Trafikte kırmızı ışıkta geçiyorsunuz. Ceza puanınız 95, 100'ü geçerseniz ehliyetiniz bir süreliğine alacak, bu işlemlerle uğraştığınız sırada da araba kullanmaya ihtiyacınız var. Öte yandan trafik kuralları diyor ki işlediğiniz en büyük ihlal geçerli kabul edilir. Tutup da aracınızı yanlış bir yere park ederseniz bir para cezası ödersiniz ve ceza puanınız da 95'te kalır.
Durum buyken cezayı parktan alıp parayı tercih eden adama laf söylemekten ziyade bu kuralları akıl ve mantık çerçevesinde ortaya koyamayan kurumun işleyişine göz atmanın daha adil olduğunu düşünenlerdenim. Bugün X yapıyor diye X'i eleştirmek yarın Y'nin yapmasına olanak tanır. Hukuk kuralları da "Daha büyük ihlale, daha az ceza" gibi bir absürdlük ortaya koyuyorsa bir kişi ondan yararlanınca bir başkası da aynı yolu kullanır. Bunu 586.kez yapan adama da ahlak ve etik üzerinden yüklenmek bence aşırı kaçıyor.
Bu akşam Necip Uysal, ilk sarı kartı gördüğünde Trabzonspor lig maçı için cezalıydı. İkinci sarı kartı görerek cezasını Gaziantep Büyükşehir Belediyespor maçında çekme hakkına sahipti ve bunu teknik direktörünün isteğiyle değerlendirdi. Daha önce bu boşluğa istinaden Ayhan Akman'ın buna benzer bir kart gördüğünü hatırlıyorum.
Bu tartışmalardan çıkan ana talep, "Resmi bir turnuvada alınan tek maçlık ceza o turnuva içinde geçerli olur" maddesinin yürürlüğe konup bu garip durumun çözülmesini istemek olmalı. İkinci olarak oyunun ruhuna aykırı olup olmadığı ayrıca tartışılabilir. Jose Mourinho'nun Şampiyonlar Ligi'nde Alonso ile Ramos'a gösterttiği aleni kırmızılar beni rahatsız etmişti ama Necip'inkini oyuna bu kadar çirkince bir müdahele olarak yorumlamıyorum. Dediğim gibi bu, subjektif bir konu.
Beşiktaşlı birisi eğer bunu ahlaksızlık olarak yorumluyorsa tepki verebilir, veyahut Trabzonsporlu bir futbolsever mağdur olduğunu düşünebilir ama bu ne ilk ne de son ve dünyanın her yerinde bu boşluk değerlendiriliyorsa bunun 587.kez olmamasını sağlayacak tek kurum Türkiye nezdinde TFF'dir. Eğer bu aklı ortaya koyamıyorlarsa sorun futbolseverlerden çok bu ligin otoritesi olan kuruma aittir...
Ankara Gazisi: Uğur Demirkol
Önceki gün Serkan Balcı'nın Nordin Amrabat karşısında düştüğü durum malum. Daha iki-üç ay önce milli takıma seçilmemesi büyük şaşkınlık yaratan Serkan dahi eli ayağı düzgün bir hücumcu karşısında yerlerde sürünebiliyor. Gökhan Gönül'ü ayırdığımızda yerli namına hücumcu bir takımda sırıtmadan görev alabilecek beklerin yetersizliği bir kez daha karşımıza çıkıyor.
Bundan yaklaşık 1.5 yıl önce "Bek Pazarı: Yeni Nesil Kanat Savunucuları" yazıma şöyle bir göz attım. Orada bir isim dikkatimi çekti: Uğur Demirkol. Şimdilerde Fenerbahçe'nin başında en başarılı dönemini geçiren Aykut Kocaman'ın has adamlarındandı iki yıl önce, 18-19 yaşlarında Süper Lig'de düzenli oynayan, ayağı yere sağlam basan bir bekti. O günden bu yana çıkışla başlayan kariyerine neredeyse zorunlu bir ara verdi. Gökçek hengamesinde unutulanlardan oldu.
Ocak transfer döneminde Türkiye'den ümidi kesip Almanya'ya geri dönmüş Uğur. Şimdilerde Freiburg'un ikinci takımında görev yapıyor. Hessen Kassel maçında sonradan oyuna girip 18 dakika görev yapmış. Bek kısırı bir memleketin bu yaşta bir yeteneği bu coğrafyada tutamamasını anlamakta güçlük çekiyorum. Bir Bank Asya takımının dahi rahatlıkla koparabilmesi gerekiyordu 90 doğumlu bu adamı. Herhalde işin Ankaragücü/spor boyutunda bilmediğimiz bir detay, bir anlaşmazlık yaşandı.
Berlin doğumlu Uğur, Almanya'dan gelip Türkiye'de hayal kırıklığı yaşayan oyuncular arasında artık. Daha şanslı bir kariyer onu Özer Hurmacı'nın izinden götürüp şu anda Kocaman'ın Fenerbahçesine taşıyabilirdi. Şimdi 21 yaşındaki bir futbolcu olarak oyuna tekrar ısınmaya çabalıyor. Ankara gazisi Uğur gibi birçok isim var Türkiye'ye gelip hayal kırıklığı yaşayan. Böyle bir seri mi yapsak, ne!...
Bundan yaklaşık 1.5 yıl önce "Bek Pazarı: Yeni Nesil Kanat Savunucuları" yazıma şöyle bir göz attım. Orada bir isim dikkatimi çekti: Uğur Demirkol. Şimdilerde Fenerbahçe'nin başında en başarılı dönemini geçiren Aykut Kocaman'ın has adamlarındandı iki yıl önce, 18-19 yaşlarında Süper Lig'de düzenli oynayan, ayağı yere sağlam basan bir bekti. O günden bu yana çıkışla başlayan kariyerine neredeyse zorunlu bir ara verdi. Gökçek hengamesinde unutulanlardan oldu.
Ocak transfer döneminde Türkiye'den ümidi kesip Almanya'ya geri dönmüş Uğur. Şimdilerde Freiburg'un ikinci takımında görev yapıyor. Hessen Kassel maçında sonradan oyuna girip 18 dakika görev yapmış. Bek kısırı bir memleketin bu yaşta bir yeteneği bu coğrafyada tutamamasını anlamakta güçlük çekiyorum. Bir Bank Asya takımının dahi rahatlıkla koparabilmesi gerekiyordu 90 doğumlu bu adamı. Herhalde işin Ankaragücü/spor boyutunda bilmediğimiz bir detay, bir anlaşmazlık yaşandı.
Berlin doğumlu Uğur, Almanya'dan gelip Türkiye'de hayal kırıklığı yaşayan oyuncular arasında artık. Daha şanslı bir kariyer onu Özer Hurmacı'nın izinden götürüp şu anda Kocaman'ın Fenerbahçesine taşıyabilirdi. Şimdi 21 yaşındaki bir futbolcu olarak oyuna tekrar ısınmaya çabalıyor. Ankara gazisi Uğur gibi birçok isim var Türkiye'ye gelip hayal kırıklığı yaşayan. Böyle bir seri mi yapsak, ne!...
Trabzonspor 3-3 Kayserispor || Zirve Futbolu
Türkiye'de iyi futbol oynanmadığı şeklinde bir önyargı hakim ancak bu akşamki Trabzonspor-Kayserispor benzeri maçlar bu algının kırılmasına yardımcı oluyor. Her iki takım da hedefini üç puan olarak belirleyince oluyor işte. Bir Bundesliga maçından farksızdı ikinci yarı. Amrabat'ın, Jaja'nın, Glowacki'nin, Ziani'nin oynadığı futbola sempati duymamak elde değil.
Özellikle Amrabat... Transferini ilk duyduğumda heyecanlanmış ama bir soru işareti koymuştum. İsme aldandığımız çok transfer oluyor Türkiye'de çünkü, kolay çıkış yapılan bir futbol iklimimiz de yok. Buna rağmen Belediye maçındaki oyunu ve muazzam golünde notunu vermiştim, bugün ise başka bir seviyede oynadığı bizlere net olarak gösterdi. Şu ligde en iyi sağ bekleri yaz deseniz ya ikinci, ya üçüncü sıraya yazılacak Serkan'ın kaç kere belini kırdı, ben hatırlamıyorum. Hazırladığı iki golle maçın adamıdır nazarımda.
Trabzonspor'da Selçuk İnan yokken hakikaten bir şeyler eksik. Oyunu öne taşımayı bireyesl becerilerle değil doğru kararlar ve paslarla beceren bir takım Trabzon ve burada oluşturulan ortak aklın saha içindeki en büyük pay sahibi bence Selçuk. Adam yerli Xavi. Bugün bazen Jaja geriye gelip o işe yardımcı olmaya çalıştı ama kolay dolmadı tabii ki, özellikle 75 sonrası ipleri Kayseri'ye teslim eden o panik havasında onun yokluğunun büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum. Buna rağmen göbekten etkili toplarla sonuca gidebildiler, Burak ve Jaja birebirlerde iki gol çıkardı. Burak, son bölümde bir de serbest vuruş alıyordu benzer bir pozisyondan ama Yunus Yıldırım pozisyonu atladı. Gerçi o pozisyondan sonra gerilen ortam Trabzon'un sertleşmesine prim tanıdı ve kurulan baskı bence günün kahramanlarından Glowacki'nin maçı 3-3'e getirmesini sağladı.Kayserispor sanki zirve yarışında olabilmek için son bir parçaya ihtiyaç duyan NBA takımı gibi. İyi bir takasla işi kotaracak gibiler. Onur Kıvrak ile Selçuk İnan, Kayseri'de olsa net olarak bir şampiyonluk adayından söz edebilirdik bugün ki Şota'nın öğrencileri boşu boşuna dördüncü değil. Bugün sahada bunu ispatladılar. Kayseri'nin bütçesi her daim yüksekti ama bunu kullanmayı da deneye, yanıla öğrenmiş olmaları önemli. İki sene sonra Bursa'nın izinden gitmeyi denerlerse kimse şaşırmasın.
Liderliği gol averajıyla da olsa Fenerbahçe'ye kaptıran Trabzonspor'un evindeki şu görüntüsüyle son 10 haftada nerede olacağı şüpheli. İki kez öne geçtikleri bu maçı kazansalar her şey daha farklı olabilir, üç maça çıkan seri onlara gerekli özgüveni sağlayabilirdi. Yazık oldu kendileri adına. Kayseri ise kazansa yarışı dört ayaklı hâle getirebilecekken son dakikalarda önemli bir dört puandan oldular. Fenerbahçe ile Trabzonspor maçlarında bıraktıkları puanlar, onların bu sene Bursa'nın da dahil olduğu "ileri üçlünün" bir adım gerisinde olduklarının bir ispatı...
2010'lar Galatasarayı
Hani şu gelinen noktada yeni bir şeyler söylemek hakikaten zor. Bu Galatasaray, taraftarlarını umutlandırmamaya, gelecek adına en ufak bir ümit taşımaması adına her şeyi yapmaya adeta and içmiş bir takım. 1-0 oluyor, içten içe hesaplara girip "Acaba Kayseri yenilirse 7 puanı kapatıp dördüncülüğü alabilir miyiz?" diyorsun ama bireysel hatalardan gelen üç gol size haddinizi bildiriyor. Futbolcular, "Siz hâlâ bizden ümitli misiniz? Allah kurtarsın" der gibi oynuyor. Sokağa çıkmayı iki kere düşündüren şu soğukta oraya giden insanları kahrediyor. 24 maçının 11'ini kaybetmiş bir Galatasaray. Mağlubiyeti galibiyetinden çok... Hani sözün bittiği yeri de geçeli çok oldu, biz hâlâ kendimizi kandırıyoruz ama dediğim gibi, artık ona da pek müsaade yok.
İsmi oynadığı oyunun çok önünde gidenlerin adresi haline gelmiş, ekonomik olarak büyüdükçe kalite olarak küçülmüş bir takım haline geldik ki en acısı da bence bu. Bütçe olarak Galatasaray'ın fersah fersah gerisindeki bir Eskişehirspor, bir Kardemir Karabükspor'dan daha potansiyelli değil şu takım. Uğur, sana soruyoruz, şu takımda kimler gitsin deseler sorunun yanlış olduğunu, kimlerin kalacağına karar verilmesi gerektiğini söylerim. Hani, 10 sorudan üçünü yapıp hangisinin doğru olduğuna bakan bir öğrenci gibi Galatasaray. Hedefinde 80 almak var ama şu çalışmayla, şu birikimle 30'ün üstünü görmesi mümkün değil.
İşin daha da kötüsü kendini UEFA Kupası alan takımın mirasçısı, o takımın bir parçası gibi addedip o içi bomboş özgüvenle hâlâ bu takımın gidişatında kendine pay çıkarmayan birçok burnu büyüğün Abdurrahman Çelebi muamelesi görmesi. Şu takımın en istikrarlı oyuna giren yedeği Aydın Yılmaz. Sabri Sarıoğlu'nu kesmeyi hayal bile edemeyecek duruma gelindi. Daha da kötüsü iki yıllık adamlar, kendilerini Galatasaray ismiyle eşdeğer görür haldeler. Şu ahval ve şeraitte ne Frank Rijkaard, ne Michael Skibbe, ne de Gheorghe Hagi iş yapar, yapamadı da.
Hagi'nin karşısında sesim titreyerek sorduğum soru netti: Bu takımı daha önce izlediniz mi, bu takım için bir plan çizdiniz mi? O, daha oyuncuları tanıyacağını, ona göre karar alacağını söylemişti. Aradan geçen aylar hâlâ bu takımdan çıkacak hiçbir kombinasyonun iş yapmayacağını anlayamamış olması üzüntü verici. Elindeki takım ne Song-Tomas, ileride Necati-Hakan gibi güçlü ikililere sahip, ne de rakipler artık vur ensesine al lokmayı modunda takılıyor. Parçaları işleyen bir Kasımpaşa dahi her takımın başına bela olabiliyor şu halde.
90'ların Fenerbahçesi, birçok açıdan Türk futbolunun bir dönemine damga vurmuş bir tanımdır ve altı doludur lakin kulübün ismine ve potansiyeline bu kadar zıt olan o takımın bile bir türlü toparlanamamasının nedeni karşıtı olan Galatasaray'ın, ondan önce Beşiktaş'ın zirve dönemlerini yaşamalarıydı. Onlara kısa yoldan yetişmek uğruna yapılan şuursuz transferler, olmayan bir ortak akıldan beslenen, kötü bir dönemdi. Gün geldi, döngü kırıldı ve o takım tarihe karıştı. 2010'ların Galatasarayı ise bu açıdan çok daha kötü bir durumda zira bu hâle düşmesinin sebebi tamamen kendisi ve Fenerbahçe ya da Beşiktaş'ın iyi olmasının bunda hiçbir etkisi yok. 2010'lar Galatasarayı öyle çöp, öyle kötü bir kadro biriktirdi ki elinde, toparlanması için hakkını vermek gerekirse bence çok iyi geçen devre arası transfer döneminden en az iki üç tanesine ihtiyacı var. Bu hamlelere rağmen tam olarak ayağa kalkılamamış her an bir sonraki düzeltme anını etkileyecek ve hep "sil baştan" yoluna gidilecek. Üstelik hâlâ hayaller aleminde yaşayan, "Ama bu takım bize Avrupa kupası kazandırmaz" diye böbürlenen bir kesim de var. Neyin kupası, neyin Avrupa'sı şu hâlde? Önce Avrupa kupalarına katılabilecek bir takım haline gelmesi gerekiyor bu takımın.
Galatasaray'ın 90'lar Fenerbahçesinin ötesine geçmeden önceki tek çıkışı gerçekten hiçbir sonuçtan çekinmeyecek, doğru bir futbol aklına yaslanan, akıllı ve cömert bir yönetim hamlesi olur ki bu kulüp ne zaman bu tip bir yönetime sahip oldu, hatırlamakta zorlanıyorum.
Üzülüyorum. Tek isteğim içindekilerin Galatasaray ismine layık bir şekilde oynayabilmesi, şampiyon olamasa da yüzümüzü aşağıya düşürmemesi. Galatasaraylının bir maçı seyrederken az biraz ümit taşıyabilmesi. İstanbul Belediye maçı 3-1 bitmiş, kimin umurunda...
İsmi oynadığı oyunun çok önünde gidenlerin adresi haline gelmiş, ekonomik olarak büyüdükçe kalite olarak küçülmüş bir takım haline geldik ki en acısı da bence bu. Bütçe olarak Galatasaray'ın fersah fersah gerisindeki bir Eskişehirspor, bir Kardemir Karabükspor'dan daha potansiyelli değil şu takım. Uğur, sana soruyoruz, şu takımda kimler gitsin deseler sorunun yanlış olduğunu, kimlerin kalacağına karar verilmesi gerektiğini söylerim. Hani, 10 sorudan üçünü yapıp hangisinin doğru olduğuna bakan bir öğrenci gibi Galatasaray. Hedefinde 80 almak var ama şu çalışmayla, şu birikimle 30'ün üstünü görmesi mümkün değil.
İşin daha da kötüsü kendini UEFA Kupası alan takımın mirasçısı, o takımın bir parçası gibi addedip o içi bomboş özgüvenle hâlâ bu takımın gidişatında kendine pay çıkarmayan birçok burnu büyüğün Abdurrahman Çelebi muamelesi görmesi. Şu takımın en istikrarlı oyuna giren yedeği Aydın Yılmaz. Sabri Sarıoğlu'nu kesmeyi hayal bile edemeyecek duruma gelindi. Daha da kötüsü iki yıllık adamlar, kendilerini Galatasaray ismiyle eşdeğer görür haldeler. Şu ahval ve şeraitte ne Frank Rijkaard, ne Michael Skibbe, ne de Gheorghe Hagi iş yapar, yapamadı da.
Hagi'nin karşısında sesim titreyerek sorduğum soru netti: Bu takımı daha önce izlediniz mi, bu takım için bir plan çizdiniz mi? O, daha oyuncuları tanıyacağını, ona göre karar alacağını söylemişti. Aradan geçen aylar hâlâ bu takımdan çıkacak hiçbir kombinasyonun iş yapmayacağını anlayamamış olması üzüntü verici. Elindeki takım ne Song-Tomas, ileride Necati-Hakan gibi güçlü ikililere sahip, ne de rakipler artık vur ensesine al lokmayı modunda takılıyor. Parçaları işleyen bir Kasımpaşa dahi her takımın başına bela olabiliyor şu halde.
90'ların Fenerbahçesi, birçok açıdan Türk futbolunun bir dönemine damga vurmuş bir tanımdır ve altı doludur lakin kulübün ismine ve potansiyeline bu kadar zıt olan o takımın bile bir türlü toparlanamamasının nedeni karşıtı olan Galatasaray'ın, ondan önce Beşiktaş'ın zirve dönemlerini yaşamalarıydı. Onlara kısa yoldan yetişmek uğruna yapılan şuursuz transferler, olmayan bir ortak akıldan beslenen, kötü bir dönemdi. Gün geldi, döngü kırıldı ve o takım tarihe karıştı. 2010'ların Galatasarayı ise bu açıdan çok daha kötü bir durumda zira bu hâle düşmesinin sebebi tamamen kendisi ve Fenerbahçe ya da Beşiktaş'ın iyi olmasının bunda hiçbir etkisi yok. 2010'lar Galatasarayı öyle çöp, öyle kötü bir kadro biriktirdi ki elinde, toparlanması için hakkını vermek gerekirse bence çok iyi geçen devre arası transfer döneminden en az iki üç tanesine ihtiyacı var. Bu hamlelere rağmen tam olarak ayağa kalkılamamış her an bir sonraki düzeltme anını etkileyecek ve hep "sil baştan" yoluna gidilecek. Üstelik hâlâ hayaller aleminde yaşayan, "Ama bu takım bize Avrupa kupası kazandırmaz" diye böbürlenen bir kesim de var. Neyin kupası, neyin Avrupa'sı şu hâlde? Önce Avrupa kupalarına katılabilecek bir takım haline gelmesi gerekiyor bu takımın.
Galatasaray'ın 90'lar Fenerbahçesinin ötesine geçmeden önceki tek çıkışı gerçekten hiçbir sonuçtan çekinmeyecek, doğru bir futbol aklına yaslanan, akıllı ve cömert bir yönetim hamlesi olur ki bu kulüp ne zaman bu tip bir yönetime sahip oldu, hatırlamakta zorlanıyorum.
Üzülüyorum. Tek isteğim içindekilerin Galatasaray ismine layık bir şekilde oynayabilmesi, şampiyon olamasa da yüzümüzü aşağıya düşürmemesi. Galatasaraylının bir maçı seyrederken az biraz ümit taşıyabilmesi. İstanbul Belediye maçı 3-1 bitmiş, kimin umurunda...
A2 Ligi: Fenerbahçe 1-1 Galatasaray
Kadıköy'de ilk devreyi yenik kapayan bir Galatasaray'ın oradan puan çıkarması zordur. Fenerbahçe iyi bir kontratakla fişi çeker, hatta farka gider bu tip durumlarda lakin bu varsayım A2 Ligi'nde geçerli akçe değil. Lider Galatasaray, ikinci yarıda kazanması gerektiğini bilen bir oyunla baskısını kurup sonucunu da 88'de bulduğu golle beraberliği kurtararak aldı. Pazartesi günü Dereağzı'nda oynanan derbinin "üç dakikalık özeti" bu.
Dereağzı vs Florya
Şunu açıkça söyleyeyim. Üç büyüklerin antrenman tesislerinde maç izleyen birisi olarak "Florya ve diğerleri" diye özetlenebilecek bir gerçek var. Ümraniye'de tel örgülerin arasından, adeta bir halı saha maçını izler gibisiniz. Dereğzı'nda ise ciddi bir tribün sıkıntısı var. Kenara dizilip maç izlemek bile zor, seyirci tarafındaki kulübeler kanatları görmenizi zorlaştırıyor. Altyapıda tribün sorununu nispeten çözebilen tek takım Galatasaray. Eylül ayında çimlerin yer yer seçilebildiği sahayı yeşil vadiye çevirenler bu konuyla da ilgilenir umarım.
Maçın bir başka kaydadeğer notu İnönü'den 4-2'lik zaferle dönen Fenerbahçe'nin ağır toplarıyla mücadeleyi takip etmesiydi. Alex de Souza ve Emre Belözoğlu, U-21 Milli Takımı hocası Raşit Çetiner'le birlikte karşılaşmayı takip etti. Daha sonra kenarda Diego Lugano da belirince kadro tamamlandı.
Derbinin yıldızları
Tekrar yeşil sahaya dönersek mücadele dozu bu kadar yüksek her A2 Ligi maçında olduğu gibi oyunun sıkıştığını, futbolcuların bilinçli organizasyonlar kurmakta zorlandığını gördük. Daha topu kontrolüne alamadan baskı yedi iki taraf da. Fenerbahçe, 25'te İsmail Aslan'ın kullandığı kornerde ön direkte kafa vurup uzak köşeyi gören Berk Elitez'le öne geçince elde ettiği avantajı kullanmak istedi genelde. Galatasaray, A takım patentli Anıl'ı kenara alıp Cem-İbrahim ikilisini ileri atınca pozisyon sayısı arttı. Berkin Arslan'ın 55'te attığı başarılı bir şut sonrası sakatlanıp kenara gelmesi ise sarı-kırmızılıların talihsizliğiydi. 88'de İbrahim'in her hareketinden "Ben Volkan Demirel'e benziyorum" mesajı alabileceğiniz Ertuğrul'u bir aşırtmayla geçip kafayla topu tamamlaması ise golü getirdi. Geçen hafta Cem Sultan'ın Bursa'ya attığı golü andırdı.
Gökay İravul (Fenerbahçe): Sarı-lacivertlilerde öne çıkan isimdi. Aykut Kocaman'ın ligin ilk devresinde ilk 11'de dahi şans tanıdığı Gökay, henüz üst düzey bir 6 numaraya evrilemediğini gösterince A2 takımın 10 numarası olarak başladı ikinci yarıya. Her haliyle takımın lideri, buna şüphe yok. Paslarıyla, orta sahadaki mücadelesiyle değiştiğini gösteriyor ama çizgili formayı Emre-Topuz-Baroni üçlüsünden koparabilecek düzeyde değil.
Bilal Özhan (Galatasaray): Galatasaray'ın yükselen değeri. Musa ve Emre Yüksektepe'nin Konya'ya kiralanmasının ardından iyice öne çıktı. Toplayken soğukkanlığını koruması, iyi şutlar çıkarabilmesi, dripling yapabilmesi onu farklı kılan özellikler. 92 doğumlu Bilal'in Galatasaray A takımına çıkma ihtimali olan isimlerden biri olduğu da kulislerde dolaşıyor. Dikkat!
A2 Panorama
1.Grup (25.Hafta): Galatasaray 56, Turgutluspor 52, Kasımpaşa 49, Beşiktaş 49, Bursaspor 45.
Bursa-Altay: 4-0, İstanbul BB-Buca: 1-2, Eskişehir-Kasımpaşa: 0-3, Dardanel-Karşıyaka: 1-0, Tavşanlı-Turgutlu: 0-2, Kartal-Bolu: 1-2, Akhisar-Güngören: 1-1, Fenerbahçe-Galatasaray: 1-1, Denizli-Beşiktaş: 1-2, MP Antalya-Manisa: 0-0.
2.Grup (22.Hafta): Erciyesspor 43, Gençlerbirliği 40, Trabzonspor 40, Konyaspor 38, Rizespor 38.
Ordu-Karabük: 1-0, Erciyes-Diyarbakır: 3-0, Konya-Ankaragücü: 3-1, Mersin İY-Gaziantep: 0-0, Adana-Rize: 1-4, Giresun-Sivas: 1-0, Kayseri-Samsun: 3-2, Gençlerbirliği-Trabzon: 3-0.
Dereağzı vs Florya
Şunu açıkça söyleyeyim. Üç büyüklerin antrenman tesislerinde maç izleyen birisi olarak "Florya ve diğerleri" diye özetlenebilecek bir gerçek var. Ümraniye'de tel örgülerin arasından, adeta bir halı saha maçını izler gibisiniz. Dereğzı'nda ise ciddi bir tribün sıkıntısı var. Kenara dizilip maç izlemek bile zor, seyirci tarafındaki kulübeler kanatları görmenizi zorlaştırıyor. Altyapıda tribün sorununu nispeten çözebilen tek takım Galatasaray. Eylül ayında çimlerin yer yer seçilebildiği sahayı yeşil vadiye çevirenler bu konuyla da ilgilenir umarım.
Derbinin yıldızları
Tekrar yeşil sahaya dönersek mücadele dozu bu kadar yüksek her A2 Ligi maçında olduğu gibi oyunun sıkıştığını, futbolcuların bilinçli organizasyonlar kurmakta zorlandığını gördük. Daha topu kontrolüne alamadan baskı yedi iki taraf da. Fenerbahçe, 25'te İsmail Aslan'ın kullandığı kornerde ön direkte kafa vurup uzak köşeyi gören Berk Elitez'le öne geçince elde ettiği avantajı kullanmak istedi genelde. Galatasaray, A takım patentli Anıl'ı kenara alıp Cem-İbrahim ikilisini ileri atınca pozisyon sayısı arttı. Berkin Arslan'ın 55'te attığı başarılı bir şut sonrası sakatlanıp kenara gelmesi ise sarı-kırmızılıların talihsizliğiydi. 88'de İbrahim'in her hareketinden "Ben Volkan Demirel'e benziyorum" mesajı alabileceğiniz Ertuğrul'u bir aşırtmayla geçip kafayla topu tamamlaması ise golü getirdi. Geçen hafta Cem Sultan'ın Bursa'ya attığı golü andırdı.
Gökay İravul (Fenerbahçe): Sarı-lacivertlilerde öne çıkan isimdi. Aykut Kocaman'ın ligin ilk devresinde ilk 11'de dahi şans tanıdığı Gökay, henüz üst düzey bir 6 numaraya evrilemediğini gösterince A2 takımın 10 numarası olarak başladı ikinci yarıya. Her haliyle takımın lideri, buna şüphe yok. Paslarıyla, orta sahadaki mücadelesiyle değiştiğini gösteriyor ama çizgili formayı Emre-Topuz-Baroni üçlüsünden koparabilecek düzeyde değil.
Bilal Özhan (Galatasaray): Galatasaray'ın yükselen değeri. Musa ve Emre Yüksektepe'nin Konya'ya kiralanmasının ardından iyice öne çıktı. Toplayken soğukkanlığını koruması, iyi şutlar çıkarabilmesi, dripling yapabilmesi onu farklı kılan özellikler. 92 doğumlu Bilal'in Galatasaray A takımına çıkma ihtimali olan isimlerden biri olduğu da kulislerde dolaşıyor. Dikkat!
A2 Panorama
1.Grup (25.Hafta): Galatasaray 56, Turgutluspor 52, Kasımpaşa 49, Beşiktaş 49, Bursaspor 45.
Bursa-Altay: 4-0, İstanbul BB-Buca: 1-2, Eskişehir-Kasımpaşa: 0-3, Dardanel-Karşıyaka: 1-0, Tavşanlı-Turgutlu: 0-2, Kartal-Bolu: 1-2, Akhisar-Güngören: 1-1, Fenerbahçe-Galatasaray: 1-1, Denizli-Beşiktaş: 1-2, MP Antalya-Manisa: 0-0.
2.Grup (22.Hafta): Erciyesspor 43, Gençlerbirliği 40, Trabzonspor 40, Konyaspor 38, Rizespor 38.
Ordu-Karabük: 1-0, Erciyes-Diyarbakır: 3-0, Konya-Ankaragücü: 3-1, Mersin İY-Gaziantep: 0-0, Adana-Rize: 1-4, Giresun-Sivas: 1-0, Kayseri-Samsun: 3-2, Gençlerbirliği-Trabzon: 3-0.




