Galatasaray - Beşiktaş || Maç Öncesi

Maç öncesi yazısı için muhtemel kadroları bekledim zira benim maç öncesi tezlerimin hepsi eriyip gitti muhtemel kadrolarla beraber. Michael Skibbe'nin reflekslerine az, çok çözdük artık ama karşıda Mustafa Denizli gibi marjinal işler yapıp büyük hoca imajı sağlamak isteyen bir adam olunca işler karışıyor. Medyanın o haftaki dürtülerine önem veren, insanları şaşırtacak bir-iki sürpriz katıp ona göre kadro kuran garip bir hoca Mustafa Denizli. Eğer bugün konuşulan kadroyla çıkacaksa Beşiktaş'ın kazanma ihtimali kaf dağının ardında diyebiliriz şimdiden.

-------------------Rüştü-------------------

----Gökhan------Zapo--------Seriç-----

--------------Cisse----Toraman----------

Holosko---------Delgado----------Ekrem

------------Nobre----------Tello-------------

Lig TV'ye göre Beşiktaş takımı bu düzende çıkacak. Benim fikrim bu 11 doğru olsa bile bu düzende sahada olmayacağı şeklinde. Büyük ihtimalle Ekrem'i defansı dörtleyen oyuncu olarak kullanmayı planlıyordur Denizli, ofansif kanat olarak düşündüğünü hiç sanmıyorum. Bindirmeleriyle hücumda sol tarafı destekleyen oyuncu rolünde olacaktır Ekrem. Ertuğrul Sağlam döneminden bir farkı olduğunu ispatlaması için ön tarafta kullandığı Tello'ya bugün daha da ofansif bir rol biçilmiş. Holosko ise sağdan forveti ikileyen oyuncu rolünde. Defansif olarak risk alarak Galatasaray'ın ofansif gücüne karşılık vermek niyetinde gibi Mustafa Denizli. Ancak Lincoln'ü durdurmak ve hücum gücünü arttırmak uğruna çeşitli ekler yaptığı bu düzen kanatlardan dağılmaya oldukça müsait. Bir kaç haftadır ortalamanın üzerine pek çıkamayan Arda Turan ağırlık merkezi göbeğe kaymış bu düzende Galatasaray'ın en etkili silahı olacaktır. Ayrıca Lincoln sabit oynayan bir ofansif orta saha değil, her an kanattan depar atarken görebileceğiniz türden bir oyuncu. Eğer bu 11 doğruysa Galatasaray'ın galip gelmesi çok zor olmayacaktır.

-------------De Sanctis---------------

--Sabri---Meira---Servet---H.Balta--

-----------Topal---Ayhan-------------

-----Barış-----Lincoln---- Arda--------

---------------Baros-------------------

Skibbe'nin bütün ilk yarı olduğu gibi ısrarlı üzerinde durduğu düzen 4-2-3-1. Sabri'nin yokluğunda üzerinde biraz oynansa da genel olarak şablon bu oldu. Olympiakos maçıyla başlayan, Benfica ve Hertha deplasmanlarıyla devam eden sağlam bir referansı da var bu düzenin. Harry Kewell'ın talihsiz sakatlığının ardından Topal ve Barış'ın dönüşü de Beşiktaş maçı özelinde oluşabilecek bir orta saha sıkışmasının önüne geçecektir. Ön bölgedeki üçlünün sağında oynayacak olan Barış Ayhan ve Topal'la beraber orta saha hakimiyetini Galatasaray'a getirecektir. Eğer bu hakimiyet Arda ve Lincoln önderliğindeki hücum organizasyonlarıyla oyunun Beşiktaş yarı sahasına yıkılmasını da beraberinde getirirse Galatasaray oyunu koparmakta güçlük çekmez.

"Derbilerin favorisi olmaz." denir hep ama aslında her zaman bir favori vardır, o da ev sahibidir. İstatistiklere de bakarsanız %70 ev sahibi lehine çıkar bu tip maçların sonuçları. Maç dinamikleri ne getirir, ne götürür, elbette bilinmez ama kağıt üstünde Galatasaray'ın bir hayli ağır bastığını söylemek zor değil...

11'ler sonrası edit: Sabri yedek, Nonda 11'de. Skibbe "kazanan düzen bozulmaz" fikrinde anlaşılan. Benim tercih edeceğim bir diziliş değil bu, üçlü ve ağır savunma Holosko'nun yandan Nobre'yi ikilemesine ve bindirmelerine karşılık vermekte daha fazla zorlanacaktır bana göre. Beşiktaş da ise 11 aynı ama düzeni sahaya çıkınca daha net göreceğiz. Galatasaray kazanırsa -ki muhtemeldir- yine övülecektir bu düzen ama ben 3lü savunmanın Galatasaray'a uygun bir diziliş olduğuna inanmıyorum. Maça 40 dakika var, güzel, zevkli, kaliteli bir mücadele olması en büyük dileğimiz klişesiyle bitirelim. Artık maç zamanı...

Şemsiye Yasağı ?

Kulübün resmi sitesinden açıklama gelmiş, şemsiyeyle maça gelmek yasakmış. Güvenlik adı altında yapılan bu garip düzenlemeleri kim düşünüyor, nasıl bir düşünce yapısı var; anlamakta güçlük çekiyorum. İstanbul'da 2 gündür yağmur yağarken 22 bin kişiye şemsiye yasağı koymanın güvenlik anlamında getirisi ne olacak? Bütün derdimiz sahaya atılabilecek her türlü nesneyi yasaklamak mıdır? Eğer öyle ise bundan sonra ayakkabıları da yasaklayalım. İki kattan fazla elbise giymek de yasaklansın, üstlerini çıkarıp, düğüm atıp sahaya atabilir bu psikopat insanlar, neme lazım. Bozuk para taşımak, su içmek, yemek yemek zaten yasak. Bütün bu işkencenin yanında 1 küsür saat kuyrukta beklemek de var, hele Yeni Açık'taysanız yandınız!

Ondan sonra insanlar neden maça gelmiyor deniyor. Böyle bir deneyim yaşayan hangi aklı başında insan bir daha arkadaşını, sevgilisini, ailesini alıp maça gelir? Böyle yasaklar, böyle zorluklar olduğu sürece eline geleni sahaya atmayacak insanlar tribüne niye gelsin? Bizim gibi 10-15 bin deli çıkıyor en fazla işte. Ondan sonra İngiltere'de, Almanya'da maçını seyrederken birasını yudumlayan, koltukları evindekinden konforlu adamlarla kendimizi karşılaştırıyoruz. İngiltere'de bir derbi maçında şemsiye yasağı geldiğini düşünebiliyor musunuz? İşte bütün mesele tam olarak burda...

Bitti Gibi...

Kış Ortasında Karpuz: Rusya Pazarı

Rusya pazarı tuzlu olsa da devre arası verimli transfer yapmak isteyen büyük lig takımlarının uğrak yeri olacağa benziyor. Özellikle Arshavin ve Zhirkov gibi Euro 2008'de piyasası tavan yapmış oyuncuların artık transfer için uygun olmaları bu bölgelerde oyunculara ihtiyaç duyan Avrupa takımlarının iştahını kabartıyor.

Bu oyuncuların en önde geleni şüphesiz Andrei Arshavin. Tottenham, Bayern, Real Madrid derken söylentiler tekrar ada istikametine dönmüş durumda. Scolari'nin transfer listesinin en üst sırasında olduğu konuşuluyor Rus yıldızın. Ancak Chelsea'nin devre arası böyle maliyetli bir transfer yapıp yapmayacağı ise henüz belli değil. Manchester United'ın da adı geçiyor transferde ancak Sir kanadından bu konuda bir açıklama gelmiş değil. Zenit tarafı ise geçtiğimiz aylarda "Kağıt üstünde oyuncuları olurum." restini görünce daha yumuşak bir tavır izleme kararı almış gibi. Zenit genel menejeri Maxim Matrofanov "Arshavin'e istediği kulüple görüşmesi için izin verdik, gelen teklifleri değerlendireceğiz." açıklamasını yapmış. 27 yaşındaki Andrei Arshavin'e Avrupa yolları gözüküyor sanki bu sefer...

Yuri Zhirkov da transfer söylentilerinden nasibini alan oyunculardan. Euro 2008'de büyük sükse yapan oyunculardan biriydi Zhirkov, geçtiğimiz günlerde de Rusya'da yılın oyuncusu ödülünü alması onu tekrar Avrupa gündemine sokmuş görünüyor. Barcelona, Zhirkov için en istekli kulüp Avrupa basınına göre. Yine de bu transferin gerçekleşme olasılığı düşük görülüyor, CSKA'nın Zhirkov'u bırakmaya pek niyeti yok gibi.

Rusya'da Rubin Kazan'ın şampiyon olması dolaylı yoldan Türkiye pazarını da etkileyecek gibi. Tomas, Kabze, Gökdeniz gibi Türkiye çıkışlı oyuncularla başarıyı yakalayan Rubin Kazan'ın Mart ayına kadar Türkiye'den bir takım oyunculara talip olması sürpriz olmaz. Euro 2008 sonrası Arda Turan'a resmi teklif götüren ekiplerden biri olmuştu Rubin ancak Arda'nın Galatasaray'dan ayrılması durumunda İngiltere'ye gitmek istemesi teklifin reddedilmesine sebep olmuştu. Sanıyorum sık sık duyacağız bu tip teklifleri önümüzdeki aylarda...

Eskişehir Şimşek Arena

Fotoğrafları görünce heyecanlanmamak elde değil ancak bu müthiş tasarımın sadece bir fan çalışması olduğu gerçeği sizi de hayal kırıklığına uğratacak sanıyorum. Stadyum 31.243 kapasiteli olarak tasarlanmış. Bunun yanında restorantlardan, mağazalara, konferans salonuna, tiyatrosuna kadar bütün detaylar düşünülmüş bu projede.Projenin sahibi Cem Altıbaş adlı Eskişehirspor taraftarı şöyle de bir sunum hazırlamış, detayları merak edenler için. Maliyeti, gerçekçiliği nedir bilemem ama görüntü olarak çok başarılı bir çalışma olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Böyle bir stadı doldurabilecek ender şehirlerdendir Eskişehir, Euro 2016 adaylığı sürecinde değerlendirilmesi gereken şehirlerden...

Futbol Blog 10.Bölüm

10. bölüme geldi Futbol Blog. Program 90 dakika olacak mı derken Okay Karacan'ın ani ayrılığından sonra programın geleceği hakkında şüpheye düşsek de yine keyifli bir program izledik bu hafta.

Haftanın konusu beklendiği gibi Galatasaray-Beşiktaş derbisiydi. Galatasaray'ın hem ev sahibi sıfatıyla, hem oyun düzeniyle avantajlı olduğu konusunda fikir birliği vardı. Haftanın anketi de bu yönde çıktı zaten.

Tanıtılan bloglar Romanista Bukowski ve Uzun Paslar idi. Romanista bildiğiniz gibi Türkçe futbol bloglarının en eskilerinden. Sağlam arşivi olan bloglardandır. Son dönemde pek sık takip etmesem de özellikle İtalya ligindeki gelişmeler hakkında kontrol edilmesi gereken bloglardan biridir. Uzun Paslar ise sağ paneldeki Türkiye ligi incelemelerinden hatırladığım bir blog, hoş yazılar çıkıyor orda da...

En iyi 5 yazının ilki tahmin ettiğim gibi Papaz Metin'in Bank Asya'da İlk Yarının 11'i yazısıydı. Arada bir yazı önerisi gönderiyorum programa, bu hafta gönderebilseydim ilk sırada yazacağım yazıydı, tavsiye ederim. Diğer yazılar borges'ten Daum vs. Houness, Noat Samisa'dan Beklenilmiş Ayrılık, King Santillana'dan Armalar serisi ve Mutlak Gol'den Seksenlerin Milan'ı idi.

Kısa pas bölümü bu hafta kısaydı gerçekten. Messi'ye atılan tekmeler, Victoria ablanın David'i İtalyan spiker'den kıskanması, Gattuso'nun insan üstü fiziği üzerinde durulan konulardı. Haftanın şakasında Vieri vardı ancak diğerlerinden uyanık çıktı o, yemedi şakayı. Fotoğraftaki abla kim bilmiyorum, bilen varsa onu da yazsın bari. Emeğe saygı+rep...
Related Posts with Thumbnails