
Caner Erkin dedik, ordan devam edelim. Caner Erkin, Galatasaray'ın son haftalardaki formda oyuncusuydu dersek yanlış olmaz, bundaki en önemli etkenin orta saha çizgisinin ilerisinde yer alıyor olması da açıktı. Bugün bunu daha net gördük, Caner beke geçince oyunu iki gömlek aşağıya düşüyor, yete

Uğur Uçar ve Barış Özbek, Caner-Arda ikilisinden bireysel beceri olarak çok daha geride oyuncular ancak maç boyunca sağ taraftaki etkinliğin solu katlaması sadece takımın refleksleriyle açıklanacak bir durum değil. Galatasaray'ın ilk golüne kadar Uğur Uçar'ın üç isabetsiz girişimi vardı sağdan, Barış Özbek'in Arda Turan'ın kafasını bulduğu orta golle sonuçlandığında soldan geliştirilmiş herhangi bir organize atağımız yoktu. Hoş, Arda Turan dizilişte sol kanat-forvet olarak yer aldığından son vuruşu yapan isim olması artı hanesine yazılır ancak Balta-Kewell ikilisinden farklı bir şeyler ortaya koyamayan Caner-Arda ikilisinin birlikteliğinin sorgulanması gerekir.
Denizli'de adeti olduğu üzere devre arası hareketli geçer ve takım yeni yıla yepyeni bir yapıyla beraber adım atar ve bir şekilde ligde kalır. Bu sezon ilk yarıyı o kadar kötü geçirdiler ki bu tip bir geri dönüş beklemiyordum onlardan ancak küme düşmenin banko favorileri olsalar da ilk yarıdan çok daha başarılı bir 15 haftanın bizleri beklediği kesin. Orta sahaları epey diri ve derli topluydu, topu ön bölgeye taşırlarken net paslarla Galatasaray savunmasının önüne kadar iniyorlar, hatta zaman zaman bu paslaşmaları ceza sahasına kadar rahatlıkla indiriyorlardı. Galatasaray'ın en temel problemi bu zaten, biraz diri bir takımın orta sahayı geçerken zorlanmasının mümkünatı yok, teknik kapasiteden bağımsız bir gerçek bu. Takım o alanı dolduramıyor, sertleştiremiyor. Yeni transferlerden birinin bu bölgeye yapılması gerektiğinde ısrarcıydım ancak gelişen sakatlıklar ve ihtiyaçlar üç devre arası transferi yapılmasına rağmen o bölgeye bir yenilik getirmedi. Frank Rijkaard da çözümü Emre Çolak'ı o bölgede denemekte buldu.
Maç öncesi şunu demiştim, “Bu Emre Çolak'ın gerçek anlamda Galatasaray rotasyonunda yer edebilmesi için en önemli sınavı olacak.” Emre'nin aynı bölgede görev yaptığı oyunculardan herhangi bir anlamda eksiği olmadığını göstermesi gerekiyordu bu ma

Bugün ilk 11'de ilk kez yer bulan bir diğer oyuncu da Jo'ydu. Eli yüzü düzgün bir sahada ilk kez onu izlemek de ayrı bir keyifti. Yeri gelmişken Denizlispor'u tebrik etmek isterim, sahalarda görmek istediğimiz renklerde ve düzgünlükte çimlere sahip bir stadyumları var. Zemin müsait olunca top sürmeyi seven bir oyuncu olan Jo'nun ayağına topun ne kadar yakıştığına da yakından şahitlik etmiş olduk. İlk yarının son anlarında birebirde rakibini geçişi olağanüstüydü, bunu yapabilecek bir adet daha forvet oyuncusu yok Türkiye'de. Son vuruşu yetersizdi ama olsun, zamanla onları bitirmeye de başlayacaktır, yeni ısınıyor. Top indirmesi, pas dağıtması harika. Kaleciden dönen şutunu hücum ribaunduyla tamamlayıp galibiyeti getiren golü atması da onun adına güzel oldu. Bu adamı Galatasaray'da tutmak mümkün olur mu emin değilim ama 4 ay da olsa ülkemize pek uğramayan cinsten bir oyuncu izleyeceğimiz kesin.
Her şeye rağmen keyifli bir maç izledik Denizli Atatürk Stadı'nda. Arda'nın son pasları vermekteki yetersizliğini kenara koyarsak ara ara gösterdiği becerileri, Gio'yu ilk kez sahada görmüş olmamız da anılmadan geçilmemesi gereken anektodlardı. Leo Franco'nun formsuzluğu ise apayrı bir mesele, onu ayrıca ele almak lazım. Bugün maçı veriyordu az kalsın. Dışarda olduğum için Fenerbahçe maçını izleme fırsatı bulamadım, üstüne yazmak istiyordum Sivasspor'u da katıp, olmadı. Önümüzdeki haftadan itibaren yeniden başlamak gerek maç yazılarına. Yarınki menüde Semih Kaya ve Serdar Eylik'in kiralık gönderilmesi var, yanına birkaç yazı daha ekleyebilirsem ne ala...