Altın Kalpli Bir Eski Dost: Iosif Rotariu

Rotariu'yu bilirsiniz, Galatasaray'da sadece iki sene oynamasına karşın adını hafızalara kazımış oyunculardan. İtalya 90'da giydiği Romanya formasını çıkarıp Galatasaray'ınkini sırtına geçiren Rotariu deyince bugün hâlâ akıllara Werder Bremen maçı gelir. Bremen maçı ve o kâra saplanan top... Benim hafızam yetmiyor ama o hayal kırıklığını hâlâ babamın pozisyonu her anlatışında hissederim.

Bu topraklarda hâlâ bu anıyla vücut bulan 49 yaşındaki Rotariu'yla ilgili bir şey ararken kendisi hakkında bir habere rastladım. 4 yaşında, ailesi tarafından terk edilince cani babaannesi tarafından vahşice dövülmüş bir kız çocuğundan bahsediyordu haber. O sevimli kız o kadar kötü dövülmüştü ki artık yaşamına normal bir şekilde devam etmesi mümkün değildi. bu haldeki Kassandra'ya sahip çıkan ise Iosif Rotariu ile eşi Dana Rotariu oluyordu.

2010'un hemen başında evlat edindiği küçük Kassandra'nın tekrar yaşama dönmesi adına elindeki imkanları seferber eden Rotariu ailesi 40 bin avroya yakın harcama yapsa da tam 24 ameliyat geçiren kızlarının derdine derman olamamıştı. Ellerini ve ayaklarını tekrar kullanabilmesi için sadece Strasbourg'da yapılabilen özel operasyonlar için 100 bin avro gerekiyordu ve Rotariu çifti parayı bulabilmek için konuyu medyaya taşıdı ve bir kampanya başlattı. Bu kampanya için bir de blog hazırlanmış.

Aradan geçen 1.5 yılda ise Kassandra ve Rotariu ailesinin arzusu gerçekleşti. Biraz Google Translate yardımıyla yarım yamalak okuyabildiğim habere göre geçirdiği operasyon sayısı 30'u bulan Kassandra, bu yılın sonuna kadar geçireceği iki operasyonla hayatının geri kalanına sağlıklı bir çocuk olarak devam edebilecek.

Galatasaray formasını da iki sene terletmiş, Bakırköyspor'da futbola veda etmiş bu güzel insan umarım artık anılarda sadece o hayal kırıklığıyla değil, insanlığı ve karakteriyle de yaşar. Büyük adammışsın Iosif Rotariu, saygılar...

Barney


Yabancı dizi seyretmeyi alışkanlık haline getirenler için kısır bir dönemdeyiz, elde alternatif az. Eğlencelik dizi kavramının zirve noktası Entourage, geçen hafta yaptığı finalle ekranlara veda etti, True Blood da olsa olsa çerezlik olur, Breaking Bad dışında elle tutulur başka dizi yok. Benim gibi canı sıkılanlar ise sonbahar sezonunu dört gözle bekliyor.

Neyse ki sonbahar sezonu yaklaşıyor ve sevdiğimiz birçok dizi ekranlara dönüyor. Yaklaşık üç gün sonra How I Met Your Mother, House MD ve birçok özlenilen dizinin yeni sezon bölümleri torrentlerde bizi bekliyor olacak. Ben de favori karakterlerimden Barney Stinson'ın en efsanevi sahnesiyle bu dönüşü hatırlatayım dedim. HIMYM'ın 1.sezon 14.bölümü olan Game Night'ta anlatılan Barney'nin hikayesi komik olduğu kadar hüzünlüdür, içi doludur. Bunu bir de bence gelmiş geçmiş en iyi film serisi olan Star Wars'un bir başka efsanevi sahnesi "Darth Vader'ın yükselişi"ne yaptığı göndermeyle süslemek ise pastanın üzerindeki kiraz. Afiyetle izleyin.

Bir de beklemekten sıkılanlara tüyo. Hangi dizinin yeni bölümüne ne kadar kaldığını merak ediyorsanız TVCountDown.com aradığınız cevabı size verecektir. İyi seyirler...

Bir Şampiyonlar Ligi Takımı: Trabzonspor

En baştan söyleyeyim. Trabzonspor bugün bir destan yazmadı, efsanelere konu olacak bir oyun da oynamadı fakat Türk futbolunun alışık olmadığı bir şeyi yaptı Şenol Güneş'in öğrencileri. Ayağa, düzgün ve sakin oynamayı başardılar, imkan buldukça çıktılar ve son bölümde ayaklarına gelecek o atağı sabırla beklediler. Akıllarıyla oynadılar. Hayaller Halil'in topunda direkten döndü belki ama daha önce (pek bilinmese de) Şampiyonlar Ligi kokusunu almış Celutska, dünyanın en iyi kalecilerinden biri olan Julio Cesar'ın da katkısıyla köşeden ağları buldu. Bu golden belki 10 dakika önce Milito'nun pozisyonları gol olsa her şey farklı olacaktı ama skordan bağımsız tek şey var: Trabzonspor bugün tecrübe eksikliğine karşın bir Şampiyonlar Ligi takımıydı ve öyle oynadı.

Şenol hocanın kurguladığı planın daha önce kısmen istenilenin alındığı Bilbao deplasmanındaki planla benzeştiği aşikâr. Zokora, Halil, Serkan, Cech ve Celutska gibi Devler Arenası'na daha çıkmış oyuncuların tercih edildiği ekip, ilk yarıda hücum aksiyonlarını Colman ve Alanzinho'nun topla orta saha katedişlerine bırakmıştı. Henrique, top tutma ve saklama konusunda bence iyi bir sınav verse de bu ileride çoğalma ve pozisyon üretme adına yeterli değildi. Buna karşın üst düzey bir rakiple deplasmanda oynanan bir Şampiyonlar Ligi maçında gol yememenin de otomatik olarak bir puanı cebe koyma anlamı taşırken sadece sakin kalmak ve doğru anı beklemek de gayet kabul edilebilir bir tercihti.

Gasperini, Genoa'ya oynattığı üçlü savunma ve çift kanatla oynattığı sıradışı 3-4-3'ünün Inter kadrosuna oturmadığını bir kez daha tescillemiş oldu. Palermo'nun haftasonu mavi-siyahlıları dörtlemesinin ardından Trabzonspor karşısında alınan yenilgi de çanların onun adına çalmasını şimdiden sağlamış gibi gözüküyor. Maçtan sonra, "Dörtlü oynayıp küme düşen birçok takım var" demiş ama üçlü oynayıp da hem ligde, hem Avrupa'da yenilgi serisine başlamış bir Inter'i de Moratti'nin ne kadar tolere edeceği muamma. Sneijder'in istediği alanları ve sihirli paslarını verecek imkan bulamaması Inter'in sallantıda olan hücumlarını da epey kısıtladı ve maçı yavanlaştırdı. Öte yandan Inter adına kırılma anları ise Zarate'nin 30'da, daha da önemlisi Milito'nun 62'de bulduğu fırsatları gole çevirememesi oldu. Bu kısırlıktaki bir maçta altın değerindeki pozisyonlar Tolga Zengin'e takıldı ve kaleci hocasının geçmişine selam çakarcasına bir başarıyla geceyi tamamladı.

Lille ile CSKA'nın da 2-2'lik beraberlikle puanları paylaşması Trabzon adına bu galibiyetin değerini katmerleyen bir başka detay oldu. Artık her maçını kazanmak durumunda olan ve iç saha maçı sayısı ikiye düşen Inter'in bu iki takıma kan kusturma ihtimali artık daha fazla. Eğer başaramazlarsa da okka altına gidecek ekip kendileri olacak. Trabzonspor, Fransa şampiyonundan içeride üç puan koparmayı başarırsa iyiden iyiye ikinci tur hesapları yapmaya başlayacak. Beraberlik de tolere edilecek bir sonuç olabilir bu noktada. Her ne olursa olsun, bu ilk deneyiminde fark yaratan ve neredeyse sekiz senelik bir aranın ardından İstanbul dışındaki bir ekibin Türkiye'yi sırtladığı bir sezona şahitlik etmek bu kısırlığı defalarca yaza yaza sıtkı sıyrılmış beni ayrıca mutlu etti. İnşallah onlara her yer Trabzon olur...

Sinema Peşindeki Metin Oktay ve Ben

Ben Metin Oktay'ı canlı izlemedim. Talihsiz vefatında da göz yaşlarını tutamayanlardan değilim ama dedem gibi fanatik bir Fenerbahçelinin amcama Metin ismini koyuşu, anlatılanlar, hissedilenler benim için çok anlam ifade ediyor. Elimizden geldiğince okuyoruz, ediyoruz, feyz alıyoruz. Ona duyduğum saygı ve sevgiden son yıllarda iyiden iyiye metalaşmasını, anıldığı günler haricinde sadece Galatasaray takımına aba altından sopa gösterme aracı olarak tezahüratlara konu edilmesini ise kabul edemiyorum.

Okuduklarımızdan görüyoruz ki Metin Oktay bugünkü yarı-tanrı gol makinesi imajından ziyade müthiş bir karakter, müthiş bir insan. Bugün yaşasa belki alkole meyletmesinden haşlanacak, 38 golle Avrupa gol kralı olmasının ardından bir daha o performansına erişemediği için eleştirilecek, henüz daha futbolcu iken çevirdiği sinema filmiyle "Kimisi gece alemlerinde, kimisi sinema peşinde" tezahüratında her iki mısranın da öznesi olacaktı. Belki de ona tepki tezahüratı olarak "Gündüz Kılıç" sesleriyle inlerdi tribün. Oysa eminim ki Kapalı'nın önüne gidip elini göğsüne götürecek ve saygıyla o tribünleri selamlayacaktı. İşte benim aklımda yer eden Metin Oktay o.

Şimdiki "eski futbolcudan türetme yorumcu" furyasından nasiplenmesi kısmet olmadı ama o talihsiz kaza öncesinde az da olsa bize hatıralar bıraktı Taçsız Kral. Dönemin kült dergisi Gelişim Spor için hazırladığı milli takım 11'i yazısını geçen ay paylaşmıştım, hatırlamak isteyenler için...

Gördüğüm en detaylı Metin Oktay yazılarından birini ise sevgili Kaan Kavuşan yazmış. Ona ulaşmak için ise buradan...

İstanbul BB 2-0 Galatasaray || İlk Elin Günahı Olmaz!


Tek tek transfer değerlendirmek işin kolay tarafı lakin bu transferlerin toplamda ne ifade ettiğini görmek için zaman gerekiyor. Beraber oynama alışkanlığı kolay elde edilemiyor maalesef. Bugün ilk 11'de başlayan beş, toplamda yedi oyuncu ilk kez resmi bir maçta Galatasaray forması giydi ve açıkça görüldü ki Felipe Melo, Tomas Ujfalusi gibi bireysel kalitesini gösteren isimler olsa da takım çok acemi. Fernando Muslera'nın iyi bir maç çıkarırken skor üstünlüğünü İstanbul Belediye'ye vermesi pozisyon üretmek için hangi yoldan gideceğini henüz bilmeyen Galatasaray için büyük handikaptı. Bu da tabelaya 2-0 olarak yazıldı.

Yeni bir takım dedik, bu yeni takımın en önemli parçası olması beklenen, geçen yılın en formda ve istikrarlı orta saha oyuncusu Selçuk İnan belki de bunun en net göstergesi. Keşke elimizde istatitstikler olsa da karşılaştırsak... Sanmıyorum ki Selçuk, Trabzonspor'la ortalama bir maçta topa temas ettiği kadar bugün topla oynayabilmiş olsun. Rıdvan Dilmen tabiriyle alı veri bol olan Selçuk, bu kez verince geri alacağını bilmediği isimlerle oynuyor, çoğunlukla da geri alamıyor topu. Bir basketbol takımına uyum sağlaması en uzun süren oyuncu nasıl oyun kurucuysa Selçuk'un da takım opsiyonlarını tartacak duruma gelmesi ve takımda ağırlığını hissettirmesi birkaç ayını alacaktır. Bence Galatasaray'ın acemilik sürecini atlatması açısından en önemli halkası bu.

İkinci olarak... Hakikaten mağlubiyete rağmen enseyi karartacak, moral bozacak bir durum yok Galatasaray adına. Tamam, üç puanla başlamak, mesaj vermek falan önemli elbette ama maç gidişatı dışında bireysel performansından şikayet edilecek çok fazla isim yok. İlk golde Muslera'nın hatasından önce Holmen'i boş bırakıp ofsaytı bozan ve özellikle ilk yarıda bölgesini savunmakta güçlük çeken Çağlar Birinci, zaman zaman top kayıplarıyla Sabri Sarıoğlu, bölgesini yadırgamış gözüken ve kanadını işletemeyen Emmanuel Eboue ilk bakışta sayılabilir ama sol bek hariç çoğu çözülebilir problemler. Kenarda gelen Yekta Kurtuluş'un katkısı, Sercan Yıldırım'ın hızı ve topla kat edişi de önemli sinyallerdi öte yandan. Bu açıdan kötü bir maç geride kaldı sayılmaz.

Webo, Süper Lig'deki ilk maçında golünü attı.
İstanbul Belediye ise ön alana yerleştirdiği Webo ile hakikaten geniş alan verecek rakiplere karşı sıkı bir tuzak kurmuş. Osasuna'yla La Liga'da bu işin masterını yapmış bir isim zaten. Alışılageldik bir İBB transferi olarak Süper Lig'de iş yapan bir görev adamı olan Kamil Zayatte savunmaya, kendini yere fazla atsa da attığı ters toplar ve çıkarken göze çarpan 9.4 kmlik koşu mesafesiyle Doka orta sahaya önemli ekler olmuş. Oturmuş bir ekip olduklarını gösterdiler. Abdullah Avcı, öne geçmenin avantajını da doğru zamanda Tevfik Köse'yi oyuna alıp ilk kontrada fişi çeken hamleyi yaptı. Atak başlangıcından iyi bir pozisyon çıkacağı da belliydi ki Ujfalusi ve Servet'in aynı adama gidip rakibin merkez forveti Webo'yu bomboş bırakışının golde payı büyüktü, sorumluluk özellikle sol stoper Servet'indi. 2-0 kazanan İBB, yine çok rahat bir şekilde 6-9 arası bir yerde ligi bitireceğinin sinyallerini veriyor. Adındaki belediye ne kadar antipatik gözükürse gözüksün, çok başarılı yönetildiklerini es geçmek oynadıkları istikrarlı futbola haksızlık.

Galatasaray'ın Türk Telekom Arena'da daha baskılı oynayacağı, rakibi sıkıştıracağı kesin. İç sahada fazla puan kaybı olmayacağını öngörürsek rahatlıkla telafi edilebilir bir maç ki ben boşa geçmiş bir 90 dakika olduğunu da düşünmüyorum açıkçası. Riera hazır olana kadar sola yerleştirilebilecek bir Sercan Yıldırım, orta sahaya kuvvetli bir Yekta alternatifi ve lige formda girmiş Melo ve Ujfalusi gibi iki kemik yabancı var. Muslera da yedirdiği gole rağmen iyi kaleci olduğunu gösterdi. Erken yargılara varmadan Samsunspor maçını beklemek bence en doğrusu. İlk elin günahı olmaz!

İspanya'da Türkiye Gecesi (!)


NBA'den yaşamaya alışkın olduğumuz bu onur, bu gururu (!) futbol sahalarına taşıyan La Liga'da Arda Turan ile Mehmet Topal'ın karşılıklı oynamasını görmek hakikaten keyif. Geçen seneden Mesut, bu sene gelen Nuri ve Hamit'le Real tayfası Almanya gibi komple sporcu yetiştiren, yeteneğe gözünü kırpmadan yatırım yapan bir iklimin ürünü. Arda ile Mehmet'in La Liga'nın baş altı takımlarında karşılıklı oynaması bu yüzden daha önce deneyimlemediğimiz bir mücadeleydi, zevkti. Yarım saat de olsa...

Atletico, transfer sezonunun biraz da zorunluluktan aktif ekiplerinden biriydi. Geçen yıl en çok yaslandığı üç oyuncudan ikisi olan Sergio Agüero ile Diego Forlan'ı kaybettiler. Falcao, Diego, Arda gibi oyuncularla yeni bir hücum hattı oluşturmaya çalışıyorlar. 40 milyon avro ödedikleri Falcao mükemmel bir son vuruşçu ancak ona tek vuruş imkanı tanıyacak pozisyonları üretecek hıza henüz ulaşamadılar.

Takımın en eski hücumcusu Reyes aksarken son yarım saatte Falcao'nun arkasındaki dörtlü Arda-Diego-Reyes-Silvio hattı elinden geleni yaptı ama gol çıkmadı. Arda, birebir kaldığı pozisyonda vücudunu savunmacıyla topun arasına sokabilse muhtemelen Falcao'yu boş kaleye sokacaktı ama girdiği andan itibaren en çok iş yapan hücum oyuncusu olduğunu görmek için kahin olmaya gerek yok. Mendes-Bulut işbirliğiyle kapağı Atletico'ya attığı yazılıp çiziliyor Arda'nın lakin ne yolla olura olsun, şu Atletico'da fizik olarak hazır olduğunda banko 11 oyuncusu olacak, o kesin. Topla buluşur buluşmaz iki kişiyi pazara yollayan feyklerine İspanyol savunmacılar alışana kadar baya bir pozisyon çıkarır buralardan. İki tane sıkı pasının da değerlendirilemediğini not düşelim.

Büyük golcü Soldado'nun maçı 1-0'a getirmesinin ardından Arda'yı oyuna alarak oyunu karşı kaleye yığma yolunda hamlesini yapan Manzano'ya Emery'nin cevabı Mehmet Topal'dı. Santander maçının ardından kulübeye çekilmesine şaşmamak lazım ama Mehmet, basit oynaması ve rakibi bozma potansiyeliyle Emery'nin güvenilir elemanlarından birisi. Özellikle son 20 dakikada iki dörtlü hattı 10'ar metre arayla dizen ve adeta 1-0'a yatan Valencia'da işini yapanlardan biriydi. İki haftada altı puan yaptılar. Almeira'dan kaptıkları Piatti'yle Mata'nın gidişini de telafi etmiş görünüyorlar ve mütevazi imkanlarla sıkı iş çıkarmaya devam edecek gibiler.

Koskoca ligi Ardalı Atletico, Mehmetli Valencia seviyesine indirgememek lazım ama sanki damak tadımıza uygun birkaç baharatla daha güzel bir yemek yiyeceğiz bu sene. İyi oldu, iyi...
Related Posts with Thumbnails