Cüneyt Çakır'ın oyunu yekten elden kaçırışı, Elmandersizlik, penaltı tartışmaları, Mehmet Batdal, Volkan Şen. Bu maça dair söylenecek çok şey var, onlar ayrıca söylenir belki ama tüm bunları kenara bırakıp şu çocuktan bahsetmek istiyorum. En fazla 10 yaşlarındaydı, elinde bir A4 kağıdı, abartısız 90 dakika onu kaldırdı, hiç yorulmadan. Kağıdı çevirdiğinde baktım, karton kırmızı bir G, sarı bir S kesmiş, etrafını noktalarla süslemiş. Daha sonradan öğrendik ki bu kağıdı içeri sokarken polisler kendisine zorluk çıkarmışlar pankart yasağı sebebiyle. A4 kağıdına bir G, bir de S yapıştırmış bir çocuk bu kağıt yüzünden içeri giremeyecekti. Babası yalvar yakar amirine kadar gitmiş, en sonunda izin vermişler. Sanırım hiçbirimiz bu kadar gönülden, safça sevmiyoruz tuttuğumuz takımları. İşte futbol bu çocuk yüzünden güzel...
İkinci Şubemiz: 22 Adam, 1 Top
Uzun süredir beklemedeydik, sonunda 'soft opening' zamanı geldi. Eurosport.com TR için Türkiye ve Avrupa futboluna dair yazılar yazacağım bir köşe var artık: 22 Adam, 1 Top.
Köşenin isminin bu blogla aynı olmamasını istedim çünkü her ne kadar aksatsak da bu blog benim için hâlâ değerli ve burayı baltalamasından çok besleyecek bir yer olması adına çaba göstereceğim. Köşedeki yazılar daha çok yorum tadında gündelik konulara odaklanacak, burası kendi çizgisindeki yazılara yer vermesinin yanı sıra Hayatım Futbol yazıları ve diğer her türlü yazılı, görsel işlerin toplandığı bir mecra olacak.
Eurosport.com'da benim fikirlerime yer açan, 2009'dan itibaren bilfiil çalışma fırsatı bulduğum, üstümdeki emekleri çok olan Ali Murat Hamarat'a özel olarak teşekkür ederim. Umarım beklentileri karşılayan bir iş olur. Vira bismillah!
İlk yazımı dün Hasan Şaş'ın kafasının yarılması üzerine çıkan bazı haberler üzerine karalamıştım. Görmeyenler siftahı şuradan yapabilir: "Samet Güzel cevap versin!"
Ayrıca genç oyuncu profillerine yer vereceğim Yetenek Avcısı köşesine de göz atmanızı tavsiye ederim. İlk konuğumuz tabii ki Semih Kaya.
He bir de, Fransız abiler adımı düzgün yazabilseler daha iyi olurdu tabii, o da nazar boncuğu olsun :)
Köşenin isminin bu blogla aynı olmamasını istedim çünkü her ne kadar aksatsak da bu blog benim için hâlâ değerli ve burayı baltalamasından çok besleyecek bir yer olması adına çaba göstereceğim. Köşedeki yazılar daha çok yorum tadında gündelik konulara odaklanacak, burası kendi çizgisindeki yazılara yer vermesinin yanı sıra Hayatım Futbol yazıları ve diğer her türlü yazılı, görsel işlerin toplandığı bir mecra olacak.
Eurosport.com'da benim fikirlerime yer açan, 2009'dan itibaren bilfiil çalışma fırsatı bulduğum, üstümdeki emekleri çok olan Ali Murat Hamarat'a özel olarak teşekkür ederim. Umarım beklentileri karşılayan bir iş olur. Vira bismillah!
İlk yazımı dün Hasan Şaş'ın kafasının yarılması üzerine çıkan bazı haberler üzerine karalamıştım. Görmeyenler siftahı şuradan yapabilir: "Samet Güzel cevap versin!"
Ayrıca genç oyuncu profillerine yer vereceğim Yetenek Avcısı köşesine de göz atmanızı tavsiye ederim. İlk konuğumuz tabii ki Semih Kaya.
He bir de, Fransız abiler adımı düzgün yazabilseler daha iyi olurdu tabii, o da nazar boncuğu olsun :)
Chelsea’de Krul Kararı
Atletico Madrid’in genç kaleci cenneti olduğunu biliyoruz, De Gea’dan sonra Chelsea aktarmalı ve kiralık da olsa Madrid’e adım atan Courtois’in ortaya koyduğu performans ortada. Genk’e ödenen 9 milyon avroluk bonservis bedelini çoktan amorti eden Belçikalı kaleci yılın en başarılı konumunda. Onun bu çıkışı henüz 20 yaşında olmasına rağmen orta vadede Chelsea kalesine geçmesi planının erkene alınabileceği, 2008’de bir Haziran akşamı Nihat Kahveci’nin önüne düşürdüğü toptan beri özgüveninden bir parça kopan Petr Cech’in yerine geçebileceği beklentisi Chelsea taraftarlarında oluşmuştu. Lakin anlaşılan yönetim daha net bir çözüm bulmakta kararlı.
Kulübün Rus sahibi Roman Abramovich’in Newcastle’dan Cheik Tiote ile birlikte kaleci Tim Krul için toplamda 30 milyon poundluk bir bütçe ayırdığı, sezon sonunda bu ikiliyi takıma katmak istediği haberleri İngiliz basınında ayyuka çıkmış durumunda. Tim Krul bu sezonun en flaş kalecisi ki kendisinin yeteneğinden ve performansından şüphe duymak zor. Sadece oynadıkları son Norwich maçına bakmak dahi bunun için yeterli lakin elde Cech, yolda Courtois varken 30 milyonun yarısına kıymak için doğru bir hedef mi? Sonuçta mevkiimiz bir forvet değil ki çiftleyesin, önlü arkalı oynatasın.
Tabii Mart-Nisan ayları, gevşer gönül yayları misali Chelsea’nin gönlü kaymış da olabilir bu ikiliye lakin Krul’u çok beğensem de Stamford Bridge acil kaleci aranıyor tabelası asacak son yerlerden biri gibi geliyor gözüme. Ya da Courtois alengirli ismi ve gönülleri okşayan yatırım ve transfer şekliyle gözümüze bir boy büyük mü geliyor, o da tartışma konusu olabilir tabii. Yine de zaman var, gerçek mi, gelip geçici bir dedikodu mu, yaza görürüz artık. Vakit bol…
Dip Not: 30 milyon pound değer biçilen Tiote ve Krul’un Newcastle’a toplam maliyetinin 3 milyon 700 bin pound olduğunu biliyor muyduk? Tez konusuna girişi Noat, Ekim 2011’de Hayatım Futbol’da yapmıştı, görmeyenlere…
![]() |
| Belçikalı Courtois, sadece 20 yaşında! |
Tabii Mart-Nisan ayları, gevşer gönül yayları misali Chelsea’nin gönlü kaymış da olabilir bu ikiliye lakin Krul’u çok beğensem de Stamford Bridge acil kaleci aranıyor tabelası asacak son yerlerden biri gibi geliyor gözüme. Ya da Courtois alengirli ismi ve gönülleri okşayan yatırım ve transfer şekliyle gözümüze bir boy büyük mü geliyor, o da tartışma konusu olabilir tabii. Yine de zaman var, gerçek mi, gelip geçici bir dedikodu mu, yaza görürüz artık. Vakit bol…
Dip Not: 30 milyon pound değer biçilen Tiote ve Krul’un Newcastle’a toplam maliyetinin 3 milyon 700 bin pound olduğunu biliyor muyduk? Tez konusuna girişi Noat, Ekim 2011’de Hayatım Futbol’da yapmıştı, görmeyenlere…
Kamil Zayatte
İstanbul Belediye’nin yabancı stratejisini beğeniyorum. Ya çok güvendikleri oyuncuları alıyorlar, ya da Süper Lig’i görmüş, kendini ispatlamış eti budu belli isimlere yöneliyorlar. Serge Die, Herve Tum, Kamil Zayatte… Konyaspor’da sert oyunuyla öne çıkan ve sezon başında İstanbul’a geçen Zayatte’ın namı futbolcular arasında da yaygın ki ligin açık ara en golcü ismi Burak Yılmaz, kendisini en çok zorlayan oyuncunun kim olduğu sorusuna tereddüt etmeden Zayatte diye cevap veriyor ve şöyle diyor:“En çok zorlayan değil de korktuğum, başıma bir şey gelmesinden en çok korktuğum oyuncu var; Kamil Zayatte. Geçen sene bana beyin kanaması geçirtmişti!”
Gineli oyuncu nereden esti derseniz kendisinin Mersin İdman Yurdu maçında sol kolu kırıldı ve bu talihsiz olayın bir benzeri benim de başıma gelmişti. Can Arat da Twitter’dan röntgen fotoğrafını paylaşınca anılarım depreşti. Temiz bir 2 ayı olduğunu tahmin ediyor, sertliğiyle tanınan Zayatte arkadaşımıza geçmiş olsun diyorum. Çabuk atlatır umarım.
Kadıköy Laneti 2.0
Kadıköy’ün Galatasaray için nasıl lanetli bir yer olduğunu zaten herkes biliyordu ama toplamda eksik bildiğimiz bir şeyler daha varmış.
Şaka bir yana, Alex ve Sow’un sezonun en güzel beş golün ikisini attığı ortamda toparlanmak hiç mi hiç kolay değildi. Fenerbahçe’nin özellikle ilk 5 dakikanın ardından gollerin de katkısıyla ortaya koyduğu 15 dakikalık dominasyonda Alex’in topla rahat bir şekilde buluşabilmesinin büyük bir payı var. Maçın kalan 70 dakikalık bölümünde bir daha hiç o kadar aktif olamadı ama o zaten Melo’nun Selçuk’la aynı çizgide yakalanıp Alex farkını göz ardı ettiği zaman topu doksana yolladığında bunu değerlendirmişti bile. Bunun sebebi de aslında Selçuk ve Melo’nun bir “ikili” oluşu ve 442 aslında. Fatih hoca bu defonun farkında ve son kullanma tarihi geldiğinde bunu değiştireceğini düşünüyorum ama bunu şimdilik kenara ayıralım.
Galatasaray topun hakimiyetini 20’lerde almaya başlamasıyla ısındı ve topu dikine oynama konusunda çok daha cüretkar ve başarılı denemeler Selçuk İnan’ın önderliğinde yapılmaya başlandı. Selçuk’un Necati’ye aniden indirdiği, onun da Elmander’i gördüğü birinci golün öncesi ve sonrasında bunlardan yığınla örnek gördük ki Galatasaray’ın bu sezon en fazla derin top kullandığı maçlardan biri bu olabilir. Hem ligde iki arkası ve yüzü dönük oynayabilen iki forvetle oynayan başka bir takım olmayışı, hem de bu oyunculara Selçuk’un iyi servisler yapması Fenerbahçe’yi daha önce hiç karşılaşmadığı bir oyuna mahkum etti ki bunu sadece geriye kapanma refleksi ya da Aykut Kocaman’ın zaafı olarak tanımlamak doğru değil aslında.
Birçok önemli fırsatı harcasa da Emre Çolak ve Engin Baytar’ın orta saha bütünlüğüne katkı vermesi, ayrıca Eboue’nin savunmada hiçbir aksaklık yaratmadan bir orta saha oyuncusuymuşçasına ortaya koyduğu hücum performansı derslikti. Golü Hakan Balta atmış olabilir ama maçın en iyi iki-üç oyuncusundan biri bence diğer bek Eboue’ydi. Hakan Balta’nın da harika iş çıkarması, zamanı geldiğinde boş bırakılmasını affetmemesi oyunun Galatasaray adına genişlemesini sağladı ve Kadıköy yakın tarihinde görülmemiş bir oyunu ortaya çıkardı. Daha fazlasının olmasına, 6-0’ın, 4-3’ün yanına yazılacak bir maç sonuna birkaç santimetre karar verdi. Kadıköy laneti Galatasaray adına Fenerbahçe’nin kolay gol bulması değilmiş demek ki. Bunun görülmesi de bir o kadar önemli.
Son olarak elbette orası Kadıköy, orada olan herkesin ortak paydası Fenerbahçe ve Galatasaray takımından nefret edilmek dahi anlaşılabilir ama gol attığı için kendi kendine sevinen adama madde yağdırmanın, korner attırmamanın kime ne faydası var, ne ispatlanıyor, bunu anlamakta güçlük çekiyorum açıkçası. Arena, Kadıköy fark etmez, herkesin maç sonu Fatih Terim’in yaptığı konuşmayı dinleyip üzerine biraz düşünmesi şart…
- Fenerbahçe’nin ilk pozisyonunun gol olması: tamam.
- Fenerbahçe’nin sezonda kaleyi bulacak topta gol atması: tamam.
- Galatasaray’da en beklenmedik yabancı oyuncunun sezonun en kötü maçını çıkarması: tamam.
Şaka bir yana, Alex ve Sow’un sezonun en güzel beş golün ikisini attığı ortamda toparlanmak hiç mi hiç kolay değildi. Fenerbahçe’nin özellikle ilk 5 dakikanın ardından gollerin de katkısıyla ortaya koyduğu 15 dakikalık dominasyonda Alex’in topla rahat bir şekilde buluşabilmesinin büyük bir payı var. Maçın kalan 70 dakikalık bölümünde bir daha hiç o kadar aktif olamadı ama o zaten Melo’nun Selçuk’la aynı çizgide yakalanıp Alex farkını göz ardı ettiği zaman topu doksana yolladığında bunu değerlendirmişti bile. Bunun sebebi de aslında Selçuk ve Melo’nun bir “ikili” oluşu ve 442 aslında. Fatih hoca bu defonun farkında ve son kullanma tarihi geldiğinde bunu değiştireceğini düşünüyorum ama bunu şimdilik kenara ayıralım.
Galatasaray topun hakimiyetini 20’lerde almaya başlamasıyla ısındı ve topu dikine oynama konusunda çok daha cüretkar ve başarılı denemeler Selçuk İnan’ın önderliğinde yapılmaya başlandı. Selçuk’un Necati’ye aniden indirdiği, onun da Elmander’i gördüğü birinci golün öncesi ve sonrasında bunlardan yığınla örnek gördük ki Galatasaray’ın bu sezon en fazla derin top kullandığı maçlardan biri bu olabilir. Hem ligde iki arkası ve yüzü dönük oynayabilen iki forvetle oynayan başka bir takım olmayışı, hem de bu oyunculara Selçuk’un iyi servisler yapması Fenerbahçe’yi daha önce hiç karşılaşmadığı bir oyuna mahkum etti ki bunu sadece geriye kapanma refleksi ya da Aykut Kocaman’ın zaafı olarak tanımlamak doğru değil aslında.
Birçok önemli fırsatı harcasa da Emre Çolak ve Engin Baytar’ın orta saha bütünlüğüne katkı vermesi, ayrıca Eboue’nin savunmada hiçbir aksaklık yaratmadan bir orta saha oyuncusuymuşçasına ortaya koyduğu hücum performansı derslikti. Golü Hakan Balta atmış olabilir ama maçın en iyi iki-üç oyuncusundan biri bence diğer bek Eboue’ydi. Hakan Balta’nın da harika iş çıkarması, zamanı geldiğinde boş bırakılmasını affetmemesi oyunun Galatasaray adına genişlemesini sağladı ve Kadıköy yakın tarihinde görülmemiş bir oyunu ortaya çıkardı. Daha fazlasının olmasına, 6-0’ın, 4-3’ün yanına yazılacak bir maç sonuna birkaç santimetre karar verdi. Kadıköy laneti Galatasaray adına Fenerbahçe’nin kolay gol bulması değilmiş demek ki. Bunun görülmesi de bir o kadar önemli.
Son olarak elbette orası Kadıköy, orada olan herkesin ortak paydası Fenerbahçe ve Galatasaray takımından nefret edilmek dahi anlaşılabilir ama gol attığı için kendi kendine sevinen adama madde yağdırmanın, korner attırmamanın kime ne faydası var, ne ispatlanıyor, bunu anlamakta güçlük çekiyorum açıkçası. Arena, Kadıköy fark etmez, herkesin maç sonu Fatih Terim’in yaptığı konuşmayı dinleyip üzerine biraz düşünmesi şart…
Çubuklu ve Parçalı
Derbiye iki saate yakın bir zaman var, ben de derbiyi bloga yazamasam da Hayatım Futbol ve Eurosport Türkiye'ye değerlendirdim.
Galatasaray'ın 6 Kasım 2002'den bu yana nerede yanlış yaptığını ve bugün ne yapması gerektiğine dair:
"Ya herro ya merro ya da..." / Hayatım Futbol Sayı 24
İki takımın kazanmak için neler yapması gerektiğine dair fikirlerim/görüşlerim için:
"Kadıköy'de kazanma yolları": Eurosport.com Türkiye
Ayrıca Di Massimo Talento asıllı Hayatım Futbol editörü İlker Yılmaz, maçı Fenerbahçe cephesinden değerlendirirken, Eurosport ekibi de derbiye dair geniş bir dosya hazırladı. Seçin beğenin alın...
Foto: trtspor.com.tr
Galatasaray'ın 6 Kasım 2002'den bu yana nerede yanlış yaptığını ve bugün ne yapması gerektiğine dair:
"Ya herro ya merro ya da..." / Hayatım Futbol Sayı 24
İki takımın kazanmak için neler yapması gerektiğine dair fikirlerim/görüşlerim için:
"Kadıköy'de kazanma yolları": Eurosport.com Türkiye
Ayrıca Di Massimo Talento asıllı Hayatım Futbol editörü İlker Yılmaz, maçı Fenerbahçe cephesinden değerlendirirken, Eurosport ekibi de derbiye dair geniş bir dosya hazırladı. Seçin beğenin alın...
Foto: trtspor.com.tr







