Metin Oktay'ın Milli Takımı

Şike skandalının kısmen de olsa sıyrılıp saha içine bakabilmemizi sağlayacak milli maçlar haftasına adım atarken biraz arşivi karıştırayım dedim. Galatasaray'ın ve A Milliler'in unutulmaz golcüsü Metin Oktay, Eylül 1989'da dönemin kült dergisi Gelişim Spor'un anketiyle okuyuculara hayalindeki milli takımı sormuş. Birkaç sayı sonra da hem Metin Oktay'ın, hem de taraftarların seçtiği 11'ler yayınlanmış. Yukarıda iki 11 de görünüyor. Metin Oktay'ın sabit olduğu kadroda en çok oyu alan isim ise %98'le kaleci Turgay Şeren. Onun arkasından %96 ile Lefter Küçükandonyadis, %90 ile Can Bartu geliyor.


Yeri gelmişken Gelişim Spor arşivini benle paylaşma nezaketi gösteren arkadaşım Özgür Akman'a da teşekkür etmek isterim. Zaman zaman bu arşivden çeşitli anekdotlar aktaracağım buradan. Bugünden bakıldığında daha farklı gözüken, unutulan, şu an araştırılsa ulaşılması mümkün olmayan birçok detay var arşivde.

Yukarıdaki fotoğraftan isimleri çıkaramayanlar için 11'leri de yazayım son olarak...

Metin Oktay'ın 11'i: Turgay Şeren / Ahmet Berman, Selahattin Torkal, Naci Erdem, Basri Dirimlili / Mehmet Ali Has, Kadri Aytaç, Can Bartu, İsfendiyar Açıksöz / Lefter Küçükandonyadis, Metin Oktay..

Taraftarların 11'i:  Turgay Şeren / Ahmet Berman, Alpaslan Eratlı, Naci Erdem, Basri Dirimlili / Fatih Terim, Kadri Aytaç, Can Bartu, Lefter Küçükandonyadis / Metin Oktay, Cemil Turan.

Gaziantepspor Türkiye'dir

Adnan Polat döneminde yayınlanan bir bildirinin başlığı olan, bence buram buram popülizm kokan ve Galatasaray'la çok da bağdaştıramadığım "Galatasaray Türkiye'dir" o gün bugündür dillerde dolaşıyor lakin biraz da konuyu saptıracak olursak Türkiye'yi, Türkiye Ligi'ni sembolize eden takım Galatasaray'dan ziyade Gaziantepspor'dur. Geçen sene ligin ikinci yarısında Fenerbahçe'nin ardından en başarılı dereceye imza atan, doğru transfer dersi verirken bir o kadar da takdir gören Gaziantep, Avrupa'ya çıktığında ekonomisi Türkiye'yle karşılaştırılamayacak bir ülke olan Polonya'nın vasat üstü takımlarından Legia Varşova'ya elenebiliyor. İşte zurnanın zırt dediği yer de burası. Nereye kadar?

Hocalığına laf söyleyen çoktur ama Tolunay Kafkas tek tipleşen Türk tipi teknik adam çizgisinin epey dışında bir adam ve arıza yönleri mevcut olsa da bence farklılık yaratabilen, baş altı takımlar için ideal bir teknik direktördür. Gerçek anlamda bir sportif direktör Türkiye'de yok ancak olursa benim bir numaralı adayım da Tolunay hocadır. Buna karşın bu kadar iyi bir kadroyla şu takıma iki maçta da gol atamayıp elenmek hakikaten içler acısı bir durum ve belki de daha da içler acısı olan Tolunay hocanın ilk maç sonundaki açıklamasındaki bir cümleydi: "Türk takımlarının bu kolay gol yeme hastalığı nasıl çözülür, bilmiyorum. Bilen biri varsa gelsin, düzeltsin!"

Türkiye, uzun yıllardır tüm kötülüklerin anası olarak bellense de İstanbul'un üç büyükleri Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş dışında Avrupa'da puan değil, nal toplamakla meşgul. Hâlâ bugün aklımıza Anadolu'dan son katkı olarak Denizlispor'un 2003'teki UEFA son 16'sı akla geliyorsa Türkiye'nin altıncı büyük lig olduğu rüyası baya bir havada kalıyor. Trabzonspor'un bir türlü kıramadığı ön elemelerde seribaşı olamayıp kötü de kura çekip elenme döngüsü bu sene de tam gaz devam ediyor. Bielsa'nın Bilbaosu bir ön eleme turu için fazla iyi ki İspanyollar genelde bizi birebirde hep eleyen taraf olmuşlardır. Bursaspor geçen yıl direk Şampiyonlar Ligi'ne katılmanın getirisini bir üst seviyeye taşıyıp en azından bu elemelerde seribaşı olacak puanı çıkarabilirdi ama geçen yıl onu gerçekleştiremedi. Bu lanet döngüyü bu sene kendilerini gruplara atıp kırabilirler. Anderlecht elenmeyecek takım değil ama şansın yüzde 50'nin ötesine geçmediği de aşikar.

Geçen yıl az buçuk yükselen ivmemize tüy diken Galatasaray ve Fenerbahçe'nin elenişini telafi etme şansımız her zaman bu ekstra katkılara bakıyor ama İskandinav ekiplerinden Balkanlara kadar birçok imkanı kısıtlı ülkeden Avrupa kupalarında sürpriz yapan takımlar çıkıyorken Türk takımlarının hâlâ yerinde sayması artık kabak tadı vermek üzere. Ülke puanı hesaplarını geçen yılın başında altıncılık üzerine kurup üç takımla Şampiyonlar Ligi hayali kurabilecek konumdayken şimdi birkaç yıl içinde Şampiyonlar Ligi'ne biri doğrudan, iki takımla katılma şansımızı da kaybetme ihtimali belirdi. Hele şu şike soruşturmasından çıkacak sonuçların Avrupa'daki konumu etkileme olasılığı da mevcutken karanlık bir kuyuya doğru yol alıyoruz gibi geliyor. En azından bir ümit taşıyabilmek adına Beşiktaş, Trabzonspor ve Bursaspor'un fire vermeden UEFA Avrupa Ligi'ne gidebilmesi çok ama çok önemli.

Beşiktaş-Alania
Trabzonspor-Bilbao
Bursaspor-Anderlecht

Chivas Zamanı: "Barça'yı Dörtlemekten Daha Fazlası"

Bizim memlekette karizması baya yüksek bir içki olarak bilinse de aslen Meksika'nın köklü futbol kulüplerinden biri olan Chivas, tarihin en dominant ekibi olup olmadığı tartışılan Barcelona'ya hazırlık maçında da olsa 4 atınca buraların gündeminde de kendine yer buldu. Fakat Guadalajara ekibi tesadüfen Barça'yı yenen bir ekip olmaktan öte tüm dünyayı kıskandıracak bir altyapı modeline sahip, birçok yönden incelenmesi gereken bir kulüp.

U-17 Dünya Kupası'nı alan Meksika'nın yıldızı Carlos Fierro
Ev sahibi olduğu 2011 U-17 Dünya Kupası'nda zafere yürüyen ve son yılların en sağlam jenerasyonlarından birine sahip olan Almanya'yı dahi eleyip tarihinde ikinci kez bu kupayı alan Meksika'nın en önemli oyuncusu Carlos Fierro'ydu. Futbol zekası ve oyun görüşüyle kendine hayran bırakan, düşünmekle kalmayıp bunu uygulamakta da sıkıntı çekmeyen bu genç forvet Chivas altyapısından yetişme. Tıpkı Barcelona'ya bir de gol atan milli takımdan akranı, benim de favori oyuncularımdan Giovani Casillas'ın yer aldığı üç takımdaşı gibi. Ya da şu günlerde U-20 Dünya Kupası'nda forma giyen, Manchester United'ın ciddi şekilde ilgilendiği Erick Torres'in de içinde bulunduğu beş abisi gibi...

"Yeni Javier Hernandez" gözüyle bakılan Erick Torres
Guadalajara Chivas, hiçbir yabancı oyuncunun forma giymediği, hatta ilk 11'in tamamını altyapı kökenli oyunculardan kurduğu bir takım. 2002'de kulübü devralan Jorge Vergara döneminde, ki bu abi MLS'teki Chivas USA'in de sahibidir, altyapı sistemini yenileyip bu yolu izleme kararı almışlar. Buna karşın Chivas aynı zamanda ligin her zaman en iddialı takımlarından biri konumunda. Meksika deyip geçmeyin, bize epey uzak bir lig görüntüsü çiziyor belki ama yayın geliri açısından dünyanın sayılı liglerinden biri olan Meksika sağlam paranın döndüğü bir lige sahip. Stadyumları da her daim doludur. Oyunculara ödenen maaşlar epey yüksek olduğundan Avrupa'ya gitmeyi tercih etmeyen Humberto Suazo, Cristian Benitez gibi kalburüstü birçok oyuncu bu ligde forma giyiyor. Bu açıdan Türkiye'yle de benzeşen, kendi içine dönük bir yapıya sahipler.

İşte Chivas bu özel yapısıyla Monterrey, Club America, Cruz Azul, Pumas gibi takımlarla zirve mücadelesi verirken bu yapının ürettiği Javier Hernandez gibi birçok özel oyuncuyu da Avrupa'nın kalburüstü lig ve kulüplerine servis etmek üzere. Barcelona'nın sloganına gönderme yapacak olursak "Barça'ya dört atan bir kulüpten daha fazlası!"

Aslında yazı bu noktada bitiyordu ama şöyle son bir göz gezdirirken benim üstümde de emeği olan Ali Murat Hamarat namı diğer Ekşi efsanesi Arvo, Chivas'ın 2006'da yine Barcelona'yla oynayacağı bir hazırlık maçı sebebiyle lige yedek, Katalanlara ise as kadroyla çıktığını, Barça'dan o dönem de bir beraberlik kopardığını not düşmüş sözlüğe. Barça maçıyla girmişken bu anekdotu da atlamak olmazdı.

Yeni Nesil Barçalı: Gerard Deulofeu

Euro 2008'le başladığı yürüyüşünü 2010 Dünya Kupası zaferiyle sürdüren İspanya, başarısını aldığı temel olan genç milli takımlarda da vitesi arttırmış görünüyor ve adeta İspanya ve diğerleri tablosunu zihinlere kazıyor. Bu yıl Danimarka'da düzenlenen Euro U-21'de Thiago'nun önderliğinde şampiyonluğa yürüyen İspanyollar, Euro U-19'u da boş geçmedi ve iki kez geriye düştüğü final'de Çek Cumhuriyeti'ni uzatmalarda 3-2'yle geçmeyi bildi. Yetenek fışkıran bir başka jenerasyonu kendi ekol ve disiplininde yetiştiriyorlar ve bu yapıda kendini gösterme fırsatı bulan oyunculardan biri de Barcelona B takımının 17 yaşındaki yıldızı Gerard Deulofeu.

1994 doğumlu Gerard, U-17 düzeyinde tekniği ve birebir rakiplerini ekarte edebilme becerisiyle o kadar büyük bir fark yaratan bir oyuncu ki İspanya gibi her jenerasyonda yeterli olabilecek kadrolara sahip olan bir ülkede dahi jenerasyon atladı ve kendisinden iki yaş büyük abileriyle U-19 Avrupa Şampiyonası'nda boy gösterdi. Sadece bunla da kalmadı ve kendinden büyüklere karşı da yeteneklerini sergiledi ve arada Türkiye'ye karşı uğradığı 3-0'lık bozgun dışında epey rahat bir turnuva çıkaran İspanyolların Sabaria'yla birlikte en güçlü hücum kozu oldu.

Sağ açık/forvet pozisyonunda görev yapan genç Barçalı, hızının yanına güçlü bir fizik eklemeyi beceren, üstelik bunu İspanya gibi disiplinli pas yapmayı vazgeçilmez sayan bir yapı içinde eritebilecek oyun zekasına da sahip bir oyuncu. Çok uzaklara gitmeden stil olarak Türkiye'nin en potansiyelli oyuncularından Gökhan Töre'ye benzediğini söylemek zor değil. Onun biraz daha ehlileştirilmiş olanı tabii. 9 yaşında La Masia'ya adım atan bir adamın da başka şansı pek yok zaten.

17 yaşında becerilerini üst düzeyde test etme fırsatını yavaş yavaş eline geçiren Gerard Deulofeu, yeryüzünde kadrosunda yer edinmesi en zor takım olan Barcelona'da kendine yer açabilecek bir oyuncu olduğunu kendisini izleyen herkese gösteriyor. Şimdilik neredeyse Cesc Fabregas transferini taca atacak kadar ışıltılı bir sezon öncesi geçiren Thiago'nun gölgesinde olsa da bir, bilemedik iki sene sonra Camp Nou'ya ayak basacak çapta bir yetenekle karşı karşıya olduğumuza şüphe yok.

U-19 Avrupa Şampiyonası Finali
İspanya 3-2 Çek Cumhuriyeti

Berkin'den Sonrası Buhran

Fatih Terim'in bireysel çabaları ve ilgisiyle 96/2000 döneminde oluşturduğu ve birçok milli takım oyuncusunu içinde barındıracağı planlanan 1987-89 jenerasyonundan Galatasaray'ın eline sadece Arda Turan, Uğur Uçar ve Aydın Yılmaz'ın kalması altyapıdan beklentileri özellikle taraftar açısından epey düşürdü. Bu hayal kırıklığına karşın birçok potansiyelin yetersizlikten kırılan kadrolarda şans bulması ihtimali bir plan çerçevesinde olmaktan ziyade, tesadüflere dayalı, üst yapıdaki hocanın inisiyatifine bırakılmış bir terfi sistemsizliği sebebiyle mundar olduğunu da izledik. İster inanın, ister inanmayın ama hayal kırıklığı yaratan bu süreç Galatasaray'ın bu açıdan iyi günleri ve şu anda arkadan gelen üst düzey bir potansiyel için 1996 doğumlu bir oyuncuyu beklemek zorunda kulüp.

Florya, İstanbul'un ve Türkiye'nin en oturaklı antrenman tesisleri olmanın getirisiyle çoğu zaman genç milli takım hocaları için bir merkez görevi görmüştür. Galatasaray'da oynayan milli takım çapındaki bir yeteneğin gözden kaçması hemen hemen imkansız. Hatta kapasitesi doğru değerlendirilememiş birçok oyuncu da vitrinde olmanın getirisiyle milli takımlara kapağı atmakta zorlanmamıştı. Fakat Galatasaray altyapısı şu anda öyle bir konumda ki genç millilerin amiral gemileri diyebileceğimiz U-17 ve U-19 milli takımlarına tek bir oyuncu dahi gönderemiyor. A2 Ligi'nde gelen şampiyonluğa rağmen hiçbir oyuncu üst düzeye çıkamadı ve açıkçası kampa davet dahi edilmeyen Berkin Arslan dışında da Galatasaray potansiyeli taşıyan bir yetenek olduğunu söylemek de zor takımda.

Coca-Cola Akademi Ligi Finalleri
U-17 Ligi: Beşiktaş 2-1 Fenerbahçe
U-16 Ligi: Bursaspor 1-0 Fenerbahçe
U-15 Ligi: Beşiktaş 0-3 Fenerbahçe
U-14 Ligi: Bursaspor 1-2 Trabzonspor
***
U-18 Geliştirme Ligi: Fenerbahçe 0-0 Trabzonspor (pen 3-5)

Her zaman söylene gelen bir laftır, altyapılarda başarıdan ziyade takımdaki oyuncuların yeteneklerine eğilip onları geliştirmek mühimdir lakin başarılı olmak da kendince bir kriter ve o kadar da yabana atılması doğru değil. 14'ten 18'e kadar uzanan kategorilerin hiçbirinde Galatasaray yer almıyor, milli takıma Galatasaray'ın oyuncuları yerine Fenerbahçe, Beşiktaş, Bursaspor, Trabzonspor gibi takımların altyapılarından oyuncular gidiyorsa Galatasaray kulübü organizasyonda bir sorun olduğunu ve bunu bir an önce düzeltmesi gerektiğini fark etmek durumunda.

Fatih Terim ilk döneminde Galatasaray altyapısını ayağa kaldıran isimdi ve uzun vadede elbette bu yapıyla ilgili tasarrufları olacaktır ancak A takımı adam edip organizasyonun tamamını elden geçirmesi önemli bir zaman alacak. Doğru oyuncuların Florya'ya gelmesi, seçilmesi, transfer edilmesi derken muhtemel bir operasyonun meyvelerini vermesinin 2015'ten önce olmasının mümkün olmadığını düşünüyorum. Gerçi Fatih hocanın Galatasaray TV'de verdiği "Sürpriz ve bilinmeyen bir altyapı oyuncusunu A takıma çıkaracağız" demeci de ortada duruyor. Gönül rahatlığıyla söyleyebileceğim tek isim Karşıyaka'dan gelen 1996 doğumlu Berk Yıldız. Topla ilişkisinden farklı bir oyuncu olduğu belli oluyor. Fatih hocanın sürpriz keşfi kim olur, bilemiyorum ama mevcut altyapı havuzundan çok bir şey beklememek gerekiyor bence...

Entourage, Hangover'a Rakip Oluyor

Birçok yabancı diziyi düzenli takip etmeye çalışıyorum ama içlerinde kafam en rahat izlediğim olanı Entourage'dır sanırım. Birkaç arkadaş filmden, oradan, buradan buldukları parayı eziyorlar, kızlar gırla, her bölüm vay arkadaş dedirtecek bir ünlü gerçek kimliğiyle dizide falan. Artık sekizinci sezonuna başlayan ve kısa süre sonra ekranlara veda edecek olan Entourage'ın yapımcısı Mark Wahlenberg bu rahatlığın sinemada da iş yaptığını Hangover serisiyle görmüş olacaklar ki dizi finalinin ardından Entourage'ı sinema perdesine taşıma planlarını açıkladı. Dizinin yaratıcısı olan Doug Ellin ise "Bir film yapacağız, bu kesin ama ne kadar çabuk ve ne zaman yapacağımız önemli. Umarım kısa zamanda doğru fikri bulup uygulamaya koyarız" demiş.

Buradan çıkan dizi finalinin o kadar da final tadında olmayabileceği ve sinemaya kayışa bir uygun bir pay bırakılacağı. Buralarda çıkar mı bilmem ama sinema rahatlığındaki bir Entourage da izlenilir gibi. Yine de Amerika'da bu işin fiyaskoya gidebileceği endişesini taşıyan da çok yazılanlara göre. Artık gelişmeleri takip edeceğiz.

Diziye hiç bulaşmamış ama merak eden okuyucular için bir not, dizi sekizinci sezonunda ve ikinci bölümü bugün itibariyle ABD'de yayınlandı. Sıkı bir maratonla bu kült dizinin son sezonunu canlı takip edebilmek için zamanınız hâlâ var.
Related Posts with Thumbnails