Bosman Fırsatları #1: Andre Moritz

Andre Moritz, 2.5 sezondur Kasımpaşa'da forma giyen ve son dönemdeki formuyla dikkat çeken 1986 doğumlu bir ofansif orta saha oyuncusu. Son dönemde Kasımpaşa'nın yükselen performansında büyük rol oynamasıyla dikkatleri zaten çekmişti ancak Moritz'i transfer dönemi için değerli kılan bir diğer unsur da sözleşmesinin 31 Mayıs 2010'da bitiyor olması. Türkiye'de bildiğiniz gibi Bosman kuralları pek aleni biçimde kullanılamıyor, bu sebeple oyuncular "takıma ihanet etmemek" adına ancak sözleşmeleri bittikten sonra bu görüşmeleri yapabiliyorlar. Andre Moritz'i bu noktada farklı kılan ise daha şimdiden sezon sonu bonservisinin elinde olacağını ve hedefinin İstanbul'da kalmak ya da Avrupa'ya gitmek olduğunu açıklaması.Andre Moritz'i Türkiye şartlarında başarılı bir bosman transferi yapan bazı şartlar var. Öncelikle 3 senedir İstanbul'da yaşayan ve akıcı şekilde Türkçe konuşabilen bir oyuncudan bahsediyoruz, yani bir yabancı transferi gözüyle bakmamak gerekiyor pratikte. Yararlı bir rotasyon oyuncusu olmasının yanında İstanbul büyüklerinde yedek kalmayı problem etmeyecek olması da önemli çünkü Türkiye'de +2 gibi absürd bir yabancı kuralı var. 8 iyi yabancı getirmek yeterli değil, rotasyonu da düşünebilmek gerek. Moritz, senede 15-20 maç fırsat bulacak, formda olduğu zaman iyi katkı verecek bir hücum oyuncusu olabilir. Her takıma Alex, Keita, Elano lazım ama onun arkasında duran bir Moritz de sanıldığından daha büyük katkı yapabilir takıma.

Bunun dışında sene sonunda 3 yılı dolduracağından vatandaşlık alması şansı da ortaya çıkıyor. Vederson'a, Nobre'ye alınan vatandaşlıklar varken Moritz'in 5 seneden önce bu hakkı elde etmesi mümkün olabilir.Beşiktaş'ın yabancı kontenjanının dolu olmasını ve ofansif bölgedeki yabancı yığılmasını düşündüğümüzde Moritz'i istemeleri pek akılcı gözükmüyor, Galatasaray ve Fenerbahçe için makul bir tercih olabilir Moritz +2 için. Trabzonspor, Kayserispor, Bursaspor gibi ekipler de boşa düşerse peşinde olacaktır, ligin gerekliliklerini öğrenmiş, 'yerli' bir yabancının her zaman talibi olur. Transferiyle ilgili çıkacak haberlerinin zamanı yakındır Moritz'in.

Ayrıca federasyonun resmi dergisi olan Tam Saha'ya geçtiğimiz ay güzel bir röportaj vermiş, orda da ayrılacağıyla demeçleri var. Zamanınız varsa o yazıya da bir göz atın derim.

Antalyaspor 2-3 Galatasaray || Keita'yla Geri Dönüş

İlk 10 dakikasını hava muhalefeti ve trafik sebebiyle kaçırdım maçın, içeri girdiğimde skor 1-0'dı ve Antalyaspor'un yan topta Galatasaray'ın ofsayt taktiğini delip basit bir gol attığını gördüm. Tam yenilen gol için hayıflanırken en az onun kadar yanlış bir golü daha gördü Galatasaray kalesi, Gençlerbirliği'nden tanıdığım ve sempati duyduğum bir oyuncu olan Mile Jedinak'ın kafa vuruşu skoru ev sahibi lehine ikilemişti. Bunda defans kurgusunun yeniden düzenlenmek zorunda oluşunun etkisi büyüktü elbette. Tamamen yeni bir defans kurgusu bu, Servet Çetin de dahil. Mehmet Topal'ı iki maçtır stoperde görüyorduk ancak Frank Rijkaard özellikle son maçta orta saha kurgusunu tekrar Elano-Barış-Topal üçlüsüne çevirmek isteyince defans için fazla alternatifi de kalmıyordu elinde.

Hakan Balta sol stopere kayınca Servet Çetin dahi senelerdir oynadığı bölgesinde değil sağ stoper olarak oynamak zorunda kalıyordu. Sağ bekte Sabri yerine Uğur, sol bekte ise Caner Erkin oynuyordu. Aslında bu tip cesur hamleler her daim hoşuma gitmiştir, bugün başlangıçta bu yeni düzenin sıkıntıları çekilse de bence hiç de fena iş çıkarmadı bu dörtlü, Hakan Balta dahi daha bir toparlanmış gözüktü gözüme, stoperden iyi paslar çıkardığı oldu. Caner Erkin maç eksiğine rağmen solda aktif olabileceğini, ön bölgeye destek verebileceğini gösterdi, Uğur Uçar da önü açık olduğu zaman topla kat eden, sıkıştığı zaman doğru pası yapan akıllı bir bek performansı ortaya koydu. Önü kapalıyken topu 20 metre açıp rakibini ekarte ettiğini hiçbir zaman göremeyeceğiz Uğur ama bence en az bunun kadar etkili işler yapabiliyor, Keita'yla da uyumlu bir görüntü çizmesi Sabri'nin yokluğunda, ki bu senenin en iyilerinden biridir, rahat olmamı sağlıyor. Bu seneyi, özellikle bu 6 ayı onun için de bir geri dönüş olarak görmek lazım, 1.5 senedir futbol oynamayan, psikolojik olarak futbolu kafasında bitirmek üzere olan bir oyuncuydu Uğur, yüzüne karşı "Senin futbol hayatın bitti." denmiş bir adamın tekrar futbola dönüşü o kadar basit bir olay değil.

Maça dönelim. Mehmet Topal'ın öne kaydırılma hamlesi bu maç amacına ulaşmış gibiydi, bana göre bu senenin en iyi 3 Topal performansından birine girer bu akşam. Elano da takıma kendini kabul ettirdikçe daha iyi oluyor, pas trafiğini hızlandırdıkça ve top onun üstünden daha çok döndükçe Galatasaray'ın farklı bir takım olduğunu herkes görüyordur. Rakibi önde yakaladığı zaman hiç affetmiyor. Bu ligin en iyi pasörü olduğunu Galatasaray'ın ilk net pozisyonunda Keita'nın önüne attığı harika uzun pasla tekrar gördük, kaleci Ömer'in arkadaşıyla çarpıştığı pozisyonu söylüyorum. Yeter ki arkadaşları onu kullanmasını bilsin, o oyuna girdikçe, daha büyük rol aldıkça öndeki üçlünün aktivitesi aksine artacak ve çok daha efektif pozisyonlar bulma şansına sahip olacaklar. Bugün ilk 11'e geri dönen Abdul Kader Keita'nın da sağ ön bölgede sık sık topla buluşması ve hünerini sergilemesinde Elano'nun da parmağı var. Yalnız Keita da öyle bir oyuncu ki insan ne diyeceğini bilemiyor, benim canlı izlediğim en büyük birkaç oyuncudan biridir, abartısız söylüyorum. Türkiye'de bir sene daha tutarsak iyi iş çıkarmış oluruz, onu seyretmek apayrı bir zevk. Sırtında bir Antalyasporlu varken, diğeri kademeye girmeye uğraşırken üç aşamalı bir adam eksiltme ve çizgiye inme operasyonu planlayıp bunu uygulaması ve Kewell'a galibiyet golünün pasını atması harikaydı, muhteşemdi, goldü. Zaten Galatasaray'da bu saydığım adamlar birbiriyleriyle iyi anlaştığında ve biraz da son vuruşlarda başarılı olduklarında yapamayacakları şey yok. Ligin zorlu deplasmanlarından birinde ilk 20 dakikada 2-0 geriye düşseniz bile maçı alabiliyorsunuz işte. İBB maçının son 15 dakikasında %23'lük topla oynama yüzdesi olması işte bu yüzden garip ve işte bu yüzden Galatasaray çok kötü oynamıştır demiştim geçen maç, Galatasaray'ın aynı oyuncularla bu oyunu oynama imkanı da var çünkü, Ali Sami Yen'de bu daha da kolay olmalı. 7 eksikli İBB'den daha iyi ve oturmuş bir takım olan Antalyaspor'un evinde Galatasaray'a karşı o baskıyı kuramamasıydı normal olan, dakika kaçmış diye ekrana baktığımda ilk gördüğüm dakika 87 ise Galatasaray iyi oynuyor demektir, en azından kendi adıma böyle görüyorum. Hoş, onu da Galatasaray'ın üçüncü golünden sonra Antalyaspor lehine 10+ faul düdüğü çalan ama Yalçın'ın Kewell'ı sakatlama girişimlerine bir kez dahi faul çalmayan hakemin de payı var. Bazı hakem arkadaşlarım (!) kızacak ama işte bu yüzden hakemlerimiz iyi değil, oyunun ruhunu süzemiyorlar, Yalçın'ın sarı kart görmesi için yerde yatan Kewell'ı tartaklaması gerekmiyor, ilk yarıdaki bir kornerden beri sürekli aynı tartışma dönüyor ve eli kolu oynuyor Yalçın'ın. Bu Yalçın'ın İstanbulspor'dan Galatasaray'a geldiğinde "tribünlerden gelme" diye lanse edilmesi de ayrı bir anektodtur, şaşılacak şey.

Maçın başlangıcı dışında olumsuz olarak göze çarpan ilk şey 3-2'den sonra Uğur'un yerine oyuna giren Nonda olsa gerek. Bir forvet oyuncusu takımın performansından bu kadar mı bağımsız oynar, bu kadar mı top ezer! Nonda'nın kaslarının eskisi gibi olmadığını biliyoruz ama şu son 3-4 maçtır izlediğim Nonda akıllara ziyan. Bir arkadaşımız Galatasaray'ın Baros dönecekken Sercan'a ihtiyacı olup olmadığını sormuştu birkaç yazı önce, işte tam da bu yüzden ihtiyacı var. Baros olmadığında Galatasaray yerle yeksan olmamak istiyorsa Sercan ya da bir başkası, eli yüzü düzgün, son vuruşu ortalamanın üstünde bir forvet oyuncusuna ihtiyacı var. Geçen senenin sonunda 'Bir Hayal Kırıklığı: Shabani Nonda' diye bir yazı hazırlamıştım, sonra yayınladım mı bilmiyorum. Rijkaard'ın gelişiyle tekrar iyi bir rol oyuncusuna dönüşen Nonda'nın rolünün dışına çıktığında fiziksel anlamda ne kadar yetersiz olduğunun, üstelik daha da yavaşladığının resmidir bu maç. Milan Baros'un arkasının mutlaka doldurulması gerek.

Son olarak oyuncu değişikliklerine, ordan da Arda'ya değinmek lazım. Uğur Uçar'ın çıkıp Shabani Nonda'nın oyuna girmesi skor 2-1'ken planlanmış bir hamleydi muhtemelen ama Nonda oyuna girdiğinde skor 3-2 Galatasaray lehineydi. Keita'nın da kenara gelişiyle önde ve deplasmanda oynayan bir Galatasaray'ın sağ kanadığnın Barış Özbek-Aydın Yılmaz olması tüylerimi ürpertmedi değil, zaten birkaç tehlike de yaşandı o bölgede. Bu değişiklikten vazgeçilmesinin daha iyi olabileceğini düşünüyorum naçizane, belki çıkacak oyuncu değişebilirdi. Bir de Ayhan'ın oyuna gireceği belli iken çıkanın Arda Turan olmasını da bir mesaj olarak algılayabiliriz, genelde Ayhan değişikliğinde kenara gelen oyuncu Elano olurdu Galatasaray'da. Arda bugün gol pozisyonlarının içindeydi, isteği ve iştahı da fena değildi ama pas trafiğiyle yaşayan bir takımda bu kadar top ezmesi hiç hayra alamet değil, bu işleri törpülemesi gerekiyor artık Arda'nın. Maç trafiği onu zihinsel ve fiziksel olarak yormuş olabilir, devre arasına ihtiyacı olan bir oyuncu da o sanırım.

Velhasıl, iki iç saha maçında 4 puan bıraktıktan sonra zorlu bir deplasmanda 2-0'dan geri dönerek alınan bir 3 puan. Galatasaray zirveye tutunacak ve şampiyonluk yarışında son ana kadar var olacaksa hatrı sayılacak maçlardan birisi de Antalya deplasmanı olacak. Bugün Antalya'ya bir abimizi askere uğurladık maçla beraber, ona da "hayırlı teskereler" diyelim ve şampiyonlukla dönmesini dileyelim. Haftasonu Galatasaray için rakiplerini geride bırakma fırsatına dönüştü bu hafta, bakalım kaybedenler olacak mı, yoksa geçen haftaki gibi açıldığı şekilde mi devam edecek?

Çetin Güngör

Aslında bir süredir geniş bir Galatasaray altyapısı analizi hazırlıyordum ama Çetin Güngör, Sabri Sarıoğlu'nun kadroda olmaması sebebiyle İBB maçında kulübede görülünce herkesin ilgisini çekti doğal olarak, üç beş satır bir şeyler söylemek gerek önden. Çetin, normalde sağ, sıkışınca sol bek oynayan bir oyuncu. A2 Ligi standartlarında diri ve fiziği yeterli gözüken oyuncularımızdan biri, bu açıdan A takıma en hazır oyuncularımızdan biri olarak görmek mümkün. Galatasaray altyapısının en büyük sorunudur yüksek tempoya ve mücadeleye uygun oyuncu yetiştirememek, Çetin bu eşiği aşabilecek oyunculardan biri olarak görülebilir. Fakat iyi sayılabilecek bir tekniğe sahip olmasına rağmen "Gelecek ve sağ beki Sabri ve Uğur'dan alacak" diyemem, iyi bir görev adamından daha fazlası olduğunu ispatlaması gerekiyor öncelikle.

Süper Lig futbolu A2 seviyesindeki oyuncular için bambaşka bir dünya, burda gösterdikleri özelliklerini o seviyeye taşıyabilecekler mi, onu görebilmek lazım. Çetin'in diriliği ve hatrı sayılır tekniği A takım düzeyinde ayırt edici bir özellik olmayabilir, o da Çetin'i Galatasaray seviyesinde bir oyuncu olmaktan çıkarır. O yüzden bu geçişi nasıl atlatacağı çok önemli ve temkinli olmakta fayda var diye düşünüyorum.
Bu sezon A2 takımında sağ bekte Serkan Kurtuluş oynadığından Çetin'in zaman zaman sol bekte de görev aldığı oluyor. Genç milli takımlar havuzunda yer alan Galatasaraylı oyunculardan biri aynı zamanda, en son U19 Avrupa Şampiyonası kadrosunda da yer alıyordu. Orda ilginç bir şekilde Galatasaray'da sağ bek oynayan Serkan orta sahaya yakın oynarken Beşiktaş'a sağ bek olarak transfer edilen Rıdvan Şimşek de sağ açıkta görev yapıyordu. A takıma yükselme potansiyeli olan Sinan Osmanoğlu'yla da hem milli takımda hem A2 takımda beraber görev yapması da onun için bir avantaj, gerçi Sinan sol stoper oynadığı için arada Murat Akça oluyor genelde ama solda oynadığı dönemde defanstan oyun kuran Sinan onun üstünden de çıkış yapıyor. Sol bek formasyonu da alıyor olması Rijkaard için onun albenisini daha da arttırabilir zira Uğur Uçar'ı hem sağ hem de solda alternatif olarak kullandığını görmüştük. Kendisini A takıma aldıysa bunun laf ola beri gele olmadığı aşikar. Sabri'nin yokluğunda Antalya'ya da götürüldü bildiğim kadarıyla, belki de bu akşam ilk maçına çıkacak. Daha fazlasını o zaman yazarız.

Son bir not, her genç oyuncunun olduğu gibi onun da fotoğrafını bulmak zor, ilk fotoğraf için Galatasaray Antrenman blogunun sahibi Selim Uğur'a teşekkür etmem gerek. Onun dışında bulabildiğim tek eli yüzü düzgün fotoğraf da Fransa'ya karşı oynadığı U19 maçından, Fransızlar da olmasa bu seviyede kaliteli ajans fotoğrafı bulamayacağız. Adamlar işi biliyor...

Ülke Puanımız #7: İkinci Tur'un Kerameti

Şampiyonlar Ligi sona erdi ermesine ancak bu sona eriş gözden kaçan bir detayı da gözler önüne serdi. Michel Platini'nin elden geçirdiği yeni statünün bir diğer maddesi de Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkmanın artık bonus puan getirmesi. Yalnız bu bonus puanın 4+1 olması uzun süredir benzer bir statüyle devam eden UEFA sıralamalarını ciddi şekilde etkileyecek cinsten bir düzenleme olmuş. Bana sorarsanız 5 puanın fazla olduğunu düşünsem de uygulamanın arkasındaki mantık gayet doğru, zaten bu işleri takip eden herkes UEFA Kupası'nın Şampiyonlar Ligi'nden daha fazla takım puanı getirmesinin anlamsızlığının farkındaydı, bu yönde bir düzenleme gelmesi fazlasıyla doğru. Bunun temel nedeninin tek sezonluk UEFA Kupası patlamalarıyla sıralamada üst sıralara tırmanan Romanya, Ukrayna gibi ülkelerin dengeleri bozması olduğunu düşünüyorum, Şampiyonlar Ligi'nin ağırlığının olması bu anlamda normal.

Bonus points a) From the 2009/10 season, clubs which reach the round of 16, quarterfinals, semi-finals or final of the UEFA Champions League or the quarterfinals, semi-finals or final of the UEFA Europa League are awarded an extra point for each such round. In addition, four points are awarded for participation in the group phase of UEFA Champions League and four points for qualifying for the round of 16.

Düzenlemenin doğruluğu bir yana da bunun bizim lehimize işlediğini söylemek zor. Rakiplerimizden Portekiz her sene Porto'yu Şampiyonlar Ligi 2. turuna gönderiyordu, bu sene ilk kez 5 puanı ceplerine koyarak Hollanda ve Türkiye ile girdikleri mücadelede fark yarattılar. Zaman zaman Porto'nun yanına Sporting, Benfica gibi ikinci bir takımı dahi sokuyorlar. Zaten dört büyük ligle beraber Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline en fazla kez katılım sağlamış iki ülkeden biri Portekiz, diğeri de Hollanda. Onların arkasından biz ve Yunanistan geliyor, şöyle bir yazı yazmıştım zamanında. Portekiz'in Porto'suna benzer şekilde Hollanda'da PSV'si vardı ama onların düşüşünden beri bu boşluğu doldurabilen bir ekip yok, bizim de bunu son 5 senede sadece bir kez başarabildiğimizi düşününce Portekiz'in artık makul hedefler arasından zamanla uzaklaşacağını öngörmek mümkün. Bunu engellemenin tek yolu Portekiz'den fazla takımı Şampiyonlar Ligi'ne sokmak ve ara ara da olsa Şampiyonlar Ligi 2.turuna takım gönderebilmek. Şu an için ise yapabileceğimiz bir şey yok. Porto'nun galibiyetiyle beraber alınan 7 puanın Portekiz'e bir anda 1.166 puan olarak yansıması Hollanda'nın dahi üstüne çıkmaları anlamına geliyor.

Hollanda'nın temsilcisi AZ Alkmaar'ın milli kalecimiz Sinan Bolat'ın golüyle son anda Avrupa'ya veda etmesi bu haftanın tek tesellisi olmuş görünüyor. AZ'nin de turu geçmesi Türkiye'yi bir anda 11.likte yalnız bırakabilirdi geçtiğimiz sezon olduğu gibi. Şimdi UEFA Avrupa Ligi'nden gelebilecek birkaç şanslı sonuç en azından Hollanda'yı zorlamamız anlamına gelebilir. Portekiz'in üç takımla devam ettiğini ve açtıkları yaklaşık 1.500 puanlık farkı iki takımla kapatmak için ya Portekiz takımlarının bir an önce elenip bizimkilerin ekstra işler yapması lazım, ya da az önce bahsi geçen Romanya ya da Ukrayna gibi bir patlama gerçekleştirmemiz gerek. Bu tip ekstra durumları önceden öngörmek mümkün değil, o yüzden dokuzunculuğu şimdilik makul hedeflerden çıkarsak iyi olacak.

Daha uzun vadeli bakarsak karşımıza üç ülke çıkıyor ki bunlar son uygulama sayesinde zamanla yerlerini kaybedeceklerini öngörebileceğimiz Rusya, Ukrayna ve Romanya. Ukrayna ve Rusya'nın F grubundaki mücadelesinden Messi'nin frikiği sayesinde galip çıkan Rus ekibi oldu ve Rubin Kazan'ın, CSKA Moskova ile beraber Şubat ayına kalmasını sağlamış oldular. Ukrayna ise geçen sezonki muhteşem üçlüden sadece Shakhtar'ı Şubat ayına taşıyabildi, bu sene normale dönmüş gözüküyorlar. Geçen senenin getirisinden daha uzun yıllar faydalanacak olmaları avantaj ancak toplamda bakarsak geçebileceğimiz ülkelerden birisi olacak Ukrayna. Romanya'nın ise bu üzerimizdeki son senesi.

UEFA Avrupa Ligi'yle beraber esas toparlamayı yaparız, takım puanlarına göz atmanın da zamanı geldi zaten. Fırsat bulursam Beşiktaş'ı önden inceleyebiliriz, olmazsa Galatasaray ve Fenerbahçe'yle beraber yazılır. Benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar, aklınıza takılan başka bir şeyler varsa yorum bölümüne alayım...

09/10 Şampiyonlar Ligi Grupları & Yükselenleri

Grup maçları bu akşam oynanan maçlarla sona erdi. Star TV'nin tercihi ölüm grubundan yana oldu ancak orda Barcelona'nın işi biraz geciktirmesi dışında fazla sürpriz yoktu, ilk ikinin Barcelona-Inter olacağı kendi evinde Inter'e de 2-1 kaybeden Kiev sayesinde açıktı. Kendileri adına büyük talihsizlik hakikaten, iki takımdan da o son golleri yemeseler şu anda 7 puanla Şampiyonlar Ligi'ne devam eden bir ekip olabilirlerdi. Rubin Kazan'a karşı olan ikili averaj üstünlükleri bu akşam için en önemli şansları olarak gözüküyordu, 86. dakikaya kadar UEFA Ligi'ne gelen ekip konumundalardı ancak kendi evlerinde top yüzü göremeyen bir takım olarak kaderlerini kendileri çizmekten uzaktılar, Barcelona da geç de olsa işi Messi'nin frikiğiyle bitirdi. Inter'in Rubin Kazan'ı yenmesi ise bu akşam banko diyebileceğimiz tek maçtı zaten, Ruslar Barcelona'dan 4 puan toplamışken elenmenin ironisinden Messi'nin son vuruşuyla kurtuldu.

Diğer maçlardaki en ilgi çekici hikaye bizim de yakından tanıdığımız milli kaleci Sinan Bolat'ın attığı son dakika golüyle takımını Avrupa Ligi'ne götürmesi olsa gerek. 2008'in son günü yazmıştım onun hakkında ancak yaklaşık bir sene boyunca Liege kariyerini getirdiği yer inanılmaz. Daha şimdiden iki efsanevi geri dönüş yaşattı takımına. Önce takımına şampiyonluğu getiren penaltı kurtarışını yaptı, şimdi de Şampiyonlar Ligi'nden eli boş dönmesini engelleyen golü attı. Böyle şeyleri yapan bildiğim diğer kaleci Genzo Wakabayashi'dir, ikincisi de Sinan olsa gerek. Bu hikaye daha çok konuşulacak gibi gözüküyor.


Olympiakos, Arsenal'i yenerek turladı, Stuttgart da son maçta evinde Unirea'yı yenerek sürprize mahal vermedi. Şampiyonlar Ligi ve UEFA Ligi'ne kalanları şöyle bir toparlarsak;

Birinciler: Bordeaux, Manchester United, Real Madrid, Chelsea, Fiorentina, Barcelona, Sevilla, Arsenal.
İkinciler: Bayern Münih, CSKA Moskova, Milan, Porto, Lyon, Inter, Stuttgart, Olympiakos.
Üçüncüler: Juventus, Wolfsburg, Marsilya, Atletico Madrid, Liverpool, Rubin Kazan, Unirea, Standard Liege.

İlk ikilerin ne olacağını hepimiz biliyoruz, üçüncülerin ise gruptaki performanslarına göre ikiye bölünecek olmaları blogda son dönemde işlediğimiz bir konu. Son maçlar sonunda özellikle Liverpool'un kendi sahasında aldığı mağlubiyet işleri değiştirmiş durumda. Sıralamayı yapıp onun üstüne konuşursak;

Unirea: 8 puan, 0 averaj.
Juventus: 8 puan, -3 averaj.
Wolfsburg: 7 puan, +1 averaj.
Marsilya: 7 puan, 0 averaj.
Liverpool: 7 puan -2 averaj.
Rubin Kazan: 6 puan, -3 averaj.
Standard Liege: 5 puan, -2 averaj.
Atletico: 3 puan, -9 averaj.

Burdan da görüldüğü gibi evinde galip gelse en iyi üçüncü olacak olan Liverpool yenilerek bir anda bütün hesapları karıştırdı. UEFA Avrupa Ligi liderliğinin UEFA Kupası liderliği kadar keskin bir avantaj sunmadığını anlatmıştım geçenlerde, işte tam da onu anlatan bir tablo. Liverpool, Atletico, Rubin ve Liege'den oluşan potun diğer pottan daha güçsüz olduğunu iddia etmek bence mümkün değil, yani Şampiyonlar Ligi'nden gelen potlar performansa bağlı olduğundan potları güç dengesine göre ayırt etmek zor. Bir sonuç liderlikle ikincilik arasındaki farkı ortaya koyuyor. Bir de eğer yanlış duymadıysam Spor Gecesi'nde Ersin Düzen takım puanına göre bir sıralama olduğunu söyledi ancak statüde ne yazdığı açık.

Bu konunun detayına daha sonra ineceğiz elbette ama yazıyı bir an önce bitirmek de lazım çünkü açıklanacak bir ödülümüz var bugünden kalan. 8 maçın hepsini bilen yok, özellikle Liverpool ciddi anlamda bir ayırt edici olmuş. 7 bilenler arasında benim gördüğüm ilk kişi oneblood nikli arkadaşımız, kendisini tebrik ediyorum. Bir yanlışlık varsa uyarabilirsiniz çünkü kontrolü gerçekten zor oldu 101 yorum gelince. Diğer konulara da bu kadar olmasa da yorum bırakırsanız sevinirim yalnız, ayağınız alışmışken gitmeyin hemen. :)

Şampiyonlar Ligi Ödüllü Tahmin Yarışması

Borges ve Flying Dutchman'de görmüşsünüzdür, HediyeDenizi.com sitesi bloglar üzerinden okuyuculara hediye çekleri dağıtıyor. Burda da 50 TL'lik bir hediye çekini vermemizi rica ettiler. Bilet dağıtırken uyuz ve uğraştıran sorular sorduğumun farkında olduğumdan bu sefer herkesin katılabileceği bir tahmin yarışması olsun istedim. Bu akşam 8 maç oynanacak Şampiyonlar Ligi'nde, aşağı maçların listesi var. Maç sonuçlarını 1/0/2 diye tahmin edecek okuyucularımızdan en çok bileni 50 TL'lik hediye çekinin sahibi olacak. Atış serbest, 21.45'e kadar elbette...

Liverpool - Fiorentina
Internazionale - Rubin
Lyon - Debrecen
Sevilla - Rangers
Standard - AZ
Stuttgart - Unirea Urziceni
Dynamo - Barcelona
Olympiacos - Arsenal
Related Posts with Thumbnails