Bayern 1-0 Lyon || Hikayelerin Maçı...

Barcelona-Inter eşleşmesi zirve ekiplerin mücadelesi, iyi hoş ama Bayern'in de Lyon'un da buraya gelişinde ayrı birer hikaye olması benim için daha çekici kıldı maçı açıkçası. Sezona felaket başlayan ve gruplarda Bordeaux'nun müthiş çıkışıyla UEFA Avrupa Ligi yolu gözüken Bayern'in Delle Alpi'de 4 golle Şampiyonlar Ligi'ne tutunuşu, Manchester United'ı elemesi güzel bir yolculuk. Uzun süredir bu seviyeye çıkma başarısı da gösterememişlerdi. Keza Lyon'un altın çağında sürekli Şampiyonlar Ligi çeyrek finaline takılıyorken Juninho sonrası dönemde biraz da yerel eşleşme şansıyla o eşiği atlaması da kendi içinde bir hikaye barındırıyor. Hikayesini masallaştırma ihtimali olan iki takımın mücadelesini seyrettik bu akşam...

Hikayesine tutunmak isteyen taraf ise açıkça ev sahibi Bayern Münih'ti. Ligin ikinci yarısı itibariyle oturan oyun stillerini hiç bozmadan sahaya yansıttılar, adeta Lyon'u sahadan sildiler. Bayernli oyuncuların verdikleri paslardaki güveni ve bilinci inanılmaz hoşuma gidiyor, rakibin yaptığı savunma ve presin sanki hiçbir etkisi olmuyor üzerlerinde. Hatta çoğu eşleşmede rakibin üstüne gelmesinden faydalanıp ufak bir dokunuşla zaten hızlanmış bir diğer arkadaşa topu iletmeleri hayranlık verici.

Düzen böylesine iyi işleyince Robben ve Ribery gibi fark yaratan, dikine oynayan, saha görüşü geniş olan iki süper yıldız Lyon'u çok zor durumlara soktular maç boyu. En azından Ribery sahada kalana kadar. Tam Saha dergisinin mart sayısında Hagi röportajı vardı Selim Şakarcan'ın yaptığı. Orada Hagi 10 numaraların bittiği savının tam bir klişe olduğunu, birçok büyük takımda 10 numara kimlikli en az 2-3 oyuncunun bulunduğunu söyledi mevkilerden bağımsız olarak. Hagi'nin söylemek istediklerinin tam karşılığı bugün bu ikiliyle sahada vücut bulmuş gibiydi. Lyon'da ise sırtı dönük iş yapmaya çalışan Lisandro ve orta saha mücadelelerinde gözüken Kallström dışında hücuma dair bahsedilecek bir şey yoktu. Ara ara da Ederson'un ayağına top değdi o kadar. Maçta adı en sık duyulan Lyon oyuncusu stoper Cris'ti zaten.

Maçın gidişatını değiştirecek olay ise Ribery'nin 38'de Lisandro'nun bileğine dalması oldu. Rosetti de cart diye çıkardı kartı gerçekten, takdir edilesi. Şampiyonlar Ligi yarı finalinde ev sahibinin en iyi oyuncusunu direkt kırmızıyla atmak önemli iştir. Ribery ne yapmaya çalıştı, Lyon acaba geri döner mi diye sorular kafaları kurcalamaya başlamışken aslında Lyon'dan hiçbir halt olmayacağı, Bayern'in oynamaya devam edeceği bir süre sonra anlaşılmıştı. İkinci yarıda Toulalan atılana kadar bir kişi fazla oynayan Lyon'un kayda değer tek hücum verisi Kallström'ün 35 metreden vurduğu güzel şuttu ki onun da kalede Leo Franco yoksa gol olmayacağı vuruş anından bile belliydi. Bayern 10 kişiyken bile kamyonla gol kaçırmaya devam etti. Müller bugün beceriksizlikte çığır açmayıp Robben ve Lahm'ın lokum gibi paslarını hiç etmese maç rahatlıkla 3-0'a giderdi, o da en az. Mario Gomez de oyuna girdikten sonra Müller'i yalnız bırakmamak adına Robben'i çıldırtacak işler yapmaya devam etti.
Robben için ayrı bir parantez açmak lazım şu oyundan sonra. Geldiği ilk gün bile Real Madrid'in onu sırf Hollandalı olduğu için gönderdiği, bu çete takıntısının kurbanı olduğu aşikârdı. Geçen sene 6-2'lik maça kadar Real Madrid'in şampiyonluğa oynamasını sağlayan iki-üç oyuncudan birisi de oydu. 6 senedir Şampiyonlar Ligi çeyrek finalini göremeyen Madrid ekibinin yöneticileri biz bu adamı niye verdik diye düşünüyorlardır herhalde. Rakip defansları öyle kıl pozisyonlara sokuyor ki tek dokunuşla adamın ters ayağının müdahele edemeyeceği bir noktaya çekme şansı her zaman cebinde oluyor. Özellikle Müller'e inanılmaz servisler yaptı, baktı olmayacak, 69'da orta sahadan füzeyi çaktı. Hoş, topun Müller'in kafasından çarpıp içeri girmesi de ironik olmadı değil. Hoş, Sabri Ugan bu müdahele Lloris'i yanılttı diyor ama bence Lloris zaten yanlış adım atıyor daha top Müller'e dokunmadan. Bu dokunuş da topun doğrultusunu ya da hızını değiştirmiyor. Müllersiz de gol olurdu yani, Robben'in hakkını yememek lazım.

Lyon'un sahaya ne fikirle çıktığını bilmiyorum ama Sidney Govou'nun gereksiz şutunu saymazsak bomboş bir ikinci yarı oynadılar. Allah aşkına, ilk yarı en iyi oyuncusu atılmış bir rakibe karşı böyle mi oynanır! Savunma futbolunun da güzel yönleri var, doğru oynanınca zevk verir falan eyvallah da o futbolun bu futbol olmadığı bariz şekilde belliydi. İlk yarının başlarında kornerden dönen topa vurulan tek şut dışında organizasyon kırıntısı taşıyan tek pozisyon yok, bariz bir şekilde Bayern'in insafına kalmışlardı. Evlerinde farklı mı oynayacaklar, artık bilemem ama turun favorisi açık ara belliydi ve o takımın Lyon olmadığı kesin...

Bu Yazıyı Paylaş!

Bookmark and Share

4 yorum:

matthias chevalier dedi ki...

Müller'in gol şutunda eğilmesini anladım da, Lyon'lu oyuncunun o şutun karşısında eğilmesi garip geldi bana.

Sinan Kolat dedi ki...

gecenin yıldızlarından biri Tulalağ telafuzuyla Sabri Ugan'dı. Neyse ki adam atıldı da biz de rahatladık.

Emre Bozkurt dedi ki...

Ribery nin gördüğü kırmızı kart bana geçen haftaki derbide mehmet topuzun bobo'ya yaptığı faulü hatırlattı.Ayrıca Lyon'nun gördüğü kırmızı kartta 2. kart hatalıydı diye düşünüyorum..

father vic dedi ki...

zevk veren savunma oyunu mourinho'nun chelsea'siydi..o kadar asil başka bi savunma takımı görmedim açıkçası(ya da hatırlamıyorum)

Related Posts with Thumbnails