Saraçoğlu Bildirisi & Euro 2016 Şehirleri

Bu konu Mehmet Demirkol'un da topa sert girmesiyle gündeme öyle hızlı bir giriş yaptı ki istisnasız herkesin konuyla ilgili bir fikri, bir görüşü var. Kimisi benim takımımın stadı niye yok diyor, kimisi şehri. Kimisi de Demirkol gibi adaylığı bir "Türkiye'yi birleştirme projesi" olarak görüyor ve dağılıma hayıflanıyor. Aslında şehir dağılımı belli gibi ama bildirimi bekleme taraftarıydım yine de, o zaman daha farklı detayları da öğrenme şansına sahip olacaktık ama şu durumu es geçmek doğru olmayacak. Bu işi az çok takip ettiğine inanan biri olarak herkesin kendi penceresinden baktığı şu durum hakkında bir şeyler söylemem gerek. Yazıya başlamadan da şu meşhur kriterler ne diye merak edenler olur diye UEFA dökümanının linkini vereyim.

İlk önce Saraçoğlu bildirisinden başlamak lazım tabii, bu "bizim stad niye yok?" ana fikirli yazı olmasa belki bu da tartışma da bu kadar sert yaşanmayacaktı sonuçta. Bunun nedeni aslında fazlasıyla açık. İstanbul'dan en fazla iki stad bildirilecek ve bu iki stadyumdan birisi finale ev sahipliği yapacağı için 60 bin kapasiteli olmak zorunda. (Bkz. Görsel 2) Zaten atıl durumda bulunan Olimpiyat stadyumu varken tutup da başka bir şehre yeni bir 60 bin kapasiteli stadyum yapmak absürdlük, absürdlüğün de ötesinde ciddi maliyetli bir iş olurdu. Bu açıdan tahtaya ilk yazılması gereken stadyum Olimpiyat Stadı.
İkinci stadyum için de TT Arena ismi öne çıkıyor doğal olarak, İstanbul'un en yeni ve en modern stadyumu olarak. Saraçoğlu neden yok bu sebeple yanlış soru, Saraçoğlu'nun bu iki stadyumdan ne üstünlüğü var diye sorulması gerek sorunun, alınan cevap da her şeyi ortaya koyacaktır. Bu iki stadyum da gerekli çevre düzenlemeleri için en uygun iki stadyum, Saraçoğlu'nun 30 bin kişiye oynanan UEFA Kupası finalinde bile sıkıntı yaşadığı ortada, onu bırakın lig derbilerinde bile trafik açısından büyük problemler yaşanıyor. Elinizde her açıdan daha iyi koşullarda bir stadyum varken Saraçoğlu'nu tercih edilmesi gerektiğini söylemenin hiçbir rasyonel açıklaması yok. Bu açıklama da "Galatasaray'ın stadı varken bir şeyler söylemeliyiz." öngörüsüne istinaden yapılmış göstermelik bir açıklamadır diye düşünüyorum, zaten teknik açıdan da elle tutulur hiçbir tarafı yok. Sırf Fenerbahçe'nin gönlü olsun diye İstanbul'un en değerli arazilerinden olan Kadıköy'ü de baştan imar etme şansının olmadığını düşünürsek. Saraçoğlu'nun bir yanı okul, diğer iki tarafı ev, nasıl düzenleyeceksiniz böyle bir bölgeyi?Üstelik Galatasaray'ın Mecidiyeköy'de stad yapma ısrarlarına rağmen stadın şehir dışına alınmasının en önemli nedenlerinden birisi de olası Avrupa-Dünya futbol şampiyonları adaylıklarında bu stadyumu İstanbul ayağında kullanabilmekti. Eldeki zibilyon tane kriter düşünülerek planlanmış, kurgulanmış bir proje olan TT Arena varken tutup da "o Galatasaray'ın stadı, bizimki olsun olacaksa" demek kulüp milliyetçiliğinden başka bir şey değil. Hazır stad varken niye TT Arena diyenlere ise turnuvanın 2016'da düzenleneceğini hatırlatmak lazım.

Ha, derseniz ki İstanbul'da 3 stadyum olmalıydı, Saraçoğlu da imkanlar zorlanıp teknik detayları zorlayıp sokulsaydı, belki derdim ama bu da adaylığımızı ciddi anlamda tehlikeye sokacaktı statüye uygun olmadığından. Zaten TFF'nin bugünkü bildirisinde bu yönde bir girişim olduğu ancak daha önce birkaç kez istisnai sebeplerle esnetilen bu kuralın Türkiye için işletileceği cevabı alınmış, alınması da normal zaten. Türkiye'nin yüz ölçümü ya da şehir sayısı açısından bir problemi yok, hatta görüldüğü üzere "O niye yok, bu niye yok?" tartışmaları yürütülüyor. Saraçoğlu'nun da aday stadlar arasında yer almasını sağlayacak son makul seçenek de bu yüzden elenmiş oluyor. Şunu da eklemiş olayım, Saraçoğlu muhalifi değilim, Olimpiyat stadının sağladığı şartları sağlayabilme imkanı varsa Saraçoğlu'nu kırk kere tercih ederim ama şu anda mümkün olmayan bir varsayım üzerinden mevcut seçimi eleştirmek bence fazla havada kalıyor.Stadyum tartışmalarını bir kenara bırakalım, bir de seçilen diğer şehirlere bakalım. İzmir, Ankara, Kayseri, Konya, Antalya, Eskişehir ve Bursa. Bu şehirler neden seçildi sorunun en net cevabı ulaşım. İstanbul-İzmir otoyolu Bursa'dan da geçiyor, aynı şekilde İstanbul-Ankara hızlı treninin Eskişehir'den geçtiği gibi. Güzergah İstanbul-Eskişehir-Ankara-Konya-İzmir şeklinde devam ediyor ve bütün aday şehirleri birbirine bağlıyor. Bu da kısa sürede isteyen herkesin demiryolu bu şehirler arasında dolaşabilmesi demek. Bu güzergah dışında kalan iki şehir var, Kayseri ve Antalya. Antalya, konaklama imkanı ve turizm potansiyeli sebebiyle vazgeçilmez bir tercih, Kayseri ise stadyum projesini tamamlamış tek şehir olarak öne çıkıyor. Bana göre üç metropol dışında kalan en potansiyelli şehir olan Adana bile sırf bu ulaşım ve turizm potansiyeli sebebiyle dışarda kaldı, büyük tartışma yaratan Trabzon'un bile önüne yazılması gereken şehir bence Adana. Dışarda kaldı dediğimiz iller hangi kriterlere göre bu şehirlerden üstün, bunu da dile getirmek lazım o yüzden.

Trabzon, ulaşım açısından belki de bu ülkenin en zorlu coğrafyalarından biri, hadi o problemi yoksaydık diyelim, Trabzon'u ikileyecek şehir hangisi olacak, bu şehirde turizm potansiyelinin de mevcut olması gerekiyor. Ne Trabzon bu açıdan uygun, ne de etrafta bu kritere yaklaşabilen bir şehir var. Futbol kültürünün mevcut olduğu ender şehirlerdendir Trabzon, şampiyon takım da çıkarmıştır eyvallah ama bunun ötesinde bir şeyler söylemek malesef mümkün değil. Spor Bakanı Faruk Özak'ın her şehirden çok Trabzon'un proje kapsamına alınmasını istediğini tahmin etmek de zor değil hani. Trabzonlu arkadaşlarım kusura bakmasınlar ama dışarda kalan şehirler arasında dahi Trabzon'un önüne yazılması gereken şehirler var, yukarda da belirttiğim gibi. Buna Gaziantep'i, Şanlıurfa'yı da katabiliriz.Son olarak şu harita meselesine geleyim ki bence olayın ajite edildiği nokta burası. Türkiye 81 ilin, 8 bölgenin bulunduğu geniş bir coğrafya ve bir futbol turnuvası düzenlenecek. Sırf bütün Türkiye'yi temsil edecek diye her bölgeden bir ili belirleyip mi başvurmak gerekiyor turnuvaya? En önemli kriterlerin başında ise kısa süreli ve güvenli ulaşım geliyor, bunu sağlamak mümkün müdür 'istenilen' şehirlerin dahil edilmesi durumunda. Rasyonel olarak mümkün olmayan taleplerde bulunuluyor, bunlar olmayacaksa da aday olmayıverelim deniyor, bunu anlamak mümkün değil. "Ey X efendi" üslubunu hiçbir zaman benimsememiş biriyim ama bu tartışmalarda büyük rol oynayan Mehmet Demirkol'un adını anmak isterim burda. Haklı olduğu yönler elbette vardır ancak bırakın diğer parametreleri, sadece coğrafi koşulları değerlendirse mümkün olmayacağını anlayabileceği bir fikri dillendirip "Bu da olmayacaksa turnuva olmasın" demek bence en hafif tabirle popülizmdir.

Euro 2016 adaylığı, Türkiye'de barışı sağlama projesi değildir, Türkiye'nin doğusunun problemleri de Euro 2016'da yer almamakla sınırlı değil. Ülkemize bu turnuva nasıl gelecekse o şekilde gelmelidir. Diyarbakır'ın olduğu kadar bu yukarda sayılan 7 ilin de futbol yatırımına ihtiyacı vardır, popülist ve yüzeysel yaklaşımlara kurban edilmemesi gereken değerli bir projedir Euro 2016 adaylığı. Trabzon büyük bir futbol şehridir, kabul, yeni bir stadyum oraya da yapılsın, o da kabul ama bunu ajite edip projeyi baltalamak hem projeye emek verenlere hem de bu turnuvanın alınması durumunda futbol kültürünü 3-5 adım öne taşıyacak Türkiye'ye büyük bir haksızlıktır. Kulüp, şehir, ülke milliyetçiliği yapmadan önce bunları düşünmek lazım. Trabzon da olsun, Gaziantep de, Diyarbakır da, Adana da. Peki hangi şehir olmasın arkadaşlar ve çıkarılan şehirlerin sağladığı hangi kriterleri yeni şehirler sağlayacak? Birisi de bu sorunun cevabını versin. Haritaysa Türkiye haritası değil, olsa olsa yukarda görülen hızlı tren haritasıdır, daha fazlası değil...

Ferguson'un Sakızı


Skysport'ta bu tip ilginç detayları kovalayan bir program var, Gerrard'ın maç içinde robot dansı yapmasını falan yakalıyorlar. Bu seferki icraatları ise Ferguson'ın sakızıyla ilgili ufak bir detay. Ferguson'un sakız tutkusunu hepimiz biliyoruz, onun maçlara sakızsız çıktığını ben daha görmedim ama bu sefer durum biraz daha farklı. Koskoca Sir, yere düşürdüğü sakızı alıp ağzına atıyor. Devamında da sakızdan sıkılınca ağzından çıkarıp çaktırmadan yere attığı görülüyor. Video aslında baya eski ama etrafa biraz bakındım, göremedim. Görmeyenler olmuştur, sabah sabah gülümsemek isteyenler olur diye koyuyorum bir istisna yapıp...

Avrupa Liglerinde Son 10 Yılın Unutulmazları #2: Premier Lig

Son 10 yılda en büyük değişimi geçiren lig şüphesiz İngiltere Premier Ligi oldu. Yabancı sınırlamasını sayı değil kalite üstünden yapan EPL, kulüplere dışardan sermaye aktarılmaya başlanmasıyla büyük bir transfer çılgınlığının içinde buldu kendisini. Dolayısıyla ligin bir 10 sene önceye oranla çok daha 'az İngiliz' olduğunu söylemek basit bir tespitten fazlası değil. Bu süreci en iyi tanımlayan takım ise Chelsea olacaktır. Abramoviç'in kulübü satın alması ve ilk çılgın transfer denemeleri sonrası kulübü Jose Mourinho'ya emanet edişi futbolda yeni bir çağın da başlangıcı oldu. Hem futbolun kendi içindeki taktiksel gelişimi, hem de futbol ekonomisinin yeniden şekillenmesi açısından söyleyebiliriz bunu. Sadece Chelsea de değil elbette, Ferguson'un yeni jenerasyonlar yakalaması, Wenger'in Arsenal'le apayrı bir model kurgulaması, Liverpool'un özellikle İstanbul 2005 sonrasında toparlanması Premier Lig'i büyük bir cazibe merkezi haline getirdi kuşkusuz. 'Dört büyükler' dışındaki kulüpler de dünyanın en kaliteli futbolcularını kadrolarına katabilecek mali yapıya ve prestije kavuşması EPL'yi diğer liglerden çok daha farklı bir noktaya taşıdı. Bu başarının Avrupa kupalarına yansımasını da unutmamak gerekiyor. Şampiyonlar Ligi yarı finaline uzun süredir iki-üç takımla katılır oldular ve Avrupa'yı da domine ediyorlar. 2000'lere Premier Lig'in altın çağı dersek yalan söylemiş olmayız sanırım.

Şampiyonlar

Premier Lig kurulduğundan beri en başarılı organizasyona sahip takım açık ara Manchester United. Lyon, Bayern gibi uzun süreli dominasyona imza atmasa da kadro yapılanmasını tamamladığında ligin bir dönemine damga vurmayı başarıyorlar. Son üç şampiyonluk da dahil olmak üzere 10 yıla tam 6 şampiyonluk sığdırdılar. Bu iki serinin de apayrı jenerasyonlarla başarıldığını eklemek lazım. Arsenal'in ve Chelsea'nin futbolu yeniden tanımladığı iki dönemi de atlamadan elbette. İki ekip de son 10 yıla 2'şer şampiyonluk sığdırarak 92/93 sezonundan itibaren oynanmaya başlanan Premier Lig'de şampiyonluk görebilen dört ekip arasında yer aldılar.

En iyi seriler

En iyi seriler, bir anlamda döneminin en iyi takımlarını da vurguluyor ancak Arsenal'in serisi İngiltere tarihini yeniden yazacak cinstendi, 'en iyi seri' desek yeterli olacaktı belki de. Arsenal, Mayıs 2003'ten Ekim 2004'e kadar oynadıkları tam 49 maçta mağlubiyet yüzü görmedi, hakikaten inanılmaz. Geçtiğimiz sezon Manchester United'ın 14 maçta kalesini gole kapaması da atlanmaması gereken bir seriydi, Noat Samisa'nın rekoru takip ettiği güzel bir yazı dizisi de vardı hatırlarsanız. Ona da selam etmiş olalım.


Son 10 Yılın Karması

---------- ---Van Der Sar-------------

--Essien---Terry---Ferdinand--Cole--

----Ronaldo---Lampard----Gerrard---

-------Rooney--Drogba---Henry------

Mansiyon ödülü: Ryan Giggs

Avrupa Liglerinde Son 10 Yılın Unutulmazları #1: La Liga

Son zamanlarda hem Avrupa Liglerine hem de moda olan son 10 yıl değerlendirmelerine uzak kaldım ama hastalık sebebiyle odama kapanmışken son üç günü iyi bir yazı dizisiyle kapatmak iyi gider diye düşündüm. Avrupa liglerinde kısa turlar atıp finali de Türkiye'yle yapmak var aklımda, bakalım nasıl olacak?

La Liga
Her daim güzel ve estetik futbol vadeden bir lig olmuştur La Liga ama Avrupa'da daha fazla söz sahibi olması 2000'lerin başına da sarkan 'Los Galacticos' dönemiyle oldu desek yanlış olmaz. Serie A'nın yavaş yavaş popülaritesini kaybetmesiyle birlikte yıldızlar için daha çekici olan La Liga, İtalya'nın pastadaki payını almayı başardı. 2000'lerin başında Zidane ve Ronaldo'yu İtalya'dan koparan İspanya, bu sezon daha büyük bir darbeyi Kaka ve İbrahimoviç'i kopararak vurdu. İngiltere Premier Ligi'nin en önde gelen oyuncusu Cristiano Ronaldo'yu da bunu katarsak La Liga'nın 2000'lerin başından itibaren popülaritesinde ivmeli bir yükseliş olduğunu söyleyebiliriz açıkça.

Şampiyonlar

Son 10 yıla baktığımızda şampiyonluklarda Barcelona ve Real Madrid'in bariz üstünlüğünü görüyoruz. Avrupadaki beş büyük lig için bir yazı hazırlamıştım aslında bununla ilgili, isteyenler aşağıdaki linkten bakabilir. Rekabet rakamlara da yansımış durumda, Madrid'in 4, Barcelona'nın 3 şampiyonluğu var. Bu iki ekibi Valencia 2 kez, Deportivo 1 kez ile takip ediyor. La Liga da Türkiye'ye bu açıdan benziyor, çift kutuplu bir lig görünümünde son 10 senedir. Son iki senedir Barcelona'nın şampiyonluk barajını 85+'ya taşıması ise zirveyle üçüncü arasındaki farkı 17-18 puanlara kadar yükseltti. La Liga'nın Premier Lig'e karşı en büyük eksisi de rekabette çeşitliliğin sınırlı olması.


En iyi seriler


Son 10 yıla baktığımızda yenilmezlik serileri anlamında öne çıkan iki ekip var. İlki 2002'de 22 maçlık bir seride hiç mağlup olmamasına karşın Real Madrid'le girdiği şampiyonluk yarışını son anda kaybeden Nihat'lı, Kovaçeviç'li, Karpin'li, Alonso'lu, De Pedro'lu Real Sociedad. Gerçekten çok iyi bir takımdı o Sociedad, içinde Nihat Kahveci'nin de yer alıyor olması ayrı bir gururdu bizler için. Diğer en iyi yenilmezlik serisi de yine 22 maçla Eylül 2008'den Şubat 2009'a kadar yenilmeyen Barcelona'ya ait. Böyle bir seri sonrası Real Madrid'i ümitlendirecek duruma gelmeleri ama sonra Bernabeu'da rakiplerine tarihin en karanlık gecelerinden birilerini yaşatmaları unutulmazlardan oldu.

Son 10 yılın karması

----------------Casillas----------------

--Alves---Puyol----Hierro---Carlos---

-----------Xavi-----Iniesta-----------

---Messi-------Zidane-------Figo-----

------------------Raul-----------------

20+ Sayı, 5+ Ribaund, 5+ Asist: Tyreke Evans

NBA'de normal sezonun ortalarına doğru yaklaşmışken 'Yılın Çaylağı' ödülü için de çekişme gittikçe artıyor. Michael Redd'in sakatlığı döneminde ciddi süreler alan bu dönemi çok iyi değerlendiren Brandon Jennings, geçtiğimiz aylarda bir maçta 55 sayı atarak NBA'in gündemine oturmuştu. 'Yeni Iverson mı?' sorulara gündeme gelse de belli bir süre sonra şut yüzdesinde düşüş baş gösteren ve Redd'in dönmesiyle psikolojik olarak da baskı altına giren Jennings'in arkasında sessiz ve derinden gelen bir oyuncu vardı, o da Sacramento Kings'in üçüncü sıradan seçtiği kombo gardı Tyreke Evans.

Sacramento Kings'in bu draftta oyun kurucu seçeceği biliniyordu ve en ön plandaki isim İspanya'nın 'wonderkid' oyun kurucusu Ricky Rubio'ydu. Bonservis probleminin onun bu sezon NBA'e gelmesini zorlaştıracağı konuşulmaya başladıkça ilk iki sıradan draft edilmesi beklenen Rubio'nun aşağı kaymasını izledik ama yine de Sacramento'nun onu seçip seçmeyeceği merak konusuydu. Draft gününe gelindiğindeyse Sacramento tarafından daha çok telaffuz edilen isim Tyreke Evans'tı.

Spot ışıkları Brandon Jennings'in üzerindeyken arkadan istikrarlı bir performansla gelen ve takımın yıldız oyuncusu Kevin Martin'in sakatlığı sonrası bir adım daha öne çıkan Evans'ın performansı öyle bir noktaya geldi ki karşılaştırıldığı oyuncu artık Brandon Jennings'ten ziyade efsane çaylaklar. Evans'ın şu anda üzerinde bulunduğu 20 sayı, 5 ribaund, 5 asist barajını çaylak sezonunda geçebilmiş sadece üç oyuncu var. Bunlar Michael Jordan, Oscar Robertson ve LeBron James. Bu oyuncuların hepsi Yılın Çaylağı ödülünü kazanmıştı, Evans'ın da bu performansını sürdürürse ödülü kazanacağını söylemek pek de yanlış olmayacak. Böyle bir performansı çaylak sezonunda gösterebilmiş oyuncular NBA'deki kariyerlerine yıldız statüsünde devam ediyorlar, Tyreke Evans için de bu şimdiden konuşulmaya başlandı. Jennings'in aksine oldukça mütevazi açıklamalar da yaptı ama bırakın Yılın Çaylağı ödülünü, MVP adayları arasında bile adı geçer oldu bu performansla. Kevin Martin'in dönüşü sonrası performansı düşer mi bilinmez ama Sacramento Kings için harika bir seçim olduğu gerçek...

İlk Kramponum: CTR 360

Bülent abinin yakın zamanda yaptığı bir anket vardı hatırlarsanız, kramponlarla ilgili. O ankette 'Kramponunuz var mı?' sorusuna "hiç olmadı" cevabını veren 878 kişiden birisi de bendim. Futbol oynamaya spor ayakkabısıyla giden ve ayakkabısının ön tarafının neden bu kadar çabuk eskidiğiyle ilgili soruları geçiştirmeye çalışan bir gençtim en nihayetinde. Fakat geçtiğimiz haftalarda bunu değiştiren bir gelişme oldu, Nike yetkililerinden birisi sağolsun, yeni kramponları CTR 360'ı onlar için test edip edemeyeceğimi sordu. Ben de memnuniyetle kabul ettim, bu yazının yazılış sebebi de bu deneyimimi sizlerle paylaşmak.

Öncelikle şunu söylemem gerek, kramponun vadettiği daha iyi pas alıp verme, top kontrolü gibi konularda başarılı bir futbolcu olmadım hiçbir zaman, halı sahaların 'koşan, basan, mücadele eden' sıfatları daha uygun kalıyor teknikten ziyade. O sebeple krampon büyük fark yarattı, top kontrolüm %50'ye varan oranda arttı cümleleri kuramayacağım ama futbol oynamayı seven birisi için düşünülebilecek en iyi hediyelerden birisi krampon olsa gerek. Kramponları görünce bir anda bir çocuğun duyacağı türden saf bir heyecana kavuşabiliyorsunuz, futbol sevginizi iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Sırf bu sebeple bile teşekkür etmem gerekiyor kendi adıma.

Kramponun yanında ilgili uzmanlarca hazırlanan bir CD de veriliyor, burda bahsi geçen teknik özelliklerle ilgili profesyonel antrenman görüntüleri var. Siz de bunları uygulayıp kendinizi geliştirme imkanına sahip oluyorsunuz ancak bunları uygulama fırsatı bulamadım açıkçası. Dedim ya, fazla da ümitvar olmamak lazım konu top tekniği olunca. Yalnız antrenmanların iyi hazırlandığını, aldığınız ürünü en kaliteli şekilde sunmaya çalışıldığını söyleyebilirim. İlgili arkadaşlara tavsiye ederim videoları.

Videolar bir kenara da, 'Take it to the next level' reklamındaki oyuncu hissini bana bile hissettiriyorsa kramponda bir keramet vardır herhalde. "Fabregas bana pas atsa, tek vuruş yapsam ve gol olsa..."

TSL Asist Krallığı

Gol krallığında zirvedeki isim Ariza Makukula spor gündeminin ilk maddelerinden biri, bunun yanında bir de asist krallığına bakmak gerek. Özellikle sezonun ilk bölümünde duran toplardan yaptığı asistlerle dikkat çeken Arda Turan devreyi 10 asist ile kapatarak şimdiden hatrı sayılır bir performans ortaya koymuş durumda. Listede 8 asistle üçüncü sırada bulunan Abdul Kader Keita'yı da düşünürsek Galatasaray'ın hücum sistemini az çok bu tablodan okumak mümkün.

Franco Cangele üstüne ayrıca konuşulması gereken bir isim. Sakaryaspor'a geldiğinde Martinez ile beraber iyi bir piyasa yapmıştı Süper Lig'de, zaten takımı düşse de kendisi Kayserispor'a transfer oldu sonra. O günlerden beri üstünde bencil yaftası vardır. Kısmen doğru olsa da etrafında doğru parçalar olduğunda ne kadar verimli olduğunu, sadece bir 'golcü' olarak değil, hazırlayıcı olarak öne çıkabildiğini görmüş olduk. Makukula'nın performansı fazlasıyla ön planda ama onun da bu sezon bir vites arttırdığını atlamamak gerekiyor.

Listede yer bulan en golcü iki oyuncu Alex ve Colman. Alex için söylenecek yeni bir şey yok, özellikle takımının bocalama dönemi sonrası son iki hafta sazı nasıl tekrar eline aldığını hep beraber gördük. Alex varsa Fenerbahçe verimli hücum ediyor, bu çok net. Colman bana göre ligin en iyi iç oyuncularından biri, bunun istatistiklere de yansımış olduğunu görmek beni şaşırtmadı. Etkili şutlar atıyor, pas trafiğinde yer alıyor, servis yapıyor. Penaltıları da onun kullanması gol sayısını arttırsa da komple bir iş çıkardığını burdan da görmek mümkün. Ligin son haftasında baya eleştirildi ama Galatasaray'da görmek isteyeceğim TSL oyuncuları diye liste çıkarsam kendisine yer bulacak oyunculardan biridir Colman, onu söyleyeyim. Trabzonspor'un probleminin Colman olmadığı bence açık.

Tabloya genel bir bakış atarsak skor üretmekte fazlasıyla zorlanan yerli oyuncuların asist krallığında kendisine daha fazla yer bulduğunu söyleyebiliriz. Ali Tandoğan, Ceyhun Eriş, Burak Yılmaz, Mehmet Eren Boyraz gibi isimler yaptıkları asistlerle öne çıkıyor takımlarında. Bu listede yer bulan santrafor etiketli tek oyuncu olan Gökhan Ünal'ın hatrı sayılır asist sayısına rağmen sadece 2 golde kalması bu performansını fazlasıyla gölgeliyor. Golleriyle yaşayan oyunculardır santraforlar, bunun canlı örneklerinden biri de Gökhan Ünal.

Geçen sene bu listeye baktığımızda zirvede gördüğümüz Özer Hurmacı, Rodrigo Tello, Taner Gülleri gibi isimleri bu sene göremiyoruz. Özer geçen seneki performansı sonrası Fenerbahçe'ye transfer yapsa da kendini hocasına yeni yeni kabul ettirebildi, Tello ise bence Beşiktaş'ın şampiyonluğunu getiren o performansından çok uzakta. Taner ise İBB'ye transfer olsa da yaz döneminde geçirdiği ameliyat sonrası hala futbola dönebilmiş değil. Zirvede istikrar sağlayabilen iki ismin Arda ve Alex olması tesadüf değil...

Galatasaray'ın Kırmızı Forması

Aylar önce Kasım'da çıkacağını duymuştum düz kırmızı formanın ama Store yönetimi lansmanı yılbaşına sarkıtıp bunu alışveriş çılgınlığında değerlendirmek istemişler sanırım, gayet akıllıca bir hareket. Bu sezon çıkan dört formadan sadece beyaz olanı var elimde, bir de bu düz kırmızı formayı koleksiyonuma katacağım. Bilenler bilir, benim en sevdiğim formalardan biri iki sezon önce çıkan düz kırmızı formadır. Bunu da en az onun kadar seveceğim gibi duruyor. Henüz elime alıp incelemedim ama mor formanın kumaşının ve kesim tekniğinin kullanıldığı açık. Mor formada da en beğendiğim özellik kesimi ve kumaşın kalitesiydi zaten, bir taşla iki kuş oldu benim için açıkçası.

Formanın TFF'ye bildirildiğini biliyoruz, acaba Ocak ayındaki kupa maçlarında takımın üstünde görebilir miyiz diye düşünmüyor değilim. En sağlıklı fikri muhtemelen o zaman ediniriz, takımın üstünde nasıl durduğu daha önemli. Uzun yıllardır kendi renklerimizden faydalanmıyorduk formalarda, sadelikle klasik renkleri bir araya getirmek bence iyi bir formül. Her forma muhabbetinde söylediğim gibi hala düz sarı bir forma beklentim var, o da çıkarsa istediklerim tamamlanacak. Galatasaray Formaları blogunda güzel tasarımlar var mesela, düz sarının kullanıldığı, merak edenler bakabilirler...

Galatasaray 2-1 Trabzonspor || Yerlilerin Dönüşü...

Caner Erkin, Arda Turan ve Sabri Sarıoğlu. Kewell, Keita, Elano gibi takımın hücum hattını oluşturan oyunculardan yoksun olunduğunda bu oyuncuların bir adım öne çıkıp sorumluluk alabildiğini görmek güzel. Arda'nın pasını atması adına çok iyi bir maç oldu ama Caner Erkin'in sol önde oynadığı zaman neler yapabilecek bir oyuncu olduğunu görebilmek daha da güzel. İlk geldiği dönemki yazımı hatırlarsanız sol bek kadar önde de kullanılması gerektiğini, sadece o bölgede faydalanmanın efektif olmayacağını söylemiştim, Caner'in bu performansının beni haksız çıkarmaması ayrıca güzel. Kafayla yaptığı gol vuruşu harikaydı ama sol taraftaki mücadelesi, aktifliği ve goldeki koşusu da en az gol kadar önemliydi. Üretmeye çalıştı ve bölgesine hareketlilik getirdi. Bu bile fazlasıyla yeterli. Ali Sami Yen'deki maçlarda orta üçlünün solunda da denenebilir mi diye düşünmüyor değilim açıkçası, sol iç görevini kotarabilirse gerçekten büyük bir kazanım olur takım adına. Kewell'ın bitiriciliğinden ve kanadın savunma gücünden taviz vermeden Caner Erkin'den faydalanabilmek kulağa hoş geliyor.

Kaledeki Aykut'tan ileri uçtaki Aydın Yılmaz'a kadar bütün takımın yerli olması maçın en dikkat çekici unsuruydu şüphesiz, ortaya konan fiziksel performansın artışını da gözlerden kaçırmamak gerekli. Arda Turan'ın probleminin form durumundan ziyade mental olduğunu düşünüyordum, bu maçta ikinci golü attıktan sonra bir adım daha öne çıkması bence bu probleme işaret ediyor. Arda'nın hırsı ve isteği anında takıma da yansıyor, bu anlamda takımın lideri olduğu aşikar. Yalnız bu iki performansa rağmen Galatasaray'ın en iyisi derseniz ben yine de Sabri Sarıoğlu'nu tercih ederim. Büyük saygı duyduğum oyuncular listesinde başlarda Sabri'yi sayacağım aklıma gelmezdi ama Ayhan Akman'ın geçirdiği gelişime benzer bir süreç yaşıyor Sabri, kariyerine başladığı mevki dışında bir bölgeye tam adaptasyon gösteriyor. Artık ortalarını bakarak yaptığının, rastgele içeri doldurmadığının herkes farkındadır sanıyorum. Eskiden boş yere koşan, efektif olmayan, pas vermeyi bilmeyen bir adamken şimdi farklı bir adama dönüştü Sabri, helal olsun demekten ve tribünde Sabri'nin adını haykırmaktan başka yapılacak bir şey yok.
Bazı maçlar böyle yararlı alternatifler oluşturur size, bu maçtaki Caner Erkin kazanımı bu açıdan önemli. Diğer yenilerden Berkin Arslan'ın beni inanılmaz heyecanlandırdığını söylemeye gerek yok. Altyapıdan Galatasaray A takımına yükselebilecek ilk oyuncu benim gözümde Berkin, yazmıştım geçenlerde zaten. 92 doğumlu bir oyuncunun her ne kadar kupa da olsa Trabzonspor maçıyla 'debut' yapması önemli, elinin ayağına dolaşmaması daha da önemli. Solda başlaması sağa yatık Galatasaray hücumlarında etkin olmasını engelledi ilk girdiğinde ama giderek sorumluluğunu arttıran, diğer altyapı oyuncularına göre farkını belli eden bir oyun ortaya koydu. A takımdaki ilk 15 dakikasını ben toplamda beğendim. Net bir fikir elbette vermedi, diğer maçlarda da bir görmek gerekiyor ama Arda'nın Boleslav maçından beri duyduğum en büyük heyecanı bana yaşatması bile yeter. Frank Rijkaard'ın oyuna ilk aldığı oyuncu olmasını da iyi okumak gerek. A takıma daha önce çağrılan Çetin Güngör'ün Sabri'nin sakatlığına rağmen daha geç oyuna girmesini düşünürsek önemliydi. Alparslan'ın ise tanımlayamadığım eksikleri var, defansın dengesini bir anda bozabiliyor öncelikle. Hücumda da etkili olduğunu göremedim pek, sezon başında A2 takımına gönderilmesini pek yadırgamamıştım ama alternatif olarak tutulabileceğini düşünmüştüm. Caner'in ön alandaki performansından sonra oraya sol bek kökenli bir oyuncu düşünülebilir mi diye aklımdan geçirmiyor değilim açıkçası.

Trabzonspor'un ise 2-1'lik mağlubiyete rağmen derin nefes aldığını, devre arası dönemini yapılanmaya harcayacaklarını şimdiden söyleyebiliriz. Ciddi bir ihtiyaç olduğu da açıkça gözüküyor zaten. Şenol hoca Ordu ve Denizli Belediye maçlarında yeni oyuncuları deneyecektir muhtemelen. Bugün Ceyhun Gülselam'ın orta saha performansı dışında söylenecek fazla bir şey yok, duran toplar haricinde hücumda bir etkinlik de yoktu. Gençlerbirliği maçındaki döneme benzer bir 5 dakika geçti ancak iki ribaundlu bir atak ve iyi çıkarılan bir şut dışında kayda değer bir durum yoktu. Galatasaray'ın duran top savunmasının da ciddi sinyaller verdiğini atlamamak gerekiyor bu noktada. Song'un alkışlanarak kenara gelmesi güzeldi, üstelik Galatasaray'a gol attığı bir günde. Vefalı olmamakla en çok itham edilen kulüp ve taraftar kitlesinden bunu görmek de algı değiştirmek adına iyi oldu. Benim güzellikleriyle hatırlayacağım bir maç oldu diyebilirim kısacası. 2009'u da Galatasaray adına kapatmış olduk böylece. Son olarak ntvspor.net'in yeni foto galerilerinin güzel olduğunu belirteyim, Türkiye içinde en iyi maç fotoğrafı kaynağı olacaklar gibi...

Euro 2016 Logosu & Adaylığımız

Ülke futbolu hakkında bir ilerleme beklemek istiyorsak bunun en önemli ayağını tesisleşme, bunun gerçekleşmesi için ise büyük bir turnuvanın ev sahipliğini kazanmak gerekiyor. Bunun için de uzun süredir kovaladığımız Avrupa Şampiyonaları bizim açımızdan daha uygun şartlara geldi çünkü 2016 ve sonrasında düzenlenecek turnuvalarda 16 takım değil 24 takım yer alıyor. Bu da daha şehir, daha fazla yatırım demek. Hem rakip sayısının azalması, hem de kazanılırsa ülke futboluna getirisi çok daha fazla olacaktır.

Türkiye'nin bu adaylıkta farklı olan bir durumu var ki adaylığının temelini oluşturan bazı stadları hazır. İki Avrupa kupası finali düzenlenilen iki farklı stadyum var, bunun dışında tamamlanmadan temelsiz eleştirilere maruz kalsa da 52.500 kişilik TT Arena olacak. Bazı seyircilerin istenilen açıya sahip olamayacağı söyleniyor ancak ordaki durum farklı, bir Aslantepe postu hazırladığımda orda anlatırım. Esas açı problemine sahip stadımız yeni yapılmış olmasına rağmen Kayseri Arena'da ama onlar kapasite arttırımıyla aşılacak detaylar. Bizim esas problemimiz tek şehirde ikiden fazla stad bildiremiyor olmamız. İstanbul'dan TT Arena'nın bildirileceği şimdiden kesin, diğer stadın hangisi olacağı tartışmalı olan. Futbol için açık ara daha iyi bir stadyum olmasına rağmen Federasyon finali İstanbul'da oynatmak için ikinci stadın kapasite olarak daha yüksek bir stadyum olmasını düşünüyor olabilir, bu durumda da Olimpiyat stadyumu tercih edilecek. Konuşulanlar ikinci stadın Olimpiyat Stadı olacağı yönünde. Bu maddeyi ihlal edip adaylığımızı kabul ettirebilir miyiz, belki ama şansımızı büyük ölçüde düşüreceği kesin. Portekiz'e böyle bir izin verilmişti yanlış hatırlamıyorsam ancak onlar yüz ölçümü gibi faktörleri de var. Bu iznin Türkiye'ye çıkması zor.

Bizi zorlayacak diğer önemli detay da bizden önceki turnuvanın Doğu Avrupa'da oynanacak olması. Yazılı olmayan bir kural bu ama UEFA'nın bu konuda bölgesel tercihler yaptığı biliniyor. 2012 turnuvası için İtalya ve Türkiye'nin projesi çok daha yeterli olmasına rağmen bu iki ülkenin yarı finalde elenmesi sonrası yapılan açıklamada "Turnuvanın Doğu Avrupa'ya verilmek istenmesi" üstü kapalı da olsa geçiyordu. Ukrayna-Polonya sonrası İtalya ve Fransa gibi futbol ülkeleri kulağa daha hoş geliyor olabilir UEFA delegeleri arasında. Projelere bakarsak Fransa bizim için en önemli rakip ancak İtalya'nın da Serie A'yı tekrar canlandırmak için bu turnuvayı istediği biliniyor. Bizim bu iki ülkeden farklı bir şeyler sunabilmemiz gerekiyor. Sunabilecek miyiz, şu an pek emin değilim açıkçası.

Spor Bakanı Faruk Özak, Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası öncesi basın toplantısında detayların Şubat ayında açıklanacağını söylemişti, sonrasında Euro 2016 ile ilgili kısa bir röportaj kovaladım ama toplantıdaki gecikme sebebiyle gerçekleşmemişti. Bu şehir meselesi ve Fransa-İtalya'nın Euro 2012 sonrası avantajı önemli konular, cevabını alabilmek için Şubat ayını beklememiz gerek. Logo ise fena olmamış, daha doğrusu beklenildiği gibi. Çok abuk çizgiler yok açıkçası, bu açıdan yeterlidir, fazla üstünde durmaya gerek yok. Logodan önce konuşulması gereken çok konu var, orası kesin. Şimdilik kısa keselim, Şubat ayındaki toplantı sonrası esas değerlendirmeler yapılır...

Avea'dan Galatasaray-Trabzonspor Maçına 3. Bilet

İkinci sorunun cevabı Trabzon İdman Ocağı olacaktı. Kulübün kuruluş tarihi ise 20 Ocak 1921 idi. Soruya eksiksiz cevap veren ilk kişi karıncaezmez oldu, bana iletişim bilgilerini adı ve soyadıyla mail atarsa biletin sahibi kendisi olacak.

Üçüncü sorumuz ise şöyle. Trabzonspor'un kadrosunda daha önce Galatasaray forması giymiş iki oyuncu var. Bu iki oyuncunun adı ve daha önce forma giydiği kulüpler hangileri? Bekliyorum.
***
Üçüncü soruyu bilen arkadaşımız hkkahraman oldu, kendisini tebrik ediyorum.

Avea'dan Galatasaray-Trabzonspor Maçına 2.Bilet

İkinci sorumuzu soralım. Trabzonspor 1967'de dört kulübün birleşmesiyle oluşmuştu bildiğiniz gibi. O dört takımdan birisinin renkleri sarı-kırmızıydı ve kulüp Trabzon'un Galatasaray'ı olarak anılıyordu. Bu kulüp aynı zamanda Trabzon'un ilk kulübüydü. Kulübün adını ve kuruluş tarihini ilk gönderen okuyucu 2.biletin sahibidir. Bekliyorum...

Krallar || Ariza Makukula & Shaibu Yakubu

Türkiye Süper Ligi
OyuncuTakım
1. Ariza MAKUKULA
Kayserispor13 Gol
2. Harry KEWELL
Galatasaray9 Gol
3. Julio CESAR
Gaziantepspor9 Gol
4. Shabani NONDA
Galatasaray7 Gol
5. ALEXFenerbahçe7 Gol

Geçen sezon bu sıralar listenin zirvesinde olan Milan Baros bu sezon yaşadığı talihsiz sakatlık sebebiyle biraz gerilerde kaldı, ikinci olan Mehmet Yıldız ise şu ana kadar oynayabilmiş değil. Tabata, Nobre ve doğal olarak Lincoln'ün de dışarda kaldığını düşününce geçen sezondan yarışın içinde kalan yok gibi. Hatta buna ikinci yarıda takımını skorer performansıyla sırtlayan Taner Gülleri'yi de eklemek gerek, o da sezon sonunda olduğu ameliyattan geri dönemedi.

Bu sezon öne çıkan oyuncuların hepsinin yabancı olması ise düşündürücü. Geçen sezonun ilk devresini çok iyi geçiren Mehmet Yıldız'ın dışında Sercan Yıldırım da golcü bir performans sergilemişti, bu sezon o da skor üretmekte güçlük çekiyor. Elimdeki listenin ilk 10 sırasında yerli oyuncu yok, yerli olarak hatrı sayılır bir gol sayısına ulaşan tek isim Mustafa Pektemek, 6 golle. Yerli skorer üretmekte yaşamamız son yıllarda büyük sorun, uzun süre yerli gol kralları gören ülkenin son dönemde kalifiye santrafor yetiştirmekte güçlük yaşadığı aşikar. Sercan'ın, geçen sezonun ikinci yarısı Eskişehirspor'la iyi çıkış yapan Batuhan'ın ikinci yarı bir adım öne çıkması belki tabloyu değiştirebilir. Eski gol kralı Semih Şentürk de ilk 11'e yerleşmesi durumunda doğal adaylardan birisi elbette.
Bank Asya 1. Lig
OyuncuTakım
1. Shaibu YAKUBU
Kartalspor
10 Gol
2. Yasin AVCI
Karabükspor8 Gol
3. Riberio Elineor NASCIMENTO
Çaykur Rizespor
8 Gol
4. Emmanuel EMENİKE
Karabükspor7 Gol
5. Mehmet BATDAL
Bucaspor
7 Gol

Bank Asya'da gol krallığı yarışında zirve geçtiğimiz sezon Hacettepe formasıyla izlediğimiz Kartalspor Ganalı forveti Shaibu Yakubu'ya ait. 86 doğumlu oyuncu Kartalspor formasıyla 10 gol attı. Geçtiğimiz sezon bu sıralarda zirvede olan Ordusporlu Bruno Ferreira Mombra Rosa ise adı Süper Lig'in kalburüstü kulüpleriyle anılmasına rağmen eski takımına döndü ve takımında fazla şans bulamadı. Hoş, oynayamadığı takım Flamengo ve önündeki forvet Adriano, normaldir. Yakubu'nun ardından lider Karabükspor oyuncusu Yasin Avcı geliyor. Geçtiğimiz sene Altay için Bank Asya'da sadece 2 gol kaydeden Yasin daha devreyi kapatmadan 8 gol kaydetti, muazzam bir gelişme. Takımın golcüsü Emmanuel Emenieke de kaydettiği 7 golle krallıkta iddialı oyunculardan.

Çaykur Rizespor'un Brezilyalı golcüsü Riberio Nascimento geçen sene de Bank Asya'nın golcü oyuncuları arasındaydı, bu sene de attığı 8 golle istikrarını sürdürüyor. Onla beraber geçen sezon bu sıralar 9 gole ulaşan iki isimden Sezer Öztürk takımıyla beraber Süper Lig'e terfi etti. Transfer sezonunda adı Galatasaray'la epey anıldı ama takım arkadaşı Ufuk İstanbul'a gelirken o takımında kaldı. Diğer isim Aydın Çetin, Giresunspor'da bu sezon sadece 1 gol kaydedebildi. Bu sezon ikinci Bank Asya deneyimini yaşayan Mehmet Batdal ise Bucaspor'da 7 gol attı ve dikkatleri üzerine çekti. Sezon sonu sözleşmesi bitiyordu, devre arasında Fenerbahçe'ye belli bir bonservis bedeli karşılığında geçmesi muhtemel. O yüzden krallık yarışında var olacak gibi görünmüyor. 7 golle diğer oyunculardan Burak Çalık da gelecek vadeden yerli golcülerden birisi, geçtiğimiz günlerde söz etmiştik. Onunla da ilgilenen Süper Lig kulüpleri olduğu konuşuluyor, henüz bir kesinlik olmasa da...

Aveda'dan Galatasaray-Trabzonspor Maçına 1. Kapalı Üst Bileti

Bildiğiniz gibi Galatasaray'ın iç saha maçlarında Avea'nın düzenlediği kampanya çerçevesinde üçer Kapalı Üst bileti veriyoruz, ilk bilet için sorumuzu soralım. Son yazı bildiğiniz gibi gol krallağıyla alakalıydı. Süper Lig tarihi boyunca Galatasaray'dan 5, Trabzonspor'dan 3 farklı isim gol krallığı yaşamıştır. Bu 8 ismi ilk ve eksiksiz yazan okuyucumuz ilk biletin sahibi olacak...

Edit: Her zamanki dikkatsizliğim eseri bir Galatasaray oyuncusunu atlamışım, Galatasaray'da 6 gol kralı var. Galatasaray'dan 5 tane ismi göndermeniz yeterlidir yine.

Bir de not, Mutlak Gol Pozisyonu blogunun yazarı Oğuz Öztürk'le keyifli bir röportaj yaptık, isterseniz şurdan okuyabilirsiniz.

***

İlk biletin sahibi Burak Şefik oldu. Yarın iki bilet daha verilecek. Bir de ufak not, geçtiğimiz haftalarda düzenlediğimiz tahmin yarışmasının galibi hala iletişim bilgilerini ve üyelik hesabını geçmediğinden ikinci en çok bilen kişi olan Yiğit Yılmaz hediye çekinin sahibi oldu...

Galatasaray 1-0 Gençlerbirliği || Kalite...

Defans hataları o şu bu, bir ton şey söylenebilir maç hakkında ama Rijkaard'ın Galatasarayı Doll'ün Gençlerbirliği kalite olarak ligin üstünde bir maç ortaya çıkardılar, öncelikle bunun farkında olmak gerek. Savunmasıyla, hücumuyla iki takım da kendi oyunlarını oynadılar. Bir takım taraftarı olarak değil de bir futbolsever olarak ayrıca zevk aldım maçtan, bunu belirtmem gerek. Gün içinde izlediğim diğer Süper Lig maçını göz önüne alınca bir La Liga maçı izliyormuş hissine kapıldım. Oyunu çirkinleştirmeyen, ruhunu baltalamayan iki takıma da kendi adıma teşekkürlerimi sunarım.

Galatasaray, son dönemde oynadığı her maçta olduğu gibi merkez forvet olarak Kewell'ı kullanarak başladı maça, solda Arda Turan, sağda da Keita oynuyordu. Ortada Elano'ya iç oyuncu olarak Mustafa Sarp eşlik ederken arkalarında Mehmet Topal defansif organizasyonu üstleniyordu. Galatasaray defansında Gökhan Zan ve Sabri'nin yokluğunun oynattığı taşlar hala oturmuş değil. Antalyaspor maçının ilk 20 dakikasında yaşanan problemler bu sefer ikinci yarının başında ciddi şekilde baş gösterdi. Gençlerbirliği zaten pas yapmakta sıkıntı çeken bir ekip değil, ofsayt düzenini sağlamakta güçlük çeken Galatasaray defansının ikramıyla 15 dakika içinde dört net gol pozisyonu ürettiler. Üçünde beceriksizlik, birinde direk gole izin vermedi ve Galatasaray ilk yarıda gole çeviremediği pozisyonları fazla aramadı. Özellikle Caner ve Hakan Balta'nın görev aldığı defansın sol yakası bu konuda çok aksıyor, öyle böyle değil. Acilen bu konuya bir çözüm getirilmeli yoksa oyun içi ortaya konan defansif performans ve mücadele de kâr etmeyecek, Galatasaray'ın başını yakabilir bu pozisyonlar ilerde.

Caner Erkin, sol kanada işlerlik getirme konusunda çok faydalı oldu. Top alıyor, veriyor, bindiriyor. Arda'yla iletişime geçmeye çalışıyor, onu hücum organizasyonlarında yalnız bırakmamaya çalışıyor. Ne var ki Galatasaray'da ilk çıkış yaptığı dönemde verdiği doğru kararlar ve mental olgunluğuyla büyüleyen Arda Turan'ın yerinde yeller esiyor şu an. Ne bekini oyuna sokabiliyor, ne de doğru pas ve orta tercihlerini yapabiliyor. Fiziksel olarak yeterli olduğu zaman en azından adam eksiltebiliyordu, 3-0 yenilgiyle sonuçlanan Ankaragücü maçında pas hatalarına rağmen bulduğu boşlukları değerlendirip adam eksiltebiliyordu. Bunu dönemsel bir iflastan farklı yorumlamamız lazım, Arda ciddi bir psikolojik çöküntünün eşiğinde. Saha içinde Arda'yı Arda yapan özelliklerini kaybetmeye başlıyor, "Hasan Şaş'laşıyor" gittikçe. Taraftarından yönetime buna çanak tutan herkesin Arda'nın bu gidişini farketmesi gerekiyor, yoksa beklediğimizden çok daha erken kaybedeceğiz Arda'yı.

Aslına bakarsak Gençlerbirliği özellikle defans yapısı itibariyle ters bir takım, iyi bir hücum takımı olmalarına rağmen kanat beklerinin defansif özelliklere sahip olması ilk planı kanattan rakip sahaya inmek olan Galatasaray'ı yavaşlatmak için ideal bir yapı ortaya çıkıyor. Aykut Demir de, Orhan Şam da stoper kökenli oyuncular, sol bekteki Aykut Demir'in stoperlikten sağ bekliğe, ordan sol tarafa geçişini de düşünürsek neredeyse herkesin birbiriyle yer değiştirebileceği, katı bir yapı ortaya çıkıyor. Bu yapının dengesini bozan ise kendine has tekniği ve hızıyla Kader Keita oldu. Uğur Uçar'ın da bindirmeleriyle Sturm Graz maçında gelmeyen pas trafiğine kavuşan Fildişi Sahilli futbolcu gerçekten büyük farklılık yaratıyor her seferinde, gerçekten muazzam oynuyor. Elano'nun da yer aldığı her pas trafiğinde bir silaha dönüşebiliyor anında, golün böyle gelişi de tesadüf değil. Elano, hala yeterince aktif olarak kullanılmıyor takımda ama o topla buluştuğu her sefer yeteneğini, kalitesini konuşturmaya başladı. Goldeki payı dışında attığı birçok olumlu pası da atlamamak lazım. Arkadaşlarıyla arasındaki pas alıp verme sorununu çözerse bu takımın maestrosu olacak, bu çok açık. Bu konuda kaptanımız ne düşünüyor, esas soru işareti ise o kendi adıma.

Galatasaray, iyi bir form grafiğiyle gördüğü, daha sonra eksiklerinin yüzüne çarpıldığı, son dönemde bu eksiklere kadro içi çözümler üreterek devam ettiği 17 lig haftasını 36 puanla lider tamamladı, şimdilik de olsa. İkinci yarı gerek ara transfer değerlendirilerek, gerek Elano gibi takımla kamp dönemi geçirmemiş oyuncuların uyum sürecini ve rollerini benimsemelerini hızlandırarak ikinci yarıda başka bir takıma dönüşebilir, benim beklentim bu yönde. Defansif açıdan ciddi bir zaafiyet var, bu bir gerçek ama bunları çözebilmek için bir fırsat var Galatasaray'ın önünde ve bu fırsatı devreyi lider kapatıyorken yakalamak çok büyük bir avantaj. Şampiyonluk için baraj beklentim Fenerbahçe'nin de beklenenden daha iyi başlamasıyla beraber 80'den aşağı değildi ama 75'i görenin rahat şampiyon olacağını gördük, özellikle baş altı takımların yükselişi barajı ciddi şekilde aşağıya çekti. Beşiktaş da son ana kadar yarıştan kopmayacaktır, kongre sebebiyle ara transferde aktif olacakları da aşikar. İlginç bir devre arası bizleri bekliyor...

Avea'dan Galatasaray-Gençlerbirliği Maçına 3. Kapalı Üst Bileti

Son sorumuz şöyle. Galatasaray Atletico Madrid'le bir kez daha eşleşmişti Avrupa kupalarında. Hangi kupada ve sezonda olduğunu ve bu maçların skorlarını söyleyebilir misiniz?

İkinci bileti kazananda problem var yalnız. Soruya ilk tam doğru yanıt veren arkadaşımız adsız yorum bırakmış ve sonuna sadece zupmec diye not düşmüş. Ad-Soyadları kabul ediyorum ama bundan sonra bu tip yorumlar kabul görmeyecektir, bilginize. Google'da bir aratma yaptım, bir önceki bilet için de aynı nikle ve mail adresiyle yorum bırakılmış. Kazanan arkadaşımız zupmec/hotmail adresinden bana bu geceye kadar adını ve soyadını mail atarsa yarın biletini alabilir. Eğer olmazsa kazanan talihli aksilaz. Yedekli gibi oldu böyle ama yapacak bir şey yok.
***
Zupmec ikinci biletin sahibi, üçüncü bileti kazanan ise Temur oldu. Bana iletişim bilgilerini adı ve soyadıyla beraber atarsa bilet onundur...

Avea'dan Galatasaray-Gençlerbirliği Maçı 2. Kapalı Üst Bileti

Kura yazısı nedeniyle yine bir sarkma oldu twitter duyurusundan, kusura bakmayın. Sorumuz şöyle: Az önce Galatasaray takımlarının İspanyol ekipleriyle yaptığı maçlardan söz ettik. Galatasaray 2000/01 sezonunda Real Madrid'le beraber bir İspanyol takımıyla daha eşleşti. Bu takımın adı ve yapılan maçların skorları ve golleri. Son bilet akşam saatlerinde...

Atletico Madrid-Galatasaray, Lille-Fenerbahçe

Atletico Madrid, 2.tur için hiç de kolay bir rakip değil. Şu anki form durumuyla değil kadro kalitesiyle değerlendirmek gerekir bu kuraları, sonuçta iki-üç ay sonra oynanacak maçlar için form durumu öngörüsü yapılamaz ve arada bir de transfer dönemi var. Avrupa Ligi'nin 2.turunu değerlendirirken lider olmak büyük avantaj değil, 2.pot bu kadar kuvvetliyken bir avantajdan söz edilemez demiştik, kura şansımız da yaver gitmeyince Galatasaray'a Atletico Madrid, Fenerbahçe'ye Lille geldi.

Atletico Madrid, Agüero, Forlan vs vs. fazlasıyla konuşulacaktır elbette ama beni asıl rahatsız eden Galatasaray'ın dönüm noktalarında İspanyol ekipleriyle karşılaştığı zaman başarılı olamaması. Filmi biraz geriye sararsak 99'da Bilbao mağlubiyeti, 2001'de Real Madrid, 2002'de Barcelona, 2003'te Sociedad ve ardından Villarreal'i görüyoruz. Altın çağında ve onun artçı döneminde dahi İspanyolları geçemeyen bir Galatasaray resmi vardır aklımda. İngilizlere ve İtalyanlara ciddi acılar çektirmemize rağmen Mallorca hariç İspanyollara karşı bir başarı ortaya koyamadı Galatasaray. Fazla muğlak belki ama Atletico Madrid'i bu sebeple istemezdim bu turdaki eşleşme olarak. Bir Alman ekibi ya da Kopenhag-Brugge ikilisi çok daha tercih edilebilir bir kura olurdu Galatasaray için.

Atletico'ya bakınca bizi gollü maçların beklediği aşikar. İki takım da hücumuyla yaşıyor, hücumuyla ölüyor. Genel kanının aksine iyi savunma yapanın değil iyi hücum yapanın kazanacağını düşünüyorum zira bu iki takım da gol attığı zaman iyi oynayan ekipler. Yalnız Atletico'nun şu durumunu da yadsımamak gerekir ki ligde kötü durumdalar ve bu sezon Şampiyonlar Ligi'nde galibiyet çıkaramadılar. Galatasaray ise kendi muadili Panathinaikos'a karşı çok başarılı maçlar çıkardı. Bence turun favorisi her şeye rağmen Galatasaray'dır. Son olarak, Agüero'yu Chelsea'nin devre arası için istediği konuşuluyordu, şu iş hayırlısıyla gerçekleşirse güzel olur. :)

Lille, Fenerbahçe için ortalama bir kura, zaten son üç topa kaldığı için Hertha ve Everton arasından geldi Lille. Everton'a göre daha tercih edilebilir, Hertha ise iyi kura olurdu bu ekipler arasında. Lille denince akla gelen ilk isim son dönemdeki formda oyunuyla Gervinho elbette. Fransa Ligi'nin iyi bir izleyicisi olduğunu söyleyemem, iki-üç haftada bir denk geldikçe izlediğimden ama farklı bir oyuncu olduğu her halinden belli oluyor, takımına bir kimlik kazandırıyor. Yine de Fransız ekiplerinin Doğu Avrupa'nın sert ekiplerinden daha uygun rakipler olduğunu düşünüyorum bizim takımlarımız için, Fransa-Almanya hattı ideale yakındır yine de. Fenerbahçe'nin yolunu karartan esas kura bir sonraki turda Liverpool-Unirea galibiyle eşleşecek olması. Lille gibi kuvvetli bir rakibi elese bile Premier Lig'den kopmuş, tek amacı Avrupa'da başarı olan bir Liverpool kıtadaki her takım için ölümcüldür. Galatasaray'ın yolu da bu anlamda hoş değil, Everton-Sporting galibi gelecek. Bu kuraları liderken çekmek de ayrı bir sıkıntı gerçi, sonuçta daha iyi yapma şansınız yok. Şu kurayı görünce potlar dörde mi bölünseydi diye düşünmüyor değilim, fazla karmaşık gözüküyor ama daha adilane olurdu en azından...

Ülke Puanımız #8: Devre Arası

Yaklaşık bir buçuk saat önce resmi olarak Avrupa kupalarında devre arasına girildi, Galatasaray ve Fenerbahçe hatrı sayılır puanlar toplayarak Şubat ayına kalan iki temsilcimiz oldular. İki sezondur ligde büyük çıkış yakalayan Sivasspor'un Avrupa kupalarına katılırken ligin en zayıf ekiplerinden birine dönüşmesi bizim adımıza ciddi bir talihsizlik oldu, normal şartlarda o turdan ve ligden Avrupa'ya giren ekibimizin Aralık ayına kadar tutunabilmesi gerekiyordu, bu seneki en büyük dezavantajımız bu oldu zaten. Üç takımlı İstanbul triosunun yanına iyi bir takım sokalı yıllar oldu, hala Denizlispor ve Gençlerbirliği'nden dem vurup şehir efsanesi gibi anlatıyoruz. Aslında ligimiz gerçekten iyi olsa bu takımlardan en kötü iki senede bir çıkarabilmemiz gerek ama malesef düzenli katılan Trabzonspor bile yıllardır bir arpa boyu yol alabilmiş değil. Böyle bir durum söz konusuyken Hollanda ve Portekiz gibi ülkelerle rekabet ediyor olmamız dahi büyük başarı. Her türlü başarısızlık bu üç İstanbul kulübüne ihale edilir ancak bir noktada herkesin kendini sorgulaması gerekiyor. Takımlarımızın bir Sheriff Tiraspol'den, bir APOEL'den, bir BATE Borisov'dan bütçe olarak, imkan olarak neleri eksik, bir tartmalılar. Ondan sonra belki önümüzü daha rahat görme şansı elde edebiliriz.

Son haftaya kısaca bakarsak Beşiktaş'ın evinde, Galatasaray'ın deplasmanda kaybetmesi hafta özelinde önemli eksilerdi, Beşiktaş'ın elense dahi kazanması gereken bir maçtı o, keza Galatasaray da liderliğin rehavetine kapılmaması gerekiyordu. Ülke puanından belki de daha önemlisi kendi takım puanı adına, ona da genişçe değineceğiz aradan istifade. Bu haftanın tek kazanımı Fenerbahçe'nin Sheriff galibiyetinden gelen iki puan. İşe rakip penceresinden bakarsak istediklerimizin büyük ölçüde gerçekleştiğini görüyoruz, son iki haftada bizlerden fazla puan toplamalarına rağmen. Hollanda'nın kendi içinde mükemmel senaryosu olan beş takımla devam etme hayali önce Sinan Bolat'a, sonra da Hertha'nın stoperi Kacar'a takıldı. Hem Şampiyonlar Ligi temsilcisi Alkmaar, hem de Heerenveen saf dışı kalmış oldu böylece. Portekiz de triosu dışında sürpriz çıkaramayınca en azından bir nebze baş edebilme şansı elde ettik ikinci devre için.Baktığımızda iki ülkenin de takımlarının yarısı duruyor, yüzdeye vurursak bizim %40, onların %50. Ekstra performans gerekiyor yine de Galatasaray ve Fenerbahçe'den, üstelik bu arada puan farkını da kapatmak gerek. Şubat ayı sürprizlere gebe olur her zaman, iki takımımız da son sekize kapağı atarsa bambaşka şeyler de konuşuyor olabiliriz ama Portekiz'in, Hollanda'nın geçen sezon Ukrayna'nın yaptığını tekrarlama ihtimali de en az bu olasılık kadar yüksek. İlk devrede topladığımız 7.200 puan beş sezon içinde daha şimdiden en iyi ikinci derece, bunu sezonluk ortalamaya vursak 36.000 puan ediyor ki bu şu an bulunduğumuz yerden daha iyi bir derece vadediyor bize. Bu tempoda devam edersek karşılığını alacağız, orası kesin ama bunu kısa vadede tahsil etmemiz mümkün mü, işte orası bu sezon için zor gibi. Dediğim gibi, bu sezon adına ekstra işler lazım, bunu da şimdiden kestirebilmek kahinlik olur. En azından kuralardan sonra belki biraz daha görebiliriz. Liverpool'u Sporting de çekebilir, PSV de, Galatasaray da. Hangisine gelse ciddi bir tehlike, hele Premier Lig'den kopmuş bir Liverpool sanılanın aksine çok daha büyük bir tehlike. Bu tip yan faktörleri de hesaba katmak gerek.

Bizim evrenimizin dışına çıkarsak görmemiz gereken bir Avusturya-İsrail ihtilali var aşağı tarafta, UEFA Avrupa Ligi'ne soktukları birer takım mucizevi performanslara imza atıp ülkelerini taşımaya devam ediyorlar. Özellikle Salzburg'un ilk Avrupa Ligi'ni 18 puanla tamamlaması ve bunu dördüncü torbadan girdiği kurada ve bir İtalyan, bir İspanyol takımının bulunduğu grupta başarması apayrı bir öykü. Kupanın devre arasında bunun ne büyük bir olay olduğuna kendimizce değinmiştik ama 9'u 18'e tamamlayacakları o dönem aklıma gelmemişti. Onlara en yakın performansı ortaya koyan ekip 16 puanla Werder Bremen, son maçında daha ciddi bir hazırlık yapsa Galatasaray da Bremen'i ikileyen ekip olabilirdi. Salzburg'un dışında ortamı şenlendiren bir diğer ekip de Hamburg'u içerde yenerek grup liderliğini son maçta alan İsrail ekibi Hapoel Tel-Aviv oldu. Aslında sezon başında ülke çapında övünç kaynakları Tel-Aviv şehrinin diğer ekibi Maccabi'nin Şampiyonlar Ligi'ne kalışıydı ancak gol dahi atamadan elenen Maccabi'nin yerine 12 puanla grubunu lider bitirmiş ve ülkenin bayrağını Şubat ayına taşımış bir Hapoel Tel-Aviv şehir sakinlerine eminim daha çekici geliyordur şu anda.
Başarı öykülerinden sonra tekrar bizim tarafa dönüp orta vadeli bir perspektif çizelim. Bu sezondan sonra çekişmeye gireceğimiz ülkeler arasında Rusya ve Ukrayna da bulunuyor, Romanya'nın artık rakip klasmanından çıkacağını öngörerek bunu söylüyorum elbette. Üç ülkeye de bakarsak bu sezonki performans anlamında bizim yanımıza yaklaşamıyorlar. Rusya iki, Ukrayna sadece bir takımla devam ediyor Avrupa'da, yüzdeye vurursak bizim altımızda kalıyorlar bariz bir farkla. Onlardan büyük bir atak gelmezse 6.000-6.500 barajını geçmeleri zor, bizim 9 ve üstüne kendimizi atmamız önümüzdeki seneler için en az üç puan fark kapatmak anlamına da geliyor. Yukarda gördüğümüz 3.5 sezonluk tabloda 3.500 puan önümüzde altıncı sırada bulunan bir Ukrayna var, iyi bir seriyle bizden fazla takımla katıldığı için dezavantajlı olan bu ülkeleri geride bırakıp üç takımla Şampiyonlar Ligi rüyamıza tekrar yelken açma şansına sahibiz. Elbette bunun üç sezondan önce gerçekleşmesi mümkün değil ama ligimiz açısından bir devrim arıyorsak bundan büyük de bir fırsat yok. Her geçen sene artan bu performansımız varken çıtayı da burayı koymak gerekiyor zaten, yeter ki İstanbul triosuna destek olacak takımlar çıkarmasını bilelim. Kayserispor, Bursaspor gibi ekipler bu açıdan büyük anlam ifade ediyor. Neyse, yine çok uzaklara gitmeyelim, en azından Galatasaray ve Fenerbahçe'nin kazasız bir kura çekip kendilerini birkaç tur üste atmalarına ihtiyaç var. UEFA sıralamaları çok bilinmeyenli denklemler, bu bilinmeyenleri biraz olsun açabildeysek, kendimizce bildiklerimizi aktarabildiysek ne mutlu bana. Başka bilmek istedikleriniz olursa yorum bölümüne beklerim.

87 Galatasaray Tur 9.1450 1.7735 2.3200 8.0130 9.2175 30.469

Unutmadan, dün akşam sorduğum bilet sorusunun cevabı 87.sıra, dolayısıyla tırmanış da 45 basamak olacaktı. Bu iki cevabı da veren ilk okuyucumuz Aslı Özer oldu. Mert isimli arkadaşımız 87'yi bilmesine rağmen nedense basamak hesabını inatla yanlış yapmış, onu da yarınki yarışmalara bekleriz. Hem öğlen saatlerinde hem de akşam 19.05'te iki bilet daha vereceğiz. Bu sefer yorumu da bol oldu, sanırım daha basit araştırma soruları sormak gerekiyor böyle. Yarın görüşmek üzere...

Avea'dan Galatasaray-Gençlerbirliği Maçına Kapalı Üst Bileti

Diğer iki soru biraz uğraştırıyordu, bu sefer daha kolay soralım. Galatasaray şu an UEFA sıralamasında 42.sırada bildiğiniz gibi. Peki Galatasaray 2007/08 sezonu sonunda kaçıncı sıradaydı ve bu 1.5 sezonda sıralamada kaç basamak yükseldi?

Gecikme için de ayrıca özür dilerim, 19.05 demiştim soru için...

Sturm Graz 1-0 Galatasaray || 'Gelecek' Karanlık...

Galatasaray için prestij maçı olmasının yanında özellikle ön bölge yedekleyicilerinin sınavı anlamına geliyordu bu maç. Uzun süredir şans bulmasını beklediğimiz Serdar Eylik, Aydın Yılmaz'la beraber ileri üçlüde görev alacaktı. Defanssta ise son dönemde formsuzluğun dibine vuran Hakan Balta'nın yerine Caner Erkin, Uğur ve Sabri'nin yokluğunda normalde sol tarafta görmeye alışık olduğumuz Alparslan. Burda ciddi bir Çetin Güngör beklentisi vardı ama A takımdan gönderilmiş olması sebebiyle öncelikle Alparslan'ı görmek istemiş sanırım, olabilir. Orta üçlü standartların altında değildi, tandemde ise Servet ve Emre Aşık görev yapıyordu, Antalyaspor maçındaki performansa bakarsak daha ideal bir ikili izlenimi veriyordu kağıt üstünde.

Maç ise beklentilerin oldukça altında kaldı. Hücumda ön bölge o kadar sorumluluk almaktan uzaktı ki bu konuda iştahlı ve saha içinde bir şeyler yapabilecek tek oyuncu Abdul Kader Keita, takımın ağırlık merkezini iyiden iyiye sağa kaydırdı. Ortadaki Aydın Yılmaz'la pas alışverişlerindeki başarı sıfıra yakındı, verkaç yapmak için attığı topların hemen hepsi Keita'nın Aydın'ı fırçalamasıyla sonuçlandı. Sabri Sarıoğlu ve Uğur Uçar'ın Keita'yı bindirmeleriyle rahatlatması ve alternatif oluşturması önemli bir aksiyondu sağ kanat ataklarını çeşitlemek adına, Alparslan bunu sağlamaktan çok uzak kaldı. Risksiz, elinden geldiğince göze batmamaya çalışan bir oyun sergiledi, halbuki biraz klişe de olsa defansif yönü zayıf, hücum yönü daha ağır basan bir oyuncu olarak bilinilir Alparslan, milli takımlarda görev aldığı zaman açıkta kullanılmışlığı da vardır. Ters ayaklı olmasının bunda payı var mı bilemem ama verilen görevi kotaramadığı aşikar. Yerine giren Çetin Güngör için de farklı şeyler söyleyemeyeceğim açıkçası, o da top kaybı yapmamak için oynadı desek yeri.

Beklenen sorumluluğu almayan bir diğer oyuncu da Serdar Eylik'ti. Sol taraftaki oyuncunun Galatasaray'ın sisteminde daha çok son vuruşlarda ve forveti ikilemede öne çıktığını biliyoruz ama kanat aksiyonlarından bu kadar mı uzak olur bir oyuncu? Maç boyunca Serdar'ın ceza sahasına orta yaptığı sadece bir pozisyon hatırlıyorum, onun da 70'lerde olması lazım. Topla buluşmuyor, top hasbelkader geldiğinde de hata yapmamaya çalıştığından iyice silikleşiyor. Galatasaray altyapısında fazla topla oynadığı için eleştirilen oyunculardan biridir aslında Serdar Eylik, bu silik oyun özgüven açısından büyük bir eksiği olduğunu ortaya koyar ki üst seviyede tutunmanın en önemli şartlarından biridir oyuncunun kendine güveni. Arda Turan'ı 87 jenerasyonunda farklılaştıran bu güven meselesidir, özellikle Aydın'da gördüğümüz bu sorumluluktan kaçma dürtüsünü Serdar'da da görmek beni hayal kırıklığına uğrattı açıkçası.Bugün belki de en farklı ve ilginç görev Aydın Yılmaz'a verilmişti, forvetin yer değiştiği ileri üçlüde ortada kalan teknik kapasitesi yüksek oyuncu olacak ve top geldiğinde pas trafiğini kuracaktı, söz konusu Aydın Yılmaz olunca bunların hepsi teoride kaldı tabii ki. Aydın hiçbir zaman iyi bir pasör olmamıştır, bunun dışında doğru kararları verebilen bir oyuncu hiç olmamıştır. Aydın'daki en büyük eksikler o görevi layıkıyla yerine getirmenin olmazsa olmaz şartları zaten. Pas atacağı zaman şut, şut atacağı zaman pas atan bir adamdan bugün orda iyi bir performans göstermesini beklemek zaten haksızlık. O sebeple bugüne şaşıranlara şaşırmak lazım esas. Aydın zaten bu kadar çok yönlü ve zihinsel gelişime açık bir oyuncu olsa geçen sene KLAB dörtlüsünün bozulduğu her maç Galatasaray problem yaşamaz, Aydın Yılmaz da rotasyonda edindiği yerin hakkını verirdi. O zaman da veremedi, bugün de veremiyor, bence gelecekte de veremeyecek. Galatasaray'dan ayrıldıktan takriben bir sene sonra da zirve ligde kendine şans bulamayan bir oyuncu haline gelecektir, daha fazlasını beklemiyorum ben.

Bugüne dair iyi not verilebilecek tek adam Caner Erkin'di belki de, kondisyonu müsade ettikçe hücuma katıldı, top taşıdı, iyi paslar denedi. Sağdan kullanılan duran topların başına birkaç maçtır onun geçmesi tesadüf değil, Frank Rijkaard onun sol ayağına güveniyor olmalı. Açıkçası maç kadrosunu gördüğümde farklı görevleri kaldırabilme becerisi olan tek oyuncu olarak onu gördüğümden sol bekte Alparslan'ı, sol içte Caner'i, sağ bekte ise Barış Özbek'i göreceğimizi düşünmüştüm ama Frank Rijkaard onu sol beke ısındırıp o bölgede faydalanmak istiyor açıkça, bunu görebiliyoruz. Hakan Balta bu kadar formsuz olduğu sürece de o bölgede süre almaya devam edecektir Caner. Maç kondisyonu kazandıkça üstüne koyacak bir oyuncu olduğundan bahsetmeye gerek yok zaten.

Yalnız işin şöyle de bir yönü var, yukarda saydıklarımın 1-0'lık mağlubiyetle bir bağlantısı yok zira mağlubiyeti getiren bireysel performansın sahibi bu oyunculardan ziyade Servet Çetin'di. Fenerbahçe ve Denizlispor kariyeri de dahil izlediğim en kötü Servet sahadaydı bugün belki de, golde Lavriç'i kaçırışı akıl alır gibi değildi. Bunu telafi etmeye çalışıp hücuma katılayım derken yerini kaybetti, Lavriç'le girdiği hemen her mücadeleden mağlup ayrıldı. Kuvvetiyle rakibini bozan bir oyuncu değil, yavaş ve hamlesiz bir stoper vardı bugün sahada ve beni korkutan bu oldu açıkçası. Antalyaspor maçındaki performansında sağ stoper oynamasının da etken olduğunu düşünüyordum ama onun da geçtiğimiz sezonlarda gösterdiği yüksek performansın çok uzağında olduğu bir gerçek.

Avrupa kupalarında son maçlar her daim bu tür sonuçlara açıktır, olabilir. Takım puanı için önemli olsa da bir şekilde telafi edilir ancak gösterilen performansın açıklaması bunlar üstünden yapılamaz, yapılmamalıdır. Profesyonel kariyerinde sayılı kez Galatasaray forması giyen oyuncuların kendilerini göstermek için elde ettikleri nadir fırsatlardır bunlar. Arda Turan'ın Boleslav maçı sonrası ikinci bir şansı yoktu belki de, arkasında yeni transfer Marcelo Carrusca bekliyordu. 'Göze batmamak' için değil göze batmak için oynamalı bu oyuncular. Bu açıdan iyi sınav vermedi çocuklar, skordan öte Galatasaray adına günü karanlık kılan budur...

Yeni 'Sıfırcılar' : Haifa, Debreceni & Levski, Partizan

Geçen hafta Şampiyonlar Ligi'nin grup aşaması son buldu ve Şubat ayında Avrupa kupalarında devam edecek 24 takım belli oldu. Bunun dışında işin magazin tarafında kalsa da belli olan bir şey daha vardı ki o da Şampiyonlar Ligi tarihinde ilk grup bölümünü puansız tamamlayan iki yeni takımın da diğer yedi ekibin arasına katılmasıydı. Ülke futbolunun bitmeyen geyiklerinden biridir aynı zamanda, hem Mustafa Denizli hem Fenerbahçe söz konusu olduğunda illa dile getirilen bir sıfattır 'sıfırcı'. O dönem için ilginç bir şeydi elbette, Kösice'den sonra Şampiyonlar Ligi adına da bir ilkti ama Fenerbahçe'nin performansı sonrası neredeyse geleneksel hale geldi diyebiliriz bu olay, 2004 yılı hariç her sene hatrı sayılır bir ekip grup aşamasını puansız kapattı. Bugüne kadar puansız Şampiyonlar Ligi'ne veda eden ekipler şöyleydi, daha önce de yazdığımız üzere.

2008: Dynamo Kiev (goals: 4-19) - group: ManU, Roma, Sporting
2007: Levski Sofia (goals 1-17) - group: Chelsea, Barcelona, Werder
2006: Rapid Wien (goals: 3-15) - group: Juventus, Bayern, Brugge
2005: Anderlecht (goals: 4-17) - group: Inter, Werder, Valencia
2003: Spartak Moskva (goals: 1-18 ) - group: Valencia, Basel, Liverpool
2002: Fenerbahce (goals: 3-12) - group: Barcelona, Leverkusen, Lyon
1998: Kosice (goals: 2-13) - group: ManU, Juventus, Feyenoord

***
2009: Debreceni (goals: 5-19) - group: Fiorentina, Lyon, Liverpool
2009: Maccabi Haifa (goals: 0-8) - group: Bordeaux, Bayern, Juventus

Bu sene bu 7 ekibe katılan 2 takım var. Macar şampiyonu Debreceni ve İsrail şampiyonu Maccabi Haifa. Debreceni'nin en azından kapasitelerini ortaya koydukları 3-4'lük bir Fiorentina maçı vardı, takdir edilecek bir şeyler yaptılar ancak Maccabi Haifa için aynı sözleri söyleyebilmek zor. Şampiyonlar Ligi tarihine altı maç sonunda gol atamadan ve puan alamadan elenen ilk takım olarak geçtiler. Kadrolarına bakınca grup aşamasına kalmaları bile başarı denilebilir ama geçen sene büyük sürprizler yaparak buralara gelen Anorthosis, BATE Borisov ve Aalborg, bu sezon ise APOEL'in gösterdiği performanslar ortadayken şu performansın Şampiyonlar Ligi'ne yakışmadığını söyleyebiliriz açıkça. Ben yeni formatın bu performanslarda etkili olduğunu düşünenlerdenim, Atletico Madrid'in 3 puan, -9 averajla elenmemesini de bu paralelde yorumlayabiliriz ancak doğru bir sonuç elde etmek için birkaç sezon daha beklemek gerek yine de. 2011/12 sezonunun sonuna kadar geçerli olan bu statü o dönemde eksikleri göz önünde bulundurulup tekrar elden geçirilecektir.Sıfırcılar demişken önümüzdeki iki gün içerisinde UEFA Avrupa Ligi'nin 'ilk sıfırcıları'nın da belli olacağını atlamamak lazım. Burda şöyle ilginç bir ayrıntı var ki UEFA Avrupa Ligi'nin ilk sıfırcısı bu sezona kadar gösterilmiş en kötü performanslardan birine imza atmış olan Levski Sofya olabilir! Tamam, 2007'de Barcelona-Chelsea-Bremen gibi rüyanızda görseniz doğru değildir diyeceğiniz bir kura çekmiş olabilirsiniz ki o senenin teoride oluşturulabilecek en zor kurasıydı gerçekten ama UEFA Avrupa Ligi'nde sıfır çekmek de neyin nesi! Üstelik Levski Sofya ilk 5 maçta bırakın puan almayı, gol dahi atabilmiş değil. Perşembe akşamı Lazio deplasmanında onurunu kurtarmaya çalışacaklar, eğer büyük bir sürprize imza atamazlarsa Avrupa Kupaları tarihinin en kötüsü olacaklar, o kesin. Grup bölümünü puansız geçmek üzere olan bir diğer ekip de Sırbistan'ın köklü ekiplerinden Partizan. Evlerinde son UEFA Kupası şampiyonu Shakhtar'ı prestij maçında ağırlayacaklar, belki maçı beraberliğe bağlayıp işi kurtarabilirler. Yarın Galatasaray'ın maçını izlerken bir gözüm de bu maçın sonucunda olacak...

Yeni Nesil Altaylılar: Musa Çağıran & Burak Çalık

Türk futbolunda oyuncu yetiştirme geleneği olan kulüpleri saymaya kalktığımızda adını anmamız gereken kulüplerden birisi de Altay. Özellikle Sakarya, Dardanel gibi kalelerin düşmesiyle İstanbul'dan bağımsız genç oyunculara fırsat tanıyan ve bu oyuncuları servis eden kulüp sayısı iyice azaldı, son sezonlarda yükselişte olan bir Bursaspor var. Geçtiğimiz sezon ümit milli takımın da kalesini koruyan Gökhan Değirmenci'yi ve Merter Yüce'yi, ondan önceki sezon da Eren Güngör'ü Kayserispor'a gönderen Altay'ın geçen sezon play-offlarda başarısız olması kadrodaki bu eksilmeleri de göz önüne alınca düşüş yaşayacakları öngörüsünü de beraberinde getirmişti ama Altay zirve yarışında tutunmaya bu sezon da devam ediyor. Bunda en önemli paya sahip oyunculardan ikisi Musa Çağıran ve Burak Çalık'a ise yaşları ve potansiyelleri gereği ayrıca göz atmak gerek.

Musa Çağıran 1992 doğumlu olmasına rağmen genç milli takımlarda kendi yaş kategorisinin üstünde oynayacak fizik kapasitesine sahip bir oyuncu olarak dikkat çekiyordu geçtiğimiz senelerde, adı fazlaca geçiyordu geleceğin yıldızları arasında. Profesyonel düzeyde sahne alması ise bu yıl oldu. Defansın sağında da görev yapabilen Musa, bu sezon Kayserispor'a geçen Merter'in boşluğunu Altay'da dolduran isim. Bununla da yetinmeyen ve ön alanda gol de kovalayan bir kimliği var. Birkaç maçını izleme fırsatı buldum bu sezon, bunların arasında iki gol attığı Giresunspor maçı da vardı. 17 yaşında, Türkiye'de yetişmiş bir oyuncunun bu düzeyde bir hava hakimiyeti olması gerçekten şaşırtıcı, farklı bir fiziği olduğu kesin. Attığı iki golün yanı sıra kaleciden aldığı bir hava topu vardı ki o pozisyon Altay'a son dakikada penaltı getirmişti. Bu sezon kaydettiği 5 golün 4'ünü kafayla atmış olması tesadüf değil. Türkiye'de genelde stoperler için bir kriterdir hava hakimiyeti ancak stoper-orta saha değişimi gibi saha içi rotasyon yapmak istiyorsanız olmazsa olmaz özelliklerden birisidir hava hakimiyeti, bu geçişi de yapabilecek bir oyuncu bir yandan. Birkaç sezon düzenli olarak bu bölgede oynayan bir Musa'nın milli takım düzeyinde de adını duyuracağına şüphem yok. Şutları biraz eksik gibi duruyor, bu konuda üzerine koyabilir mi bilmiyorum ama çalışmalı. Maç tecrübesiyle beraber bu konuda da ilerleme kaydederse en geç 20'li yaşlarının başında İstanbul'a geçiş yapar.

Transferinden söz etmişken Fenerbahçe'nin kendisiyle şimdiden ilgilendiği yönünde bir şeyler duyduğumu söyleyeyim, bir Galatasaraylı olarak beni rahatsız eden bir gelişme açıkçası. Transferi için belki erken olabilir ama Fenerbahçe bonservisini alıp bırakmak istiyorsa çok akıllı bir hamle yapmış olur. Yetiştirdiği oyunculara uçuk bonservis bedelleri biçen bir ekip de değildir Altay, mali durumu da pek iyi olmadığından uygun bonservis bedellerine bırakabiliyorlar oyuncularını. Galatasaray araya girip bu işi bitirirse büyük iş başarmış olur. Madem bu Musa 17 yaşında, neden U17 Dünya Şampiyonası'nda değildi derseniz bunu Altay'da düzenli oynuyor olmasına bağlamak gerekiyor. Chelsea'nin yedek takımında forma giyen ve 92 jenerasyonunun en önemli oyuncusu olan Gökhan Töre'nin de turnuvaya gönderilmediğini hatırlatayım. Zaten geçen sezon bu düzeyde forma giymiyorken U-17 milli takımı havuzunda yer aldığını biliyoruz. Altay maçlarına denk gelirseniz bir izleyin derim.Altay deyince değinmemiz gereken bir diğer genç oyuncu da elbette Burak Çalık (fotoğrafta ortada, 8 numara. Daha iyi fotoğrafını bulamadım bir saate yakın bakmama rağmen). Ümit milli takımın forvet rotasyonunda şu sıralar Kayserispor'daki TV performanslarıyla ismini öğretmeye başlayan Ömer Şişmanoğlu'yla beraber yer bulan Burak, Bank Asya'da 9 golle gol krallığının en önemli adaylarından biri konumunda. Çok diri ve seri bir oyuncu, fuleli denilen cinsten. Kondisyonu da hiç fena değil, rakip defansı ciddi şekilde yıpratıyor.

Yalnız bu enerjisini verimli kullanan bir oyuncu olduğunu söylemek zor, son vuruşlarının yüzdesi daha üst seviye için soru işareti, ayrıca sağ ayağına fazla bağımlı bir oyuncu izlenimi verdi bana. Top sürmesiyle ve hızıyla yaşayan bir oyuncu için çift ayak kullanımı çok daha önemli oluyor, belli bir nokta sağ ayağıyla dikine kat edemeyeceği için topu geriye çekmek zorunda kaldığını gördüm izlediğim her maçında. Skorerliğine ve fiziksel artılarına rağmen Süper Lig'in zirvesinde yer bulacağıyla ilgili şüphelerim var ama kendini bir üst seviyeye atabilir. Takip edilmesi gereken bir oyuncu o da. Geçtiğimiz sezondan beri düzenli oynuyor, bir-iki sene sonra o da gündeme gelecektir, Altay bu sezon Süper Lig'e yükselebilirse seneye Süper Lig'de daha doğru bir izlenim edinme şansını yakalayabiliriz...

Fenerbahçe 3-2 Ankaragücü || Galatasaray Yenince...

İlginç bir ligiz, ilginç bir ülkeyiz hakikaten. Şu maçın psikolojisinin büyük ölçüde bir gün önce oynanan maç üzerinden şekillenmesinin Avrupa futbolunda bu kadar net bir karşılığı var mıdır bilmiyorum ama bugün maç 2-2 gidiyorken pozisyonlar aksi istikameti gösterse dahi 3-2 öne geçecek olan tarafın Fenerbahçe olacağını eminim her izleyici hissediyordu. Meye'nin çıkardığı iki enfes şutun direğin içiyle, dışıyla muhattap olmasına rağmen kaleye girmemesi aslında maçın kaderini çizmişti ama son dakikada Brabec'in vurduğu kafanın bu haftanın tartışmalarının başında geleceğini de atlamamak gerek. Ankaragücü'nün Fenerbahçe'nin attığı kornerde ikinci direğe adam koymaması Güiza'nın golünü getirmişti, Fenerbahçe tartışmalı da olsa 2 puanı Özer'in orda bulunmasına borçlu. Ankaragücü'nün de bir golü faul ya da Özer topla beraber içerde vs vs. ondan söz etmiyorum. Duran toplarda iyi pozisyon almanın maç kurtarabileceğidir demek istediğim.

Fenerbahçe'nin gol atabilmesi için Alex'e muhtaç olduğu bir sır değil, Alex oynadığı zaman da arkası geliyor işte. Bu sefer onu arkadan destekleyecek iki yardımcısı da vardı yanında: Özer Hurmacı ve Mehmet Topuz. 'Revivo görünümlü' Mehmet, Kayserispor'daki değerli günlerini hatırlatan bir performans koydu ortaya, araya attığı toplar büyük tehlike yarattı. Özer Hurmacı'nın ne kadar büyük bir yetenek olduğunu zaten biliyorduk ama bugün maçı çözen oyunculardan biri olmasına rağmen hala temel eksikleri olduğu, bunların başında da şutları ve son vuruşları geldiği bir gerçek. Sol kanatta rakibini sadece top kontrolüyle geçtiği bir pozisyon vardı ikinci yarıda, ardından çıkardığı şuta bakarsın gece ile gündüz kadar farklı iki hareket. Yine de Galatasaray'ın elinden kaçırmasına hayıflandığım bir adamdır Özer, onun yerine İBB-Trabzon maçında iyi bir dripling yaptığı için Aydın'ı tercih etmiş olmamıza ne desem bilemiyorum.

Yalnız Fenerbahçe'nin defanstan top çıkarma becerisi bu konuda sıkıntılı olan Galatasaray'ın dahi oldukça gerisinde, Ankaragücü ön alanda aktif olduğu an eli ayağına dolanan ve topu rakibe teslim eden bir Fenerbahçe defansı görüntüsü var. Bunu Carlos-Bilica-Lugano-Gönül dörtlüsüyle yapıyor olması da ayrıca önemli. Önde top alacak bir Emre Belözoğlu olmayınca, yerine gelen Selçuk'un da kendi vasatının üstüne çıkamaması Baroni'yi de düşürdü, oynadı mı oynamadı mı anlayamadım. Gönül'ün formsuzluğu dillere destan zaten, Carlos da belki de Türkiye kariyerinin son maçını oynadı. Beklerden bir çözüm üretilebilmesi için öncelikle buraya el atmak şart, özellikle sol bekte Santos denenebilir mi diye düşünmüyor değilim. Orası için yumuşak kalıyor olabilir ama skor sıkışınca orta sahanın çıkıp santraforun oyuna girdiği bir ülke burası, Carlos da cezalıyken orayı kime teslim edecek, merak içindeyim. Brezilya'dan sol bek bakınıldığını duydum yine, bakalım o taraftan ne çıkacak?

Ankaragücü ise Galatasaray maçından bugüne maç kazanamamış bir takım olarak sahaya çıkmıştı ama sahaya baktığımızda iyi organize olmuş, Aydın ve Darius Vassell üstünden hiç de fena olmayan hücum varyasyonları çıkaran bir takım görüntüsündelerdi. Hoş, Ankaragücü diyoruz ama sahaya baktığımda 2-0'lık mağlubiyetlerine rağmen Galatasaray'a karşı çok iyi iş çıkardığını düşündüğüm Ankaraspor'u gördüm daha çok. Kalede Senecky, defansta Baki-Brabec, orta sahada Aydın Karabulut, forvette Meye, daha sonra giren Konate. Oyun karakterini belirleyen baskın oyuncular da bunlar, Ankaragücü takviyeli bir Ankaraspor görüntüsü hakimdi maça. Henüz o geçiş sendromunu atlatamamışlar ama kadro hiç de fena değil, Fenerbahçe kalesine de iyi indiler. Defansta da her topu sektirme huylarını törpüleyebilirlerse iyi bir takıma dönüşebilirler ikinci yarı.

Ligin geçici liderliğini Galatasaray'dan teslim aldı Fenerbahçe, Kayserispor ve Beşiktaş'ın yarınki maçlarıyla beraber zirvede hafta kapanacak. Şaka maka 16 hafta geride kaldı ligde, bu sezon sanki biraz daha hızlı ilerledi! Devre arası düşüncelerimizi toparlama fırsatımız olacak, o zaman daha detaylı bir zirve değerlendirmesi gelir. Şimdi "gol mü değil mi" tartışmalarına göz atma zamanı...

Bosman Fırsatları #1: Andre Moritz

Andre Moritz, 2.5 sezondur Kasımpaşa'da forma giyen ve son dönemdeki formuyla dikkat çeken 1986 doğumlu bir ofansif orta saha oyuncusu. Son dönemde Kasımpaşa'nın yükselen performansında büyük rol oynamasıyla dikkatleri zaten çekmişti ancak Moritz'i transfer dönemi için değerli kılan bir diğer unsur da sözleşmesinin 31 Mayıs 2010'da bitiyor olması. Türkiye'de bildiğiniz gibi Bosman kuralları pek aleni biçimde kullanılamıyor, bu sebeple oyuncular "takıma ihanet etmemek" adına ancak sözleşmeleri bittikten sonra bu görüşmeleri yapabiliyorlar. Andre Moritz'i bu noktada farklı kılan ise daha şimdiden sezon sonu bonservisinin elinde olacağını ve hedefinin İstanbul'da kalmak ya da Avrupa'ya gitmek olduğunu açıklaması.Andre Moritz'i Türkiye şartlarında başarılı bir bosman transferi yapan bazı şartlar var. Öncelikle 3 senedir İstanbul'da yaşayan ve akıcı şekilde Türkçe konuşabilen bir oyuncudan bahsediyoruz, yani bir yabancı transferi gözüyle bakmamak gerekiyor pratikte. Yararlı bir rotasyon oyuncusu olmasının yanında İstanbul büyüklerinde yedek kalmayı problem etmeyecek olması da önemli çünkü Türkiye'de +2 gibi absürd bir yabancı kuralı var. 8 iyi yabancı getirmek yeterli değil, rotasyonu da düşünebilmek gerek. Moritz, senede 15-20 maç fırsat bulacak, formda olduğu zaman iyi katkı verecek bir hücum oyuncusu olabilir. Her takıma Alex, Keita, Elano lazım ama onun arkasında duran bir Moritz de sanıldığından daha büyük katkı yapabilir takıma.

Bunun dışında sene sonunda 3 yılı dolduracağından vatandaşlık alması şansı da ortaya çıkıyor. Vederson'a, Nobre'ye alınan vatandaşlıklar varken Moritz'in 5 seneden önce bu hakkı elde etmesi mümkün olabilir.Beşiktaş'ın yabancı kontenjanının dolu olmasını ve ofansif bölgedeki yabancı yığılmasını düşündüğümüzde Moritz'i istemeleri pek akılcı gözükmüyor, Galatasaray ve Fenerbahçe için makul bir tercih olabilir Moritz +2 için. Trabzonspor, Kayserispor, Bursaspor gibi ekipler de boşa düşerse peşinde olacaktır, ligin gerekliliklerini öğrenmiş, 'yerli' bir yabancının her zaman talibi olur. Transferiyle ilgili çıkacak haberlerinin zamanı yakındır Moritz'in.

Ayrıca federasyonun resmi dergisi olan Tam Saha'ya geçtiğimiz ay güzel bir röportaj vermiş, orda da ayrılacağıyla demeçleri var. Zamanınız varsa o yazıya da bir göz atın derim.

Antalyaspor 2-3 Galatasaray || Keita'yla Geri Dönüş

İlk 10 dakikasını hava muhalefeti ve trafik sebebiyle kaçırdım maçın, içeri girdiğimde skor 1-0'dı ve Antalyaspor'un yan topta Galatasaray'ın ofsayt taktiğini delip basit bir gol attığını gördüm. Tam yenilen gol için hayıflanırken en az onun kadar yanlış bir golü daha gördü Galatasaray kalesi, Gençlerbirliği'nden tanıdığım ve sempati duyduğum bir oyuncu olan Mile Jedinak'ın kafa vuruşu skoru ev sahibi lehine ikilemişti. Bunda defans kurgusunun yeniden düzenlenmek zorunda oluşunun etkisi büyüktü elbette. Tamamen yeni bir defans kurgusu bu, Servet Çetin de dahil. Mehmet Topal'ı iki maçtır stoperde görüyorduk ancak Frank Rijkaard özellikle son maçta orta saha kurgusunu tekrar Elano-Barış-Topal üçlüsüne çevirmek isteyince defans için fazla alternatifi de kalmıyordu elinde.

Hakan Balta sol stopere kayınca Servet Çetin dahi senelerdir oynadığı bölgesinde değil sağ stoper olarak oynamak zorunda kalıyordu. Sağ bekte Sabri yerine Uğur, sol bekte ise Caner Erkin oynuyordu. Aslında bu tip cesur hamleler her daim hoşuma gitmiştir, bugün başlangıçta bu yeni düzenin sıkıntıları çekilse de bence hiç de fena iş çıkarmadı bu dörtlü, Hakan Balta dahi daha bir toparlanmış gözüktü gözüme, stoperden iyi paslar çıkardığı oldu. Caner Erkin maç eksiğine rağmen solda aktif olabileceğini, ön bölgeye destek verebileceğini gösterdi, Uğur Uçar da önü açık olduğu zaman topla kat eden, sıkıştığı zaman doğru pası yapan akıllı bir bek performansı ortaya koydu. Önü kapalıyken topu 20 metre açıp rakibini ekarte ettiğini hiçbir zaman göremeyeceğiz Uğur ama bence en az bunun kadar etkili işler yapabiliyor, Keita'yla da uyumlu bir görüntü çizmesi Sabri'nin yokluğunda, ki bu senenin en iyilerinden biridir, rahat olmamı sağlıyor. Bu seneyi, özellikle bu 6 ayı onun için de bir geri dönüş olarak görmek lazım, 1.5 senedir futbol oynamayan, psikolojik olarak futbolu kafasında bitirmek üzere olan bir oyuncuydu Uğur, yüzüne karşı "Senin futbol hayatın bitti." denmiş bir adamın tekrar futbola dönüşü o kadar basit bir olay değil.

Maça dönelim. Mehmet Topal'ın öne kaydırılma hamlesi bu maç amacına ulaşmış gibiydi, bana göre bu senenin en iyi 3 Topal performansından birine girer bu akşam. Elano da takıma kendini kabul ettirdikçe daha iyi oluyor, pas trafiğini hızlandırdıkça ve top onun üstünden daha çok döndükçe Galatasaray'ın farklı bir takım olduğunu herkes görüyordur. Rakibi önde yakaladığı zaman hiç affetmiyor. Bu ligin en iyi pasörü olduğunu Galatasaray'ın ilk net pozisyonunda Keita'nın önüne attığı harika uzun pasla tekrar gördük, kaleci Ömer'in arkadaşıyla çarpıştığı pozisyonu söylüyorum. Yeter ki arkadaşları onu kullanmasını bilsin, o oyuna girdikçe, daha büyük rol aldıkça öndeki üçlünün aktivitesi aksine artacak ve çok daha efektif pozisyonlar bulma şansına sahip olacaklar. Bugün ilk 11'e geri dönen Abdul Kader Keita'nın da sağ ön bölgede sık sık topla buluşması ve hünerini sergilemesinde Elano'nun da parmağı var. Yalnız Keita da öyle bir oyuncu ki insan ne diyeceğini bilemiyor, benim canlı izlediğim en büyük birkaç oyuncudan biridir, abartısız söylüyorum. Türkiye'de bir sene daha tutarsak iyi iş çıkarmış oluruz, onu seyretmek apayrı bir zevk. Sırtında bir Antalyasporlu varken, diğeri kademeye girmeye uğraşırken üç aşamalı bir adam eksiltme ve çizgiye inme operasyonu planlayıp bunu uygulaması ve Kewell'a galibiyet golünün pasını atması harikaydı, muhteşemdi, goldü. Zaten Galatasaray'da bu saydığım adamlar birbiriyleriyle iyi anlaştığında ve biraz da son vuruşlarda başarılı olduklarında yapamayacakları şey yok. Ligin zorlu deplasmanlarından birinde ilk 20 dakikada 2-0 geriye düşseniz bile maçı alabiliyorsunuz işte. İBB maçının son 15 dakikasında %23'lük topla oynama yüzdesi olması işte bu yüzden garip ve işte bu yüzden Galatasaray çok kötü oynamıştır demiştim geçen maç, Galatasaray'ın aynı oyuncularla bu oyunu oynama imkanı da var çünkü, Ali Sami Yen'de bu daha da kolay olmalı. 7 eksikli İBB'den daha iyi ve oturmuş bir takım olan Antalyaspor'un evinde Galatasaray'a karşı o baskıyı kuramamasıydı normal olan, dakika kaçmış diye ekrana baktığımda ilk gördüğüm dakika 87 ise Galatasaray iyi oynuyor demektir, en azından kendi adıma böyle görüyorum. Hoş, onu da Galatasaray'ın üçüncü golünden sonra Antalyaspor lehine 10+ faul düdüğü çalan ama Yalçın'ın Kewell'ı sakatlama girişimlerine bir kez dahi faul çalmayan hakemin de payı var. Bazı hakem arkadaşlarım (!) kızacak ama işte bu yüzden hakemlerimiz iyi değil, oyunun ruhunu süzemiyorlar, Yalçın'ın sarı kart görmesi için yerde yatan Kewell'ı tartaklaması gerekmiyor, ilk yarıdaki bir kornerden beri sürekli aynı tartışma dönüyor ve eli kolu oynuyor Yalçın'ın. Bu Yalçın'ın İstanbulspor'dan Galatasaray'a geldiğinde "tribünlerden gelme" diye lanse edilmesi de ayrı bir anektodtur, şaşılacak şey.

Maçın başlangıcı dışında olumsuz olarak göze çarpan ilk şey 3-2'den sonra Uğur'un yerine oyuna giren Nonda olsa gerek. Bir forvet oyuncusu takımın performansından bu kadar mı bağımsız oynar, bu kadar mı top ezer! Nonda'nın kaslarının eskisi gibi olmadığını biliyoruz ama şu son 3-4 maçtır izlediğim Nonda akıllara ziyan. Bir arkadaşımız Galatasaray'ın Baros dönecekken Sercan'a ihtiyacı olup olmadığını sormuştu birkaç yazı önce, işte tam da bu yüzden ihtiyacı var. Baros olmadığında Galatasaray yerle yeksan olmamak istiyorsa Sercan ya da bir başkası, eli yüzü düzgün, son vuruşu ortalamanın üstünde bir forvet oyuncusuna ihtiyacı var. Geçen senenin sonunda 'Bir Hayal Kırıklığı: Shabani Nonda' diye bir yazı hazırlamıştım, sonra yayınladım mı bilmiyorum. Rijkaard'ın gelişiyle tekrar iyi bir rol oyuncusuna dönüşen Nonda'nın rolünün dışına çıktığında fiziksel anlamda ne kadar yetersiz olduğunun, üstelik daha da yavaşladığının resmidir bu maç. Milan Baros'un arkasının mutlaka doldurulması gerek.

Son olarak oyuncu değişikliklerine, ordan da Arda'ya değinmek lazım. Uğur Uçar'ın çıkıp Shabani Nonda'nın oyuna girmesi skor 2-1'ken planlanmış bir hamleydi muhtemelen ama Nonda oyuna girdiğinde skor 3-2 Galatasaray lehineydi. Keita'nın da kenara gelişiyle önde ve deplasmanda oynayan bir Galatasaray'ın sağ kanadığnın Barış Özbek-Aydın Yılmaz olması tüylerimi ürpertmedi değil, zaten birkaç tehlike de yaşandı o bölgede. Bu değişiklikten vazgeçilmesinin daha iyi olabileceğini düşünüyorum naçizane, belki çıkacak oyuncu değişebilirdi. Bir de Ayhan'ın oyuna gireceği belli iken çıkanın Arda Turan olmasını da bir mesaj olarak algılayabiliriz, genelde Ayhan değişikliğinde kenara gelen oyuncu Elano olurdu Galatasaray'da. Arda bugün gol pozisyonlarının içindeydi, isteği ve iştahı da fena değildi ama pas trafiğiyle yaşayan bir takımda bu kadar top ezmesi hiç hayra alamet değil, bu işleri törpülemesi gerekiyor artık Arda'nın. Maç trafiği onu zihinsel ve fiziksel olarak yormuş olabilir, devre arasına ihtiyacı olan bir oyuncu da o sanırım.

Velhasıl, iki iç saha maçında 4 puan bıraktıktan sonra zorlu bir deplasmanda 2-0'dan geri dönerek alınan bir 3 puan. Galatasaray zirveye tutunacak ve şampiyonluk yarışında son ana kadar var olacaksa hatrı sayılacak maçlardan birisi de Antalya deplasmanı olacak. Bugün Antalya'ya bir abimizi askere uğurladık maçla beraber, ona da "hayırlı teskereler" diyelim ve şampiyonlukla dönmesini dileyelim. Haftasonu Galatasaray için rakiplerini geride bırakma fırsatına dönüştü bu hafta, bakalım kaybedenler olacak mı, yoksa geçen haftaki gibi açıldığı şekilde mi devam edecek?
Related Posts with Thumbnails