UEFA/FIFA Sıralamaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
UEFA/FIFA Sıralamaları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Fenerbahçe’nin ŞL Yolu: Forza Chelsea!

Serinin ilk filmi ilgi görünce ikincisini de çekerler, çok soranı da varken Fenerbahçe’nin durumuna dair de bir şeyler yazmam gerek bloga. Elbette Fenerbahçe’nin geçen sene yaşananlar sebebiyle durumu şüpheli ama pi’yi 3 alıp yapılan hesaplar da bir o kadar enteresan…

Fenerbahçe geçen sene Avrupa’ya katılamadığı, bir önceki sezon ise daha Ağustos ayında Galatasaray’la el ele Avrupa’ya veda ettiği için epey sağlam bir mirasın büyük bir bölümünü yedi. Galatasaray’la birlikte ilk 30’u zorlar duruma gelmişken şu anda sadece 41,615 puana sahipler. Son 6-7 yıllık dönemde Avrupa’da en istikrarlı takım görünümündeki olan Fenerbahçe’nin kaotik ortamdan çıktığı zaman tekrar bu Avrupa geleneğini kazanması gerekecek, öncelikle bu.

Türkiye’de ikinci olan takım ‘Şampiyon olmayanlar elemesi’ adı verilen ve sıralamada ilk 15’te yer alan ülkelerin son temsilcilerinin katıldığı, sonuçta ise 5 takımın gruplara kalabildiği bir elemede mücadele ediyor. İki turlu eleme öylesine zorlu ki buradan zaferle çıkan bir takımın gruplarda kalma ihtimali epey düşük. Fakat bu seneye dair Fenerbahçe’nin çok önemli bir şansı var, o da büyük ülkelerin Avrupa geleneği olan neredeyse hiçbir temsilcisi ŞL elemesine katılmıyor. İspanya’dan ve Almanya’dan çaylak Malaga ile Gladbach gelirken, Lille, Udinese gibi ekipler de Fenerbahçe’den puan olarak aşağıda. Bu da Fenerbahçe’yi olması gerekenden yukarı taşıdı ve seribaşı sınırına dayandırdı. Bu noktada ise bambaşka hesaplar devreye giriyor. Fenerbahçe’nin seribaşı olup olmayacağını anlaması büyük ölçüde dört gün içinde belli olacak.

1-) Chelsea’nin şampiyonluğu
Şimdi Chelsea’nin şampiyonluğunun Fenerbahçe’yle ne alakası var diyebilirsiniz, biraz uzun ama şöyle: Eğer Chelsea şampiyon olursa ligde 6.olmasına karşın ‘titleholder’ unvanıyla Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılma hakkı elde ediyor. Liverpool’un 2005’te beklenmedik şekilde bunu başarmasının ardından UEFA’nın düzenlediği statüye göre ise İngiltere dördüncüsü yani Tottenham ŞL biletini çöpe atıp Avrupa Ligi’ne gitmek zorunda. İşlerin karıştığı nokta ise Fenerbahçe’yi doğrudan ilgilendiren ‘Şampiyon olmayanlar elemesi’ne İngiltere’den herhangi bir takımın katılmayacak oluşu. Yani 4 takım da direkt olarak gruplara katılıyor, Arsenal de dahil kimse eleme oynamıyor.

Normalde ülke sıralamasında ilk 5 ülkenin temsilcileri doğrudan play-off turuna doğrudan katılıyordu. Diğer 5 takım ise birbirini eliyor, en son 10 takım eşleşerek gruplara kalan son takımı belirliyordu.

Bu durumda 14 takımlı yeni eleme şu şekilde düzenleniyor: Portekiz ve Rusya temsilcileri, yani Braga ile Spartak Moskova ilk turu oynamadan doğrudan play-off turuna kalıyor. Böylece 5 yerine 6 ekip play-off turunda kendine yer buluyor. Fenerbahçe’nin de dahil olduğu geriye kalan 8 ekip kendi arasında eleme oynuyor ve play-off turuna 4 takım kalıyor. 6+4 takım play-off turunu oluşturuyor ve buradan gelecek 5 takım Şampiyonlar Ligi’ne katılıyor.

2-) Panathinaikos’un ŞL’ye kalamaması
Bu aynı zamanda Galatasaray’ı da doğrudan ilgilendiren bir durum. Bugün 5.maçları oynanan ve 20 Mayıs’ta sona erecek Yunanistan ŞL play-off grubu sonunda PAO ilk sırada yer alamazsa diğer üç takımdan herhangi birinin elemeye katılması dahi Fenerbahçe’ye ihtiyaç duyduğu bir üst sıraya yükselme şansını sağlayacak ve Fenerbahçe iki eleme turunda da seribaşı olma şansını yakalayacak.

3-) Braga, Dinamo Kiev, PAO ya da Spartak Moskova’nın ilk turda elenmesi
Kura çekimi geçen yıldan bu yana ayrı ayrı yapıldığından* Fenerbahçe’nin puanından yüksek dört ekipten herhangi birinin elenmesi de Fenerbahçe’yi elemelerde seribaşı yapacak. Ayrıca bu ekiplerden birinin elenmesi Fenerbahçe ile Galatasaray’ın üçüncü torba hesaplarına yarıyor. (*Bilgi Mücahit Sarnık'tan)

Fenerbahçe gruplara kalırsa hangi torbada?
Öte yandan Fenerbahçe’nin üçüncü torba durumu da Galatasaray’a benzer şekilde sınırda ve puanı Fenerbahçe’den yüksek iki takımın elenmesi 3.torbaya girmesi adına yetiyor. Eğer bu gerçekleşmezse elemeleri başarıyla geçmesi halinde Fenerbahçe 4.torbadan kura çekimine katılacak.

Elenmesinin Fenerbahçe’ye yaradığı takımlar şunlar: Panathinaikos, Braga, Dinamo Kiev, Spartak Moskova, Basel, (Chelsea’nin durumuna göre elemelere kalan)Tottenham veya Anderlecht.

Kısaca (!) durum bu... Bayern Münih’in kupa 1’i kazanmasını isteyen Fenerbahçeliler bir daha düşünsünler derim.

Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi Yolu: Torba 3,5


Öncelikle, özlemiştik... Şampiyonluk bir yana, Galatasaray ve Şampiyonlar Ligi’ni aynı cümle içinde kullanmak dahi büyük bir keyif. 6 senedir buruk bir özlemle ve kıskançlıkla dinlediğim Şampiyonlar Ligi tema müziğini bu kez heyecanla dinlemek, o kura çekimi günü binbir türlü hesabı yapacak olmak şimdiden sabırsızlandırıyor adamı.

Sonra ise elbette torba hesapları... İki senedir büyük fiyaskoların doğal getirisi olarak ilk 30 sınırına dayandığı takım sıralamasında büyük bir düşüş yaşayan ve 38.615 puana kadar gerileyen Galatasaray’ın yumuşatılmış Platini sisteminde dahi üçüncü torba şansı sadece üç seneden gelen puanlarla doğal olarak zor ancak hâlâ imkansız değil. Özellikle Galatasaray’dan düşük puana sahip takımlardan Almanya’da Dortmund, Fransa’da ise Montpeiller’nin doğrudan Devler Ligi biletini kapması Galatasaray’ın lehine oldu ve muhtemel dördüncü torbanın üst sıralarına taşıdı. Ön elemelerde seribaşı takımların kazanılacağı düşünülürse Galatasaray şu anda 4.torbanın ikinci sırasında yer alıyor. Bu da üstünde yer alan takımlardan ikisinin herhangi bir şekilde gruplara kalamaması halinde Galatasaray 3.torbada yer alacak demek.

Bu sürprizlerin gerçekleşebilmesi için iki yolu var. Birincisi henüz sıralaması kesinleşmemiş liglerde puanı Galatasaray’dan yüksek bir ekibin bu şansını kaybetmesi, ikincisi elemelerde puanı Galatasaray’dan düşük bir ekibin Galatasaray’dan daha yüksek puanlı bir takımı eleyerek gruplara girmesi. İkinci seçenek için ise iki farklı yol var: Şampiyonlar ve Şampiyon olmayanlar elemeleri.

1-Yunanistan ŞL Play-offları ve Panathinaikos
Sıralaması kesinleşmemiş Avrupa liglerinden sadece Yunanistan'daki bir ihtimal Galatasaray için gerekli kriterleri sağlıyor; o da 50.920 puanlı Panathinaikos’un ocak dışı kalması. Yunanistan’da şampiyon normal sezonda belirlendikten sonra 2 ila 5.sıra arasındaki takımlar play-off oynuyor ve zirvede yer alan ekip Şampiyonlar Ligi’nin “Şampiyon olmayanlar yoluna” katılmaya hak kazanıyor. Şu andaki puan durumuna göre Panathinaikos iki maç kala grupta 8 puanla lider, buna karşın 7 puanlı PAOK, 6 puanlı AEK ve 5 puanlı Atromitos’un hâlâ kupa 1 şansı var. PAO gruba 4 puan avantajla başlamasına karşın avantajını kullanamadı ve puan avantajına sahip olsa da yerini kaybetme riskiyle karşı karşıya.

Galatasaray’ın buradaki şansı AEK de dahil olmak üzere üç ekibin de takım puanının 38 binden az olması, yani Galatasaray’ı otomatikman bir sıra yukarı atacak olması. Üstelik bu üç takımdan birisi Yunanistan adına elemeye giderse Fenerbahçe’nin elemeye katılması halinde seribaşı olacağı anlamına geliyor.

2-Elemelerdeki ihtimaller
a) Basel
İlk 12 sıra dışında kalan ülkelerin şampiyon takımlarının katıldığı elemede Galatasaray’dan puanı yüksek tek ekip İsviçre temsilcisi Basel. Eğer Basel, iki ön eleme turundan birinde elenirse Galatasaray’ın beklediği sürprizlerden birisi gerçekleşmiş olacak ancak özellikle bu sezonki kadronun edindiği Avrupa deneyimi düşünülürse bunun epey düşük bir ihtimal olduğunu da unutmamak gerekiyor.

b) Şampiyon olmayanlar elemesi
Şampiyon olmayan takımların elemesi sürprizlere, dolayısıyla Galatasaray’ın beklentilerine daha açık. 38 bin puanın üzerinde bulunan takımlardan Braga, Dinamo Kiev ve Spartak Moskova ikişer; Tottenham, Udinese ve Lille ise birer eleme oynayacak. Bu elemelerden gelecek beş takımdan ikisinin Galatasaray’dan düşük puanlı takımlardan olması halinde diğer hesaplara hiç gerek kalmadan otomatikman üçüncü torba yolu açılacak ancak bu pek de kolay değil. Bu ihtimali gerçekleştirmeye en yakın takımlar ise Malaga ile Borussia Mönchengladbach. Sadece bir eleme oynayacak bu ekip gruplara kalmayı başarırsa bu doğrudan Galatasaray’ın işine geliyor. Öte yandan Galatasaray çok değil, sadece 0.400 puan daha fazla puana sahip olabilseydi Lille (38.835) ile Udinese’nin (38.936) kazanma ihtimallerini de cebine koyacaktı. Bu eleme döneminde epey canımızı yakabilir.

Toparlamak gerekirse Galatasaray’ın torbası henüz kesinleşmiş değil ve 3.torba ihtimali hâlâ sürüyor. Özellikle kısa vadede Panathinaikos’un durumunu takip etmek, sonrasında ise elemelerde beklentilere uyan sürprizlerin gerçekleşmesini ummak gerekiyor. Üçüncü torbaya girmek bir prestij olduğu kadar Juventus, Ajax, Olympiakos gibi ekiplerle eşleşmek yerine alt torbadaki takımlardan birini seçmek demek, bu da hiç küçümsenecek bir avantaj değil. Kısacası bekleyelim görelim, şimdilik torbamız 3,5.

Beyler Ülke Puanı!: Peki Ya Yarın?

Türk futbolunun son dönemdeki durumu malum... 3 temmuz günü patlayan skandalın etkisiyle kimin önceliğinin ne olduğunu gayet iyi gördük. Taraftarlar bir yandan birbirlerini yiyedursun, öte yandan kendi sevdalarına sahip çıkmaya çalışırlarken, gönül verdikleri kulüplerin yetkililerinin ağızlarından dökülen tek kelam "Dekoder alın" oldu. Çıkarlar, ekonomik hesaplar bir yana, yeni ihaleden bu yana ağızlardan düşmeyen ligin marka değerine inanan, lige, futbola sahip çıkan kimse yok. Böyle bir ortamda tutup ülkenin UEFA sıralamasındaki yerini değerlendirmek Nasreddin Hoca'nın göle maya çalmasındaki naifliğine benziyor haliyle ama hoca nasıl tutmayacağını bile bile çalıyorsa o mayayı, biz de kendimiz çalıp kendimiz oynayacağımızı bile bile yazalım bunları...

Geçen sezon ülkenin Avrupa'daki lokomotif takımları Galatasaray ile Fenerbahçe'nin henüz ağustos ayında elenişlerinin getirisiyle Türkiye, hedef büyütmek ve Şampiyonlar Ligi'ne üç takımla katılma yarışına girmek üzereyken rekabet edeceği Portekiz, Rusya, Ukrayna, Hollanda'nın epey gerisinde kaldı.(Bu da ayrıca incelenecek bir konu) Bu sene de Fenerbahçe'nin ihraç olması, Galatasaray'ın ise Avrupa bileti alabilen beş ekipten biri olmaması puan beklentilerini iyice düşürmüş gözüküyorken Trabzonspor ile Beşiktaş'ın galibiyetleri ve getirdiği puanlar tehlike sinyallerini biraz azaltmışa benziyor.

Bilindiği gibi Platini döneminde yenilenen kurallar gereği UEFA sıralamasında ilk 12'ye giren ülkelerin şampiyonları Şampiyonlar Ligi gruplarına doğrudan katılma hakkına sahip. Türkiye, an itibariyle burun farkıyla önünde yer aldığı Yunanistan'ın önünde 10.sırada gözüküyor. Geçen sezonki büyük düşüşün faturası henüz çıkmamışken en azından mevcut yerine tutunup katılım haklarını kaybetmeme adına büyük bir çaba göstermek durumunda. Eğer Trabzonspor ve Beşiktaş, bu sezon başarısız bir tablo çizerse Fenerbahçe'nin ŞL çeyrek finali gördüğü sezon olan 2007/08'in hesaplardan çıkmasıyla birlikte kendini Yunanistan'ın da gerisinde Belçika, Danimarka ve Avusturya'yla mücadele ederken bulacak ve bunu takip eden her sezon Şampiyonlar Ligi biletini kaptırma riskiyle karşılaşacak. Bu yüzden en azından Belçika, Avusturya ve Yunanistan'a nazaran iyi bir sezon geçirip bu riski azaltmak bir zorunluluk ve bu açıdan uzun yıllardır görmediğimiz bu tulum haftası epey faydalı oldu.

Trabzonspor'un Inter'den, Beşiktaş'ın Maccabi'den kopardığı ikişer puan, Fenerbahçe'nin ihracıyla dörde düşen temsilci sayısına bölünerek hafta içindeki maçlardan sıralamaya 1 puan eklenmesini sağladı ve şimdilik Türkiye, Yunanistan'ın önünde yer almayı başardı. Önümüzdeki iki sezon boyunca bizden 2.750 puan daha az kaybedecek olan Yunanistan'a koltuğu kaptırmak istemiyorsak Trabzon ile Beşiktaş'ın en azından şubat ayını görebilmesi gerek.

Yayın gelirleri aynı sınıftaki rakiplerini katlayan, onlardan çok daha fazla parayı transfere akıtan, oyuncuların ceplerini dolduran Türkiye Ligi'nin neden bu durumda olduğu ise sorulması gereken esas soru. Bugünü belki Trabzonspor'un efsanevi galibiyeti kısmen kurtardı ama peki ya yarın? İki yıl sonra Şampiyonlar Ligi dışında kalırsak bunun hesabını kim verecek?

Veriler için: Bert Kassies'in Sayfası

Bursaspor ile Gaziantepspor'un UEFA Avrupa Ligi Yolu


Türkiye Ligi'nde son haftanın iki soru işaretinden birisi şampiyonluk, diğeri de UEFA Avrupa Ligi'ne ligden katılacak ekiplerin sıralamasıydı. Bursaspor sürprize izin vermeyerek üçüncü sırayı aldı, ikinci devrenin en başarılı ekiplerinden Gaziantepspor uzun bir aranın ardından tekrar Avrupa sahnesine çıkmaya hak kazandı. Yine de grup aşamasına kalmaları için epey uğraşmaları gerekecek.

Fazla tekrara giriyorum belki ama bence Türkiye'nin Avrupa kupalarında kaydedemediği aşamanın temel sebebi düzenli bir dördüncü temsilci çıkaramaması. UEFA Avrupa Ligi'ne gidenlerin hepsi ilk turda seribaşı olamadığından kötü eşleşmelerle zor durumda kalıyor. Trabzonspor'la yaşanan bu kısır döngü onlara geçen sezon Liverpool'u getirdi.

Mayıs 2011 itibariyle Türk takımlarının UEFA sıralamasındaki yeri ve puanları...

Bu döngüyü kırmaya en çok yaklaşan ekip ise Bursaspor'du. Ön elemeye takılmadan direkt olarak Şampiyonlar Ligi'ne gittiler ve 5 bonus puanı ceplerine koydular. Burada alınacak fazladan bir galibiyet ve beraberlik onlara bugün UEFA Avrupa Ligi son eleme turunda seribaşı olma unvanıyla dönebilirdi ancak durum onlar için de zor.Yukarıdaki tablodan da gözüktüğü üzere Bursaspor, Şampiyonlar Ligi'nden aldığı puanlarla takım puanını 12.010'a yükseltti fakat bu puan dördüncü ön eleme turunda seribaşı olmaya yetmiyor. Şampiyonlar Ligi elemelerinden de en düşük puanlı takımların geleceği varsayılan (ki hem Bursa hem Antep'in işine en gelen durum) sırlamada dahi son seribaşı 14.624 puanı bulunan Anorthosis. Bursa ile aynı puanı bulunan Trabzonspor da ilk turda elenirse burada seribaşı olamayacak.


Gaziantepspor ise son beş yılda Avrupa kupalarına katılamadığı için puan hanesi ilk tablodan da görebileceğiniz gibi Türkiye takımlarının minimumu olan 7.010 ile açılıyor. Bu puan 70 ekibin katıldığı 3. ön eleme turunda Gaziantep'i 33.sıraya taşıyor ki bu turda seribaşı olmak için yeterli. Tahmin edebileceğiniz gibi bu turun geçilmesi halinde kırmızı-siyahlıların dördündü turda seribaşı olma şansı ise bulunmuyor.

Umarım bu sezon Bursaspor ile Gaziantepspor kısır döngüyü kırarak önümüzdeki sezonlarda en azından UEFA gruplarına kolay yoldan giderler. İki sene önceye kadar bizle benzer bir durumda olan Portekiz'e bakıp ibret almak için geç bile kaldık...

Avrupa Ligi'nde 1.Torbaya Doğru Galatasaray

Galatasaray'ın takım puanını izlediğimiz süreçte bir takım barajlardan bahsetmiştik. Bu üç temel barajdan birisi Şampiyonlar Ligi elemelerinde seribaşı olmaya yetecek puan, bir üst seviyesi Şampiyonlar Ligi'nde ikinci torbaya girebilmek için yeterli olan puan ve sonuncusu ise UEFA Avrupa Ligi'nde ilk torbaya girmek için yeterli olacak puan.

Son üç yılda kaydettiği aşamayla ilk 100'ün diplerinden toparlanarak gelen ve an itibariyle 34.sıraya kadar yükselen Galatasaray, geçen yıl Atletico'ya içeride yenilmese kendini son bahsettiğimiz EL 1.torba barajının üstüne atmayı başaracaktı. Olmadı. Ancak Avrupa kupalarında her daim bir sapma payı var ve bu payı elemelerde başarısız olan yüksek puanlı takımlar oluşturuyor. O elenen takımların yerini bir altlarındaki takım dolduruyor ki Galatasaray, 1.torbaya girme yolundaki en önemli adayların başında gelmekte...

Öncelikli şart elbette Galatasaray'ın önündeki 12 takımdan ikisinin rakiplerine elenmesi gerek. Bu 12 takım ve eşleşmelerini listelersek;

Son beş sezonda 43.890 puan toplayan Galatasaray'ın ilk torbada yer alabilmesi için
öncelikle önünde yer alan Liverpool, Porto, Villarreal, CSKA, PSV, Juventus, Sporting,
Fenerbahçe, Stuttgart, AZ, Steaua ve Lille'den ikisinin elenmesi gerekiyor...
Liverpool-Trabzon
Genk-Porto
Villarreal-Dnipro
CSKA -Anorthosis
Sibir Novosibirsk-PSV
Sturm Graz-Juventus
Sporting-Brondby
PAOK-Fenerbahçe
Bratislava-Stuttgart
AZ Alkmaar-Aktobe
Grasshopper-Steaua
Vaslui-Lille

Yine de bu takımlardan ikisinin elenmesi Galatasaray'ın torba atlaması için yeter şart değil, önemli bir nüans daha var çünkü. Şampiyonlar Ligi play-off turunda elenen takımlar da UEFA Avrupa Ligi gruplarına kaldığından bu elemelerde yer bulan takımları da göz önünde bulundurmak zorundayız. Şampiyonlar Ligi elemelerindeki mevcut 10 eşleşmeden 6'sında takım puanı Galatasaray'dan üstte bulunan ekipler var ve altı kritik eşleşmede yer alan seribaşı ekiplerin elenmemesi gerekmekte. Bu altı takımı ve eşleşmelerini de listelersek;
Şampiyonlar Ligi elemelerindeki 10 seribaşıdan 6'sının puanı Galatasaray'dan yüksek.



Basel-Sheriff
Y.Boys-Tottenham
Braga-Sevilla
W.Bremen-Sampdoria
Zenit -Auxerre
Dinamo Kiev-Ajax
Kısaca özetlemek gerekirse Fenerbahçe'nin bir önceki turda elensin gözüyle baktığı Ajax ve Zenit'in de dahil olduğu altı seribaşı takımın bu kez elenmemesi ve Şampiyonlar Ligi'ne girmesi gerekiyor. Bu altı ekipten kaçı elenirse diğer elemede o kadar fazla takım elenmeli ki Galatasaray birinci torbaya girebilsin. Öncelikle iki takım elenecek, bunun üstüne Şampiyonlar Ligi'nde gerçekleşecek sürpriz sayısı kadar takımın daha elenmesi gerekecek. Zor mu, evet. İmkansız mı, hayır... Geçen sezon da benzer sürprizler gerçekleşmişti, görünenden daha zor olan eşleşmeler de var. En azından ilk maçlar sonunda büyük ölçüde şekillenir konu. Şimdilik merak edenlere bilgilendirmemizi yapmış olalım...

Türkiye'nin Ülke Puanı '11: Altıncılık Yolunda

Yeni sezon kulüpler için olduğu kadar ülkeler için de yeni bir başlangıç demek. Avrupa kupalarında da desteler yeniden karılır ve kulüpler hem kendi hem de ülkelerinin başarısı için yarışmaya başlar. Geçen seneye hızlı girsek de Şubat ayına kalmayı başaran Galatasaray ve Fenerbahçe beklenen ilerlemeyi kaydedememişti. Türkiye, ortalama üstü bir performans ortaya koysa da geçen sezonu beş büyüklerin hemen arkasında kapatan Hollanda ve Portekiz'in önüne geçmeyi geçmeyi başaramamıştı. Bu sene de rakipler aynı ama hedef büyüdü. Türkiye, son üç sezon kaydettiği aşamayla artık ilk 10 için değil ilk 6 için mücadele verecek...

Altıncı Rusya, Türkiye'nin sadece 3.400 puan önünde yer alırken Rusya, Ukrayna, Portekiz, Türkiye ve Hollanda ikinci beşli olarak sıralanıyorlar. Bu beşli arasındaki en prestijli konum şüphesiz altıncılık fakat bu derecenin sadece bir rakam olmaktan öte anlamları var. Yandaki tabloda hangi sıradaki ülkenin hangi kupalara hangi turdan kaç takım yolladığı görülüyor. İlk beş ülkenin yerleri sabitken onların hegamonyasına eklenen sadece bir ülke var. Altıncı ülke Şampiyonlar Ligine ikisi direkt olarak grup aşamasından başlamak üzere üç ekip yolluyor ve bu lig için de inanılmaz bir nakit girdisi ve prestij anlamına geliyor. O yüzden geçen sezonlara oranla çok daha önemli ve çetin bir mücadeleye girecek Türkiye.

Rakipler hakkında birebir yapmak için henüz çok erken ancak Rusya, Ukrayna ve Portekiz'in bir adım önde olacağını şimdiden not düşmek lazım ve 3.400 puan gibi ilk bakışta eritilebilir duran bir farkın mevcut olması bizleri yanıltabilir. Türkiye'nin bu sezon içinde bu atılımı yapabilecek konumda değil. Ön taraftaki üçlünün de 3.500 puan üstüne çıkmak çok zor. Hatta en başarılı üç sezonumuzu yan yana yazarsak bunun ne anlama geldiği açıkça görülecektir.

  • 07/08: Rusya-11.250, Ukrayna-4.875, Portekiz-7.928, Hollanda 5.000 || Türkiye-9.750
  • 08/09: Rusya-9.750, Ukrayna-16.625, Portekiz-6.785, Hollanda 6.333 || Türkiye-7.000
  • 09/10: Rusya-6.166, Ukrayna-5.800, Portekiz 10.000, Hollanda 9.416 || Türkiye- 7.600

Son üç sezonda bu kriteri sağlayabildiğimiz sezon yok, 3.500 puan farkla rakiplerimizi geçebidiğimiz tek performansın da 9.750 puan aldığımız 2007/08 sezonu. Yani hedef altıncılık olsa da bunun kademeli bir hedef olduğunu vurgulamamız lazım.

Şimdilik sezon hakkında yapabileceğimiz tek yorum fire vermeden elemeleri tamamlamak ve Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi gruplarına beş takım sokabilmek. Bunu becerdiğimiz anda rakiplerimizin bir adım önüne geçme şansı elde edebiliriz. Geçen sezonlarda olduğu gibi ıskarta ekipler yok. Takım puanı problemli olan Bursaspor'un direkt olarak gruplardan başlayacak olması bu açıdan büyük şans. Tökezleme ihtimali olan tek takım Trabzonspor bu görüntüde, umarım Şenol Güneş yönetimde onlar da bu sezon elemeleri geçmeyi başarırlar. Galatasaray'ın da bir facianın eşiğinde olduğunu da not düşüyoruz elbette. Hem ülke sıralaması hem de Galatasaray'ın sezonu özelinde sıkıntılı bir hafta bizi bekliyor...

Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi Yolu

Üzüntü, kızgınlık gelir geçer, gelecek sezon başladığında her takım taraftarında olduğu gibi Fenerbahçeliler de takımlarına yeniden sarılırlar ve hayal kurmaya devam ederler. Bu yaralar sarılır ama bugün Fenerbahçe'nin kaybettiği somut bir şey varsa o da Şampiyonlar Ligi bileti. Maddi kısmına burada girmeyeceğim, Bursaspor'la ilgili yazacağım yazıda sıkça değineceğimden. Şu anda gelen sorulardan anladığım kadarıyla esas merak edilen konu Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi yolunun nasıl olacağı. Bugünün işini yarına bırakma düsturuyla konuya açıklık getirmeye çalışayım kendimce.

Öncelikle Türkiye Ligi ikincisinin katıldığı eleme 'Şampiyonlar Olmayanlar Elemesi'. Bu elemeye 15 takım katılıyor ve eleme iki ayaktan oluşuyor. Türkiye ikincisinin Şampiyonlar Ligi'ne kalması için bu iki turu da geçmesi gerekli. Burada yolun zorluğunu belirleyen ise takımların UEFA sıralamasındaki yeri. Fenerbahçe, topladığı 54.890 puanla aslında epey iyi durumda, beş senedir istikrarlı bir şekilde Avrupa'da yer almanın yanı sıra 2008 çeyrek finalinin de etkisiyle hatrı sayılır bir konumda bulunuyorlar.
Fenerbahçe'nin puanı elemenin ilk turunda seribaşı olmak için fazlasıyla yeterli. Liglerin de çok büyük bir bölümünün bitmesiyle tablo netleşti. Zaten ilk 40'ta olan bir ekip bu turda rahatlıkla seribaşı oluyor, Fenerbahçe için problem seribaşı olup olmamak değil fakat buradaki risk rakip beşliden arıza yaratması muhtemel tek takım Celtic. Romanya ikincisi hariç diğer takımlar olan Yunanistan ikincisi PAOK, İsviçre ikincisi Young Boys ve Belçika ikincisi AA Gent nispeten elenebilir rakipler. Geçen seneki havuza göre oldukça makul bir havuz olmuş. Celtic'i pas geçildiği sürece bu turda bir sorun yok.
Fenerbahçe için problem yaratacak esas tur play-off'lar. İlk resimdeki puanları incelerseniz Fenerbahçe'nin üzerinde yer alan üç takımı işaretlediğimi göreceksiniz. Tottenham ve Ajax. Bu iki takımı işaretlememin nedeni Fenerbahçe'den ufak farklarla ayrılan bu üç takımın da play-off turuna katılıyor ve sarı lacivertlilerin üzerinde yer alıyor olması. Bu turdaki muhtemel beş seribaşı Sevilla, Werder Bremen, Zenit, Tottenham ve Ajax. Fenerbahçe ise teorik olarak altıncı sırada, yani Fenerbahçe ilk turu elenmeyip geçerse seribaşı olma şansı epey düşük.

Bu hafta sonuçlanan ligler arasından İspanya ve Yunanistan Fenerbahçe'yi doğrudan ilgilendiriyordu. Birinden iyi birinden kötü haber çıktı ve dengelendi. İspanya'da Mallorca ve Sevilla çekişiyordu. Oradan Mallorca gelse şu anda Fenerbahçe bir üst sırada olabilir, ilk turu geçmesi halinde kesin olarak seribaşı olabilirdi. Sevilla'nın gelmesi bu açıdan kötü haberdi. İyi haber ise Yunanistan'dan elemelere gelen takımın Fenerbahçe'nin hemen üzerinde yer alan Olympiakos değil PAOK olması. Olympiakos gelse Fenerbahçe yedinci sırada olacak ve tüm umutlarını gömmek zorunda kalacaktı.

Kalacaktı diyorum çünkü Fenerbahçe'nin ufak da olsa bir şansı var. Fenerbahçe'nin katıldığı ilk tur elemelerine katılan iki kritik takım var. Rus üçüncüsü Zenit ve Hollanda ikincisi Ajax. Bu iki takım nispeten zayıf duran ilk tur havuzundan bir takıma elenirse ve Fenerbahçe takılmadan play-off'a yükselirse ilk beşte yer alabilir. Benim fikrimi soracak olarsanız zor. Bu iki ekibi eleyebilecek kalibrede tek takım var bence orada, o da Celtic. İskoçların Fenerbahçe'ye çıkma olasılığıyla bu iki takıma çıkma olasılığını ekstrem durumlar olarak kabul edersek üç takım da benzer şartlarda sahaya çıkacaklar ve bence üçü de üst tura adını yazdıracaktır. Ayrıca Celtic'in de bu takımlardan fazlası olduğunu söylemek epey güç. Yine de Fenerbahçe'nin geçen sene Stuttgart'ın yakaladığı şansı yakalayıp play-off'ta seribaşı olması olası.

Velhasıl kelam, şanslı ve şanssız iki senaryoda da Fenerbahçe'nin işi kolay değil, hatta rahatlıkla 'zor' kategorisine sokabiliriz. Yaz dönemi hamleleri takımların çehresini yine değiştirecektir, erken konuşmamak lazım ama bu konuları merak eden özellikle Fenerbahçeli arkadaşlara bir yol haritası çıkarmak istedim. Yararlı olmuştur umarım...

Gençlerbirliği Avrupa Ligi'ne (mi?)

Bu sorunun cevabı ilk bakışta elbette hayır. Ligde 44 puanla onuncu sırada bulunan Gençlerbirliği nasıl olur da Avrupa Ligi'ne katılabilir diyebilirsiniz fakat böyle bir şansı var Başkent ekibinin. Aynı İngiltere'de Burnley, İspanya'da Deportivo, İtalya'da Bari'nin olduğu gibi. UEFA bildiğiniz gibi Fair Play Sıralaması'nda ilk üçte yer alan ülkeler için birer UEFA Avrupa Ligi kontenjanı daha ayırıyor ve bu ülkelerin kendi içindeki fair play sıralamalarına göre belirlenen üç takım UEFA Avrupa Ligi'nde mücadele ediyor.
Turkcell Fair Play Ligi 33. hafta sıralamasının lideri ise Gençlerbirliği. Hemen arkasında Şampiyonlar Ligi'ne katılmayı şimdiden garantileyen Bursaspor yer alsa da büyük bir hata yapmazlarsa üçüncü Gaziantepspor'a geçilmezlerse bu alanda ligi lider bitirecekler. Ellerindeki kısıtlı kadroya rağmen oynamaya çalıştıkları futbolu düşününce büyük bir iş başardıklarını söylemek çok zor olmasa gerek. Bu ülkede hangi hocaya Avrupa'da kupalarında mücadele etmek yakışır desek benim sayacağım isimlerin başında muhakkak Thomas Doll olurdu. Peki Gençlerbirliği'nin bu kontenjandan faydalanma ihtimali nedir?
Yazıyla, rakamla, anlaşılmazsa hiyeroglifle sıfır. Türkiye'nin Avrupa Fair Play Sıralaması'nda bırakın ilk üçü, ilk otuza girme ihtimali yok. Avrupa kupalarındaki temsilcileri 32 ve üstü maça çıkmış 46 ülke arasındaki yerimiz 36.lık. Türkiye'yle eş değer görebileceğimiz ve bizden kötü durumda olan tek ülke Yunanistan. Futbol kültürü mevcut olan hiçbir ülke sıralamada bu kadar aşağılarda bulunmuyor. Saha içi sertliğiyle özdeşleşmiş İtalya 22. sırada yer alırken fiziksel olarak en güçlü takımların bulunduğu İngiltere ise 7.sırada. Hatta öyle ki eğer son birkaç ayda yaşadıkları kart enflasyonu olmasaydı sadece 0.027 puan üzerilerinde yer alan Finlandiya'nın üzerinde yer alıp Avrupa kupalarına sekizinci takım olarak Burnley'i gönderebilirlerdi. Benzer bir durum 9. sıradaki Almanya ve Borussia Mönchengladbach için de geçerli.

Sanırım hiç kimse bu tip sıralamalarda yukarılarda yer almamızı beklemiyordur ama gördüğü kartların yarısından fazlasınıhakeme itiraz, oyunu geciktirme, rakiple itişme sebepleriyle gören ve saha içinde yaşamayan bir ülke olarak bu tip verilere de bakıp kendimize bir çeki düzen vermemiz, her kanalda Fair Play Ligi'ni idareten birer dakika yorumlatmaktan öte bir şeyler yapmamız gerekmiyor mu? "Biz böyleyiz abijim, duygusalız, duygusallık süper, duygusallık hiper" masallarıyla kendimizi nereye kadar kandıracağız? Dış mihrakların bir başka oyunu mu bu da yoksa?..

Not: Her zaman olduğu gibi İskandinavlar listede zirvede yer almayı başardılar. Liglerindeki sıralamalar belli olunca İsveç, Danimarka ve Finlandiya UEFA Avrupa Ligi'ne fair play kontenjanından birer fazla takım gönderecek.

Şampiyonlar Ligi'nde Darbe: Lyon & Bayern

Kıtanın en büyük kupası olan Şampiyonlar Ligi uzun yıllardır hangi ligin daha başarılı olduğunun bir göstergesi olarak görülür, burada kullanılan en önemli veri de yarı finale hangi ligin kaç takım soktuğudur. 2000'lerin başında İtalyanların, sonlarında İngilizlerin domine ettiği 'Kupa 1'de çok uzun süredir görülmemiş bir yarı finali izlemek üzereyiz. Lyon ve Bayern'in çeyrek final eşiğini geçip kafasını yarı finale sokmuş olmasının yanı sıra Şampiyonlar Ligi'ni bir ara Premier Lig play-off'larına çeviren İngilizlerin safdışı kalmış olması yarı finalin sıradışılığının bir başka yönü. Turnuvanın biraz daha dengeli ve heyecanlı olması adına fazlasıyla olumlu gelişmeler bunlar. Bunun beş büyük lig dışından yapılmış ve muhtemelen geçici olacak bir değişim olmadığını da kaydetmek gerekiyor ayrıca.
Barcelona, Inter, Bayern ve Lyon. Bu dört takım, İngilizlerin nal topladığı bu sezonda yarı finale kalarak ülkelerinin UEFA sıralamasındaki yerlerine de doğrudan etki ediyorlar. Kupanın mutlak favorisi gözüken Barcelona eğer kupa yolculuğunu sürdürür, UEFA Avrupa Ligi'ndeki Valencia ve Atletico'dan da gerekli desteği alırsa düşük de olsa birinci sıradaki İngiltere'yi yerinden etme şansına sahip olabilir. Avrupa kupalarındaki tek temsilcisi Inter olan İtalya ise üçüncü sıradaki kritik yerini koruma derdinde, İtalya-Almanya çekişmesiyle ilgili geçen günlerde bir şeyler karalamıştık zaten. Inter'in CSKA'yı geçmesi zaten bekleniyordu lakin Bayern'in de Manchester United'ı ekarte ederek Şampiyonlar Ligi'nde yola devam etmesi İtalyanlar için epey kötü haber. Almanların UEFA Avrupa Ligi'nde devam eden iki temsilcisi daha var ve onlardan gelen puanlarla daha da köşeye sıkışacaklar. Bu sene üçüncülüğü kaptırırlarsa 2011/12 sezonunda dört takımla Şampiyonlar Ligi'ne katılacak olan ülkenin Almanya olacağını tekrarlayayım.

Her yönüyle ilgi çekici bir yarı final serisi olacağa benzer. Star TV muhtemelen yine eşleşmelerin tamamını izleme şansını bize tanımayacak, iki yarı finalin de birer ayağını evimizden izleyebileceğiz eğer D-Smart'ımız yok ise. Buna rağmen iyi link kovalamaya, kafelerde buluşmalar düzenlemeye değer bir seri olacağına inanıyorum. Her daim mazlumun yanında olma düsturunu bozmayan birisi olarak beni fazlasıyla memnun edecek gibi görünüyor en azından...

Üçüncü Büyük? : İtalya vs Almanya

Türk futbol tarihinin en büyük başarısı olarak kabul edilen 1999/2000 sezonuna başlarken Avrupa’nın zirvesinde İtalyanlar yer alıyordu. 1999 yılında UEFA tarafından oluşturulan ülke sıralamasında (altta) 57.212 puanla en yakın rakibi İspanya’nın 7.500 puan fark atan İtalya, hem Şampiyonlar Ligi, hem de UEFA Kupası’nda başarıdan başarıya koşuyordu. Juventus, Inter gibi bugün de kupalarda boy gösteren ekiplerin yanı sıra altın çağlarını yaşaya Parma, Lazio, Bologna gibi güçlü ekipleriyle UEFA Kupası ve o yıl son kez oynanan Kupa Galipleri Kupası’nda da hatrı sayılır puanlar toplayan İtalya, o dönemler Avrupa’nın en büyük ligi olduğunu açıkça ilan etmişti.
Aradan geçen 10 senede yaşanan gelişmelere baktığımızda aslında büyük liglerin aradaki farkı daha da açtığı, Türkiye’nin de yer aldığı orta sınıfla daha zayıf liglerin bu marka liglerle arasındaki farkın daha da derinleştiğini görebiliyoruz. Futbola paranın girişi, başta bosman olmak üzere transferlerde futbolcu lehine yapılan düzenlemeler sonucunda marka liglerde yer alan takımların kaliteli oyuncuları kadrolarında toplamaya başlaması zirvenin lehine yaşanan gelişmeler oldu fakat bu gelişmelerden hem ligin iç dinamikleri hem de yerleşmiş düzenin yeni ihtiyaçları karşılamaktaki yetersizliği sebebiyle rakiplerinin arkasında kalan ülke İtalya’ydı. Kendine has futbol geleneği ve Milan, Juventus, Inter gibi köklü kulüpleriyle Avrupa’da var olmaya devam etseler de 90’larda kasıp kavurdukları Avrupa sahnesinde eski gücünü bulmakta güçlük çekiyorlar. Avrupa geleneğine en yatkın iki İtalyan kulübü olan Milan ve Juventus’un yanında yer alan kulüplerin birçoğu sahneyi birer birer terkettiler. Bir zamanlar istikrarlı bir biçimde Şampiyonlar Ligi’nde boy gösteren ve hatrı sayılır işler çıkaran Parma ve Lazio, yaşadıkları finansal kriz sebebiyle büyük kan kaybettiler. Fiorentina aynı sebeple küme düşürüldü. Belki bunlardan da önemlisi şike skandalından sonrası Juventus’u kaybetmeleri oldu. Böylece Avrupa’daki son kale Milan’a yardımcı olacak kadar güçlü kalan kulüplerden sadece Inter ve Roma kaldı.
İtalyanlar 2000 sonrası yaşadığı düşüşü Milan’ın Şampiyonlar Ligi’nde yakaladığı dönemsel başarı ve oynadığı finallerle tolere ederek 2006 sıralamasında (üstte) tekrar ilk ikiye girmeyi başarsa da bunun kalıcı bir durum olmadığı, artık spot ışıklarının İtalyanlar değil İngilizlerin üzerinde gezindiği bilinen bir gerçekti. İtalya’nın aslan payını önüne çeken İngiltere, futbol endüstrisinin gelişmesine en iyi uyum göstermiş lig olan Premier Lig’le Avrupa kupalarını domine etmeye başladı. Şampiyonlar Ligi’ni Premier Lig play-off’larına çevirdiği yönündeki espriler yapan İngiltere kulüpleri, İspanyollarla beraber yeşil sahaların yeni hakimiydi fakat İtalyanların bu ikilinin arkasındaki yerine göz diken bir ülke vardı: Almanya. Almanlar, 2006’da düzenledikleri Dünya Kupası sonrası yeni yaptırdıkları stadyumların da yarattığı fırsatı en iyi şekilde kullanıp lig organizasyonlarını marka haline getirmeyi başardılar. Bunun kulüplerinin Avrupa derecelerine yansıması da çok uzun sürmedi. İtalya’nın son bir hamleydi tekrar ilk ikiye döndüğü sene Fransa’nın ardında 48.364 puanla beşinci sırada bulunan Almanya, aradan geçen dört senede İtalya ile arasındaki 18.367 puanlık farkı kapattı ve şu anda 2010 yılı sıralamasında İtalyanların ensesine bindiler.
07/08 sezonundan beri istikrarlı olarak Almanya’nın gerisinde kalan İtalya’nın sezon başında sahip olduğu yaklaşık 3.000 puanlık avantaj, bu sezon iki ülke ekiplerinin performansları arasındaki farkın daha da artmasıyla kapanmak üzere. Farkı 0.655 puana kadar indiren Almanlar, sezonun geri kalanında İtalya’nın üzerine çıkmak için mücadele verecek ve görünen o ki bunu başarmaları o kadar uzak bir hedef değil. Kupalara yedi temsilci ile katılan İtalya, henüz Mart ayında altı temsilcisini kaybetmiş durumda. Geri kalan dönemde son beş yılın en başarılı ikinci ikinci performansını ortaya koymayı başardılarsa da rakipleri Almanya’nın gerisinde kaldılar ve geri kalan iki aylık dönemde üçüncü sıradaki yerlerini korumak için Bayern, Wolfsburg ve Hamburg’la yoluna devam edecek olan rakiplerinin alacağı tüm puanlara Inter ile karşılık vermek zorundalar. Inter’in Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde CSKA ile eşleşmiş olması İtalya için bir şans oldu, yarı finale bir takım taşımaları çok zor gözükmüyor fakat bu seneyi muhtemelen Almanya'nın gerisinde kapatacaklar. Bu seneyi Inter'in muazzam bir performansıyla kurtarsalar dahi 05/06 puanlarının devre dışı kalacağı 2011 sıralamasında Almanya’nın gerisine düşecekleri artık şimdiden kesin gibi.

Peki bu üçüncülük neden önemli? UEFA’nın hazırladığı bu sıralamada ilk üçte yer alan ülkeler kupalara en fazla takım gönderme hakkına sahip olan üç ülke konumunda ve elemelerde en avantajlı konuma sahip ülkeler de onlar. Bu sıralamada üçüncü olan ülke üçü direkt olarak gruplardan başlamak üzere dört takımı Şampiyonlar Ligi’ne gönderme şansına sahip, üç takımı da UEFA Avrupa Ligi’ne gönderiyor. Dördüncü ülkenin Şampiyonlar Ligi’ne gönderdiği takım sayısı ise üç. Bu anlamda iki sıra arasında büyük bir fark bulunuyor. Eğer bu sezonun sonunda üçüncü sırada Almanya yer alırsa 2011/12 sezonunda Şampiyonlar Ligi’nde dört takımla temsil edecek ülke olacak.

Tüm bu teknik detaylardan belki de daha önemli olan Bundesliga’nın Serie A’dan daha kuvvetli bir lig olduğunun resmi olarak tescillenecek olması. Ülkelerin beş yıllık Avrupa kupası karnelerine göre hazırlanan bu sıralamada özellikle ilk beş içinde yaşanacak her değişiklik liglerin kalitesi arasındaki değişimi de doğrudan yansıtıyor. Almanlar, son yıllarda sadece görüntü kalitesi olarak değil futbol olarak da İtalyanların artık önünde yer aldıklarını böylece ilan etmiş olacaklar. İtalyanların liglerinin değerini korumak için neler yapacağı, Almanlara nasıl karşılık vermeye çalışacağı ise Avrupa futbolunun gelecek beş sezonuna damgasını vuracak soruların en büyüklerinden biri olacağı ise şimdiden belli...

*Bu yazının büyük ölçüde benzeri iki hafta önce Goal.com Türkiye için yazılmıştır...

Ülke Puanımız #9: İkinci Devre Açılırken...

İlk devreyi kapatırken UEFA'nın bu sezon devreye giren Şampiyonlar Ligi'nin bonus puanlarıyla ilgili yeni düzenlemesine değinmiş, özellike Şampiyonlar Ligi'nde Porto'yu bir üst tura taşımayı başaran Portekiz'in bu sebeple cididi bir atak yaptığından söz etmiştik. Hollanda'nın da son beş sezonun en iyi performansını ortaya koyduğunu düşününce bu iki ülkeyle dokuzunculuk için rekabete giren Türkiye'nin kendi dinamikleri içerisinde epey başarılı bir performans ortaya koymasına rağmen bu iki ülkenin bir adım gerisinde kalmasına şaşırmamamız gerekiyor. En yakın rakibi Yunanistan'a 4.750 puan fark atarak 11. sıradaki yerini garantiye alan Türkiye'nin bundan fazlasını yapabilmesi için üst düzey işler yapması gerekiyor, bunun için ise hem Galatasaray hem de Fenerbahçe zorlu rakiplerine rağmen en azından ilk sekize kalmak zorunda.

Portekiz: Porto 2 puan, Benfica 1 puan, Lizbon 0 puan
Hollanda: Twente 2 puan, Ajax 0 puan, PSV 0 puan
Türkiye: Galatasaray 1 puan, Fenerbahçe 0 puan

Şampiyonlar Ligi'nde son 16 maçlarının yarısı oynanırken UEFA Avrupa Ligi'nde de ilk maçlar geride kalırken üç ülkenin temsilcileri de maçlarını tamamladı .Türkiye fikstürü en zor ülkeydi, o yüzden bu hafta fark kapatmak çok ekstra bir durum olacaktı. Farkı kapatamasak da rakiplere tur avantajı vermemek de fazlasıyla önemli, bu iki takımın mümkün olduğunca ilerlemesi gerekiyor öncelikli olarak. Portekiz'de ise Porto etkisini görmeye devam ediyoruz. Şampiyonlar Ligi'nde devam ediyor olmaları yetmiyormuş gibi hakemden destek alsalar da Arsenal'i mağlup edip 2 değerli puan daha kazandılar. Bir an önce elenmeleri bizim açımızdan baya hayırlı olacak gibi, geçtikleri her tur başına bir bonus puan daha alacaklar zira.

Hollanda tarafında ise haberler iyiydi. Ajax, Juventus karşısında kendi evinde mağlup olarak Avrupa'ya veda etti diyebiliriz şimdiden. Hoş, Juventus bu seneden sabıkalı ama ikinci kez aynı hatayı tekrarlamayacaklardır diye tahmin ediyorum zira 1-0'lık mağlubiyete bile Juventus turu atlayan taraf oluyor. PSV de Hamburg'a 1-0 mağlup oldu ki bu da evinde yiyeceği bir golün turu epey zora sokacağı anlamına geliyor. Nistelrooy bekleneni yaparsa muhtemelen iki Hollanda takımı Avrupa'ya veda etmiş olacak. Twente ise ilk maçında kabul edilebilir bir sonuç alan tek Hollanda ekibi. Geçen senenin UEFA Kupası finalisti Werder Bremen'i içerde 1-0 yendiler ve Almanya'ya nispeten avantajlı gidecekler. Almanya-Hollanda eşleşmesi bu açıdan ilgi çekici olacak.

Özelden genele geçersek haftayı problemli geçiren ülkelerin başında İspanya geliyor. UEFA Avrupa Ligi'ndeki dört temsilcisinden galibiyet çıkaramayan İspanya, Atletico Madrid-Galatasaray de dahil olmak üzere bütün eşleşmelerde avantajı rakiplerine verdi. Real Madrid'in de Lyon'a yenildiğini düşünürsek daha Şubat ayında biren fazla fire vermeleri olası görünüyor. Son iki sezonda İngiltere'nin gerisinde kalan İspanya, bu sezon da kaderini değiştiremeyecek gibi. Alt tarafta ise yılın sürprizi Avusturya'nın tek temsilcisi Salzburg iki farklı öne geçmesine rağmen Belçika temsilcisi Liege'e 3-2 yenilerek bu turnuvadaki ilk puan kaybını sonunda yaptı. İçerde kazanamazlarsa rüyanın sonuna gelecekler. İsrail'in temsilcisi Hapoel'in durumu daha da zor. Rubin Kazan'ın gazabına uğrayan İsrailliler Avrupa'da sezonu kapatmış görünüyorlar.

Avrupa kupalarında ikinci yarının ilk maçları önemlidir, ülkeler en çok temsilcilerini bu turda kaybederler. Eğer bir üst tura iki ekibimizi de taşıyabilirsek o zaman daha net bir şeyler söyleyebiliriz. Sırada Galatasaray'ın ve Fenerbahçe'nin takım puanı analizleri var...

Ülke Puanımız #8: Devre Arası

Yaklaşık bir buçuk saat önce resmi olarak Avrupa kupalarında devre arasına girildi, Galatasaray ve Fenerbahçe hatrı sayılır puanlar toplayarak Şubat ayına kalan iki temsilcimiz oldular. İki sezondur ligde büyük çıkış yakalayan Sivasspor'un Avrupa kupalarına katılırken ligin en zayıf ekiplerinden birine dönüşmesi bizim adımıza ciddi bir talihsizlik oldu, normal şartlarda o turdan ve ligden Avrupa'ya giren ekibimizin Aralık ayına kadar tutunabilmesi gerekiyordu, bu seneki en büyük dezavantajımız bu oldu zaten. Üç takımlı İstanbul triosunun yanına iyi bir takım sokalı yıllar oldu, hala Denizlispor ve Gençlerbirliği'nden dem vurup şehir efsanesi gibi anlatıyoruz. Aslında ligimiz gerçekten iyi olsa bu takımlardan en kötü iki senede bir çıkarabilmemiz gerek ama malesef düzenli katılan Trabzonspor bile yıllardır bir arpa boyu yol alabilmiş değil. Böyle bir durum söz konusuyken Hollanda ve Portekiz gibi ülkelerle rekabet ediyor olmamız dahi büyük başarı. Her türlü başarısızlık bu üç İstanbul kulübüne ihale edilir ancak bir noktada herkesin kendini sorgulaması gerekiyor. Takımlarımızın bir Sheriff Tiraspol'den, bir APOEL'den, bir BATE Borisov'dan bütçe olarak, imkan olarak neleri eksik, bir tartmalılar. Ondan sonra belki önümüzü daha rahat görme şansı elde edebiliriz.

Son haftaya kısaca bakarsak Beşiktaş'ın evinde, Galatasaray'ın deplasmanda kaybetmesi hafta özelinde önemli eksilerdi, Beşiktaş'ın elense dahi kazanması gereken bir maçtı o, keza Galatasaray da liderliğin rehavetine kapılmaması gerekiyordu. Ülke puanından belki de daha önemlisi kendi takım puanı adına, ona da genişçe değineceğiz aradan istifade. Bu haftanın tek kazanımı Fenerbahçe'nin Sheriff galibiyetinden gelen iki puan. İşe rakip penceresinden bakarsak istediklerimizin büyük ölçüde gerçekleştiğini görüyoruz, son iki haftada bizlerden fazla puan toplamalarına rağmen. Hollanda'nın kendi içinde mükemmel senaryosu olan beş takımla devam etme hayali önce Sinan Bolat'a, sonra da Hertha'nın stoperi Kacar'a takıldı. Hem Şampiyonlar Ligi temsilcisi Alkmaar, hem de Heerenveen saf dışı kalmış oldu böylece. Portekiz de triosu dışında sürpriz çıkaramayınca en azından bir nebze baş edebilme şansı elde ettik ikinci devre için.Baktığımızda iki ülkenin de takımlarının yarısı duruyor, yüzdeye vurursak bizim %40, onların %50. Ekstra performans gerekiyor yine de Galatasaray ve Fenerbahçe'den, üstelik bu arada puan farkını da kapatmak gerek. Şubat ayı sürprizlere gebe olur her zaman, iki takımımız da son sekize kapağı atarsa bambaşka şeyler de konuşuyor olabiliriz ama Portekiz'in, Hollanda'nın geçen sezon Ukrayna'nın yaptığını tekrarlama ihtimali de en az bu olasılık kadar yüksek. İlk devrede topladığımız 7.200 puan beş sezon içinde daha şimdiden en iyi ikinci derece, bunu sezonluk ortalamaya vursak 36.000 puan ediyor ki bu şu an bulunduğumuz yerden daha iyi bir derece vadediyor bize. Bu tempoda devam edersek karşılığını alacağız, orası kesin ama bunu kısa vadede tahsil etmemiz mümkün mü, işte orası bu sezon için zor gibi. Dediğim gibi, bu sezon adına ekstra işler lazım, bunu da şimdiden kestirebilmek kahinlik olur. En azından kuralardan sonra belki biraz daha görebiliriz. Liverpool'u Sporting de çekebilir, PSV de, Galatasaray da. Hangisine gelse ciddi bir tehlike, hele Premier Lig'den kopmuş bir Liverpool sanılanın aksine çok daha büyük bir tehlike. Bu tip yan faktörleri de hesaba katmak gerek.

Bizim evrenimizin dışına çıkarsak görmemiz gereken bir Avusturya-İsrail ihtilali var aşağı tarafta, UEFA Avrupa Ligi'ne soktukları birer takım mucizevi performanslara imza atıp ülkelerini taşımaya devam ediyorlar. Özellikle Salzburg'un ilk Avrupa Ligi'ni 18 puanla tamamlaması ve bunu dördüncü torbadan girdiği kurada ve bir İtalyan, bir İspanyol takımının bulunduğu grupta başarması apayrı bir öykü. Kupanın devre arasında bunun ne büyük bir olay olduğuna kendimizce değinmiştik ama 9'u 18'e tamamlayacakları o dönem aklıma gelmemişti. Onlara en yakın performansı ortaya koyan ekip 16 puanla Werder Bremen, son maçında daha ciddi bir hazırlık yapsa Galatasaray da Bremen'i ikileyen ekip olabilirdi. Salzburg'un dışında ortamı şenlendiren bir diğer ekip de Hamburg'u içerde yenerek grup liderliğini son maçta alan İsrail ekibi Hapoel Tel-Aviv oldu. Aslında sezon başında ülke çapında övünç kaynakları Tel-Aviv şehrinin diğer ekibi Maccabi'nin Şampiyonlar Ligi'ne kalışıydı ancak gol dahi atamadan elenen Maccabi'nin yerine 12 puanla grubunu lider bitirmiş ve ülkenin bayrağını Şubat ayına taşımış bir Hapoel Tel-Aviv şehir sakinlerine eminim daha çekici geliyordur şu anda.
Başarı öykülerinden sonra tekrar bizim tarafa dönüp orta vadeli bir perspektif çizelim. Bu sezondan sonra çekişmeye gireceğimiz ülkeler arasında Rusya ve Ukrayna da bulunuyor, Romanya'nın artık rakip klasmanından çıkacağını öngörerek bunu söylüyorum elbette. Üç ülkeye de bakarsak bu sezonki performans anlamında bizim yanımıza yaklaşamıyorlar. Rusya iki, Ukrayna sadece bir takımla devam ediyor Avrupa'da, yüzdeye vurursak bizim altımızda kalıyorlar bariz bir farkla. Onlardan büyük bir atak gelmezse 6.000-6.500 barajını geçmeleri zor, bizim 9 ve üstüne kendimizi atmamız önümüzdeki seneler için en az üç puan fark kapatmak anlamına da geliyor. Yukarda gördüğümüz 3.5 sezonluk tabloda 3.500 puan önümüzde altıncı sırada bulunan bir Ukrayna var, iyi bir seriyle bizden fazla takımla katıldığı için dezavantajlı olan bu ülkeleri geride bırakıp üç takımla Şampiyonlar Ligi rüyamıza tekrar yelken açma şansına sahibiz. Elbette bunun üç sezondan önce gerçekleşmesi mümkün değil ama ligimiz açısından bir devrim arıyorsak bundan büyük de bir fırsat yok. Her geçen sene artan bu performansımız varken çıtayı da burayı koymak gerekiyor zaten, yeter ki İstanbul triosuna destek olacak takımlar çıkarmasını bilelim. Kayserispor, Bursaspor gibi ekipler bu açıdan büyük anlam ifade ediyor. Neyse, yine çok uzaklara gitmeyelim, en azından Galatasaray ve Fenerbahçe'nin kazasız bir kura çekip kendilerini birkaç tur üste atmalarına ihtiyaç var. UEFA sıralamaları çok bilinmeyenli denklemler, bu bilinmeyenleri biraz olsun açabildeysek, kendimizce bildiklerimizi aktarabildiysek ne mutlu bana. Başka bilmek istedikleriniz olursa yorum bölümüne beklerim.

87 Galatasaray Tur 9.1450 1.7735 2.3200 8.0130 9.2175 30.469

Unutmadan, dün akşam sorduğum bilet sorusunun cevabı 87.sıra, dolayısıyla tırmanış da 45 basamak olacaktı. Bu iki cevabı da veren ilk okuyucumuz Aslı Özer oldu. Mert isimli arkadaşımız 87'yi bilmesine rağmen nedense basamak hesabını inatla yanlış yapmış, onu da yarınki yarışmalara bekleriz. Hem öğlen saatlerinde hem de akşam 19.05'te iki bilet daha vereceğiz. Bu sefer yorumu da bol oldu, sanırım daha basit araştırma soruları sormak gerekiyor böyle. Yarın görüşmek üzere...

Ülke Puanımız #7: İkinci Tur'un Kerameti

Şampiyonlar Ligi sona erdi ermesine ancak bu sona eriş gözden kaçan bir detayı da gözler önüne serdi. Michel Platini'nin elden geçirdiği yeni statünün bir diğer maddesi de Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkmanın artık bonus puan getirmesi. Yalnız bu bonus puanın 4+1 olması uzun süredir benzer bir statüyle devam eden UEFA sıralamalarını ciddi şekilde etkileyecek cinsten bir düzenleme olmuş. Bana sorarsanız 5 puanın fazla olduğunu düşünsem de uygulamanın arkasındaki mantık gayet doğru, zaten bu işleri takip eden herkes UEFA Kupası'nın Şampiyonlar Ligi'nden daha fazla takım puanı getirmesinin anlamsızlığının farkındaydı, bu yönde bir düzenleme gelmesi fazlasıyla doğru. Bunun temel nedeninin tek sezonluk UEFA Kupası patlamalarıyla sıralamada üst sıralara tırmanan Romanya, Ukrayna gibi ülkelerin dengeleri bozması olduğunu düşünüyorum, Şampiyonlar Ligi'nin ağırlığının olması bu anlamda normal.

Bonus points a) From the 2009/10 season, clubs which reach the round of 16, quarterfinals, semi-finals or final of the UEFA Champions League or the quarterfinals, semi-finals or final of the UEFA Europa League are awarded an extra point for each such round. In addition, four points are awarded for participation in the group phase of UEFA Champions League and four points for qualifying for the round of 16.

Düzenlemenin doğruluğu bir yana da bunun bizim lehimize işlediğini söylemek zor. Rakiplerimizden Portekiz her sene Porto'yu Şampiyonlar Ligi 2. turuna gönderiyordu, bu sene ilk kez 5 puanı ceplerine koyarak Hollanda ve Türkiye ile girdikleri mücadelede fark yarattılar. Zaman zaman Porto'nun yanına Sporting, Benfica gibi ikinci bir takımı dahi sokuyorlar. Zaten dört büyük ligle beraber Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline en fazla kez katılım sağlamış iki ülkeden biri Portekiz, diğeri de Hollanda. Onların arkasından biz ve Yunanistan geliyor, şöyle bir yazı yazmıştım zamanında. Portekiz'in Porto'suna benzer şekilde Hollanda'da PSV'si vardı ama onların düşüşünden beri bu boşluğu doldurabilen bir ekip yok, bizim de bunu son 5 senede sadece bir kez başarabildiğimizi düşününce Portekiz'in artık makul hedefler arasından zamanla uzaklaşacağını öngörmek mümkün. Bunu engellemenin tek yolu Portekiz'den fazla takımı Şampiyonlar Ligi'ne sokmak ve ara ara da olsa Şampiyonlar Ligi 2.turuna takım gönderebilmek. Şu an için ise yapabileceğimiz bir şey yok. Porto'nun galibiyetiyle beraber alınan 7 puanın Portekiz'e bir anda 1.166 puan olarak yansıması Hollanda'nın dahi üstüne çıkmaları anlamına geliyor.

Hollanda'nın temsilcisi AZ Alkmaar'ın milli kalecimiz Sinan Bolat'ın golüyle son anda Avrupa'ya veda etmesi bu haftanın tek tesellisi olmuş görünüyor. AZ'nin de turu geçmesi Türkiye'yi bir anda 11.likte yalnız bırakabilirdi geçtiğimiz sezon olduğu gibi. Şimdi UEFA Avrupa Ligi'nden gelebilecek birkaç şanslı sonuç en azından Hollanda'yı zorlamamız anlamına gelebilir. Portekiz'in üç takımla devam ettiğini ve açtıkları yaklaşık 1.500 puanlık farkı iki takımla kapatmak için ya Portekiz takımlarının bir an önce elenip bizimkilerin ekstra işler yapması lazım, ya da az önce bahsi geçen Romanya ya da Ukrayna gibi bir patlama gerçekleştirmemiz gerek. Bu tip ekstra durumları önceden öngörmek mümkün değil, o yüzden dokuzunculuğu şimdilik makul hedeflerden çıkarsak iyi olacak.

Daha uzun vadeli bakarsak karşımıza üç ülke çıkıyor ki bunlar son uygulama sayesinde zamanla yerlerini kaybedeceklerini öngörebileceğimiz Rusya, Ukrayna ve Romanya. Ukrayna ve Rusya'nın F grubundaki mücadelesinden Messi'nin frikiği sayesinde galip çıkan Rus ekibi oldu ve Rubin Kazan'ın, CSKA Moskova ile beraber Şubat ayına kalmasını sağlamış oldular. Ukrayna ise geçen sezonki muhteşem üçlüden sadece Shakhtar'ı Şubat ayına taşıyabildi, bu sene normale dönmüş gözüküyorlar. Geçen senenin getirisinden daha uzun yıllar faydalanacak olmaları avantaj ancak toplamda bakarsak geçebileceğimiz ülkelerden birisi olacak Ukrayna. Romanya'nın ise bu üzerimizdeki son senesi.

UEFA Avrupa Ligi'yle beraber esas toparlamayı yaparız, takım puanlarına göz atmanın da zamanı geldi zaten. Fırsat bulursam Beşiktaş'ı önden inceleyebiliriz, olmazsa Galatasaray ve Fenerbahçe'yle beraber yazılır. Benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar, aklınıza takılan başka bir şeyler varsa yorum bölümüne alayım...

Ülke Puanımız #6: Avrupa Ligi

Geçtiğimiz hafta Beşiktaş'ın Manchester deplasmanında 2 puan kazanmasının ardından bu hafta gözler Galatasaray ve Fenerbahçe'nin üzerindeydi. İki takım da beklentileri boşa çıkarmayıp maçlarını kazandılar ve haftayı kazanılabilecek maksimum puan olan 0.800'le kapatmış olduk. Sonuçlar böyle olunca herkes dramatik bir yükseliş bekliyor elbette ama beş takımla mücadeleye başlamış bir ülkenin her sezon üç takımla puan kazanabilmesi problem yaratıyor. Biz belki bu sezon çok iyi bir performans ortaya koyduk bugüne kadar ama rakiplerimiz de en az bizim kadar iyi durumdalar ve bu kadar takımla yapılabilecek fazla bir şey yok. Beş büyük ligi ve bu sezona damga vuran Avusturya'yı bir kenara koyarsak en fazla puan toplayan ülkeler sırasıyla Hollanda, Türkiye, İsrail ve Portekiz.

Bu haftanın önemi puan farkını kapatmaktan çok Hollanda deplasmanında oyanan bir maçta rakibe puan kaptırmamak. Fenerbahçe'nin deplasmanda aldığı galibiyet bu anlamda ayrı bir önem taşıyordu. Biz genelde birebir rakiplerimizle oynadığımız maçlarda başarılı olamayan bir ülkeyiz, buınun bir tezahürü de Saraçoğlu'ndaki Twente maçıydı zaten. Neyse ki bu galibiyet o puan kaybını amorti etti. Yalnız bu puanlardan daha önemli olan ikinci devreye kaç takım bırakacağınız. Ne kadar doğru olur, bilemem ama Sheriff'in Saraçoğlu'ndan çıkaracağı bir galibiyet orta vadede işimize gelebilir bu anlamda. Bu işin şakası tabii, Twente'nin ikinci tura çıkamaması mucizelere bağlı artık. Ajax ve PSV ise turu garantilediler, bu da elenme ihtimali olan takım sayısını ikiye düşürüyor: Heerenveen ve Alkmaar. Bu iki takımın da devam etme ihtimalinin en az Beşiktaş kadar yüksek olduğunu söylemeliyiz. Zaten bu sezonun Hollanda'nın altın yılı olduğu artık ortaya çıktı, daha ilk yarı bitmeden 5 sezonun en iyi puanına şimdiden ulaştılar. Dokuzunculuğu onlardan kapmamız bu sezon için zor görünüyor o sebeple.

Bence esas rakibimiz bu anlamda Portekiz. Porto'nun ardından Benfica ve Sporting de garantiledi turu ama Nacional'den umudu kesmiş durumdalar. Aradaki puan farkı sadece 0.312, eğer Beşiktaş da hayatta kalmayı becerebilirse katılım sayımızın az olması bizim lehimize işlemeye başlayacak. Portekiz üçlüsünün puanlarını karşılamayı başarırsak üstlerine rahatlıkla çıkarız. Bunu devre öncesi yapabilir miyiz, zor ama olmayacak iş değil. İyi bir son hafta bu farkı da eritmemizi sağlayabilir.

Yukarda Avusturya demişken iki kelam da onlar için, daha doğrusu Salzburg için etmek gerek. Şurda grupların ilk üç maçından sonra haklarını vermiştik ama Salzburg'u grup liderliği de kesmemiş görünüyor. Avrupa Ligi'nin fire vermemiş tek takımı konumundalar ve bu da doğal olarak az takımla Avrupa'da mücadele eden Avusturya'yı yukarı taşımaya yetti. Gerçi en başarısız görünen ekipleri Avusturya Wien'in dahi 5 puan topladığını düşününce bizim Sivasspor ve Trabzonspor'un durumu tekrar bir gözden geçirmemiz gerekiyor zaten.

Bu değerlendirmeyi fazla uzatmayalım, zaten önümüzde birer maç haftası kaldı. Kalan takımlar belli olduğunda büyük ölçüde sıralamadaki yerimiz de belli olacaktır. Şampyonlar Ligi'nde Beşiktaş ve Alkmaar, UEFA Avrupa Ligi'nde Heerenveen'in durumları odaklanacağız.

Bu yazı biraz geciktiği için açıklama da bir saat kaydı, kusura bakmayın. Benim elimde yazıda söylenen Marcelo Carrusca hariç söylenmesi gereken 10 oyuncu var. Bunlar Bruno Quadros, Gustavo Victoria, Mohamed Adama Sarr, Daniel Tözser, Ovidiu Petre, Florin Bratu, Gabriel Tamas, Franck Ribery, Marcelo Carrusca, Ahmed Barusso, Fabio Pinto.

Duro, Bouzid, Marcio gibi oyuncular geldiğinde 23 yaşından büyüktü, o yüzden hesaba dahil değil. Armand Neeskens de profesyonel bir transfer değil, o sebeple sayılmaması gerektiğini düşündüm. Elimizdeki yorumlara bakınca bu 10 oyuncuyu eksiksiz yayınlayan ilk kişi Schummy, kendisini tebrik ediyorum. Telefonunu ve iletişim bilgilerini mail yoluyla bekliyorum...

Ülke Puanımız #5: Old Trafford Puanları

Son güncellememiz Ekim sonundaydı ve kupalarda üçüncü haftanın sonunda Türkiye, bu sezon topladığı 4.800 puanla Portekiz ve Hollanda'yı takibini sürdürüyordu. Geçtiğimiz maç haftasında Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Avrupa Liginde kazanmasına dün akşam Beşiktaş'ın Manu deplasmanı eklenince 6/5'ten 1.200 puan daha kazanıp bu sezon daha şimdiden 6.000 puana ulaşmış durumdayız. Bu da bir mucize olmazsa 5 yıllık dilimde 07/08 sezonunun ardından en iyi ikinci dereceyi bu sezon yapacağımızı şimdiden garantilemek demek. Ülke puanında en önemli püf nokta bu zaten, yüksek puanların son sezonlarda toplanması. En üç puanımızın son üç sezonda gelmiş olması uzun vadede bizi çok daha ileriye taşıyacaktır ve seneler önce kapısından döndüğümüz "3 takımla Şampiyonlar Ligi" hayallerimizi tekrar canlandıracaktır.

Neyse, hayalleri bir kenara bırakıp günümüze dönelim. Bizim kendi standartlarımızda gayet başarılı performansımıza rağmen 9. yarışındaki rakiplerimiz olan Hollanda ve Portekiz de en az bizim kadar iyiler bu sezon. Özellikle Hollanda yardırıyor desek abartmış olmayız. Şampiyonlar Liginde iki sezondur istediklerini bulamıyorlar ancak açığı 'Kupa 2'yle fazlasıyla kapatıyorlar. Ajax ve PSV büyük ölçüde garantiledi gruptan çıkmayı, Fenerbahçe'nin grubundaki Twente de ilk iki için Fenerbahçe'yle beraber en ciddi aday. 4 puanlı Heerenveen'in durumu biraz karışık ancak o grupta ikincilik barajı oldukça düşük olacak, Heerenveen de en şanslı adaylardan biri. Şubat ayına 5 takımla kalmaları dahi olası. Bunu mümkün olduğunca az tutabilmek Türkiye adına önemli ve yapılabilecek tek şey Fenerbahçe'nin Twente'ye mağlup olmaması ve Steaua ya da Sheriff ikilisinden birinin Twente'yi geride bırakması. Alkmaar'ın UEFA Ligi için deplasmanda Liege'i yenmesi gerekiyor, o gerçekleşmezse ve Heerenveen ikinci olamazsa bu beş takımdan sadece ikisi Şubat ayına kalmış olur ki bu da Hollanda'yı yakalamamız adına tek fırsat demek. 6 takımla katılmalarının dezavantajını o zaman yaşamaya başlayacaklar. Bu sebeple Fenerbahçe'nin içerde kaybettiği Twente maçını telafi edebilmesi önemli.

Portekiz cephesinde ise Şubat ayını şimdiden garantileyen bir tek Porto var ancak Sporting ve Benfica da sadece gün sayıyor matematiksel olasılıkları bertaraf etmek için. Onların da sıkıntısı bizle çok benzer aslında, başarılı üç takımının arkasını bir türlü dolduramıyorlar. Bu sezon Nacional Zenit'i eleyerek bir sürprize imza attı ancak gruplarda varlık gösterebilmiş değiller ve üç takımın puanlarına fazlasıyla bağımlılar. 6 takımla katıldıkları için de bu onlara ciddi bir dezavantaj olarak yansıyor. Yine de Şubat ayına üç takımla kalıyor olmaları Beşiktaş'ın CSKA ve Wolfsburg hesapları tutmazsa bizim önümüzde oldukları anlamına geliyor. Bugün itibariyle bizim 0.612 puan önümüzdeler ve bunu kapatmak için bu üçlünün geçeceği her turu karşılamamız gerekiyor bir şekilde.

Gelecek sezonlarda rakip olacağımız ülkelerden biri olan Rusya'nın bu sezon sadece 3.666 puan alabilmesi ise sevindirici haberlerin başında geliyor. Rubin Kazan'ın Barcelona'dan kopardığı 4 puan çok şık gözüküyor olsa da son haftaki olası senaryolardan biri de Rubin Kazan'ın 6 puanla elenmesi. Barcelona'ya karşı ikili averajı alan Rubin Kazan, Inter'e İtalya'da yenilmesi durumunda hem Inter'e, hem Kiev'e karşı ikili averajda dezavantajlı konumda. Kiev'in kendi sahasında alacağı bir beraberlik onları dışarda bırakabilir. CSKA Moskova'nın kaderi de henüz çizilmiş değil. Dün gece Dzeko'nun kıyağıyla ciddi bir avantaj elde etmişlerdi ancak Beşiktaş'ın sürpriz Manu galibiyeti işleri son haftaya bıraktı. İnönü'den onlar da mağlup çıkarsa Rusya bir anda Avrupa Kupalarında temsilcisiz kalabilir. Bu da önümüzdeki sezon birebir rakiplerimizden olacak olan Rusya'yı yakalama şansını getiriyor bize.

UEFA Avrupa Ligi'nde iki, Şampiyonlar Ligi'nde bir maç haftası kaldı. Tüm bu soruların cevabını verecek, ülke puanın kaderini çizecek olan kritik haftalara geldik. Umarım istediğimiz gibi gelişir bu sezon, maçlar bitene kadar takibe devam...

Ülke Puanımız #4: Telafi Haftası...

Son ülke puanı yazısını yazdığımızda kupalarda grupların ilk haftasıydı ve sadece Galatasaray Panathinaikos deplasmanından 2 puan getirebilmişti, bu da rakiplerimizin gerisine düşmek anlamına geliyordu. İkinci haftada Fenerbahçe'nin Sheriff deplasmanından aldığı 2 puan ve Galatasaray'ın içerde aldığı 1 puan toplamda 3 puanla ortalama bir haftayı geride bırakmamızı sağlıyor ve ilk haftadaki başarısızlığımızın izlerini silmeye pek yardımcı olmuyordu. Bu hafta birnevi telafi oldu ve belki de son yıllarda gördüğümüz en başarılı Avrupa haftalarından birini geride bıraktık. Beşiktaş ve Fenerbahçe iki zorlu deplasmandan 3 puan çıkardı, Galatasaray da sürprize mahal vermeyince 5 puan toplamış olduk. Bu da kemiksiz 5/5=1 puan demek ülke puanı hesaplamalarında.

Türkiye gruplara üç takımla kaldığında alabileceği puan az çok belliydi ve bu hedefin şimdilik tutturulduğunu görüyoruz. Galatasaray 3 maçta 7 puan aldı, Panathinaikos deplasmanının olduğu bir fikstürde fazlasıyla kabul edilebilir bir puan. Fenerbahçe'nin 3 maçta 6 puanı var, orda da 1. torba ekibi Steua'nın da dahil olduğu iki deplasman vardı. En zorlu fikstüre ve rakiplere sahip olan Beşiktaş'sa ekstra katkı yapamasa da iki deplasmandan 1 puan çıkararak hedeflerini diri tuttu. Ülke puanı bazında bakarsanız ortadaki 18 puandan 5+4+1=10 puanı alabilmek hiç de fena sayılmaz. Ancak Türkiye'nin hedefini revize eden başka faktörler de var ki bunların başında Portekiz ve Hollanda'nın ortaya koyduğu performanslar geliyor. Türkiye'nin hedefi bu iki ülkenin gerisinde kalmamak ve sene sonunda sıralamada ilk 10'da yer bulabilmek. Bunun için de iki ülkenin puanlarına da bir göz atmamız gerek.
Hollanda bu üç ülke arasında en az takım firesi vermiş ülke (5/6) ve bunu puanlarına da gayet iyi yansıtmış durumdalar. Aramızdaki farkı 1.230 puana çıktı. Hollanda'da ülke puanına en düşük katkı veren takımı 4 puan toplamış, bu bile Hollanda'yı Portekiz ve Türkiye'nin bir adım önüne koyuyor. Türkiye'de Trabzonspor ve Sivasspor 1'er puan getirebilmişken Portekiz'de Braga 0, Paços de Ferreira 1.5 puan ile sezonu kapadı. Hollanda'da ise grup devresini elenme potasında kapatan tek takım Fenerbahçe'nin grubunda yer alan Twente, onların da ikinci Sheriff ve lider Fenerbahçe'yle iç sahada maçları var. Şanslı bir seriyle Şubat ayına 5 takımla girebilirler ki bu da bizim için felaket haberi olur açıkçası. Bu sürece müdahil olmak adına tek şansımız Hollanda'da oynanacak Twente-Fenerbahçe maçı, onun dışında kötü performans beklemek dışında yapabileceğimiz bir şey yok.

Portekiz ise daha makul bir rakip görünümde ilk yarı itibariyle, bu sezon topladıklar 4.166 puan sezon başındaki farkı 0.633 puan erittiğimizi gösteriyor. Aslında grup bölümüne de Portekiz'den daha iyi bir giriş yapma şansımız vardı fire sayısı bakımından ancak Nacional'in Zenit'i elemesi işleri biraz karıştırmıştı. Neyseki bu şaşırtıcı performanslarını grup bölümüne taşıyamadılar ve ilk ikiyi Bremen ve Bilbao'nun büyük ölçüde garantilemesi sebebiyle Aralık sonunda devre dışı kalacaklar. Avusturya'nın sürpriz çıkışını incelerken dolaylı olarak değinmiştim bu konuya. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin Portekiz'deki muadilleri Sporting ve Benfica da aynı bizimkiler gibi devreye lider girdiler. Sporting 9 puan, Benfica ise 6 puan topladı grubunda. Son hafta Benfica'nın grubun bence en önemli ekibi Everton'a 5 gol atmaları oldukça ilgi çekiciydi. Bu iki takımdan fire vermeyecektir Portekiz, tek beklentimiz ikinci devrede daha az puan toplamaları olabilir. Porto'nun da Şampiyonlar Liginde havlu atmayacağını düşünürsek Şubat ayına üç takımla kalacaklar gibi gözüküyor. Beşiktaş'ın devam edip edemeyeceği bu açıdan kritik.

Bizim 9-11 hesabını bir kenara koyarsak (9-11 de bir garip durdu sanki) Avusturya ve İsrail'in yaptığı büyük çıkış bu senenin en çok dikkat çekenleri arasında. Geçtiğimiz günlerde Avusturya takımlarının Avrupa Ligi istilasını yazmıştık, en az onun kadar dikkat çekici bir diğer performans da İsrail'den geldi. Şampiyonlar Ligine soktukları Maccabi Haifa bonus puanları hariç puan alamasa da Avrupa Ligindeki Hapoel Tel Aviv aldığı iki galibiyetle ülke puanı bazında ciddi bir sıçrama yapmalarını sağladı. Şimdiden 6 puan topladılar ve bu onlara 4-5 sıra birden kazandırmış durumda. Bundan fazlası da zor zaten, önlerindeki Çek Cumhuriyetine yetişmeleri pek mümkün gözükmüyor 4 puanlık farktan ötürü. Çek Cumhuriyeti'nin bundan 2-3 sene önce bizim birebir rakibimiz olduğunu düşününce hem bizim kaydettiğimiz aşama, hem de Çek Cumhuriyet'nin gerileyişi ortaya çıkıyor net bir biçimde. Umarım bu tempomuzu önümüzdeki kritik iki seneye de yayıp ağzımıza sakız ettiğimiz en iyi liglerin arasında gerçekten yer bulabiliriz, en azından bir süre...

DK Play-Offları, FIFA Sıralaması & Euro 2012

Son iki maç haftasına kadar yer almaya çalıştığımız ancak başaramıdığımız play-off dönemine girdik artık Dünya Kupası elemelerinde ve Dünya Kupasında yer alacak son 8 takım bu elemeler sonunda belli olacak. Bu sekiz takımın dördü de bildiğiniz gibi Avrupa elemelerinde ikinci olan takımların birbirleriyle olan eşleşmelerinden gelecek. İşte soru işaretleri tam da burda başlıyor. FIFA, bu 8 takımı eşleştirirken eskiden olduğu gibi açık bir kura üzerinden değil de FIFA sıralamasına göre iki pota ayırırarak eşleştireceğini açıkladı. Bu kuralın statüde elemeler başlamadan yer almaması ve yeni açıklanması büyüklerin korunduğu yönünde algıyı kuvvetlendiren bir başka faktör.

Seribaşları: Fransa, Portekiz, Rusya, Yunanistan
Diğerleri: Ukrayna, İrlanda, Bosna, Slovenya

FIFA sıralamasına göre torbalar -Ahmet Çakır duymasın torba dediğimizi- bu şekilde oluşuyor. Özellikle İrlanda cephesinden bu sisteme ciddi bir tepki gelmiş, teknik direktör Trapattoni kura sistemini "futbolun ölümü" olarak yorumlamış, kaleci Shay Given da baya giydirmiş. Aslına bakılırsa bu sistem pek yeni sayılmaz, bir önceki Dünya Kupası elemelerinde de 6 takım aynı usülle eşleştirilmişti FIFA tarafından. İspanya ve Çek Cumhuriyeti ile beraber seribaşı olmamıza rağmen İsviçre'ye elenmiştik bildiğiniz gibi, pek de hoş olmayan bir biçimde. Bu konuyla ilgili güzel bir makale yazmış Sports Illustrated yazarı Gabrielle Marcotti, daha detaylı bir şeyler okumak isteyenler şurdan bakabilirler.
FIFA sıralaması demişken kendi açımızdan da bir değerlendirme yapmak gerek zira yaşadığımız düşüş gerçekten endişe verici. Son elemelerde koyduğumuz başarısız grafik bize Ağustos 1999'daki 40.lıktan sonraki en kötü derecemizi getirdi. Bu rakamlar bize basit bir sıralamadan daha fazlasını söylüyor elbette zira Euro 2012 elemeleri için 7 Şubat 2010'da çekilecek kuradaki torbalar Dünya Kupası 2010 elemelerinin de dahil olduğu puanlamalar üzerinden belirleniyor. Bu keskin düşüşün 2. torbadaki yerimize etki edip etmeyeceğini merak edenler olabilir, en azından bu elemelerde bir sıkıntı yaşamayacağımızı ve 'şimdilik' güvende olduğumuzu söyleyebilirim.Bunun sebebi ise oldukça basit, katılamadığımız Almanya'daki 2006 Dünya Kupasının ağırlığı %40'tan %20'ye geriledi. Başarılı bir performans ortaya koyduğumuz Euro 2008'in %40 etkisi ise devam ediyor. Kuralar Şubat ayında çekileceğinden Dünya Kupası 2010 finalleri bu elemelerdeki kura çekiminde puanlamaya dahil değil, kötü bir eleme geçirsek de en azından bu açıdan kurtarmış durumdayız. Euro 2012 elemeleri, dolayısıyla kura çekimi bu açıdan çok önemli zira berbat bir performans ortaya koyduğumuz DK elemelerinin üstüne olmadığımız bir Dünya Kupası ve ağırlığı azalan Euro 2008 puanlarımız eklenince 2. torbada tutunmamız için elimizde kalan tek değişken Euro 2012 elemeleri olacak. Bu sebeple sadece katılmak da yetmeyecek, iyi bir derece ve puanla Euro 2012'ye katılmak zorundayız. Şimdinin konusu değil bu elbette ama bu elemelerin bir sonucu olarak ilerde karşımıza çıkacak olduğunu şimdiden bilsek hiç de fena olmayacak...
Related Posts with Thumbnails