Ülke Puanımız #6: Avrupa Ligi

Geçtiğimiz hafta Beşiktaş'ın Manchester deplasmanında 2 puan kazanmasının ardından bu hafta gözler Galatasaray ve Fenerbahçe'nin üzerindeydi. İki takım da beklentileri boşa çıkarmayıp maçlarını kazandılar ve haftayı kazanılabilecek maksimum puan olan 0.800'le kapatmış olduk. Sonuçlar böyle olunca herkes dramatik bir yükseliş bekliyor elbette ama beş takımla mücadeleye başlamış bir ülkenin her sezon üç takımla puan kazanabilmesi problem yaratıyor. Biz belki bu sezon çok iyi bir performans ortaya koyduk bugüne kadar ama rakiplerimiz de en az bizim kadar iyi durumdalar ve bu kadar takımla yapılabilecek fazla bir şey yok. Beş büyük ligi ve bu sezona damga vuran Avusturya'yı bir kenara koyarsak en fazla puan toplayan ülkeler sırasıyla Hollanda, Türkiye, İsrail ve Portekiz.

Bu haftanın önemi puan farkını kapatmaktan çok Hollanda deplasmanında oyanan bir maçta rakibe puan kaptırmamak. Fenerbahçe'nin deplasmanda aldığı galibiyet bu anlamda ayrı bir önem taşıyordu. Biz genelde birebir rakiplerimizle oynadığımız maçlarda başarılı olamayan bir ülkeyiz, buınun bir tezahürü de Saraçoğlu'ndaki Twente maçıydı zaten. Neyse ki bu galibiyet o puan kaybını amorti etti. Yalnız bu puanlardan daha önemli olan ikinci devreye kaç takım bırakacağınız. Ne kadar doğru olur, bilemem ama Sheriff'in Saraçoğlu'ndan çıkaracağı bir galibiyet orta vadede işimize gelebilir bu anlamda. Bu işin şakası tabii, Twente'nin ikinci tura çıkamaması mucizelere bağlı artık. Ajax ve PSV ise turu garantilediler, bu da elenme ihtimali olan takım sayısını ikiye düşürüyor: Heerenveen ve Alkmaar. Bu iki takımın da devam etme ihtimalinin en az Beşiktaş kadar yüksek olduğunu söylemeliyiz. Zaten bu sezonun Hollanda'nın altın yılı olduğu artık ortaya çıktı, daha ilk yarı bitmeden 5 sezonun en iyi puanına şimdiden ulaştılar. Dokuzunculuğu onlardan kapmamız bu sezon için zor görünüyor o sebeple.

Bence esas rakibimiz bu anlamda Portekiz. Porto'nun ardından Benfica ve Sporting de garantiledi turu ama Nacional'den umudu kesmiş durumdalar. Aradaki puan farkı sadece 0.312, eğer Beşiktaş da hayatta kalmayı becerebilirse katılım sayımızın az olması bizim lehimize işlemeye başlayacak. Portekiz üçlüsünün puanlarını karşılamayı başarırsak üstlerine rahatlıkla çıkarız. Bunu devre öncesi yapabilir miyiz, zor ama olmayacak iş değil. İyi bir son hafta bu farkı da eritmemizi sağlayabilir.

Yukarda Avusturya demişken iki kelam da onlar için, daha doğrusu Salzburg için etmek gerek. Şurda grupların ilk üç maçından sonra haklarını vermiştik ama Salzburg'u grup liderliği de kesmemiş görünüyor. Avrupa Ligi'nin fire vermemiş tek takımı konumundalar ve bu da doğal olarak az takımla Avrupa'da mücadele eden Avusturya'yı yukarı taşımaya yetti. Gerçi en başarısız görünen ekipleri Avusturya Wien'in dahi 5 puan topladığını düşününce bizim Sivasspor ve Trabzonspor'un durumu tekrar bir gözden geçirmemiz gerekiyor zaten.

Bu değerlendirmeyi fazla uzatmayalım, zaten önümüzde birer maç haftası kaldı. Kalan takımlar belli olduğunda büyük ölçüde sıralamadaki yerimiz de belli olacaktır. Şampyonlar Ligi'nde Beşiktaş ve Alkmaar, UEFA Avrupa Ligi'nde Heerenveen'in durumları odaklanacağız.

Bu yazı biraz geciktiği için açıklama da bir saat kaydı, kusura bakmayın. Benim elimde yazıda söylenen Marcelo Carrusca hariç söylenmesi gereken 10 oyuncu var. Bunlar Bruno Quadros, Gustavo Victoria, Mohamed Adama Sarr, Daniel Tözser, Ovidiu Petre, Florin Bratu, Gabriel Tamas, Franck Ribery, Marcelo Carrusca, Ahmed Barusso, Fabio Pinto.

Duro, Bouzid, Marcio gibi oyuncular geldiğinde 23 yaşından büyüktü, o yüzden hesaba dahil değil. Armand Neeskens de profesyonel bir transfer değil, o sebeple sayılmaması gerektiğini düşündüm. Elimizdeki yorumlara bakınca bu 10 oyuncuyu eksiksiz yayınlayan ilk kişi Schummy, kendisini tebrik ediyorum. Telefonunu ve iletişim bilgilerini mail yoluyla bekliyorum...

Bu Yazıyı Paylaş!

Bookmark and Share

9 yorum:

ultracarizma dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
pclion dedi ki...

ultracarizma,

Bratu Ocak 1980 doğumludur, transfer olduğunda 2003 yaz transfer dönemiydi. Bratu'nun 24 yaşında olabilmesi için Ocak 1984'ten sonra transfer olması gerekiyordu. Barusso'da da aynı şey geçerli. Barusso Aralık 1984 doğumlu biri ve transfer olduğunda 23 yaş, 1 aylıktı. (Ocak 2008)

ultracarizma dedi ki...

peki ,teşekkürler. yaş konusuna biraz daha çalışmalıyım :)

pclion dedi ki...

Yoo, aksine sormana sevindim. Yorumu silmeseydin keşke. :))

Schumy dedi ki...

Çok teşekkür ederim Pclion, ben yarın gece yola çıkacağım artık, umarım bana ulaşırlar. Saygılar :)

Karamurat dedi ki...

O değil de bu liste, genç futbolcu transfer etmeli miyiz sorusunun cevabını çok iyi veriyor. Ribery hariç bi tane adam gibisi yok sayılır aralarında. Bazı isimler hatırlanmıyor bile.

Demek ki emin değilsen çok genç oyuncu transfer etmeyeceksin. Bir de son 2-3 yıl gösterdi ki Galatasaray Baros, Kewell, Elano, Keita, Nonda, Lincoln, Linderoth vs gibi isimleri getirebiliyorsa bu yabancı sınırlamasında güvenmeden oyuncu almanın lüzumu olmadığı ortaya çıkıyor.

steven_stiffler dedi ki...

İKi gündür hangi blogun yorum bölümüne girsem Schumy ismini görüyorum :) Burada da ödülü kazanmış.Aktif bir arkadaşımız anladığım kadarıyla..Tebrikler.

Schumy dedi ki...

Teşekkürler Stiffler :)

zeggy_557 dedi ki...

aaa stiff =)

Related Posts with Thumbnails