Akın Akın Kompela


Biraz okul, biraz televizyon derken birkaç gündür uzak kaldım bloga. Günde bir yazı da olsa boş geçmemeye çalışan, bloga girenleri yeni bir şeyler okutmadan göndermek istemeyen biri olarak beni biraz rahatsız etti açıkçası ancak elimden bir şey gelmedi. Birkaç gün daha sürecek bu durum, blogun normal temposuna kavuşması Perşembe'yi bulur. Fırsat buldukça yazmaya çalışacağım yine de.

Böyle aralardan sonra patır kütür yazıyla girmek yerine eğlenceli bir video ekleyim öyle geçiş yapmayı seviyorum, bugün rastladığım güzel videolardan birisi de çocukluğumuzun televizyon yıldızı Kompela'ya ait. Türkçe konuşması ve renkli kişiliğiyle 90'ların Televole'sinin yıldızlarındandı Kompela, televizyonda memleketine gidip Türkçe küfürler etmesini anlatışını unutmam. Türkiye'de geçirdiği son dönemde çeşitli televizyon programları da yapıyordu Kompela ancak zamanının acar muhabilerlerinden Akın Sel'le yaptığı 'Akın Akın Kompela' aklımdan çıkmış, görünce bir gülümseme oturdu yüzüme. Benim diyen şovmene taş çıkartacak adamdı Kompela ama uyuşturucu sebebiyle sınır dışı edildi ve Türkiye kariyeri sona erdi. Akın Sel de ortalıklarda görünmüyor uzun süredir, kankası Acun aldı yürüdü halbuki. İkisi de kim bilir nerdedir şimdi? Bu program onlara pek yaramamış gibi, belki de karate Can'ın lanetidir!

Yukardaki video 'Akın Akın Kompela'dan küçük Onur'un konuk olduğu bölüm yer alıyor, aşağıdakinde ise Korcan Karar'ın efsane programı Şok'un futbolcu demeçleriyle ilgili tespitleri. Videonun sonunda Kompela'nın efsanevi repliği duyabilirsiniz.

Galatasaray 4-1 Denizlispor || Duran Top, Hareketli Takım...

Maçtan galiba bir yarım saat önceydi. Eski Açık durmaksızın 'Servet Çetin' diye bağrıyor ancak beklediği karşılığı alamıyordu. Yeni bir çağrılma-gitmeme krizi mi var diye düşünürken bir süre sonra takımların ilk 11'leri okunmaya başlandı. Kaleci Leo Franco, ardından 2 numarayla Emre Güngör. Servet yok galiba diyorum, ardından 3 numarayla Uğur Uçar anons ediliyor. İşte şimdi bu maç izlenir derken bir süre sonra Emre Aşık ve Volkan Yaman'ı da duyunca hafif bir şaşkınlıkla beraber bir gülümseme yerleşti suratıma. Böyle bir hamleyi Frank Rijkaard'dan başkası yapabilir miydi diye düşündüm, son senelerdeki teknik direktörlerimizi de hatırlayarak. Kadrolar açıklandıktan sonra etrafta salyalar saçarak küfreden adamlar da görmememiz Rijkaard'a taraftarın net bir şekilde güvendiğini gösteriyor bu anlamda.

-------------Leo Franco-------------

-Uğur---Güngör---Aşık----Volkan--

-----------Sarp----Barış------------


Takım maça başladığında korkmaya gerek olmadığını ilk 10 dakika içinde Denizlispor'a 'atak başlangıcı' imkanı bile tanımayarak gösterdi, zaten Denizlispor'un da karşılık verecek gücü yoktu. Onlar için olabileceklerin en iyisi oldu ve maçtaki tek gol pozisyonlarını gole çevirip öne geçtiler. Bugün bu sahadan puan çıkarma ihtimalleri varsa o da o gole bağlıydı ama gol bile yeterli olmadı. Volkan Yaman-Emre Güngör ortak yapımı golü bir kenara koyarsak ben savunma bölgesi de dahil sahada sırıtan bir takım görmedim. Yukardaki dizilişe bakınca zaten defansif görevlerini aksatmaması gereken bu 6 oyuncunun bir arada oynamayı bırakın, ilk 11'de oynamışlığı bile sınırlı. Buna rağmen sırıtmamaları çok önemliydi.

Maç sonrası Lig TV'nin istatistiklerine baktım, takımın en iyi beş pasöründen dördü bu altılıdandı ve zirvede sağ bek Uğur Uçar vardı. Hem Galatasaray TV'deki programda, hem de burdaki yazılarımızda Galatasaray'ın oyun planının topu beklere yayıp oyunu ordan başlatmak üzerine kurulu olduğunu söylemiştik. Gaziantepspor maçında Hakan Balta ve Sabri en çok topla oynayan oyunculardandı bu fikrimize paralel olarak. Bu maçta ise Volkan Yaman bu planın sol tarafta işlememesinin en büyük sebebiydi. Yenilen goldeki payı bir kenara, bu kadar pas ve pozisyon hatası yapan bir futbolcuya Frank Rijkaard'ın tahammül etmesi gerçekten zor, zaten oyundan alınan tek defans oyuncusu olması bunu ortaya koydu yeterince. Hakan Balta'nın gözünü seveyim diyorum, başka bir şey demiyorum. Uğur da oynadıkça üstüne koyabileceğini yeniden gösterdi bizlere. Bence bu sisteme çok uygun bir oyuncu ve sağ bekte tercih Sabri olsa bile bu defans hattında süre alacak oyunculardan biri olacak Uğur. Onu sol beki yedeklerken de görürsek kimse şaşırmasın.

----------Arda Turan---------
--Keita---------------Kewell--
---------Milan Baros----------

İşin hücum tarafında bugün Gaziantep'te olduğu gibi problem yoktu, üstelik çok daha aktif ve verimli bir Kader Keita da vardı. Keita'nın şuursuzca yaptığı driplingleri yapabilecek bir oyuncu görmedi Süper Lig senelerdir. Kısa süreli de olsa (nerden hatırladıysam) ligimize uğrayan Ribery'yi yazabiliriz en fazla yanına. Bazen çok topla oynuyormuş gibi gözüküyor ama adam öyle şeyler yapıyor ki tercihlerinin de normal olmaması doğal. Normal bir insan evladının beki görmesi gereken bir pozisyonda tek hareketle üç kişinin içinden geçebilen, garip bir adam Keita. Eğer girişimlerini istikrarlı olarak bitirebilirse Galatasaray ve Türk futbolu uzun yıllar unutulmayacak bir fenomen kazanmış olur, zaten fazla da tutmazlar bu adamı burda. Uğur bugün onun arkasını kapatmada ve gerektiğinde bindirmeleriyle Keita'ya alternatif bir seçenek sunmasıyla iyi bir oyun ortaya koydu, bunu da belirtmeliyim. Bekle iletişimini biraz daha geliştirirse ve 3. bölge presini aksatmazsa kusursuz kelimesinin hakkını tam anlamıyla verecek. Bunları da yaparsa insan değil zaten.

Bireysel değerlendirmelere bir ara verelim ve başlığa tekrardan göz atalım. 'Duran top ve hareketli takım'. Burda ne demek istediğimi biraz açmak istiyorum müsadenizle. Duran toptan başlayalım. Her maç yazısında istisnasız olarak değindik bu konuya ancak her zaman bunun geçici bir form grafiği olup olmadığı konusunda soru işaretleri de bırakmıştık bu yorumlarımızın yanına. Benim bugün izlediğim duran top organizasyonları ise kullanan becerisinden ibaret değildi, kesinlikle planlanmış ve çalışılmıştı. Öncelikle içeriye doğru kavisli kesiliyor bütün toplar ve bu vuruşları ters ayaklı oyuncular kullanıyor. Sağdan Kewell, soldan Arda Turan. Eğer Kewell ilk 11'de çıkmazsa sağdan kimin kullanacağı şüpheli olsa da (Hakan?) yapılacak ortanın türüne önem verildiği her halinden belli oluyordu topların. Elano da gelince bu organizasyonlar daha da oturacaktır ki Hagi'den beri bu konudan muzdarip olan bir takımın taraftarları olarak bundan iyi bir haber alamazdık herhalde.

Bugünkü Galatasaray ile geçen seneki Galatasaray arasındaki en önemli fark ise dizilişten ziyade top alışverişindeki düzendir bence. Geçtiğimiz sene takımı yakan, pozisyon üretmesini engelleyen en önemli sıkıntı pası alan-veren de dahil herkesin statik olmasıydı. Bu sene ise başlangıçtan itibaren hareketli top kullanıyor, alıyor, veriyor ve bunu belli bir düzen içinde yapıyorlar. Bekler, orta saha, Arda Turan ve ileri üçlü. Galatasaray'ın temel varyasyonu bu olacak sezon boyunca. Aslında geçen seneki takım özellikle ilk yarıda pas alışverişi konusunda belli bir ilerleme sağlamıştı, o takımın mirası da Rijkaard faktörünün kısa sürede uygulamak istediklerini kabaca sahaya yansıtabilmesini sağladı. Bence şu kısa süre içinde muazzam bir gelişmedir hayatımda gördüğüm en durağan takımdan şu takıma evrilmek. Gerçi futbolun rakiple oynandığını da unutmamak gerekir, sizi bu anlamda rahatsız edecek, bozacak bir rakiple oynadığınızda ne yapabildiğiniz önemlidir esasen, benim merak ettiğim konu bu. Rakipten bağımsız bir pas trafiği oluşturabilmek mesele, Galatasaray bunu hazırlayabildiği zaman (ki bu uzun bir süreç) arkamıza rahatça yaslanıp keyifle izlediğimiz bir takım haline gelecek.Aslında yazıyı burda bitirecektim ama birkaç ufak nokta dikkatimi çekti, onları söylemeden geçmeyeyim dedim. Öncelikle uyarıları bir bayanın anons etmesi güzel düşünülmüş, söylenen her ne olursa olsun ıslıklanma refleksinin bir nebze önüne geçecektir bu. Takımın yaydığı olumlu havayla beraber biraz daha coşkulu tribünler vardı ama Eski Açık-Kapalı değişikliğin etkisini sezemedim açıkçası. DJ'imiz de playlistini değiştirmiş sonunda, hayırlı olsun. Kewell'ın golünden sonra Daddy Cool çalmayı da o akıl ettiyse ilk lig maçı için benden tam puan aldı kendisi.

Son olarak parçalının altına kırmızı şort giyilmesi var, belki dikkatinizi çekmiştir. Parçalının iki alternatif şortla bildirilmesi güzel olmuş zira beyaz şort sebebiyle beyaz deplasman formasıyla gelen takımlara karşı parçalı giyememe durumumuz vardı, bunun önüne geçilmiş bu sezon. Ayrıca formalarla ilgili güzel bir not daha. Geçtiğimiz günlerde dördüncü formamız olan düz kırmızıyla ilgili bir şeyler yazmıştık. Kasım ayında çıkacağıyla ilgili bir şeyler duymuştum, bugün teyid ettirme şansı buldum bu bilgiyi. Merak edenler için geçmiş olayım...

Süper Ligin Tecrübeli Çömezleri

Lee Cattermole'un Wigan'dan Sunderland'e geçtiğini okuduk dün her yerde ancak Lee Cattermole ile ilgi çekici önemli bir detay var ki beni bu araştırmaya itti. Mart 1988 doğumlu Lee Cattermole daha şimdiden 103 Premier Lig maçında forma giymiş durumda. Bizim topraklarımızda henüz genç sıfatı isminin önünden atamamış yaşıtlarını düşününce çok uç bir örnek gibi gözüküyor bizlere. Dünyanın en zorlu liginde bu yaşta bir orta saha oyuncusu 100+ maça çıkabilirken bizdeki örneklere bir göz atalım istedim. Ligimizde 87 doğumlu ve sonrası oyuncuların çıktıkları lig maçı sayılarına ve performanslarına bir göz atalım.

Arda Turan, Galatasaray, 114 Maç: Türk futbol tarihinde bir genç oyuncunun gerçekleştirdiği en önemli ve dikkat çekici çıkışı kim yaptı dersek aklımıza Emre Belözoğlu'yla gelen ilk isim olacaktır Arda Turan, bence Emre'nin de önündedir. Ortalama Türk futbolcusunun aksine mental dayanıklılığı yüksek, özgüven sahibi bir karaktere sahip olması onu diğer oyunculardan ayıran en büyük özellik ki bana göre onu bu noktalara getiren nedir derseniz teknik kapasitesinden önce bunu yazarım belki de. Türkiye teknik kapasitesi yüksek çok oyuncu gördü ama Arda Turan'ı farklılaştıran bu bilinç hiçbirinde yoktu. O yüzden zirvede yer almayı fazlasıyla hak eden bir oyuncudur Arda Turan, bu anlamda 100 maç ve üstü forma giyen tek oyuncu olması şaşırtıcı değil.

04/05, Galatasaray, 1 maç; 05/06, Manisaspor, 15 maç; 06/07, Galatasaray, 26 maç; 07/08, Galatasaray, 30 maç; 08/09, Galatasaray, 29 maç; 09/10, Galatasaray, 1 maç.

Murat Duruer, Ankaragücü, 82 Maç: Abdullah Avcı'nın yönetimindeki efsane U17 olarak anılan 2005 yılı takımının forma şansı bulan ender oyuncularından Murat Duruer. Peru'daki şampiyonayı hatırlayanlarınız vardır elbette, biz de şurda kısaca değinmiştik. O takımda yer alıp da TSL'de uzun süreli şans bulan tek oyuncu Murat Duruer oldu. Ankaragücü gibi veteran oyuncularla oynayan, üst sıraları hedeflemek gibi bir vizyonu olmayan bir yönetime sahip takımda bu şansı bulması ise hakikaten ilginç. Bu kadar şans bulmasına rağmen beklenen aşamayı kaydedebilmiş değil Murat ancak hala çok genç ve azımsanmayacak bir tecrübesi var. Bazı oyuncuların olgunlaşması zaman alıyor, belki de onlardan biridir Murat, belki de hiçbir zaman zirve takımlarda forma giyemeyecek. Yine de Ankaragücü rotasyonunda devamlı süre alan bir oyuncu olması Ankaragücü için doğru bir tercih, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Kariyeri boyunca on küsür takım değiştiren, futboluyla değil CV'siyle oynayan gereksiz futbolcular yerine her takımda birer Murat Duruer olmasını tercih ederim ben.

05/06, Ankaragücü, 1 maç; 06/07, Ankaragücü, 18 maç; 07/08, Ankaragücü, 33 maç; 08/09, Ankaragücü, 28 maç.

Uğur Uçar, Galatasaray, 66 Maç: O da Arda gibi 87 doğumlu bir oyuncu ancak onun durumu biraz farklı. Hatırladıkça lanet ettiğimiz o Şubat gününe kadar 65 Süper Lig maçına çıkmış ve 20 yaşında hem defans görevini aksatmayan, hem de hücum yönünde istikrarlı katkı yapan iyi bir bek oyuncusuna dönüşmüştü. Eğer o sakatlık olmasaydı muhtemen Euro 2008 kadrosunda Gökhan Gönül'le beraber sağ bek rotasyonunu oluşturacak, bugün ise Galatasaray kaptanlığını Arda'yla paylaşacaktı, olmadı. Dünyanın en tehlikeli ve geri dönüşü zor futbol sakatlıklarından birini 1,5 sene gibi uzun bir sürede de olsa atlatmayı başardı. Eksikleri var ancak ben bunları tamamlayacağına eminim. Türk futbolu adına çok önemli bir isim olarak görüyorum onu, inşallah kısa sürede eski formuna kavuşur.

04/05, Galatasaray, 6 maç; 05/06, Galatasaray, 17 maç; 06/07, Kayserispor, 22 maç; 07/08, Galatasaray, 21 maç; 08/09, Galatasaray, 1 maç.Serdar Özkan, Beşiktaş, 59 Maç: En baştan söyleyeyim, Serdar Özkan benim beğendiğim bir oyuncu değil. Aydın Yılmaz'ı hangi konularda eleştiriyorsam onun iki katını Serdar Özkan için söylemek gerek. Hız ve beceri olarak üstün ancak mental olarak sınıfta kalan oyunculardan. Üstelik bu eksiklerini bu kadar maç süre almasına rağmen giderememesi ayrıca bir eleştiri konusu. Beşiktaş'ın Serdar Özkan'daki ısrarı takdire şayan ancak keşke aynı ısrarı daha potansiyelli ve gelişime açık oyuncularda gösterebilselerdi. Doğru bir politikayla bugün Mehmet Sedef, Serdar Kurtuluş, Aydın Karabulut gibi oyuncular düzenli oynuyor olabilirdi Beşiktaş'ta. Yine de yetenekli gördükleri bir oyuncuda ısrar etmeleri onlara bir şey kaybettirmedi, ilk 11'in banko oyuncusu olmasa da rotasyonda yer alabilecek bir kanat oyuncusuna sahipler. Bunun için de para harcamadılar, sadece kenarda çürütmediler, o kadar.

03/04, Beşiktaş, 2 maç; 04/05, Beşiktaş, 2 maç; 07/08, Beşiktaş, 30 maç; 08/09, Beşiktaş, 25 maç.

Serdar Kurtuluş, Gaziantepspor, 57 Maç: Az önce Beşiktaş'ın ısrar etmesi gereken oyuncular demiştik ya, onların başında Serdar Kurtuluş geliyordu. Tigana'nın araştırma ekibinin radarına takılan ve geldiğinde birçok kişinin tanımadığı bir oyuncu idi Serdar Kurtuluş. Sağ bek olarak görülüyordu o döneme kadar ancak Tigana onun defansif orta saha için daha uygun bir oyuncu olduğunu düşündü ve onda ısrar etti. Uzun süre sonra Beşiktaş'ın iyi bir yerli iskeletine kavuştuğu o senede takımın en önemli parçalarından biri oldu ve milli takım seviyesinde çektiğimiz bölge için çok iyi bir alternatif haline geldi. Beşiktaş ve milli takım bu gelişimin meyvelerini toplamak yerine hazır olmuş oyuncuyu bozmayı tercih ettiler. Daha fazlasını yazmama gerek de yok aslında, şurdan okuyun en iyisi. 'Yenilsen de Yensen de' programında geçen hafta Gaziantepsporlu bir arkadaşımız konuktu ve ona Serdar Kurtuluş'un durumunu sordum. Hocanın ve yönetimin ondan orta sahada faydalanmak istediğini söyledi. Umarım doğrudur.

06/07, Beşiktaş, 30 maç; 07/08, Beşiktaş, 13 maç; 08/09, Beşiktaş, 14 maç.

Gürhan Gürsoy, Antalyaspor, 50 Maç: Aslında bu oyuncular arasında en ilginç hikayeye sahip olanlardan birisi Gürhan Gürsoy. İsmini o kadar uzun süredir duymaktayız ki insan kendisini 23-24 yaşında sanmaktan alıkoyamıyor ama aslında Eylül 1987 doğumlu olan Gürhan yukarda bahsettiğimiz bazı oyunculardan daha genç. Bunda Süper Lig kariyerine 16 yaşına doldurmamışken başlamasının büyük payı var. Adanaspor'daki çıkışının ardından İstanbul'a yolu biraz erken düştü ve kendisini ispatlamış bir oyuncusunun kredisine sahip olmadan Fenerbahçe'nin kapısından girdi. Fenerbahçe bu ülkede genç oyuncular için en sert iklim olmuştur her daim, taraftar ve yönetim beklentisi rakiplerinden daha sert ve acımasızdır. Gürhan da uzun yıllar bu iklimin kurbanı oldu ve arada kiralık gittiği Sivasspor'da aldığı süre haricinde forma şansı bulmakta zorlandı. Antalyaspor'da tekrar erken kariyer günlerine dönebilecek mi, merakla bekliyorum. Her ne kadar gelişime en açık olduğu dönem olan 18-21 yaş dönemini boş geçirmiş olsa da ligin en tecrübeli genç oyuncularından biri aslında Gürhan Gürsoy.

02/03, Adanaspor, 4 maç; 03/04, Adanaspor, 16 maç; 05/06, Fenerbahçe 1 maç; 06/07, Sivasspor, 20 maç; 07/08, Fenerbahçe 3 maç; 08/09, Fenerbahçe, 5 maç; 09/10, Antalyaspor, 1 maç.

***

Burda biraz ara verip kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Ligimizde 50 maç ve üzeri kez forma şansı bulan 6 genç oyuncu saydık ve bunlardan 4'ünün her sene düzenli olarak şampiyonluğa oynayan kulüplerde bu şansı bulduğunu görüyoruz. Arda Turan'ın 1 devrelik, Uğur Uçar'ın 1 sezonluk kiralık dönemi haricinde bu oyuncular şampiyonluk iddiasında olan kulüplerde forma buluyorken diğer Süper Lig takımlarının sadece iki oyuncu çıkarabilmesi (ki bunlardan biri de uzun süre Fenerbahçe'deydi) tam bir fiyaskodur, bu alelade bir sorundan çok daha ötedir. Bütün düzenin sorumluluğunu İstanbul kulüplerinin üstüne yıkıp kendilerini pür-u pak ilan eden diğer takım sorumluları önce futbolun nasıl yönetilmesi gerektiğini öğrenmeliler.

Bir de transferin tek yönlülüğü mevzubahis bizim ligimizde. 10 maç yapan oyuncu İstanbul'a gelebiliyor çünkü Türkiye'deki tek vitrin İstanbul. Gürhan Gürsoy örneğini verdik yukarda mesela, daha parlamaya fırsat bulamadan zirve yarışında buluveriyor kendini. İsmail Köybaşı sadece 20+ maçlık Süper Lig kariyeriyle 5.5 milyon euro bonservisle şampiyon olmuş takıma transfer oluyor. İstanbul kulüplerine hiçbir alternatif üretememiş bir lige sahibiz. Trabzon'a giden oyuncu orda kalıyor ve hiçbir suretle İstanbul'a gelmesi mümkün olmuyor, Avrupaya gitmesi de bir o kadar zor. Kayseri, Sivas, Bursa gibi ekipler de oyuncularını kendileri parlatmak zorunda, parlattıklarına da en aşağı 5 milyon euro istiyorlar. Bu kadar büyük bonservislerle İstanbul'a adım atanlar da Avrupaya gidemiyor doğal olarak. Futbol endüstrisinin göbeğine gitseler alamayacakları paraları burda alıyorlar, bonservisleri zaten şişkin. İdealist olmayanların böyle bir amacı da olmadığından gelişime kendilerini kapatıyorlar bir-iki sene sonra. Yükselebileceğiniz bir lig sistemimiz yok yani, her yön bu oyuncular için birer çıkmaz sokak. İşte bu yüzden yukardaki liste bu kadar dar ve alttan başlaması gerekirken üstte başlayıp üstte biten garip bir yapımız var. İşte bu yapı tüm kötülüklerin anası ancak onu başka bir yazıda daha derinlemesine konuşalım.

50 maça çıkabilmiş oyuncularımız böyle. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim ve yukarda değindiğimiz konuda son sezonlarda büyük aşama kaydeden Bursaspor'un oyuncularına bir göz atalım.Volkan Şen, Bursaspor, 49 Maç: Bursaspor'un geçtiğimiz sezon parlattığı altyapı çıkışlı bir oyuncu Volkan. Bursaspor'un orta sıralardan son haftaya kadar Avrupa Ligi mücadelesi veren bir takım haline gelmesinde bence en önemli paya sahip oyuncuydu form grafiğiyle. Sercan Yıldırım'ın bu kadar ön plana çıkmasında da etkili olduğunu düşünüyorum. Özellikle bir önceki sezon çok fazla topla oynayan, verimsiz bir oyun stili vardı ama bu sezon biraz daha törpüledi bu huyunu ve etkili oldu. İstanbul'a geçiş yapabilecek seviyede ancak bu sezon yükselen piyasanın kurbanı oldu biraz da. Gelecek sezon üzerine koymaya devam ederse bence transferi yakındır Volkan'ın.

07/08, Bursaspor, 24 maç; 08/09, Bursaspor, 24 maç, 09/10, Bursaspor, 1 maç.

Sercan Yıldırım, Bursaspor, 39 Maç: Dün ilk kez A milli takım formasını giyen Sercan bu sezonun en çok dikkat çeken oyuncularından biriydi. Henüz 90 doğumlu bir forvet oyuncusu olmasına rağmen Türkiye ligi gibi sert bir ligde bu çıkışı yapabilmesinin takdire şayan olduğunu defalarca tekrarladık zaten, şurdan okuyabilirsiniz arzu ederseniz. 2-3 sezon sonra benzer bir liste yapılırsa zirveye aday isimlerden birisi olacaktır şüphesiz, tabii daha önce kestirmeden Avrupaya gitmezse.

07/08, Bursaspor, 8 maç; 08/09, Bursaspor, 30 maç; 09/10, Bursaspor, 1 maç.

Bu oyuncular dışında ligimizde son dönemde forma şansı bulan ve önümüzdeki sezon maç sayılarını arttırabilecek oyuncuları ise aşağıda listelemeye çalıştım. Eksikler elbette vardır, yorumlarda siz de katkıda bulunup eksikleri gidermekte bana yardımcı olabilirsiniz. Yazıya katkıda bulunan arkadaşlarıma da teşekkür ederim ayrıca.

Aydın Yılmaz-Mehmet Güven, Galatasaray, 38 Maç
Eren Güngör, Kayserispor, 34 Maç
Murat Ceylan, Gaziantepspor, 33 Maç
Ferhat Öztorun, Trabzonspor, 33 Maç
Mahmut Tekdemir-Zeki Korkmaz, İBB 27 Maç
Batuhan Karadeniz, Beşiktaş, 25 Maç

True Blood: Vampirlerle Tanışmaya Hazırlanın...

Blogdaki futbol ağırlığı arttıkça ilgilendiğim diğer konularla ilgili yazılar gittikçe seyrekleşti farkında olduğunuz üzere. Hem buraya futbol okumak için gelen okuyucuları rahatsız etmemek, hem de blogda daha yoğun futbol konuşmak adına pek fazla dizi yazmıyordum ama bu tavrımı değiştirmemi sağlayan bir dizi izliyorum bir süredir, yazmasam çatlardım açıkçası. Dizinin ismi True Blood.

True Blood bugüne kadar pek görmediğimiz türde ve cesarette bir fantastik-korku dizisi. Vampirlerin sentetik kan üretimi sonunda vatandaşlık hakkı elde etmeleri, bunun sonucunda günlük hayata girmeleri ve bunun toplum ve insanlar üzerindeki etkileri işleniyor. Ana kahramanlarımız ise 150 yıllık erkek bir vampir olan Bill Compton ve ilk bölümde tanıştığı garson kız Sookie Stackhouse. Bu ikilinin birbirine aşık olmasıyla başlayan, toplum normlarına pek uymayan ilişkileri üzerinden anlatılıyor hikaye. Vampir-insan ilişkileri temel konumuz elbette ve oldukça başarılı ve inandırıcı biçimde işlendiğini söyleyebiliriz. Böyle bir hikayede gerçekçi kelimesini kullanmak biraz abes kaçacak ama fazlasıyla inandırıcı diyebilirim.Türü ne olursa olsun bana göre bir dizinin notu karakterleri işleyiş biçimiyle verilir. True Blood da bu anlamda gerçekten üstüne çalışılmış ve iyi bir senarist ekibin elinden çıktığını belli eden bir yapım. Bill ve Sookie dışında Sookie'nin çevresindeki Jason, Tara, Sam ve Lafayette ana yan karakterler en az Sookie ve Bill kadar detaylı işleniyor ki az önce dediğim gibi insanı diziye çeken en önemli unsurlardan birisi bu. Tanıtım yazısı olduğu için detaylara girmek dizinin güzelliğini bozabilir ancak bir TV dizisi için fazlasıyla cesur olduğunu tekrar söylemek lazım. Çıplaklık sıkça kullanılan bir unsur dizide, kandan bahsetmeme gerek yok zaten. Türkiye'de yayınlanma ihtimali 'sıfır' olan bir dizi True Blood. Gerçi e2'de bu tip diziler veriliyor, RTÜK oralara pek el atmadı henüz anlaşılan. Yine de True Blood işi bir adım öteye taşımış, onu söyleyebilirim.

True Blood an itibariyle 2. sezon 8. bölümde ve sezon devam ediyor. Favori dizilerimden Entourage'la beraber bu ölü sezonda takip edebileceğiniz en iyi iki diziden biri. Torrent sitelerinde rahatlıkla bulup indirebilirsiniz, paylaşanı çoktur.

Girişte değindiğim konuya bir ufak ek. Futbol dışı yazılarımı başka bir mecrada paylaşmak gibi bir planım var, özellikle dizi, televizyon yazılarını. Yakın zamanda bazı arkadaşlarla organize olmayı becerebilirsek güzel haberlerimiz olabilir bu yazıları takip etmek isteyen arkadaşlarımıza...

Genç Oyuncu Raporları #12: Aydın, Gökhan & Batuhan

Galatasaraylılarla başlayalım bu yazıya. Hem Netanya maçında, hem de Gaziantepspor maçında en dikkat çekici oyuncularımızdan biri Aydın Yılmaz'dı şüphesiz. Özellikle Netanya maçındaki performansı büyük beğeni toplamıştı ve verimli oyunu onunla ilgili yüksek beklentileri tekrar açığa çıkardı. Netanya maçı yazısında da belirtmiştim, beklentileri fazla yüksek tutmak hem hayal kırıklığına yol açar, hem de oyuncuya haksızlık olur. Ondan Messi performansı bekleyenler doğal olarak cevap alamadı Gaziantepspor maçında, bu çok da doğal. Beklentileri bu kadar kolay revize etmemek lazım. Aydın Yılmaz'ı sıkça eleştiririm burda, bence yeteneğini kullanamaması tamamen mental sorunlardan kaynaklanan bir oyuncudur ve asla Arda Turan seviyesinde bir gelişim beklemiyorum ondan. Ancak yine de aklını futbola verebildiği zaman fark yaratabileceğini, Galatasaray'a faydalı olabileceğini gösterdi bizlere ve bu motivasyonda Frank Rijkaard'ın büyük payı olduğunu görmek zor değil. Kanat-forvetli sistemin yedekleyicilerinden birisi de Aydın Yılmaz olacak gibi gözüküyor an itibariyle.

Aslında bu sezon takımda kalabileceğini düşündüğüm genç oyunculardan birisi Erhan Şentürk'tü. Hem merkez forveti, hem de sağ forveti yedekleyebilecek bir oyuncu olduğundan Frank Rijkaard'ın kadroyla ilgili düşüncelerinde yer bulabileceği fikrindeydim ama kamp döneminde kendini yeterince gösterememiş anlaşılan Erhan Şentürk. Çok üzüldüğümü söyleyemem zira onun için mevcut en iyi olasılık tekrar Diyarbakırspor'a kiralanıp Süper Lig'de şans bulması olacaktı, o da gerçekleşti zaten. Duyduğuma göre ilk maçında iyi bir oyun ortaya koymuş ama izleme şansım olmadı henüz. Bu sezon daha fazla göz önünde olacak ve birçok kez 90 dakika izleme fırsatı bulacağız. Galatasaray'da kalıcı olmak istiyorsa zaten önce bu seviyede yeterliliğini ispatlamak zorunda, Arda Turan ve Uğur Uçar örneklerinde olduğu gibi.

Galatasaraylılardan bahsetmişken son bir not ekleyeyim. Galatasaray'dan Gaziantepspor'a transfer olan altyapı çıkışlı Gökhan Öztürk'le konuşma fırsatı buldum. Lisans işlemlerindeki problem sebebiyle 18'e alınamamış, taktik çalışmada ilk 11'de yer almasına rağmen. Bölgesindeki rekabeti sordum, Murat Ceylan'ın sağ tarafa yakın oynatıldığını, kendisinin ilk 11'de oynamasına engel olmadığını söyledi. Zurita'nın form düşüklüğünü de düşününce Gökhan'ın orta sahada bir şansı olduğunu düşünüyorum açıkçası. O da sezon boyunca takip edeceğimiz oyunculardan biri olacak.

Batuhan Karadeniz futbol gündemini bir süredir meşgul ediyor. Aslında ayrı bir yazı yazmak istiyordum onun için ama bir türlü denk gelmedi. Yeri gelmişken üç-beş cümle bir şeyler söylemek istiyorum. Ne kadar arıza da olsa, ne kadar antipatik de olsa ligin en iyi ve en kaliteli forvetlerinden birisi Batuhan Karadeniz. Geçtiğimiz sezon 6 aylık bir dönemde Eskişehirspor'a neler kattıklarını gördük ve neredeyse ilk Süper Lig deneyiminde yaptı bütün bunları. Batuhan hiçbir zaman akıllı bir oyuncu olmayacak belki ama böyle bir yetenek elinizde varken faydalanmanız gerekiyor. Karakterli sporcu olmak belki önemli ama her şey değil, Avrupada da bu tip örnekler görmek mümkün. Trabzonspor'un ilgilendiği söylentileri çıkıyor ki bence Trabzonspor'u bu hamle şampiyonluk yarışında çok iddialı bir konuma getirir. Geçen sezonun en çok gol kaçıran takımına gelecek bir Batuhan takımın bir seviye daha yukarı çıkması anlamına gelir. Alper abiyle de konuşmuştuk Batuhan konusunu, o zamanlar Fenerbahçe'nin Batuhan'la ilgilendiği bilinmiyordu. Geçenlerde yazmış o da, çok da iyi bir özet olmuş. Şurdan okuyabilirsiniz.

Raporu açıklanan ümit milli takımla kapatalım. Genel hatlarıyla bildiğimiz isimler ancak dikkat çekici tercihler de yok değil. Serkan Şahin ismi önemli bu noktada zira İsviçre milli takımıyla çok ciddi bir çekişme yaşanmıştı Serkan için ve geçen raporlardan birinde yazdığımız gibi son olarak Türkiye'yi tecih ettiğini açıklamıştı. Udineseli Ergün Berisha'yı hiç tanımıyorum, maçı izleme fırsatı bulursam takip etmek istediğim isimlerin başında o geliyor. Kadronun tamamı aşağıda;


Kaleciler: Volkan Babacan (Fenerbahçe), Sinan Bolat (Royal Standard de Liege), Onur Recep Kıvrak (Trabzonspor).

Savunma: Fatih Serkan Kurtuluş (Galatasaray), Serkan Şahin (FC Basel), Serdar Aziz (Bursaspor), Muhammet Aykut Demir (Gençlerbirliği), Abdullah Karmil (Trabzon Karadenizspor), Emre Özkan (Beşiktaş), Ferhat Bıkmaz (Sivasspor), Özgür Çek (Ankaraspor).

Orta saha: Tunay Torun (HSV Hamburg), Aydın Yılmaz (Galatasaray), Soner Aydoğdu (Gençlerbirliği), Ergün Berisha (Udinese), Murat Ceylan (Gaziantepspor), Jem Karacan (Reading FC), Necip Uysal (Beşiktaş), Eren Albayrak (Bursaspor), Umut Koçin (Kayserispor).

Forvet: Burak Çalık (Altay), Tevfik Köse (Bayer 04 Leverkusen), Deniz Yılmaz (Bayern Münih).

'Yalnız Futbol'

'Yalnız Futbol' Galatasaray TV'deki yeni programımızın ismi. Bu programda yalnızca futbolun kendisi konuşulacak, her öğesiyle elbette. Futbol hariç her şeyin konuşulduğu futbol programlarının yanında yalnız kalmış futbolumuza meşrebimizce eşlik etmeye çalışacağız. Dört Galatasaraylı, Galatasaray'ı konuşacak ama futbolun doğrularıyla.

Programın katılımcıları sevgili Melih Şabanoğlu, Eray Sözen, Atahan Altınordu ve bendeniz Uğur Karakullukçu olacak. Haftanın konularını konuşacağımız, Galatasaray'ın o haftaki maçını derinlemesine analiz edeceğimiz, o haftaki ligi ve gelecek haftaki rakibimizi değerlendireceğimiz bir program olacak temel olarak. Elimizde Galatasaray maçlarının geniş bir özeti de olacak, programda kullanacağız, ayrıca maçla ilgili her türlü veri elimizde olacak.

Programın süresi yaklaşık 1 saat 15 dakika, çekimler ise Çarşamba günleri yapılıyor. Program başlangıçta banttan yayınlanacak, o sebeple ilk programın yayın saati hakkında bilgim yok. Muhtemelen yarın akşam olur ilk yayın, öğrendiğimde yazarım. Kendini izleten, farklı ve kaliteli bir program yapmak istiyoruz, sizi de bekleriz Galatasaray TV ekranlarına...
Related Posts with Thumbnails