıs’ta sona erecek Yunanistan ŞL play-off grubu sonunda PAO ilk sırada yer alamazsa diğer üç takımdan herhangi birinin elemeye katılması dahi Fenerbahçe’ye ihtiyaç duyduğu bir üst sıraya yükselme şansını sağlayacak ve Fenerbahçe iki eleme turunda da seribaşı olma şansını yakalayacak.
3-) Braga, Dinamo Kiev, PAO ya da Spartak Moskova’nın ilk turda elenmesi
Kura çekimi geçen yıldan bu yana ayrı ayrı yapıldığından* Fenerbahçe’nin puanından yüksek dört ekipten herhangi birinin elenmesi de Fenerbahçe’yi elemelerde seribaşı yapacak. Ayrıca bu ekiplerden birinin elenmesi Fenerbahçe ile Galatasaray’ın üçüncü torba hesaplarına yarıyor. (*Bilgi Mücahit Sarnık'tan)
Fenerbahçe gruplara kalırsa hangi torbada?
Öte yandan Fenerbahçe’nin üçüncü torba durumu da Galatasaray’a benzer şekilde sınırda ve puanı Fenerbahçe’den yüksek iki takımın elenmesi 3.torbaya girmesi adına yetiyor. Eğer bu gerçekleşmezse elemeleri başarıyla geçmesi halinde Fenerbahçe 4.torbadan kura çekimine katılacak.
Elenmesinin Fenerbahçe’ye yaradığı takımlar şunlar: Panathinaikos, Braga, Dinamo Kiev, Spartak Moskova, Basel, (Chelsea’nin durumuna göre elemelere kalan)Tottenham veya Anderlecht.
Kısaca (!) durum bu... Bayern Münih’in kupa 1’i kazanmasını isteyen Fenerbahçeliler bir daha düşünsünler derim.
Galatasaray 1-2 Fenerbahçe || Yurdumun Klasiği
Açıkçası tribünde tanık olduğum en unutulmaz maçtı diyebilirim, aynı zamanda en garip olanı da... Ortaya koyan oyun bana hâlâ şampiyonluğun Galatasaray'a yakın olduğunu söylese de Fenerbahçe'nin şu ortamda, şu maçı kazanabilmesini açıkçası beklemiyordum, muazzam iş yaptılar.Maça dair Eurosport.com Türkiye'ye yaptığım değerlendirme şurada.
Daha geniş olanını ise Salı günü Hayatım Futbol'da okuyabilirsiniz.
Kadıköy Laneti 2.0
Kadıköy’ün Galatasaray için nasıl lanetli bir yer olduğunu zaten herkes biliyordu ama toplamda eksik bildiğimiz bir şeyler daha varmış.
Şaka bir yana, Alex ve Sow’un sezonun en güzel beş golün ikisini attığı ortamda toparlanmak hiç mi hiç kolay değildi. Fenerbahçe’nin özellikle ilk 5 dakikanın ardından gollerin de katkısıyla ortaya koyduğu 15 dakikalık dominasyonda Alex’in topla rahat bir şekilde buluşabilmesinin büyük bir payı var. Maçın kalan 70 dakikalık bölümünde bir daha hiç o kadar aktif olamadı ama o zaten Melo’nun Selçuk’la aynı çizgide yakalanıp Alex farkını göz ardı ettiği zaman topu doksana yolladığında bunu değerlendirmişti bile. Bunun sebebi de aslında Selçuk ve Melo’nun bir “ikili” oluşu ve 442 aslında. Fatih hoca bu defonun farkında ve son kullanma tarihi geldiğinde bunu değiştireceğini düşünüyorum ama bunu şimdilik kenara ayıralım.
Galatasaray topun hakimiyetini 20’lerde almaya başlamasıyla ısındı ve topu dikine oynama konusunda çok daha cüretkar ve başarılı denemeler Selçuk İnan’ın önderliğinde yapılmaya başlandı. Selçuk’un Necati’ye aniden indirdiği, onun da Elmander’i gördüğü birinci golün öncesi ve sonrasında bunlardan yığınla örnek gördük ki Galatasaray’ın bu sezon en fazla derin top kullandığı maçlardan biri bu olabilir. Hem ligde iki arkası ve yüzü dönük oynayabilen iki forvetle oynayan başka bir takım olmayışı, hem de bu oyunculara Selçuk’un iyi servisler yapması Fenerbahçe’yi daha önce hiç karşılaşmadığı bir oyuna mahkum etti ki bunu sadece geriye kapanma refleksi ya da Aykut Kocaman’ın zaafı olarak tanımlamak doğru değil aslında.
Birçok önemli fırsatı harcasa da Emre Çolak ve Engin Baytar’ın orta saha bütünlüğüne katkı vermesi, ayrıca Eboue’nin savunmada hiçbir aksaklık yaratmadan bir orta saha oyuncusuymuşçasına ortaya koyduğu hücum performansı derslikti. Golü Hakan Balta atmış olabilir ama maçın en iyi iki-üç oyuncusundan biri bence diğer bek Eboue’ydi. Hakan Balta’nın da harika iş çıkarması, zamanı geldiğinde boş bırakılmasını affetmemesi oyunun Galatasaray adına genişlemesini sağladı ve Kadıköy yakın tarihinde görülmemiş bir oyunu ortaya çıkardı. Daha fazlasının olmasına, 6-0’ın, 4-3’ün yanına yazılacak bir maç sonuna birkaç santimetre karar verdi. Kadıköy laneti Galatasaray adına Fenerbahçe’nin kolay gol bulması değilmiş demek ki. Bunun görülmesi de bir o kadar önemli.
Son olarak elbette orası Kadıköy, orada olan herkesin ortak paydası Fenerbahçe ve Galatasaray takımından nefret edilmek dahi anlaşılabilir ama gol attığı için kendi kendine sevinen adama madde yağdırmanın, korner attırmamanın kime ne faydası var, ne ispatlanıyor, bunu anlamakta güçlük çekiyorum açıkçası. Arena, Kadıköy fark etmez, herkesin maç sonu Fatih Terim’in yaptığı konuşmayı dinleyip üzerine biraz düşünmesi şart…
- Fenerbahçe’nin ilk pozisyonunun gol olması: tamam.
- Fenerbahçe’nin sezonda kaleyi bulacak topta gol atması: tamam.
- Galatasaray’da en beklenmedik yabancı oyuncunun sezonun en kötü maçını çıkarması: tamam.
Şaka bir yana, Alex ve Sow’un sezonun en güzel beş golün ikisini attığı ortamda toparlanmak hiç mi hiç kolay değildi. Fenerbahçe’nin özellikle ilk 5 dakikanın ardından gollerin de katkısıyla ortaya koyduğu 15 dakikalık dominasyonda Alex’in topla rahat bir şekilde buluşabilmesinin büyük bir payı var. Maçın kalan 70 dakikalık bölümünde bir daha hiç o kadar aktif olamadı ama o zaten Melo’nun Selçuk’la aynı çizgide yakalanıp Alex farkını göz ardı ettiği zaman topu doksana yolladığında bunu değerlendirmişti bile. Bunun sebebi de aslında Selçuk ve Melo’nun bir “ikili” oluşu ve 442 aslında. Fatih hoca bu defonun farkında ve son kullanma tarihi geldiğinde bunu değiştireceğini düşünüyorum ama bunu şimdilik kenara ayıralım.
Galatasaray topun hakimiyetini 20’lerde almaya başlamasıyla ısındı ve topu dikine oynama konusunda çok daha cüretkar ve başarılı denemeler Selçuk İnan’ın önderliğinde yapılmaya başlandı. Selçuk’un Necati’ye aniden indirdiği, onun da Elmander’i gördüğü birinci golün öncesi ve sonrasında bunlardan yığınla örnek gördük ki Galatasaray’ın bu sezon en fazla derin top kullandığı maçlardan biri bu olabilir. Hem ligde iki arkası ve yüzü dönük oynayabilen iki forvetle oynayan başka bir takım olmayışı, hem de bu oyunculara Selçuk’un iyi servisler yapması Fenerbahçe’yi daha önce hiç karşılaşmadığı bir oyuna mahkum etti ki bunu sadece geriye kapanma refleksi ya da Aykut Kocaman’ın zaafı olarak tanımlamak doğru değil aslında.
Birçok önemli fırsatı harcasa da Emre Çolak ve Engin Baytar’ın orta saha bütünlüğüne katkı vermesi, ayrıca Eboue’nin savunmada hiçbir aksaklık yaratmadan bir orta saha oyuncusuymuşçasına ortaya koyduğu hücum performansı derslikti. Golü Hakan Balta atmış olabilir ama maçın en iyi iki-üç oyuncusundan biri bence diğer bek Eboue’ydi. Hakan Balta’nın da harika iş çıkarması, zamanı geldiğinde boş bırakılmasını affetmemesi oyunun Galatasaray adına genişlemesini sağladı ve Kadıköy yakın tarihinde görülmemiş bir oyunu ortaya çıkardı. Daha fazlasının olmasına, 6-0’ın, 4-3’ün yanına yazılacak bir maç sonuna birkaç santimetre karar verdi. Kadıköy laneti Galatasaray adına Fenerbahçe’nin kolay gol bulması değilmiş demek ki. Bunun görülmesi de bir o kadar önemli.
Son olarak elbette orası Kadıköy, orada olan herkesin ortak paydası Fenerbahçe ve Galatasaray takımından nefret edilmek dahi anlaşılabilir ama gol attığı için kendi kendine sevinen adama madde yağdırmanın, korner attırmamanın kime ne faydası var, ne ispatlanıyor, bunu anlamakta güçlük çekiyorum açıkçası. Arena, Kadıköy fark etmez, herkesin maç sonu Fatih Terim’in yaptığı konuşmayı dinleyip üzerine biraz düşünmesi şart…
Çubuklu ve Parçalı
Derbiye iki saate yakın bir zaman var, ben de derbiyi bloga yazamasam da Hayatım Futbol ve Eurosport Türkiye'ye değerlendirdim.
Galatasaray'ın 6 Kasım 2002'den bu yana nerede yanlış yaptığını ve bugün ne yapması gerektiğine dair:
"Ya herro ya merro ya da..." / Hayatım Futbol Sayı 24
İki takımın kazanmak için neler yapması gerektiğine dair fikirlerim/görüşlerim için:
"Kadıköy'de kazanma yolları": Eurosport.com Türkiye
Ayrıca Di Massimo Talento asıllı Hayatım Futbol editörü İlker Yılmaz, maçı Fenerbahçe cephesinden değerlendirirken, Eurosport ekibi de derbiye dair geniş bir dosya hazırladı. Seçin beğenin alın...
Foto: trtspor.com.tr
Galatasaray'ın 6 Kasım 2002'den bu yana nerede yanlış yaptığını ve bugün ne yapması gerektiğine dair:
"Ya herro ya merro ya da..." / Hayatım Futbol Sayı 24
İki takımın kazanmak için neler yapması gerektiğine dair fikirlerim/görüşlerim için:
"Kadıköy'de kazanma yolları": Eurosport.com Türkiye
Ayrıca Di Massimo Talento asıllı Hayatım Futbol editörü İlker Yılmaz, maçı Fenerbahçe cephesinden değerlendirirken, Eurosport ekibi de derbiye dair geniş bir dosya hazırladı. Seçin beğenin alın...
Foto: trtspor.com.tr
Avrupa'nın En İyi 6.Brezilyalısı: Alex de Souza
Brezilya futbolu üzerine en iyi İngilizce kaynaklardan birisi olan SambaFoot, üç ayrı oylama yolu izleyerek Avrupa'da oynayan en iyi Brezilyalı oyuncuları seçti. Brezilya formasını giymiş eski yıldızların, uzmanların ve takipçilerin ayrı ayrı oylayarak belirlediği Samba Gold Trophy'nin sahibi ise %16,33 ile Thiago Silva oldu. Taffarel, siteye yaptığı yorumda "O dünyanın en iyi stoperlerinden biri. Teknik, güçlü ve pozisyon sezgisi çok yüksek ve bu onu en iyilerden birisi yapıyor" demiş.
Oylamanın bizi ilgilendiren tarafı ise Fenerbahçe kaptanı Alex de Souza'nın da oyların %4,97'sini alarak Daniel Alves, Hulk, Marcelo ve Hernanes'in ardından en iyi altıncı oyuncu seçilmesi. Türkiye kariyerinin en başarılı sezonunu geçirip tam 27 gol atan Alex'in başarısının yurt içiyle sınırlı kalmamış olması adına şaşırtıcı geldi. Arkasında bıraktığı isimler de PSG'li Nene, Milanlı Robinho ve Pato üstelik... Listenin tamamı aşağıda. Taffarel ve Zico'nun da aralarında bulunduğu jürinin kime oy verdiğini görmek için ise buradan.
Thiago Silva - Milan 16,33%
Daniel Alves - Barcelona 15,56%
Hulk - FC Porto 14,41%
Marcelo - Real Madrid 6,49%
Hernanes - Lazio 6,39%
Alex - Fenerbahce 4,97%
Lucas Leiva - Liverpool 4,94%
Nenê - Paris SG 4,82%
Robinho - Milan 3,95%
Pato - Milan 3,58%
Julio César - Inter 2,13%
Lucio - Inter 1,53%
Fernandinho - Shakhtar 1,53%
Ramires - Chelsea 1,39%
David Luiz - Chelsea 1,28%
Fábio - Manchester United 1,14%
Luis Gustavo - Bayern Munich 1,12%
Cleiton Xavier - Metalurg 0,99%
Luisão - Benfica 0,93%
Bruno César - Benfica 0,88%
Rafinha - Bayern Munich 0,87%
Vágner Love - CSKA Moscow 0,81%
Willian - Shakhtar 0,80%
Diego Alves - Valencia 0,78%
Maicon - Inter 0,52%
Michel Bastos - Lyon 0,40%
Sandro - Tottenham 0,38%
Kléber - FC Porto 0,37%
Nilmar - Villarreal 0,35%
Júlio Baptista - Málaga 0,35%
Oylamanın bizi ilgilendiren tarafı ise Fenerbahçe kaptanı Alex de Souza'nın da oyların %4,97'sini alarak Daniel Alves, Hulk, Marcelo ve Hernanes'in ardından en iyi altıncı oyuncu seçilmesi. Türkiye kariyerinin en başarılı sezonunu geçirip tam 27 gol atan Alex'in başarısının yurt içiyle sınırlı kalmamış olması adına şaşırtıcı geldi. Arkasında bıraktığı isimler de PSG'li Nene, Milanlı Robinho ve Pato üstelik... Listenin tamamı aşağıda. Taffarel ve Zico'nun da aralarında bulunduğu jürinin kime oy verdiğini görmek için ise buradan.Thiago Silva - Milan 16,33%
Daniel Alves - Barcelona 15,56%
Hulk - FC Porto 14,41%
Marcelo - Real Madrid 6,49%
Hernanes - Lazio 6,39%
Alex - Fenerbahce 4,97%
Lucas Leiva - Liverpool 4,94%
Nenê - Paris SG 4,82%
Robinho - Milan 3,95%
Pato - Milan 3,58%
Julio César - Inter 2,13%
Lucio - Inter 1,53%
Fernandinho - Shakhtar 1,53%
Ramires - Chelsea 1,39%
David Luiz - Chelsea 1,28%
Fábio - Manchester United 1,14%
Luis Gustavo - Bayern Munich 1,12%
Cleiton Xavier - Metalurg 0,99%
Luisão - Benfica 0,93%
Bruno César - Benfica 0,88%
Rafinha - Bayern Munich 0,87%
Vágner Love - CSKA Moscow 0,81%
Willian - Shakhtar 0,80%
Diego Alves - Valencia 0,78%
Maicon - Inter 0,52%
Michel Bastos - Lyon 0,40%
Sandro - Tottenham 0,38%
Kléber - FC Porto 0,37%
Nilmar - Villarreal 0,35%
Júlio Baptista - Málaga 0,35%
Ligin Kaderini Değiştiren Devre Arası Transferleri
Kervanını yolda düzen bir milletin sporda da işi baştan sıkı tutmayıp ikinci fırsatlara tutunması sürpriz değil, özellikle küme düşme hattındaki ekipler için belki de transfer yeni başlıyor! Futbola giren paranın katlandığı son yıllarda artan hamle şansı daha iyi oyuncuların devre arasında getirilmesini sağladı ve bu oyuncuların bazıları ligin kaderini değiştirdi. Play-off sisteminin de etkisiyle daha büyük önem kazanan ara transfer dönemi öncesi yakın tarihin en başarılı transferlerini birlikte listeleyelim, sizin fikirlerinizi de ayrıca yorum bölümüne alalım.
1- Marcio Nobre (Fenerbahçe): Yakın tarihin açık ara en etkili devre arası transfer Marcio Nobre... Fenerbahçe onu 500 bin avro bedelle Cruzerio'dan kiraladığında beklentileri takımı kurtarması değildi ama Nobre gelir gelmez ligin tozunu attı ve ertelemeli Rizespor maçı da dahil olmak üzere 18 maça çıkıp rakip filelere tam 12 gol attı. 70 güne sığdırdığı bu 12 gol Fenerbahçe tarihinin en dominant üç sezonunu müjdeledi, o ayrıldığından bu yana da gelen şöhretli forvetler bir türlü onun kadar verimli olamadı.
2- Fabian Ernst (Beşiktaş): Devre arası joker hakkını bir sezon önce Filip Holosko ile kullanıp aradığını bulamayan Beşiktaş, Mustafa Denizli'nin isteğiyle bir orta saha transferi yapmak için Almanya'ya gitti ve o dönem düşüşteki piyasasının üstünde bir bedel ödeyip 3 milyon avro bonservis ve yıllık 2 milyon avroluk sözleşmeyle Schalke 04'ten Fabian Ernst'i kadrosuna kattı. Fakat o hamle 2003'teki 100.yıl şampiyonluğunun ardından kazanılan tek şampiyonluğun da kapısını aralayacaktı. Ernst'in enerjisi, pozisyon bilgisi ve hücuma verdiği destekle belki de son yılların en iyi baskı takımını oluşturan Denizli, bir kez daha şampiyon bir takımın hocasıydı.
3- Emre Güngör (Galatasaray): 2008'in ocak ayında savunmanın vazgeçilmezi Rigobert Song'un Afrika Kupası'na gidecek olması sebebiyle kısa vadeli bir takviye düşünen Galatasaray, tam o sırada Ankaragücü ile sorunlar yaşayıp takımdan ayrılmak istediğini açıklayan 23 yaşındaki Emre Güngör için sarı-lacivertlilere oldukça cüzi bir teklif götürdü ve o teklif sezon sonu gelen şampiyonlukta büyük pay sahibi oldu. Sadece ve sadece 400 bin TL'ye alınan Emre, Servet Çetin'le o kadar iyi bir ikili oluşturdu ki kupadan dönen Song kulübede oturmak zorunda kaldı. Maliyet/performans oranında gelmiş geçmiş en iyi devre arası transferi Emre Güngör olabilir.
4- Burak Yılmaz (Trabzonspor): Bugünden bakıldığında şaka gibi gelse de sadece 2 yıl önce Gökhan Ünal'ın Fenerbahçe'ye transferi esnasında bozuk para misali Trabzon'un yolunu tutan Burak, doğru rolde değerlendirildi ve Türkiye'nin en iyi yerli oyuncusuna dönüştü. Değerlendirilen zaman dilimi geniş tutulursa Burak zirveye bile oynayabilir lakin geldiği sezon Trabzonspor'a kattıkları bu ölçüde değildi ve Şenol Güneş ligde sadece bir sonraki yıla damga vuracak ekibi hazırlamak için çalışıyordu. Burak için lige damga vuracak ortam hazır değildi. Yine de alınan Türkiye Kupası ve Kadıköy'deki 34.hafta karşılaşmasında eski takımı Fenerbahçe'ye attığı gol Trabzon açısından olmasa da ligin kaderine sağlam bir çomak da soktu.
5- Franck Ribery (Galatasaray): Bugün Avrupa futbolunun en iyi hücumcularından biri olduğunu herkese kabul ettirmiş olan Franck Ribery, Türk futbol tarihinin en başarılı devre arası transferi olabilir. Ne var ki gösterdiği performansla ağızları açık, kendisiyle aynı gün Türkiye'ye ayak basan Nicolas Anelka gibi bir adamı bile gölgede bırakan Ribery'nin Galatasaray kariyeri 80 puanla şampiyon olan Fenerbahçe'nin 4 puan arkasında kalınıp Devler Ligi bileti bile alınamayan o sezonla sınırlı kalacaktı. Kanepede sızmışken babamın gelip "Kalk Uğur, Ribery gitmiş" dediği günü bana hediye edenlere sevgilerimi hâlâ ara ara iletirim. Bir yandan da Galatasaray yönetimleri tarihinin özeti gibidir Franck Ribery...

Adı anılması gerekenler
Nicolas Anelka (Fenerbahçe):
Ali Lukunku (Galatasaray)
Adrian Ilie (Galatasaray)
Yusuf Şimşek (Beşiktaş)
Rüştü Reçber (Fenerbahçe)
Gökhan Emreciksin (Ankaragücü)
Antonio De Nigris (Ankaraspor)
1- Marcio Nobre (Fenerbahçe): Yakın tarihin açık ara en etkili devre arası transfer Marcio Nobre... Fenerbahçe onu 500 bin avro bedelle Cruzerio'dan kiraladığında beklentileri takımı kurtarması değildi ama Nobre gelir gelmez ligin tozunu attı ve ertelemeli Rizespor maçı da dahil olmak üzere 18 maça çıkıp rakip filelere tam 12 gol attı. 70 güne sığdırdığı bu 12 gol Fenerbahçe tarihinin en dominant üç sezonunu müjdeledi, o ayrıldığından bu yana da gelen şöhretli forvetler bir türlü onun kadar verimli olamadı.
2- Fabian Ernst (Beşiktaş): Devre arası joker hakkını bir sezon önce Filip Holosko ile kullanıp aradığını bulamayan Beşiktaş, Mustafa Denizli'nin isteğiyle bir orta saha transferi yapmak için Almanya'ya gitti ve o dönem düşüşteki piyasasının üstünde bir bedel ödeyip 3 milyon avro bonservis ve yıllık 2 milyon avroluk sözleşmeyle Schalke 04'ten Fabian Ernst'i kadrosuna kattı. Fakat o hamle 2003'teki 100.yıl şampiyonluğunun ardından kazanılan tek şampiyonluğun da kapısını aralayacaktı. Ernst'in enerjisi, pozisyon bilgisi ve hücuma verdiği destekle belki de son yılların en iyi baskı takımını oluşturan Denizli, bir kez daha şampiyon bir takımın hocasıydı.
3- Emre Güngör (Galatasaray): 2008'in ocak ayında savunmanın vazgeçilmezi Rigobert Song'un Afrika Kupası'na gidecek olması sebebiyle kısa vadeli bir takviye düşünen Galatasaray, tam o sırada Ankaragücü ile sorunlar yaşayıp takımdan ayrılmak istediğini açıklayan 23 yaşındaki Emre Güngör için sarı-lacivertlilere oldukça cüzi bir teklif götürdü ve o teklif sezon sonu gelen şampiyonlukta büyük pay sahibi oldu. Sadece ve sadece 400 bin TL'ye alınan Emre, Servet Çetin'le o kadar iyi bir ikili oluşturdu ki kupadan dönen Song kulübede oturmak zorunda kaldı. Maliyet/performans oranında gelmiş geçmiş en iyi devre arası transferi Emre Güngör olabilir.4- Burak Yılmaz (Trabzonspor): Bugünden bakıldığında şaka gibi gelse de sadece 2 yıl önce Gökhan Ünal'ın Fenerbahçe'ye transferi esnasında bozuk para misali Trabzon'un yolunu tutan Burak, doğru rolde değerlendirildi ve Türkiye'nin en iyi yerli oyuncusuna dönüştü. Değerlendirilen zaman dilimi geniş tutulursa Burak zirveye bile oynayabilir lakin geldiği sezon Trabzonspor'a kattıkları bu ölçüde değildi ve Şenol Güneş ligde sadece bir sonraki yıla damga vuracak ekibi hazırlamak için çalışıyordu. Burak için lige damga vuracak ortam hazır değildi. Yine de alınan Türkiye Kupası ve Kadıköy'deki 34.hafta karşılaşmasında eski takımı Fenerbahçe'ye attığı gol Trabzon açısından olmasa da ligin kaderine sağlam bir çomak da soktu.
5- Franck Ribery (Galatasaray): Bugün Avrupa futbolunun en iyi hücumcularından biri olduğunu herkese kabul ettirmiş olan Franck Ribery, Türk futbol tarihinin en başarılı devre arası transferi olabilir. Ne var ki gösterdiği performansla ağızları açık, kendisiyle aynı gün Türkiye'ye ayak basan Nicolas Anelka gibi bir adamı bile gölgede bırakan Ribery'nin Galatasaray kariyeri 80 puanla şampiyon olan Fenerbahçe'nin 4 puan arkasında kalınıp Devler Ligi bileti bile alınamayan o sezonla sınırlı kalacaktı. Kanepede sızmışken babamın gelip "Kalk Uğur, Ribery gitmiş" dediği günü bana hediye edenlere sevgilerimi hâlâ ara ara iletirim. Bir yandan da Galatasaray yönetimleri tarihinin özeti gibidir Franck Ribery...
Adı anılması gerekenler
Nicolas Anelka (Fenerbahçe):
Ali Lukunku (Galatasaray)
Adrian Ilie (Galatasaray)
Yusuf Şimşek (Beşiktaş)
Rüştü Reçber (Fenerbahçe)
Gökhan Emreciksin (Ankaragücü)
Antonio De Nigris (Ankaraspor)
Ve İlk Vodcast || Alper Potuk, Özgür Çek & Fenerbahçe
Şimdilik iki sıkıntımız var, birisi isim, diğeri intro. Intro üzerine çalışmalarımız devam ediyor ama isim için de sizlere danışmaya karar verdik. Bizim aklımıza yatan en güzel ismi öneren arkadaşımıza Simon Kuper'in Futbolun Şifreleri kitabını hediye edeceğiz. Ayrıntılar vodcastlerde.
Sırasıyla Fenerbahçe'nin Alper Potuk ve Özgür Çek transferleri, Galatasaray'ın transfer stratejisi, Trabzonspor'un Olcan Adın ve Torric Jebrin hamleleri ile Beşiktaş'ın tasararruf tedbirleri ilk hafta başlıklarımız. Camiamıza hayırlı olsun.
Alper Potuk Neden 5 Milyon Avro?
Günün 5 milyon avro değerindeki sorusu: Yerli oyuncuya bu kadar büyük bonservis bedelleri ödenmeli mi? Daha spesifik olmak gerekirse Alper Potuk bu kadar eder mi? Bu elbette paranın ödendiği oyuncuya göre değişir. Kayserispor'daki performansı düşüşte olan Mehmet Topuz'a 9 milyon avro, Trabzonspor Gökhan Ünal'a 5 milyon avro öderken bunların cep yakan transferler olduğu konusunda herkes hemfikirdi ama peki ya Alper için? Ben bu soruya evet diyemiyorum çünkü amiyane göndermeyle "bir transfer asla sadece bir transfer değildir", koşulları da göz önünde bulundurmak gereklidir. Alper Potuk için 5 milyon avro elbette ucuz değil ama çok pahalı demenin de yanlış olduğunu düşünüyorum. Neden?
1-Mevkii
Alper Potuk her şeyden önce bir takım için en önemli bölge olan orta sahanın ortasında oynuyor ve iki sene içinde ortaya koyduğu istikrarlı performans ve yetenekleri gösterdi ki 20 yaşındaki Alper, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan sınıfına geçebilecek en önemli yerli orta saha oyuncusu adayı. Bu adamlar fark yaratan oyunculardır, o bölgeyi kaliteli bir yerliyle doldurabilmek zirveye oynayan bir kadro inşaasında temel taşlardan birini yerleştirebilmek demek. Top sürme becerisi olan, dinamik, ayağı düzgün, defansif açıdan da sağlam durabilen bir oyuncu Alper. Bu açıdan bu düzeyde bir fiyat çekilmesi normal.

2-Gelişime açıklığı
Burası birçok kişi için göreceli bir kavram ama Alper, üzerine koyabileceğini gösteren, sahada yapabildikleriyle zaman ve maç tecrübesinin katkısıyla daha ileri gidebileceğini gösteren bir oyuncu. Şu an "bir Emre ya da Selçuk değil" diyebiliriz ama onların hemen arkasına rahatlıkla yazarız. Fenerbahçe'de ne şekilde kullanılacağı, oynatılıp oynatılmayacağı gibi faktörler de göz önünde olacaktır ama bugün görülmese de milli takım düzeyinde bir orta sahaya dönüşme yolunda olduğunu kimse yadsıyamaz.
3-Konjonktür
Bir başka önemli nokta da bu. Bir oyuncunun etiketi sadece kalitesiyle belirlenmez, günün koşulları da en az onun kadar önemlidir. Bir palto almaya mayıs ayında gitmekle kasım ayında gitmek arasında büyük farklar vardır. Yaz transfer dönemi ile ocak ayında bu kalibrede bir transfere girişmek arasında da bu tip bir fark var. Herkesin planlama yaptığı, Eskişehir'in de yerine bir başka oyuncu koyabileceği yaz döneminde olsa belki bu fiyat bir nebze daha düşük olabilirdi ama devre arasında bu adam isteniyorsa bu fiyat ödenir. Galatasaray'ın geçen yıl Yekta Kurtuluş'a 3 milyon 750 bin avro, Bogdan Stancu'ya 5 milyon avro ödemesinin sebebi de bu. Kışın karpuz yemenin bir bedeli var.
Alper Fenerbahçe için ne anlam ifade ediyor?
Her şeyin ötesinde belki de ilk olarak buraya bakmak gerek. Fenerbahçe için Alper ne anlam ifade ediyor ki bu para gözden çıkarılıyor. Madde madde sıralarsak;
1- Fenerbahçe'nin gelecek sezon ne konumda olacağı belli değil, Bank Asya 1.Lig'de de yer alma ihtimali varken kaliteyi koruyabilmenin tek yolu her şartta Fenerbahçe'de kalıp oynayacak yerli oyunculara yaslanmak. Fenerbahçe planını Lugano'ya, Santos'a, Niang'a ya da Cristian'a göre yapamaz. Plan Serdar Kesimal'ın, Alper Potuk'un, Caner Erkin'in Bank Asya'da da düzenli oynayıp Süper Lig'e dönüldüğünde hazır bir iskeletin korunabileceği düşünülerek yapılır. Fenerbahçe'nin 3 Temmuz sonrası bütün parayı yerli oyunculara dökmesinin en temel sebebi bu. Sanılanın aksine ligde kalınacağının garantisinin alınması değil, tam tersi alınamaması sebebiyle bu böyle bana göre.
2- Emre Belözoğlu... Aykut Kocaman'la yaşadığı son sürtüşme onun da gelecek sezon planları içinde olmadığını işaret ediyor olabilir. Zaten Atletico, Benfica gibi takımların da onu devre arasında alabileceği yazıldı, çizildi. Alper Potuk transferi de bu söylentilerle beraber okunursa daha büyük anlam kazanıyor. Eğer 32'sini doldurma yolunda ilerleyen Emre'den de ortalama bir bonservis bedeli çıkarılırsa Bank Asya tehlikeli Fenerbahçe'nin Alper-Emre değişimini yapmasının makul durduğunu söyleyebiliriz.
Sonuç olarak; Alper Potuk ucuz bir transfer olmamakla birlikte mantıklıdır ve bir plan dahilinde gerçekleştirilmiş bir hamle gibi durmaktadır. Oyunculuğu tartışılabilir ama Süper Lig'de ve ümit milli takımda canlı olarak izlediğim orta sahadaki çocuk yatırım yapılmaya değer. Kestirip atmamakta, önce izlemekte fayda var.
1-Mevkii
Alper Potuk her şeyden önce bir takım için en önemli bölge olan orta sahanın ortasında oynuyor ve iki sene içinde ortaya koyduğu istikrarlı performans ve yetenekleri gösterdi ki 20 yaşındaki Alper, Emre Belözoğlu ve Selçuk İnan sınıfına geçebilecek en önemli yerli orta saha oyuncusu adayı. Bu adamlar fark yaratan oyunculardır, o bölgeyi kaliteli bir yerliyle doldurabilmek zirveye oynayan bir kadro inşaasında temel taşlardan birini yerleştirebilmek demek. Top sürme becerisi olan, dinamik, ayağı düzgün, defansif açıdan da sağlam durabilen bir oyuncu Alper. Bu açıdan bu düzeyde bir fiyat çekilmesi normal.

2-Gelişime açıklığı
Burası birçok kişi için göreceli bir kavram ama Alper, üzerine koyabileceğini gösteren, sahada yapabildikleriyle zaman ve maç tecrübesinin katkısıyla daha ileri gidebileceğini gösteren bir oyuncu. Şu an "bir Emre ya da Selçuk değil" diyebiliriz ama onların hemen arkasına rahatlıkla yazarız. Fenerbahçe'de ne şekilde kullanılacağı, oynatılıp oynatılmayacağı gibi faktörler de göz önünde olacaktır ama bugün görülmese de milli takım düzeyinde bir orta sahaya dönüşme yolunda olduğunu kimse yadsıyamaz.
3-Konjonktür
Bir başka önemli nokta da bu. Bir oyuncunun etiketi sadece kalitesiyle belirlenmez, günün koşulları da en az onun kadar önemlidir. Bir palto almaya mayıs ayında gitmekle kasım ayında gitmek arasında büyük farklar vardır. Yaz transfer dönemi ile ocak ayında bu kalibrede bir transfere girişmek arasında da bu tip bir fark var. Herkesin planlama yaptığı, Eskişehir'in de yerine bir başka oyuncu koyabileceği yaz döneminde olsa belki bu fiyat bir nebze daha düşük olabilirdi ama devre arasında bu adam isteniyorsa bu fiyat ödenir. Galatasaray'ın geçen yıl Yekta Kurtuluş'a 3 milyon 750 bin avro, Bogdan Stancu'ya 5 milyon avro ödemesinin sebebi de bu. Kışın karpuz yemenin bir bedeli var.
Alper Fenerbahçe için ne anlam ifade ediyor?
Her şeyin ötesinde belki de ilk olarak buraya bakmak gerek. Fenerbahçe için Alper ne anlam ifade ediyor ki bu para gözden çıkarılıyor. Madde madde sıralarsak;
1- Fenerbahçe'nin gelecek sezon ne konumda olacağı belli değil, Bank Asya 1.Lig'de de yer alma ihtimali varken kaliteyi koruyabilmenin tek yolu her şartta Fenerbahçe'de kalıp oynayacak yerli oyunculara yaslanmak. Fenerbahçe planını Lugano'ya, Santos'a, Niang'a ya da Cristian'a göre yapamaz. Plan Serdar Kesimal'ın, Alper Potuk'un, Caner Erkin'in Bank Asya'da da düzenli oynayıp Süper Lig'e dönüldüğünde hazır bir iskeletin korunabileceği düşünülerek yapılır. Fenerbahçe'nin 3 Temmuz sonrası bütün parayı yerli oyunculara dökmesinin en temel sebebi bu. Sanılanın aksine ligde kalınacağının garantisinin alınması değil, tam tersi alınamaması sebebiyle bu böyle bana göre.
2- Emre Belözoğlu... Aykut Kocaman'la yaşadığı son sürtüşme onun da gelecek sezon planları içinde olmadığını işaret ediyor olabilir. Zaten Atletico, Benfica gibi takımların da onu devre arasında alabileceği yazıldı, çizildi. Alper Potuk transferi de bu söylentilerle beraber okunursa daha büyük anlam kazanıyor. Eğer 32'sini doldurma yolunda ilerleyen Emre'den de ortalama bir bonservis bedeli çıkarılırsa Bank Asya tehlikeli Fenerbahçe'nin Alper-Emre değişimini yapmasının makul durduğunu söyleyebiliriz.
Sonuç olarak; Alper Potuk ucuz bir transfer olmamakla birlikte mantıklıdır ve bir plan dahilinde gerçekleştirilmiş bir hamle gibi durmaktadır. Oyunculuğu tartışılabilir ama Süper Lig'de ve ümit milli takımda canlı olarak izlediğim orta sahadaki çocuk yatırım yapılmaya değer. Kestirip atmamakta, önce izlemekte fayda var.
Fenerbahçe 1-0 Karabükspor || 10x > 11y
Kadıköy'de oynanan hemen her maçın enteresan bir hikayesi oldu bu sezon fakat bu herhalde en absürtleriydi. Teoride maçın seyrini Fenerbahçe aleyhine değiştirebilecek en uç ihtimallerden biri belki de takımın lideri Alex'in maç başında göreceği bir kırmızı kart olurdu. Öte yandan öyle bir maç oynandı ki birlikte oynama alışkanlığının, bireysel kalitenin saha içinde bir birey fazla bulundurmaya net şekilde baskın geldiği görüldü. 10 Fenerbahçeli, 11 Karabüklü'yü yok etti. Peki bunun sebepleri neler?
![]() |
| Fenerbahçe kaptanı Alex, sekizinci Süper Lig sezonunda ikinci kez (doğrudan) kırmızı kart gördü. |
Zaten iyi bir sezon geçirmeyen Yücel İldiz'in öğrencileri, reaktif durumdan proaktif duruma, yani topa sahip olma zorunluluğuyla başa çıkmakta çok zorlandı. Zorlandı hafif kalır, resmen çuvalladı. Topa bir bomba muamelesi yapıp karakola götürmedikleri kalmamıştı ki kazanılan topu Mehmet Topuz aracılığıyla Bienvenu'nun koşu yoluna atan Fenerbahçe, bu afallamayı fena cezalandırdı. Bu golden sadece birkaç dakika önce Gökhan Gönül'ü sağ çizgiye kadar indirmiş, Kamerunlu yanlış vuruş tercihi sebebiyle boş kaleyi bulamamıştı. 16.dakikadan ilk yarının son düdüğüne kadar bu saçmalama hali de devam etti.
![]() |
| Bienvenu, Semih'in formsuzluğunda takımına önemli katkı sağlamayı sürdürüyor. |
İkinci yarı kısmen değişen ise biraz Karabük'ün futbol aklından yoksun haliydi. Top tekniği nispeten daha iyi bir Bilal Kısa ile etkisiz kalan Ali Kuçik'in yerine giren Ahmet Cebe en azından topu Fenerbahçe yarı sahasında tutulmasına yardımcı oldu ki bunda doğal olarak ekonomik oynayamayan sarı-lacivertli orta sahanın defansa gittikçe yaklaşmasının da payı vardı. Emre düştükçe yarı sahadan çıkmak bireysel çabalara kaldı ve takım yoruldukça Karabük'ün beceriksiz pas denemeleri dahi bir şekilde dönüp dolaşıp yeni bir deplasman akınını başlattı. İldiz'in takımı sadece Shelton'ın ilk adım çabukluğuyla 63'te maçın kendileri adına en net pozisyonunu buldu ama Jamaikalının son vuruşunun kalitesi biraz da takımın kalitesini özetler gibiydi. Cılız akınlar Volkan'ın kucağında eridi, gitti.
Maçın Dikkat Çekenleri
![]() |
| Caner, takımı adına ön plana çıkan oyunculardan biriydi. |
Anthony Seric (Karabük): Yetersiz orta saha, yetersiz hücum hattı ve yetersiz kanatlar arasında rolünün en fazla dışına çıkan ve katkı veren Karabüklü bir dönemin Beşiktaşlısı Seric oldu. İleri çıkıp zor pozisyonlarda soldan üç tane etkili orta yaptı, ne yaptığı konusunda hiçbir fikri olmayan arkadaşlarının oyununa derinlik kattı. Bugün rahat uyuyacağı kesin.
Alex de Souza (Fenerbahçe): Dünya çapında bir oyun zekası olduğu aşikâr ve genelde birebir mücadelelerde savunma tarafında yer almayışının, daha çok koşuyla pas açısı daraltarak savunma yapmasının bir sebebi var. Alex'in en zayıf yönü bu ikili mücadeleler ve yersiz fauller yapabiliyor, kartlık hareketlerde bulunabiliyor. Şahsen pozisyonu biraz gri olarak görsem de Brezilyalı yıldızın böyle bir yanı da mevcut. Kazanılan galibiyete en çok sevinenlerdendir şüphesiz ama yokluğu en az iki maç boyunca hissedilecek.
Luton Shelton (Karabük): Öyle bir adamın halefi olarak geldi ki doğal olarak insan birkaç spekteküler hareket ve gol yollarında üstün bir beceri görmek istiyor lakin Karabük yönetimi aradığını pek bulmuş gözükmüyor. Tamam, Shelton'ın da belli bir düzeyde atletizmi var ama onu Emenike'yle aynı cümlede kullanmak bile futbola bir noktada saygısızlık. İki sezon sonra bu topraklarda adının çoktan unutulmuş olması kuvvetle muhtemel.
Son top: Galatasaray CC'nin Hikayesi
Basketbol izlemeyi, takip etmeyi severim ama hiçbir zaman iyi bir salon seyircisi olmamışımdır. Salonda, statta yer almak büyük ölçüde aidiyet işi. Hayatınızdan bir zaman yaratmanız gerek. Bu sene Oktay Mahmudi'nin Galatasaray Cafe Crown'ı beni o salona getirdiyse ve belki de uzun süredir Ali Sami Yen'de dahi harcamadığım enerjiyi onlar için sarfetmemi sağladıysa bireysel olarak teşekkür etmem gerekiyor her şeyden önce...
Bu takım sezon başında Avrupa kupalarında dahi yer almayacağı göz önüne alınarak kurulmuş bir takımdı ancak net olarak Türkiye'nin en iyisi olan Fenerbahçe'nin karşısına finalde dikilmeyi başardı. Yetmedi, birisi Sinan Erdem'de olmak üzere iki de maç kazandı. Neresinden bakarsak bakalım, başlı başına bir başarı hikayesi bu ve gelecek yıl farklı oyuncular yer alsa da, almasa da bu ekip Galatasaraylıların ve basketbolseverlerin unutmayacağı, tebessümle anacağı bir takım olarak anılacaklar. Son iki maçta Fenerbahçe'ye evinde kaybederken dahi kendilerini alkışlatan, bizlere İngiliz futbolsever hissiyatını yaşatan bu ekibin, "son topa kadar" zaferi kovalayanların hikayesi artık unutulmaz. Ermal Kuqo'dan Jerry Johnson'a, Luka Andric'ten Preston Shumpert'a kadar... Kadro kalitesi ve gücüyle şampiyonluğu hak eden ve alan Fenerbahçe'yi de tebrik ederim kendi adıma.
Bütçesi artmış, hedefini Eurolig olarak belirlemiş bir Galatasaray'ı takip etmek büyük keyif verecek. Fenerbahçe'nin yeni salona geçişiyle rekabet dozunun harlanacağı bir basketbol ortamı olacak gelecek sezon BBL'de. Salonda yaşanan olayları bir kenara bırakarak güzel bir salon rekabeti yaşandı. Galatasaray adına da Abdi İpekçi'de yeni bir aidiyet doğdu bu sene. Spor kulübü olgusunun altını daha güçlü bir şekilde doldurmak dileğiyle...
Bu takım sezon başında Avrupa kupalarında dahi yer almayacağı göz önüne alınarak kurulmuş bir takımdı ancak net olarak Türkiye'nin en iyisi olan Fenerbahçe'nin karşısına finalde dikilmeyi başardı. Yetmedi, birisi Sinan Erdem'de olmak üzere iki de maç kazandı. Neresinden bakarsak bakalım, başlı başına bir başarı hikayesi bu ve gelecek yıl farklı oyuncular yer alsa da, almasa da bu ekip Galatasaraylıların ve basketbolseverlerin unutmayacağı, tebessümle anacağı bir takım olarak anılacaklar. Son iki maçta Fenerbahçe'ye evinde kaybederken dahi kendilerini alkışlatan, bizlere İngiliz futbolsever hissiyatını yaşatan bu ekibin, "son topa kadar" zaferi kovalayanların hikayesi artık unutulmaz. Ermal Kuqo'dan Jerry Johnson'a, Luka Andric'ten Preston Shumpert'a kadar... Kadro kalitesi ve gücüyle şampiyonluğu hak eden ve alan Fenerbahçe'yi de tebrik ederim kendi adıma.
Bütçesi artmış, hedefini Eurolig olarak belirlemiş bir Galatasaray'ı takip etmek büyük keyif verecek. Fenerbahçe'nin yeni salona geçişiyle rekabet dozunun harlanacağı bir basketbol ortamı olacak gelecek sezon BBL'de. Salonda yaşanan olayları bir kenara bırakarak güzel bir salon rekabeti yaşandı. Galatasaray adına da Abdi İpekçi'de yeni bir aidiyet doğdu bu sene. Spor kulübü olgusunun altını daha güçlü bir şekilde doldurmak dileğiyle...
Gönül'lerin Şampiyonluğu
İlk devre sona erdiğinde Fenerbahçe'nin ortaya koyduğu performans Galatasaray ve Beşiktaş'tan halliceydi. Daha oturaklı ve iş yapabilecek bir kadroları vardı elbette ama kazanan takım değillerdi, olacak gibi de gözükmüyorlardı. Bu kararlılığı ortaya koyabilmeleri bence önemli ve takdiri hak ediyor. Deplasmanda kazanamayan, iç saha galibiyetlerine bel bağlamış bir halden ikinci devrede tek beraberlik firesiyle tam 49 puan çıkardılar. Bu duruşu sergileyen adamların başında Alex de Souza gelebilir ancak bir yıldızı yukarıya çeken adamlar yanındaki arkadaşlarıdır ve Gökhan Gönül'ün, Emre Belözoğlu'nun, son dönemde Miroslav Stoch'un verdiği katkı burada çok çok mühim.
Şampiyonluğun görünen mihenk taşı belki Gaziantepspor maçı, orada kaybedilecek bir puan haftalar kala farkın dörde çıkmasını sağlayacaktı ve iş bitecekti ama Fenerbahçe bugün şamipyonsa bence bunu Türk Telekom Arena ve İnönü Stadı'nda aldığı altı puana borçlu. İki maçın hikayesi de gözümün önünde... Birer kez daha oynansa sanmıyorum ki Fenerbahçe iki maçı da kazansın ancak Telekom Arena'da topu alıp Alex'e içeri gir işareti yapan Gökhan Gönül ve Ferrari'nin desteğiyle İnönü'yü ikinci yarıda teslim alan kaptan bence en kritik virajı almalarını sağlayan isimlerdi.
Aykut Kocaman sezon başında fikirlerini sahaya yansıtmak istedi ama pratikte geçerliliği olmayanlarını ayıkladı, planını yeniden kurguladı ve doğru parçaları doğru sisteme yerleştirdi. 33 yaşındaki Alex de Souza, Zico'nun pas makinesinden sonra bu kez daha bitirici bir rolde şampiyonluğa yürüdü. Hakem hataları, açıklamalar, o, şu, bu... Elbette sinir bozan ve işin tadını kaçıran hatalar vardır ama dünyanın her yerinde güçlü futbol takımları mağdur edilmek istenmez, çekinilir. Galatasaray'ın bu sezon birçok hataya gıkını çıkaramıyor olması da aynı durum. Belki 'gönüllerin şampiyonu' olamayabilirler ama Gönül'lerin şampiyonluğa yürüyüşüne saygıyla bakmak gerek...
Şampiyonluğun görünen mihenk taşı belki Gaziantepspor maçı, orada kaybedilecek bir puan haftalar kala farkın dörde çıkmasını sağlayacaktı ve iş bitecekti ama Fenerbahçe bugün şamipyonsa bence bunu Türk Telekom Arena ve İnönü Stadı'nda aldığı altı puana borçlu. İki maçın hikayesi de gözümün önünde... Birer kez daha oynansa sanmıyorum ki Fenerbahçe iki maçı da kazansın ancak Telekom Arena'da topu alıp Alex'e içeri gir işareti yapan Gökhan Gönül ve Ferrari'nin desteğiyle İnönü'yü ikinci yarıda teslim alan kaptan bence en kritik virajı almalarını sağlayan isimlerdi.
Aykut Kocaman sezon başında fikirlerini sahaya yansıtmak istedi ama pratikte geçerliliği olmayanlarını ayıkladı, planını yeniden kurguladı ve doğru parçaları doğru sisteme yerleştirdi. 33 yaşındaki Alex de Souza, Zico'nun pas makinesinden sonra bu kez daha bitirici bir rolde şampiyonluğa yürüdü. Hakem hataları, açıklamalar, o, şu, bu... Elbette sinir bozan ve işin tadını kaçıran hatalar vardır ama dünyanın her yerinde güçlü futbol takımları mağdur edilmek istenmez, çekinilir. Galatasaray'ın bu sezon birçok hataya gıkını çıkaramıyor olması da aynı durum. Belki 'gönüllerin şampiyonu' olamayabilirler ama Gönül'lerin şampiyonluğa yürüyüşüne saygıyla bakmak gerek...
Fenerbahçeli İbrahim Serdar Aydın Röportajı
Daha sonra iki gol atarak uzatmaya götürüp takımına kazandırdığı Nike Premier Cup'ın kura çekiminde Fenerbahçe U-15 kaptanı İbrahim Serdar Aydın'la keyifli bir röportaj gerçekleştirdik. Önce İbrahim Serdar'a, sonra da kura çekiminin ev sahibi Nike'a teşekkür ederim. Buyrun...
Uğur Karakullukçu: Fenerbahçe'ye ilk ne zaman adımını attın?
İbrahim Serdar Aydın: Ben Fenerbahçe'ye altı sene önce geldim, 10 yaşındaydım. Fenerbahçe Futbol Okulu'na gidiyordum. Bu okulda bir turnuva düzenlendi. Altyapıdan da hocalar vardı, Hollandalı Lensen dönemiydi. Beni beğenmişler, seçmelerde de beğenilince kendimden bir yaş büyük olan 1994 doğumlular grubuna katıldım. O sene 1996 takımı daha kurulmamıştı.
Türkiye'de futbol eğitimi 12-13 yaşlarında başlıyor genelde, erken başlamışsın. Şimdi kendi jenerasyonundasın sanırım?
Evet, erken yaşta çalışmalara başladığım için teknik gelişimim de daha rahat oldu. Sahada da daha rahat ediyorum şimdi. Şimdi 96'lılarla oynuyorum tabii.
BİRÇOK POZİSYONDA OYNATILIYORUM
Hangi mevkiide daha iyi görüyorsun kendini, hangi pozisyonlarda oynayabiliyorsun?
İlk başladığımda santrfor oynuyordum. Daha sonra hocalarım beni sağ beke kaydırdı. Sağ bekten stopere geçtim, sonra tekrar sağ bek olarak denendikten sonra bu sene de orta sahada şans buluyorum. Ne görev verilirse onu yapmaya çalışıyorum ama milli takımda daha çok sağ bek olarak kullanılıyorum.
Benim için de iyi oluyor. Daha çok bölgede oynayabildiğim için milli takımlarda da tercih edilmem kolaylaşıyor.
TOP GELMEDEN DÜŞÜNÜYORUM
Orta saha, sağ bek ve stoper oynuyorum dedin. Peki kendi adına öne çıkan özelliklerin neler? Kendinde neleri eksik görüyorsun?
Sağ bekte bindirmeyi iyi becerdiğimi düşünüyorum ama işimi yaptığımda geri dönüp de yerime doldurmayı biliyorum. Orta saha oynadığımda da top gelmeden önce ne yapmam gerektiğini düşünüyorum. İyi de bir pasör olduğumu düşünüyorum. Şut özelliğim de hücuma katkı sağlıyor. Ama öte yandan kendimi de tutamıyorum pek, top neredeyse orada olmak istiyorum. Kondisyonumu mücadele ederek çabuk harcıyorum. Bunu şimdilik 80 dakikaya yaymam gerekiyor. 17 yaşımdan sonra 90 dakikaya tabii.
Özel antrenman yapıyor musun peki antrenman sonrası?
Haftaiçi kulübün antrenman programını uyguluyorum ama haftasonu özel çalışmalara ağırlık veririm. Evimizin orada halı saha var, sağolsun izin veriyorlar. Şut, duran top, topla dripling ve koşu çalışması yaparım ayrıca. Onun dışında üst vücut da çalışıyorum. Ekstra çalışmayı severim.
Bu seneki ilk milli deneyimim buydu. Oraya katılmam ayrı bir mutluluk verdi bana, benim için çok önemliydi. Bütün sezon onun içi çalışıyordum. Cuma günü de Kazakistan'da U-16 Milli Takımı'yla bir turnuvaya katılacağım. Benden bir yaş büyükler. Muhammed Demirci ve birçok önemli oyuncu da var orada, hepsi hem arkadaşım, hem de abim gibi.
Milli takımdan arkadaşların var tabii. Kendi jenerasyonundan kimleri beğeniyorsun?
Cem Felek var, Frankfurt'ta oynuyor. Onu beğeniyorum. Beşiktaş'ta Muhammed Şahingöz arkadaşımız var. Stoperde Melih Can Yağcı iyi, Bucaspor'dan. Yine Beşiktaş'tan sol bek Umut Can İnce'yi beğeniyorum. Galatasaray'dan da Berk Yıldız var, o da çok iyi oyuncu ama sakatlığı yüzünden milli takıma çağrılmamıştı. Normalde gelebilecek en iyi oyunculardan biri.
İDOLLERİM LAMPARD İLE RAMOS
Peki Avrupa futbolunu takip edebiliyor musun? Maç izlemeyi sever misin?
Boş zamanlarımda maç izlemeyi çok severim zaten. Hemen hemen her ligi takip ediyorum. En çok beğendiğim takımlar Real Madrid, Barcelona ve Chelsea. Kendi bölgemden Chelseali Frank Lampard'ı beğeniyorum. Sağ bek olarak ise Sergio Ramos.
Peki Gökhan Gönül? Onunla hiç konuşma, tanışma fırsatı buldun mu?
Tanışamadım henüz ama top toplayıcı olarak görev yaptığımda onun kanadında yer alıyorum ben, genelde topu ben veriyorum. Nasıl oynadığını gözlemlememe de yardımcı oluyor.
FENERBAHÇE ALTYAPISINDAN KAÇIYORLARDI
Bu sezona kadar uzun yıllardır altyapıdan A takıma çıkan oyuncu yoktu. Bu sizi nasıl etkiliyordu?
Kesinlikle, şevkimiz ister istemez kırılıyordu. Zaten PAF takıma çıkanlar da ümidi olmadığından kaçar gibi başka takımlara transfer oluyorlardı. Bu sene abilerimizin oraya yükselmesi bizim de önümüzü açtı diye düşünüyorum. Aykut (Kocaman) hocamız da bizim için önemli bir avantaj, iyi değerlendirmemiz gerekiyor bunu.
Okan Alkan'la aynı bölgede oynuyorsun. O da milli takımlarda oynuyor, onun için ne diyorsun?
Okan abi çok iyi bir futbolcu, zaten ligde oynayıp bir asist yaptığı Antalyaspor maçında top topluyordum. En çok sevinen benimdir herhalde.
Seninle ilgilenen üst düzey hocalardan kimler var? Aykut hoca sizi izlemeye geliyor mu?
Aykut Kocaman hiç gelmedi. A2 takımın başındaki Hakan hoca (Tecimer) var. Başkanımız Aziz Yıldırım derbi maçlarımızı izlemeye çalışıyor. FB TV maçlarımızı veriyor ki bu da kendimizi insanlara tanıtabilmek açısından çok iyi bir şans diye düşünüyorum.
Günlük hayatında neler yapıyorsun? Müzik, kitap, dizi?
Müzik dinlemeye çok seviyorum. Genellikle maçlardan önce konsantre olmak için dinliyorum. Ailem ve arkadaşlarımla vakit geçirmek hoşuma gider. Onun dışında boş zamanlarımda futbolla ilgileniyorum. Futbolla ilgili kitaplar da okuyorum. Turgay Biçer'in kitabını okumuştum mesela. Onun dışında Aşkın Gözyaşları kitabını okudum en son. Televizyon seyretmeye pek vaktim olmuyor futbol dışında ama ATV'de Ezel var bir tek, onu takip ediyorum.
Yabancı dilin var mı? Bir sporcu olarak okumanın zorlukları var mı? Anlaşmalı bir okulda mı okuyorsun?
Okulda öğrendiğim kadarıyla var İngilizcem. Milli takım kamplarında da ders alıyoruz. Üsküdar Cumhuriyet Lisesi'nde okuyoruz hepimiz. Devamsızlıklarımız çok oluyor ama yardımcı oluyorlar. Kalan zamanlarda ders kaçırmamaya çalışıyorum.
Senden bir yaş büyük arkadaşlarından Beykan Şimşek A2 takımında oynuyor, Recep Niyaz ile beraber U-17 Milli Takımı'na da seçiliyorlar. Onlarla ilişkin nasıl?
Beykan'la birlikte oynama fırsatı bulmuştum 2-3 sene önce. Çok iyi bir oyuncu olacağı aşikardı. Onun adına çok seviniyorum. Şu anda A2'de oynuyor ve en küçük oyuncu olmasına rağmen birçok gol atı. Recep ile de idmana çıktım. Gerçekten çok yetenekli. Teknik kapasitesi çok yüksek.
Milli takımlarda hangi hocayla çalışıyorsun? Genç bir oyuncusun. Kendini ispatlamak için milli takımlar bir fırsat herhalde.
Milli takımda Abdullah Ercan var. Tahir hoca ve Volkan hoca da bizlere yardımcı oluyor. 15-16-17 yaş düzeyine kadar da bizlerle ilgilenecekler. Daha çok milli takımlara gidip uluslarası düzeyde kendimizi ne kadar ön plana çıkarırsak bizler için o kadar iyi oluyor. En iyi performansımızı oraya saklıyoruz. Yine de kulüp performansımız da seçilmemizde etkili. Bence genç oyuncular için çok önemli bir konu.
DOĞUM TARİHİM 19.07
Futbolu sadece oynamaktan ziyade sevdiğinde belli. Bu nereden geliyor?
Küçüklüğümden beri futbola ilgim fazla. Futbolu bana sevdiren de babamdır. Maçlara götürürdü, bana futbol topu alırdı. Beni de Fenerbahçe Futbol Okulu'na yazdırdı. Kendisi sıkı bir Fenerbahçelidir, başka okullar istese de beni oraya verdi. Ailecek Fenerbahçeliyiz, doğum tarihim de 19 temmuz zaten. Ama amcalarım Galatasaraylı. Maçlarda yalnız kalıyoruz babamla. Babamın bende büyük bir emeği var. Futbolu çok seviyorum. Bu da sahaya yansıyor.
Bucaspor 3-5 Fenerbahçe || Bir Geri Dönüşten Fazlası
Bülent Uygun'un Eskişehir'i Trabzonspor'a çelme takmışken belki de zirve ligde bir senelik misafir olmasını Uygun'a borçlu olan Bucaspor da az kalsın Fenerbahçe'yi şoka uğratacaktı ancak kısmen doğru hamleler, kısmen de doğru zamanda gelen dönüş golü onları büyük bir felaketin eşiğinden çevirdi. Sezon boyu özellikle kritik maçlarda görevinin hakkını en iyi veren savunma iskeletlerinden Volkan-Lugano-Yobo üçlüsünün ayrı ayrı bireysel goller yedirdiği bir maçtan üç puanı almak altın bulmaktan farksız ve son 100 metreye girilirken rakibinin bir adım önüne geçebilmenin psikolojik üstünlüğü de artık Fenerbahçe'nin yanında.
Buca aslında havlu atmış ve kadro temizliğine bahardan başlamış bir takım olarak hücumda beklenenin de ötesinde iş yaptı. Bunda tabii ki Fenerbahçe savunmasının büyük payı var ancak başta Kayseri'den alınan Abdülkadir'in ve orta sahayı çok iyi kapatan Jebrin ile Ragıp'ın 3-1'e kadar yaptıkları da yadsınamaz. Jebrin, basit oyunuyla Türkiye'de eksikliği çekilen orta saha rolüne cuk oturmuş. Zaten dikkat çekiyordu, bu maçta benden tam not alır. Abdülkadir'in Brandon Roy performansı, Ragıp'ın ikinci goldeki Alex pası maçı belki de bitirme noktasına getirdi ama 55 dakika Buca'dan yana olan maç dinamikleri, kırılmaya doğru giden Fenerbahçe'yi ayağa kaldıracak, erken bir penaltıyla yön değiştirdi. Bana göre penaltı değildi, yanımdaki Fenerbahçeli arkadaşıma göre karar doğruydu. Orası mühim değil ama bu penaltıyla maç 3-2 olduğunda bu skorun tabelada durduğu gibi durmayacağı artık belliydi.
Alex'in Yobo'dan alıp Lugano'ya açtığı ilk pastan itibaren resmen kurduğu beraberlik golü bir yana, bu sezon ligde sadece 7 dakika oynamış Güiza'yı kenarda görünce bu maçın böyle bitmeyeceğini düşünen var mıdır bilmem ama bu adam bu kritik golleri zaten atıyor. Geçen yıl attığı acayip goller Trabzon maçıyla atılan formatta gitti belki ama Güiza çok kaçıran ama en pis anda golünü atan bir adam. Bu hikaye gibi maça onun bu golü bence yakıştı.
Dört hafta ve 70'er puanlı iki takım... Sezon başında iki takımın 80 üstü puan alma ihtimali var deseler kesinlikle inanmazdım. Rekabet ve zorunluluk yeri geldiğinde lig dinamiklerini de zorluyor. 2006'dan bu yana geçen dönemde böyle bir tabloya hiç şahitlik etmemiştik. Bana göre iki takım da birer puan kaybı yapacak, muhtemelen 80 puanı bulan takım şampiyonluğunu ilan edecek ancak son viraja girilmişken hem maddi hem manevi üstünlük artık Fenerbahçe'nin elinde. İki takımın şampiyonluğu da gelecek sezon oynanacak ligi başka bir noktaya taşıyacak bence, bunun detaylarına ise daha sonra inelim...
Buca aslında havlu atmış ve kadro temizliğine bahardan başlamış bir takım olarak hücumda beklenenin de ötesinde iş yaptı. Bunda tabii ki Fenerbahçe savunmasının büyük payı var ancak başta Kayseri'den alınan Abdülkadir'in ve orta sahayı çok iyi kapatan Jebrin ile Ragıp'ın 3-1'e kadar yaptıkları da yadsınamaz. Jebrin, basit oyunuyla Türkiye'de eksikliği çekilen orta saha rolüne cuk oturmuş. Zaten dikkat çekiyordu, bu maçta benden tam not alır. Abdülkadir'in Brandon Roy performansı, Ragıp'ın ikinci goldeki Alex pası maçı belki de bitirme noktasına getirdi ama 55 dakika Buca'dan yana olan maç dinamikleri, kırılmaya doğru giden Fenerbahçe'yi ayağa kaldıracak, erken bir penaltıyla yön değiştirdi. Bana göre penaltı değildi, yanımdaki Fenerbahçeli arkadaşıma göre karar doğruydu. Orası mühim değil ama bu penaltıyla maç 3-2 olduğunda bu skorun tabelada durduğu gibi durmayacağı artık belliydi.
Alex'in Yobo'dan alıp Lugano'ya açtığı ilk pastan itibaren resmen kurduğu beraberlik golü bir yana, bu sezon ligde sadece 7 dakika oynamış Güiza'yı kenarda görünce bu maçın böyle bitmeyeceğini düşünen var mıdır bilmem ama bu adam bu kritik golleri zaten atıyor. Geçen yıl attığı acayip goller Trabzon maçıyla atılan formatta gitti belki ama Güiza çok kaçıran ama en pis anda golünü atan bir adam. Bu hikaye gibi maça onun bu golü bence yakıştı.Dört hafta ve 70'er puanlı iki takım... Sezon başında iki takımın 80 üstü puan alma ihtimali var deseler kesinlikle inanmazdım. Rekabet ve zorunluluk yeri geldiğinde lig dinamiklerini de zorluyor. 2006'dan bu yana geçen dönemde böyle bir tabloya hiç şahitlik etmemiştik. Bana göre iki takım da birer puan kaybı yapacak, muhtemelen 80 puanı bulan takım şampiyonluğunu ilan edecek ancak son viraja girilmişken hem maddi hem manevi üstünlük artık Fenerbahçe'nin elinde. İki takımın şampiyonluğu da gelecek sezon oynanacak ligi başka bir noktaya taşıyacak bence, bunun detaylarına ise daha sonra inelim...
Galatasaray 1-2 Fenerbahçe || Dört Stoperler, Derbi & Gelecek Üzerine
Zorunluluktan da olsa takımın en iyi dört stoperiyle oluşturulmuş bir savunma hattıyla sahada yer alan Galatasaray, öne geçtiği maçı rakibin gol atma ihtimali en yüksek iki oyuncusunun kafa vuruşlarıyla 2-1 kaybediyor. Son bir ayda öne geçilen üç lig maçında alınan üçüncü mağlubiyet. Diğerlerinde oyuncu değişiklikleri etkendi belki ama bu kez ne orta sahaya, ne savunmaya dokunmayan bir Hagi'nin şu gollere yapabilecek çok da fazla bir şeyi yok. Dört stoperin yerine çıkıp sahada Alex'i kovalamayacağına göre takımın yetersizliğini kanıtlamış teknik direktörü dışında da ağır sorunları var.
Türk Telekom Arena'da ilk maçta mağlup olunması elbette hoş değil ama sakin oyunda Fenerbahçe'nin bir gömlek gerisindeki Galatasaray'ın ilk yarıda oyuna kaosa sürüklemesi, topu sürekli ortada tutabilmesi önemliydi. Fenerbahçe bu bölümde pozisyon üretemezken, Galatasaray rakip kaleye gelmeyi bildi ve golü de buldu. Rekor makyajlı taraftar ve stat baskısı da 15'ten itibaren doruğa ulaştı, farkı arttıracak pozisyonlar Galatasaray'ın ayağına geldi. Girmedi.
Top yere indiğinde ve sular biraz durulduğunda Fenerbahçe, 45-55 arası bir baskı üretse de aradığı pozisyonları bulamadı. Yakın oynanan Alex, hakemin kolay düdükleriyle faul kovalamak dışında oyun içinde aktif değildi, tek topları dışında pasları da istediği yerlere gitmiyordu. Ama dediğim gibi, ortada böyle kevgirleşmiş bir savunma hattı varken, Alex'in bir duran top, bir de kafa golüyle fişi çekmesine şaşırmamak lazım. Büyük topçu. Fenerbahçe'deki en verimli dönemini geçiriyor. Şampiyonlar Ligi çeyrek finali oynattığı takım da dahil. Onda yaptığı işler parlıyordu, bu takımı ise resmen sırtlıyor.
Galatasaray'da yönetim desibel rekoru peşinde, taraftar televizyonda yöneticilik oynuyor, futbolcular kendi menajerliğini yapıyor, Hagi ise kendini ve kendi Galatasaray'ını arıyor. Zor dostum, zor. Yarından itibaren yeni bir Galatasaray'ın inşaasına başlanması gerekiyor ki ne teknik direktör, ne olmayan sportif direktör, ne de başkan dahil yönetim bu operasyona muktedir. Beni yaralayan da bence hak edilmemiş bir derbi mağlubiyeti değil, bu kulübün yarınına karar veremeyecek kadar karışık olmasıdır. Sığınacak bir liman bakınıyor ama bulamıyorum. Bilen, duyan?...
Türk Telekom Arena'da ilk maçta mağlup olunması elbette hoş değil ama sakin oyunda Fenerbahçe'nin bir gömlek gerisindeki Galatasaray'ın ilk yarıda oyuna kaosa sürüklemesi, topu sürekli ortada tutabilmesi önemliydi. Fenerbahçe bu bölümde pozisyon üretemezken, Galatasaray rakip kaleye gelmeyi bildi ve golü de buldu. Rekor makyajlı taraftar ve stat baskısı da 15'ten itibaren doruğa ulaştı, farkı arttıracak pozisyonlar Galatasaray'ın ayağına geldi. Girmedi.
Top yere indiğinde ve sular biraz durulduğunda Fenerbahçe, 45-55 arası bir baskı üretse de aradığı pozisyonları bulamadı. Yakın oynanan Alex, hakemin kolay düdükleriyle faul kovalamak dışında oyun içinde aktif değildi, tek topları dışında pasları da istediği yerlere gitmiyordu. Ama dediğim gibi, ortada böyle kevgirleşmiş bir savunma hattı varken, Alex'in bir duran top, bir de kafa golüyle fişi çekmesine şaşırmamak lazım. Büyük topçu. Fenerbahçe'deki en verimli dönemini geçiriyor. Şampiyonlar Ligi çeyrek finali oynattığı takım da dahil. Onda yaptığı işler parlıyordu, bu takımı ise resmen sırtlıyor.Galatasaray'da yönetim desibel rekoru peşinde, taraftar televizyonda yöneticilik oynuyor, futbolcular kendi menajerliğini yapıyor, Hagi ise kendini ve kendi Galatasaray'ını arıyor. Zor dostum, zor. Yarından itibaren yeni bir Galatasaray'ın inşaasına başlanması gerekiyor ki ne teknik direktör, ne olmayan sportif direktör, ne de başkan dahil yönetim bu operasyona muktedir. Beni yaralayan da bence hak edilmemiş bir derbi mağlubiyeti değil, bu kulübün yarınına karar veremeyecek kadar karışık olmasıdır. Sığınacak bir liman bakınıyor ama bulamıyorum. Bilen, duyan?...
A2 Ligi: Fenerbahçe 1-1 Galatasaray
Kadıköy'de ilk devreyi yenik kapayan bir Galatasaray'ın oradan puan çıkarması zordur. Fenerbahçe iyi bir kontratakla fişi çeker, hatta farka gider bu tip durumlarda lakin bu varsayım A2 Ligi'nde geçerli akçe değil. Lider Galatasaray, ikinci yarıda kazanması gerektiğini bilen bir oyunla baskısını kurup sonucunu da 88'de bulduğu golle beraberliği kurtararak aldı. Pazartesi günü Dereağzı'nda oynanan derbinin "üç dakikalık özeti" bu.
Dereağzı vs Florya
Şunu açıkça söyleyeyim. Üç büyüklerin antrenman tesislerinde maç izleyen birisi olarak "Florya ve diğerleri" diye özetlenebilecek bir gerçek var. Ümraniye'de tel örgülerin arasından, adeta bir halı saha maçını izler gibisiniz. Dereğzı'nda ise ciddi bir tribün sıkıntısı var. Kenara dizilip maç izlemek bile zor, seyirci tarafındaki kulübeler kanatları görmenizi zorlaştırıyor. Altyapıda tribün sorununu nispeten çözebilen tek takım Galatasaray. Eylül ayında çimlerin yer yer seçilebildiği sahayı yeşil vadiye çevirenler bu konuyla da ilgilenir umarım.
Maçın bir başka kaydadeğer notu İnönü'den 4-2'lik zaferle dönen Fenerbahçe'nin ağır toplarıyla mücadeleyi takip etmesiydi. Alex de Souza ve Emre Belözoğlu, U-21 Milli Takımı hocası Raşit Çetiner'le birlikte karşılaşmayı takip etti. Daha sonra kenarda Diego Lugano da belirince kadro tamamlandı.
Derbinin yıldızları
Tekrar yeşil sahaya dönersek mücadele dozu bu kadar yüksek her A2 Ligi maçında olduğu gibi oyunun sıkıştığını, futbolcuların bilinçli organizasyonlar kurmakta zorlandığını gördük. Daha topu kontrolüne alamadan baskı yedi iki taraf da. Fenerbahçe, 25'te İsmail Aslan'ın kullandığı kornerde ön direkte kafa vurup uzak köşeyi gören Berk Elitez'le öne geçince elde ettiği avantajı kullanmak istedi genelde. Galatasaray, A takım patentli Anıl'ı kenara alıp Cem-İbrahim ikilisini ileri atınca pozisyon sayısı arttı. Berkin Arslan'ın 55'te attığı başarılı bir şut sonrası sakatlanıp kenara gelmesi ise sarı-kırmızılıların talihsizliğiydi. 88'de İbrahim'in her hareketinden "Ben Volkan Demirel'e benziyorum" mesajı alabileceğiniz Ertuğrul'u bir aşırtmayla geçip kafayla topu tamamlaması ise golü getirdi. Geçen hafta Cem Sultan'ın Bursa'ya attığı golü andırdı.
Gökay İravul (Fenerbahçe): Sarı-lacivertlilerde öne çıkan isimdi. Aykut Kocaman'ın ligin ilk devresinde ilk 11'de dahi şans tanıdığı Gökay, henüz üst düzey bir 6 numaraya evrilemediğini gösterince A2 takımın 10 numarası olarak başladı ikinci yarıya. Her haliyle takımın lideri, buna şüphe yok. Paslarıyla, orta sahadaki mücadelesiyle değiştiğini gösteriyor ama çizgili formayı Emre-Topuz-Baroni üçlüsünden koparabilecek düzeyde değil.
Bilal Özhan (Galatasaray): Galatasaray'ın yükselen değeri. Musa ve Emre Yüksektepe'nin Konya'ya kiralanmasının ardından iyice öne çıktı. Toplayken soğukkanlığını koruması, iyi şutlar çıkarabilmesi, dripling yapabilmesi onu farklı kılan özellikler. 92 doğumlu Bilal'in Galatasaray A takımına çıkma ihtimali olan isimlerden biri olduğu da kulislerde dolaşıyor. Dikkat!
A2 Panorama
1.Grup (25.Hafta): Galatasaray 56, Turgutluspor 52, Kasımpaşa 49, Beşiktaş 49, Bursaspor 45.
Bursa-Altay: 4-0, İstanbul BB-Buca: 1-2, Eskişehir-Kasımpaşa: 0-3, Dardanel-Karşıyaka: 1-0, Tavşanlı-Turgutlu: 0-2, Kartal-Bolu: 1-2, Akhisar-Güngören: 1-1, Fenerbahçe-Galatasaray: 1-1, Denizli-Beşiktaş: 1-2, MP Antalya-Manisa: 0-0.
2.Grup (22.Hafta): Erciyesspor 43, Gençlerbirliği 40, Trabzonspor 40, Konyaspor 38, Rizespor 38.
Ordu-Karabük: 1-0, Erciyes-Diyarbakır: 3-0, Konya-Ankaragücü: 3-1, Mersin İY-Gaziantep: 0-0, Adana-Rize: 1-4, Giresun-Sivas: 1-0, Kayseri-Samsun: 3-2, Gençlerbirliği-Trabzon: 3-0.
Dereağzı vs Florya
Şunu açıkça söyleyeyim. Üç büyüklerin antrenman tesislerinde maç izleyen birisi olarak "Florya ve diğerleri" diye özetlenebilecek bir gerçek var. Ümraniye'de tel örgülerin arasından, adeta bir halı saha maçını izler gibisiniz. Dereğzı'nda ise ciddi bir tribün sıkıntısı var. Kenara dizilip maç izlemek bile zor, seyirci tarafındaki kulübeler kanatları görmenizi zorlaştırıyor. Altyapıda tribün sorununu nispeten çözebilen tek takım Galatasaray. Eylül ayında çimlerin yer yer seçilebildiği sahayı yeşil vadiye çevirenler bu konuyla da ilgilenir umarım.
Derbinin yıldızları
Tekrar yeşil sahaya dönersek mücadele dozu bu kadar yüksek her A2 Ligi maçında olduğu gibi oyunun sıkıştığını, futbolcuların bilinçli organizasyonlar kurmakta zorlandığını gördük. Daha topu kontrolüne alamadan baskı yedi iki taraf da. Fenerbahçe, 25'te İsmail Aslan'ın kullandığı kornerde ön direkte kafa vurup uzak köşeyi gören Berk Elitez'le öne geçince elde ettiği avantajı kullanmak istedi genelde. Galatasaray, A takım patentli Anıl'ı kenara alıp Cem-İbrahim ikilisini ileri atınca pozisyon sayısı arttı. Berkin Arslan'ın 55'te attığı başarılı bir şut sonrası sakatlanıp kenara gelmesi ise sarı-kırmızılıların talihsizliğiydi. 88'de İbrahim'in her hareketinden "Ben Volkan Demirel'e benziyorum" mesajı alabileceğiniz Ertuğrul'u bir aşırtmayla geçip kafayla topu tamamlaması ise golü getirdi. Geçen hafta Cem Sultan'ın Bursa'ya attığı golü andırdı.
Gökay İravul (Fenerbahçe): Sarı-lacivertlilerde öne çıkan isimdi. Aykut Kocaman'ın ligin ilk devresinde ilk 11'de dahi şans tanıdığı Gökay, henüz üst düzey bir 6 numaraya evrilemediğini gösterince A2 takımın 10 numarası olarak başladı ikinci yarıya. Her haliyle takımın lideri, buna şüphe yok. Paslarıyla, orta sahadaki mücadelesiyle değiştiğini gösteriyor ama çizgili formayı Emre-Topuz-Baroni üçlüsünden koparabilecek düzeyde değil.
Bilal Özhan (Galatasaray): Galatasaray'ın yükselen değeri. Musa ve Emre Yüksektepe'nin Konya'ya kiralanmasının ardından iyice öne çıktı. Toplayken soğukkanlığını koruması, iyi şutlar çıkarabilmesi, dripling yapabilmesi onu farklı kılan özellikler. 92 doğumlu Bilal'in Galatasaray A takımına çıkma ihtimali olan isimlerden biri olduğu da kulislerde dolaşıyor. Dikkat!
A2 Panorama
1.Grup (25.Hafta): Galatasaray 56, Turgutluspor 52, Kasımpaşa 49, Beşiktaş 49, Bursaspor 45.
Bursa-Altay: 4-0, İstanbul BB-Buca: 1-2, Eskişehir-Kasımpaşa: 0-3, Dardanel-Karşıyaka: 1-0, Tavşanlı-Turgutlu: 0-2, Kartal-Bolu: 1-2, Akhisar-Güngören: 1-1, Fenerbahçe-Galatasaray: 1-1, Denizli-Beşiktaş: 1-2, MP Antalya-Manisa: 0-0.
2.Grup (22.Hafta): Erciyesspor 43, Gençlerbirliği 40, Trabzonspor 40, Konyaspor 38, Rizespor 38.
Ordu-Karabük: 1-0, Erciyes-Diyarbakır: 3-0, Konya-Ankaragücü: 3-1, Mersin İY-Gaziantep: 0-0, Adana-Rize: 1-4, Giresun-Sivas: 1-0, Kayseri-Samsun: 3-2, Gençlerbirliği-Trabzon: 3-0.
Beşiktaş 2-4 Fenerbahçe || İşte STSL Bu!
Üzerime ne kadar vazife bilemem de ben her iki takıma da teşekkür ederim, bizlere harika bir maç izlettiler öncelikle. Fenerbahçe'nin oyuna müthiş girişi, gol sonrası o ana kadar maçın yıldızı olan Dia'nın direkten dönen pozisyonunun ardından gidişatın da değişmesi. Ekrem Dağ'ın golü. Beşiktaş maçı kopardı, koparacak derken Almeida'nın kaçırdığı birebirin ardından gelen kırmızı kart+penaltı. Alex'in bizlere ne kadar iyi bir forvet ve golcü olduğunu tekrar hatırlatıp işi bitirmesi. Baştan aşağıya harika bir hikayeydi, bu kesin.Öncelikle Schuster ve Beşiktaş... Bobo'nun Portekiz tayfası, Sivok'un uzun stoper ihtiyacı sebebiyle Almeida ile Ferrari tarafından kadro dışına itilmesi çok tartışıldı ki bu iki kararın maç içinde de karşılık bulması biraz da Alman hocanın tercihlerini işaret ediyor bizlere. Özellikle ilk 25 dakikalık Fenerbahçe dominasyonu bir derbi deplasmanında görülmesi pek kolay olmayacak düzeydeydi. Bunda en önemli pay sahibi isim Dia'ydı ki defalarca çok beğendiğim bir adam olduğunu dile getirdim. Ekrem Dağ'ı da hallaç pamuğu gibi attı ki tarihe geçecek güzellikteki enfes şuta rağmen Ekrem bu akşam epey zayıf kaldı. Hoş, Erhan Güven'in olduğu yerde hâlâ Abdurrahman Çelebi olabilir, her maçta karşısında da Dia olacak değil.
Fenerbahçe'nin ilk bölümde çılgın atması ise iyi bir dönem ya da safi Dia resitalinden ziyade bir geleneğe işaret ediyor. Zico döneminden bu yana Fenerbahçe'nin yakaladığı derbi verilerine geçen ay içinde blogda yer vermiştim. Açık alanda oynama özgürlüğü olan bir Fenerbahçe rakiplerini parçalıyor ki Dia-Niang ikilisiyle eşleşen Ekrem-Toraman ikilisinin yetersizliği özellikle ilk bölümde çok sırıttı ve Kocaman'ın öğrencileri buradan iyi ekmek yedi. Lakin bu parlak performansı Guti'nin enfes bir asisti ve biraz da şansın yardımıyla iyi yere giden bir Simao serbest vuruşuna teslim ediyorlardı. İmdatlarına yetişen ise Beşiktaş'ın bir başka yabancısı Matteo Ferrari oldu.Ferrari ile Lugano arasında yaşanan çekişme maçın başından beri sürüyordu aslında ancak işi bilen ve daha soğukkanlı olan Lugano, darbeyi aldı ve takımına maçı getirdi. Burada ona suç yükleyip futbolun temizliği üstüne de bir nutuk çekebiliriz lakin amatör kümelerden profesyonel futbola her yerde olan çekişmeler bunlar. İtalya'dan gelmiş bir savunmacının bu kadar çapsız bir işe imza atması inanılır gibi değil. Futbolda alınabilecek en ağır cezayı tek harekette almayı başardı. Top Beşiktaş'tayken penaltı ve kırmızı kart nedir yahu?
Necip'in golüne zemin hazırlayan ortanın da sahibi olan Alex ise penaltıyla beraber tekrar sahne alıp maçı götüren adam oldu. Bu adamın son vuruşları, topla münasebeti dünya çapında belki ama Türkiye Ligi'nde bu kadar fark yaratmasının en büyük sebebi topsuz oyunu ve rakip savunmayı okuyabilme becerisi. Attığı kafa golünde savunma arasına sızması dahi yeterlidir bunu söyleyebilmek için. Kral adam. Ligdeki gol sayısını şimdiden 16'ya dayandığını hatırlatayım ki hem bireysel olarak bence en iyi sezonunu geçiriyor, hem de maç fazlasıyla dahi olsa takımının liderliğe yükselmesini sağlayan isim oldu. Galatasaray ile Beşiktaş'a benzer bir kuyudan yukarı tırmandılar ve şampiyonluğa yürüyorlar artık. Bunun aslında İstanbul takımları adına önemli bir adım olduğuna ise farkı bir yazıda değinelim. Şimdilik bize kalan güzel bir maç izlemenin tatmini...
Fenerbahçe'nin Büyük Maçları
Bugün oynanan Fenerbahçe-Trabzonspor maçının ilk 20 dakikasını izlendiğinde klasik bir Kadıköy maçı olduğunu çözmek zor olmasa gerek. Yüksek oranda top kazanan ve rakibin bozulan akınlarından teknik ve hızlı oyuncularla sonuca giden ve bunu işletecek güven ile beceriye sahip olan bir Fenerbahçe. Trabzonspor'un düzenini işleten bazı parçaların ikinci devreye formsuz girmesinin bu yenilgide payı olduğunu düşünmekle beraber sarı-lacivertlilerin bu kimliğini sahaya yansıtabilmesinin payının büyük olduğuna inanıyorum.
Karşılaşma üzerine çok detay üzerinde durabiliriz ama Fenerbahçe'nin son dört buçuk yılını incelediğimizde baskın olarak ortaya çıkan bu geleneği irdelemek bence daha ilgi çekici. Zico'nun iki yıl boyunca oynattığı pasör, topu ayağında tutmayı seven takımdan, Daum'un orta saha direncini temel alan kondisyon oyununa meyilli 2009/10 takımına kadar hepsi asgari bir geleneğe bağlı ve kendine denk olarak düşündüğümüz her takım karşısında farklı bir iş ortaya koyabiliyordu. Aykut Kocaman'ın Fenerbahçesi ise işte bu noktada diğer takımlardan ayrılıyor ve bozduktan sonra rakip zaaflarından üretime giden bu geleneği uygulamak yerine sıfırdan üretmek istiyordu ancak bunun Galatasaray ile Beşiktaş derbilerinde işlemediğini görmüştük. Kadıköy'de bugün izlediğimiz maç, bence Trabzonspor'un oyun kimliğinin de topa sahip olarak pas yapma üzerine kurulu olmasının da etkisiyle Fenerbahçe'nin genlerini hatırlamasını işaret ediyor.

Konuyla ilgili hazırladığım iki grafikten ilki (yukarıda) Zico'nun göreve geldiği 2006/07 sezonundan itibaren derbilerde (Galatasaray, Beşiktaş), büyük maçlarda (Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor) ve diğer lig maçlarında alınan puanların ortalamalarını içeriyor.
İlk bakışta da görebileceğiniz gibi Kocaman dönemine kadar derbi ve büyük maçlarda yakalanan başarı takdir edilmeyecek gibi değil. Kabaca bir hesapla kendi çapınızdaki bir rakipten 3 ya da 4 puan almanız bir sezon içinde yeterli görülür ki bu da 1.5-2.0 puan ortalamasına tekabül eder. Fenerbahçe'nin Kocaman'a kadar 2.25, büyük maçlarda ise 2.17 ortalamanın altına düşmemesi tarihi bir performans aslında. Bu başarının Kadıköy'de keskinleşmesi ise az önce bahsettiğim tuzağın uygulanabilirliğinin Kadıköy'de artmasına işaret.
Fenerbahçe büyük maçlarda oyunu ikinci bölgede kabul eder, Fenerbahçe bütün halinde kapanır ve Fenerbahçe rakip savunmayı dengesiz yakalar. Bir de yüzdeli bir şekilde bitirir ki Nobre'den bu yana gelen forvetlerin tamamı bu maçlarda sezon içi performansının üstüne çıkmıştır. Bu akşamki Trabzonspor karşılaşmasını da bu çerçevede yorumlamak gerektiğine inanıyorum. Mamadou Niang'ın bitirdiği pozisyonun benzerlerinin başka kadrolarla seneler önce farklı rakiplere karşı uygulanmış birçok versiyonu da bulunabilir.
Öte yandan diğer lig maçlarında Christoph Daum'un takımından sonraki en başarılı ekibe sahip olan Aykut Kocaman'ın şampiyonluk yarışında sonuna kadar var olacak bir ekibi olup olmadığına ise bu maçta karar vermemek gerektiğini de muhalefet şerhi olarak düşüyorum...
Karşılaşma üzerine çok detay üzerinde durabiliriz ama Fenerbahçe'nin son dört buçuk yılını incelediğimizde baskın olarak ortaya çıkan bu geleneği irdelemek bence daha ilgi çekici. Zico'nun iki yıl boyunca oynattığı pasör, topu ayağında tutmayı seven takımdan, Daum'un orta saha direncini temel alan kondisyon oyununa meyilli 2009/10 takımına kadar hepsi asgari bir geleneğe bağlı ve kendine denk olarak düşündüğümüz her takım karşısında farklı bir iş ortaya koyabiliyordu. Aykut Kocaman'ın Fenerbahçesi ise işte bu noktada diğer takımlardan ayrılıyor ve bozduktan sonra rakip zaaflarından üretime giden bu geleneği uygulamak yerine sıfırdan üretmek istiyordu ancak bunun Galatasaray ile Beşiktaş derbilerinde işlemediğini görmüştük. Kadıköy'de bugün izlediğimiz maç, bence Trabzonspor'un oyun kimliğinin de topa sahip olarak pas yapma üzerine kurulu olmasının da etkisiyle Fenerbahçe'nin genlerini hatırlamasını işaret ediyor.

Konuyla ilgili hazırladığım iki grafikten ilki (yukarıda) Zico'nun göreve geldiği 2006/07 sezonundan itibaren derbilerde (Galatasaray, Beşiktaş), büyük maçlarda (Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor) ve diğer lig maçlarında alınan puanların ortalamalarını içeriyor.
İlk bakışta da görebileceğiniz gibi Kocaman dönemine kadar derbi ve büyük maçlarda yakalanan başarı takdir edilmeyecek gibi değil. Kabaca bir hesapla kendi çapınızdaki bir rakipten 3 ya da 4 puan almanız bir sezon içinde yeterli görülür ki bu da 1.5-2.0 puan ortalamasına tekabül eder. Fenerbahçe'nin Kocaman'a kadar 2.25, büyük maçlarda ise 2.17 ortalamanın altına düşmemesi tarihi bir performans aslında. Bu başarının Kadıköy'de keskinleşmesi ise az önce bahsettiğim tuzağın uygulanabilirliğinin Kadıköy'de artmasına işaret.
Fenerbahçe büyük maçlarda oyunu ikinci bölgede kabul eder, Fenerbahçe bütün halinde kapanır ve Fenerbahçe rakip savunmayı dengesiz yakalar. Bir de yüzdeli bir şekilde bitirir ki Nobre'den bu yana gelen forvetlerin tamamı bu maçlarda sezon içi performansının üstüne çıkmıştır. Bu akşamki Trabzonspor karşılaşmasını da bu çerçevede yorumlamak gerektiğine inanıyorum. Mamadou Niang'ın bitirdiği pozisyonun benzerlerinin başka kadrolarla seneler önce farklı rakiplere karşı uygulanmış birçok versiyonu da bulunabilir.
Öte yandan diğer lig maçlarında Christoph Daum'un takımından sonraki en başarılı ekibe sahip olan Aykut Kocaman'ın şampiyonluk yarışında sonuna kadar var olacak bir ekibi olup olmadığına ise bu maçta karar vermemek gerektiğini de muhalefet şerhi olarak düşüyorum...
Sabır Testi: Colin Kazım Richards
Galatasaraylılarla alenen dalga geçiliyor demek bile hafif kalıyor artık. Hani komedyenler "Absürd espri yapacağız ama zaten siyasetçiler en absürd şeyleri söylüyor" diyor ya, o hesap. O kadar absürd bir transfer ki, "Bu adamlar X'i de getirir" diye bir şey söyleyemiyorum. Bahsi geçen X, CKR'nin kendisidir. Emre Belözoğlu ya da Volkan Demirel desem onlar dahi bu takıma fazla 'iyi' kalırlar futbolcu olarak, o sebeple kriterlere uymuyor. Serdar Özkan'da dahi elle tutulacak bir şeyler vardı bana göre ancak bu transferi yapan insanların Galatasaray'la uzaktan yakından ilgisi olamaz.
Futboluyla senede iki-üç maç takımını memnun eden işler yapan, geri kalanında vurdumduymazlığıyla ve saha dışı tavırlarıyla insanları delirten, ilginç bir adam CKR. Hakikaten bazı meziyetleri var saha içinde ama... İşte o AMA'sı en büyük oyunculardan birisi ve zaten taraftarı insanlıktan çıkarmışken yapılması gereken belki de son transferdi.
Bunları da geçtim. Tarih Galatasaray'ın ilgilendiği bir oyuncuyla Fenerbahçe'nin sözleşmeyi feshedip ezeli rakibine yol verdiği kaç transfer görmüştür.? Sırf Galatasaray istiyor diye affedilen onlarca oyuncu hatırlıyorken? Hadi futboldan anlamıyorsunuz, bari bundan anlayın bir şeyler olduğunu.
Tarihin en sefil günlerini yaşarken sadece futbol şubesinin başarısını değil, kendini Galatasaraylı hisseden herkesin duygularıyla, hatta onuruyla oynamayı kırk sekizinci plana atan, elinde tutunulacak tek dal olarak kalan Türk Telekom Arena'ya bol bol turlar düzenlemekten başka bir halta yaramayan bu yönetime diyecek başka sözüm yok benim.
Bundan sonra söz bende değil, Galatasaray kongre üyelerindedir. Bunun ötesi yok çünkü...
Futboluyla senede iki-üç maç takımını memnun eden işler yapan, geri kalanında vurdumduymazlığıyla ve saha dışı tavırlarıyla insanları delirten, ilginç bir adam CKR. Hakikaten bazı meziyetleri var saha içinde ama... İşte o AMA'sı en büyük oyunculardan birisi ve zaten taraftarı insanlıktan çıkarmışken yapılması gereken belki de son transferdi.
Bunları da geçtim. Tarih Galatasaray'ın ilgilendiği bir oyuncuyla Fenerbahçe'nin sözleşmeyi feshedip ezeli rakibine yol verdiği kaç transfer görmüştür.? Sırf Galatasaray istiyor diye affedilen onlarca oyuncu hatırlıyorken? Hadi futboldan anlamıyorsunuz, bari bundan anlayın bir şeyler olduğunu.
Tarihin en sefil günlerini yaşarken sadece futbol şubesinin başarısını değil, kendini Galatasaraylı hisseden herkesin duygularıyla, hatta onuruyla oynamayı kırk sekizinci plana atan, elinde tutunulacak tek dal olarak kalan Türk Telekom Arena'ya bol bol turlar düzenlemekten başka bir halta yaramayan bu yönetime diyecek başka sözüm yok benim.
Bundan sonra söz bende değil, Galatasaray kongre üyelerindedir. Bunun ötesi yok çünkü...
Fenerbahçe'nin Küçük Golcüsü: Beykan Şimşek
İşim gereği A2 Ligi'ni yakından takip ediyorum bildiğiniz gibi, izlediğim bunca maç içinde beni en çok etkileyen oyuncu ise açık ara Beykan Şimşek'tir. Şöyle bir izlerseniz son vuruş yüzdesi başta olmak üzere bazı eksikleri gözünüze çarpabilir ama genellikle 91'li oyuncuların fırsat bulduğu bu ligde 15 yaşında forvet oynamak her baba yiğidin harcı değil. O yaşlarda ayların dahi önemi varken Beykan'ın hiç sırıtmaması dahi başlı başına bir artıdır ki dar alanda top taşımasıyla, hızıyla ve sezgisiyle bence hakikaten özel bir oyuncu olma yolunda ilerliyor.
Canlı izlediğim maç sayısı dördü geçmiştir sanırım, her seferinde bana bir şeyler gösterdiği oldu. Bir kere acayip bir sıçrama becerisi var ve çevik. Karşısındaki stoper ne kadar sağlam olursa olsun, yanından fırlayıp gitme şansına sahip. U-17 Milli Takımı'nda sağ açıkta görev aldığı da oluyor ki kaleye yüzü dönük de iş yapabiliyor zaten. Dediğim gibi, son vuruşlarına çalışması gereken ancak gerçek anlamda top tekniği ve zekası olan olan bir oyuncu. Topu alıp yaldır yaldır üç adam çalımlamaktan söz etmiyorum. Kontrol edip doğru pası verebilmek bence bir forvet için çok daha önemli bir özellik. Beykan bunları yapmayı beceriyor. Zaman zaman oyunda silikleşiyor ama bunda yaşının ve tek forvet oynuyor oluşunun etkileri de var. Genel anlamda "Kimdir, necidir bu Beykan" diyenlere bunu söyleyebilirim.
Kadir Has Spor İletişim mezunlarından sevgili Ceyla Kütükoğlu'nun davetiyle Beykan'la şahsen tanışma, sohbet etme şansı da buldum yaklaşık iki ay önce. Beykan'la ilgili bir şey söylemeden önce şunu diyeyim. Ne kadar iyi bir gözlemci olursanız olun, dışarıdan edindiğiniz her izlenimin birer ilüzyon olma şansı vardır. Adam daha liseli yahu, bildiğin çocuk. Kendini geliştir, hede hödö demenin ötesinde bir şeyler söyleyebilmek lazım. TV'den izleyip uzman kesilmenin yanlışlığını bana hissettirdi bu sohbet.
Beykan, en başta özgüveni sağlam, tabiri caizse fırlama bir çocuk. U-17 Milli Takımı'nın da en aktif oyuncularından biri olduğu söyleniyor ki kendilerinden iki yaş büyük oyuncularla takıldığını ekleyeyim. Saha içi becerisi kadar önemli bir yeti bu bence. İkincisi lafta kalmayıp hakikaten bir şeyler okumaya, kendini geliştirmeye hevesli bir çocuk. Tüm bunların toplamında baktığımda en az Fenerbahçe altyapısı denince akla gelen akranı Recep Niyaz kadar önemli bir yetenek olduğuna inanıyorum. Bir de Galatasaray'da olsa tadından yenmezdi hani...
Merak edenler için röportajın tamamı: Beykan Şimşek / TFF.org
Canlı izlediğim maç sayısı dördü geçmiştir sanırım, her seferinde bana bir şeyler gösterdiği oldu. Bir kere acayip bir sıçrama becerisi var ve çevik. Karşısındaki stoper ne kadar sağlam olursa olsun, yanından fırlayıp gitme şansına sahip. U-17 Milli Takımı'nda sağ açıkta görev aldığı da oluyor ki kaleye yüzü dönük de iş yapabiliyor zaten. Dediğim gibi, son vuruşlarına çalışması gereken ancak gerçek anlamda top tekniği ve zekası olan olan bir oyuncu. Topu alıp yaldır yaldır üç adam çalımlamaktan söz etmiyorum. Kontrol edip doğru pası verebilmek bence bir forvet için çok daha önemli bir özellik. Beykan bunları yapmayı beceriyor. Zaman zaman oyunda silikleşiyor ama bunda yaşının ve tek forvet oynuyor oluşunun etkileri de var. Genel anlamda "Kimdir, necidir bu Beykan" diyenlere bunu söyleyebilirim.
Beykan, en başta özgüveni sağlam, tabiri caizse fırlama bir çocuk. U-17 Milli Takımı'nın da en aktif oyuncularından biri olduğu söyleniyor ki kendilerinden iki yaş büyük oyuncularla takıldığını ekleyeyim. Saha içi becerisi kadar önemli bir yeti bu bence. İkincisi lafta kalmayıp hakikaten bir şeyler okumaya, kendini geliştirmeye hevesli bir çocuk. Tüm bunların toplamında baktığımda en az Fenerbahçe altyapısı denince akla gelen akranı Recep Niyaz kadar önemli bir yetenek olduğuna inanıyorum. Bir de Galatasaray'da olsa tadından yenmezdi hani...
Merak edenler için röportajın tamamı: Beykan Şimşek / TFF.org

























