Ankaraspor 0-2 Galatasaray

Ayhan Akman'ın yokluğu takımı fazlasıyla zorladı maç boyunca, duran topla golü bulana kadar istediği oyunu ortaya koyamadı Galatasaray. Harry Kewell'ın geçen sezon başta Olympiakos maçından hatırladığımız 'Metin Oktay golleri'ne devam etmesi maçı çözen ana unsur. Skor rahat ve net gözükse de Galatasaray'ın mucizevi bir oyun ortaya koymadığını, sistemini yeni yeni oturtmaya çalışan bir takım olduğunu gözler önüne serdi bu maç.

Ligin ilk maçında kısa dönemde takımda gördüğümüz düşüşü iyi etüd etmiş Jurgen Rober, Galatasaray'ı zorlayacak bir dizi tedbir almış. Bunların en önemlisi ve zorlayıcı olanı defansı öne kurup Baros'un arkasındaki hücum üçlüsünü dar alana hapsetmek olmuş, gördüğümüz kadarıyla gayet de iyi işledi bu taktik. Galatasaray uzun süre bir antitez geliştiremedi bu hamleye. İlk yarıdaki dişe dokunur tek pozisyon olan Elano'nun kaleye attığı şut hariç etkin olamadı Galatasaray. Keita'nın iştahı ve enerjisi olmasa topu da ayağında tutmakta zorlanabilirdi takım. Keita'nın sorumluluk alma güdüsü ve iştahı gerçekten önemli, takım sıkıştığında anahtar görevi görüyor sağ kanat. Bugün Ayhan'ın yokluğunda öne iletilemeyen toplar, Arda'nın düşen etkinliği, Elano'nun takıma uyum gösterememesi ilk yarıda bütün sorumluluğu Keita'nın üzerine yıktı neredeyse.

Beni esas şaşırtan öndeki arızadan çok belki de defansta en çok güvendiğimiz bölge olan sol tarafın Ankaraspor için bir madene dönüşmesi oldu. Hakan Balta gibi bir oyuncu nasıl bu kadar çok yer kaybeder, anlamak güç. Kayserispor maçında da bir-iki kez görmüştük bunları, milli maç arasından önce hiç iyi haberler değil bunlar. Ankaraspor da gerçekten iyi işledi orayı. Sabri defansif bilgisi ve becerisi kısıtlı bir oyuncu ancak o son maçlarda elinden gelenin en iyisini yaparken Hakan'ın bu kadar açık vermesi benim için bir sürpriz açıkçası. Bakalım ara ona nasıl gelecek?

Öndeki arızaların bu kadar ayyuka çıkmasının sebebi Ayhan Akman'ın oyunu kadar Mehmet Topal'ın sisteme uyumsuzluğu olsa gerek. Mehmet Topal formda olduğu zaman gerçekten üst düzey bir orta saha oyuncusu ancak formsuzluğu da hiç çekilmiyor hani. Bir an önce toparlansa iyi eder, yoksa formasına talip olan çok oyuncu var. Mustafa Sarp ve Ayhan Akman bu kadar formdayken, Barış Özbek kenarda bekliyorken sonsuza kadar bu şekilde devam etmez, onun da bir adım öne çıkması gerekiyor artık.

Ankaraspor'a dönelim. Birleşme, başkan değişimi derken geçtiğimiz transfer dönemlerindeki aktif politikasını bu dönem göremesek de Özer ve Erhan'ın İstanbul'a gönderilmesi karşılığında takıma katılan Aydın Karabulut ve İlhan Parlak'ın ilk 11'de yer bulması gözlerden kaçmıyor. Aydın zaten lig başladığından beri her maçta 90 dakika forma bulan oyunculardan birisi oldu, tıpkı Çek stoper Brabec gibi. Slavia Prag'dan serbest kalan 32 yaşındaki Brabec faydalı bir oyuncu görüntüsü verdi bana, defansı fazlasıyla derli topluydu Ankara'nın. Hatta ileri çıkışlarından birinde az kalsın golü atıyordu, önce Leo, sonra Brabec'in topu yönlendirememesi Galatasaray kalesini korudu. Ankaraspor'un düşmesi bekleniyor ancak Ankaragücü'ne kadronun kilit elemanları gitmezse bence bu Ankaraspor rahatlıkla kalır ligde.

Son olarak oyuncu değişiklikleri üzerine bir şeyler söyleyebiliriz, hepinizin dikkatini çekmiştir zaten. Frank Rijkaard sağ, sol ve merkez forveti değiştirerek bu hattı son 20 dakikada Kewell-Nonda-Aydın ile oluşturdu. Şu ligde kaç takım böylesine radikal bir değişikliği hiç zorlanmadan yerine getirebilir? Galatasaray bu anlamda rakiplerinden farklı bir özellik taşıyor. Caner Erkin'in takıma adaptasyonundan sonra onu da sol bekte Hakan'ın arkasını tutması kadar sol önde göreceğiz, tahminim o yönde. Aydın Yılmaz'ın geçtiğimiz sezonlardaki futbol zekasından yoksun denemeleri yerini gittikçe daha verimli setlere bırakıyor, bu çok sevindirici bir gelişme. Attırdığı gol ön plana çıkıyor belki ama 1-0'dan hemen sonra Kewell'a kestiği paralel top bence daha ümit vericiydi benim gözümde.Milli maç arasında takım dinlenme ve yeni setler üzerine çalışma fırsatı bulacak, bu ilk periyodu 4 lig galibiyetiyle bitirmek de işin ekstrası oldu. Yarın transferin son günü, o tarafı toparladıktan sonra milli takıma dönecek gözler. Bu Çarşamba 'Yenilsen de Yensen de' yok, Galatasaray hakkında bir şeyler dinlemek isterseniz Galatasaray TV ekranlarına bekleriz efendim. Yukardaki kare ise maç içinde eminim dikkatinizi çekmiştir, özellikle Baros'un Powerade kapağını sökme girişimi babamla beni baya güldürdü. Fotoğraf sevgili Zoban'dan...

Caner Erkin Galatasaray'da

Bu transfer çılgınlığı bundan 1-2 sene önce yaşansa şüphesiz en sükseli transferlerden birisi Caner Erkin olacaktı, bugün ise bonservis bedeli ödemeden 1 yıllığına kiralık olarak kadroya kattı Galatasaray Caner Erkin'i. Nerden bakarsanız bakın, çok faydalı ve doğru bir yatırım. Galatasaray yönetimi pastanın üstüne kirazı koymuş oldu bana göre bu transferle. Bonservis opsiyonu da Galatasaray'da ayrıca. Konuyla ilgili geçtiğimiz günlerde bir değerlendirme yapmış, fazlası imzadan sonra demiştik. Gün içinde daha fazlası burda olacak, şimdilik blog arşivinden iki yazının linklerini koydum bir şeyler okumak isteyenler için.

Caner Erkin & Galatasaray
Rusyadaki Yabancı Sınırı & Bizimkiler

Tuncay Şanlı, Sinan Kaloğlu & Çağdaş Atan

Tuncay'ın Middlesbrough'da kalması gündeme geldiğinde Avrupada oynayan kaç Türk oyuncumuz var diye sayarken sürekli atladığımız isimler oldular Sinan Kaloğlu ve Çağdaş Atan. İsteyince Avrupada forma giyilebildiğini, Avrupa'nın Liverpool, Milan, Barcelona'dan oluşmadığını, her oyuncunun istediği zaman yeteneklerine uygun bir ligde gayet de oynayabileceğini bizlere gösteren bu oyunculara haksızlık yaptığımızı düşünüyorum, başlıkta yer almalarının temel sebebi bu. Hatta NTV'deki programda biz de yapmıştık bu hatayı yanılmıyorsam, aklıma gelmişken sezarın hakkını sezara vereyim.

Esas konumuz Tuncay Şanlı'nın Stoke City'ye transferi elbette. Fenerbahçe'ye döneceği hakkında büyük beklentiler vardı Fenerbahçe kanadında, bu transferin gerçekleşmesi öncelikle onları hayal kırıklığına uğratmış olsa gerek. Yurt sathında bu transferin olumsuz tarafından okunmasını da temel olarak buna bağlayabiliriz. Stoke City belki Tuncay'ın kariyeri açısından ileriye bir adım olmamış olabilir ancak abartıldığı gibi geriye bir adım da değil asla. Premier Ligde düzenli forma bulmaya devam edeceği bir takıma gitti Tuncay. Daha iyi bir takıma gidebilir miydi, bence gidebilirdi ancak burda problem Tuncay'dan çok M'Boro'nun yaz dönemi başındaki tavrı etkili oldu. Premier Ligi az çok takip eden kaç kişi Tuncay'ın bir Aston Villa'da, bir Fulham'da şans bulamayacağını söyleyebilir? Ya da şöyle söyleyeyim, bence kadro kalitesi arasında büyük bir uçurum olmayan Blackburn Rovers'a gitse Türkiye'deki algı yine aynı şekilde mi olacaktı?

Rıdvan Dilmen'in "Tuncay'ın maçlarını seyretmeyeceğim." demesi de bundan aslında, Stoke City isminin ona fazla bir şey ifade etmemesinden. Bu takımların bizim İstanbul takımları kadar bütçeleri var, stada giden taraftarları bizimkilerden fazla, televizyonlardan çok daha büyük kitlelere ulaşıyorlar. Tüm bunları geçelim hatta, orası Premier Lig yahu. Adam Manchester United'la, Chelsea'yle, Arsenal'le, Liverpool ile oynuyor, orada kalma şansı varken niye Türkiye'ye geri dönmelidir Tuncay, birisi bana bunu açıklayabilir mi? Tamamen ülke içi çıkar çatışmaları sebebiyle alınmış garip bir tavırdır Tuncay'a takınılan, başka bir şey değil. Varsın bir oyuncumuz da İngiltere'nin orta sıra takımlarında oynasın, her alanda başa güreşiyormuşuz da Tuncay bu yazılı olmayan kuralı bozmuş gibi davranmanın alemi yok. Tuncay'ı Liverpool'da izlemek istiyorsak Fenerbahçe'den M'Boro'ya geçtiği yaşta M'Boro'dan Liverpool'a geçmesi gerekiyor. Bunu anlayabildiğimiz gün belki bir şeyler değişir.

Sinan ve Çağdaş dedik, adları geçmişken ufak da olsa değinmek lazım. Sinan Kaloğlu geçtiğimiz gün Roda'ya karşı deplasmanda oynanan maçta 76. dakikada takımına beraberliği getiren golü atmış, sonra bir gol daha bulup 4-3 galip ayrılmışlar sahadan. Bochum kariyerine de iyi bir başlangıç yapmış ancak formayı daha sonra rakiplerine kaptırmıştı. Vitesse'de her maç forma buluyor neredeyse, bu şekilde devam ederse forvetlere uygun bir yapısı olan Eredivisie'de hatrı sayılır bir gol sayısına ulaşabilir. Vitesse aslında Hollanda'nın kalburüstü ekiplerinden biridir ama son sezonlarda bir düşüş içerisindeler, bu galibiyet onlar için önemliydi. Yine de ligde kalma konusunda sıkıntı yaşayacaklarını pek sanmıyorum.

Çağdaş Atan ise Cottbus'ta olduğu gibi Basel'de de düzenli forma bulan bir oyuncu haline geldi. Basel'le 7 lig maçına ilk 11'de başlamış, Bakü'yle oynanan UEFA Avrupa Ligi elemelerinde de forma bulmuş. Türkiye ligi dışında kariyer yapan defans oyuncusu sayımız çok sınırlı, bugün bile Alpay'dan başka isim saymakta güçlük çekiyorsunuz. Bu sebeple Basel'in olduğu lige bakıp Çağdaş'ın yaptıklarını küçümsememek gerek, düzenli olarak Avrupada oynayan ve bizim takımlarımız kadar takım puanı bir takım Basel. Türkiye'de yetişmiş bir oyuncunun orda oynaması da önemli. Dediğim gibi, herkesin Barcelona'da oynayamayacağını anladığımız gün Türk futbolu bir adım daha ileri gitmiş olacak...

Manchester United, Galatasaray & Eyüpspor

Başlık biraz ilginç gelebilir, bu takımların nasıl bir ortak özellikleri olabilir diye düşününce ama resme bakınca eminim herkesin yüzüne bir gülümseme oturmuştur. Zamanında çok konuşulan bir olaydı Manchester United ve Galatasaray'ın resmi sitelerinin aynı temayı kullanması, Eyüpspor sağolsun bu konuya yeni bir açılım getirmiş. Manchester United'ın resmi sitesini tasarlayanlar, temalarının Türkiye'nin dört bir yanında kullanıldığını biliyorlar mı acaba? Warezci milletiz vesselam!

Hazır Eyüpspor'a gelmişken kadroda kimler var, kimler yok diye şöyle bir bakayım dedim ve eski Beşiktaşlı Güven Kocabal'a rastladım. Beşiktaş'ta ağır bir sakatlık geçirmiş ve gözlerden kaybolmuştu. Fazla uzağa gitmemiş anlaşılan! Bir de Ferhat Çerçi var. Kendisini FM'den mi hatırlıyorum, yoksa aklım bana Alessio Cerci'yle ilgili bir oyun mu oynuyor bilmiyorum ama bu isim de uzak gelmedi pek. Bank Asya'dan aşağısını pek takip edemiyorum açıkçası, çocukken Galatasaray sayfasından sonra açtığı ilk sayfa alt ligler sayfası olan biri olarak pek hoşlandığım bir durum değil bu. Geçtiğimiz sene Beylerbeyi'ni takip etmiştim ama o da maç maç, daha çok oyuncular bazında. Ligin geneli ve Eyüpspor hakkında bilgisi olan arkadaşlar yeri gelmişken bizleri bilgilendirebilirse güzel olur...

Panathinaikos-Galatasaray -Dinamo Bükreş-Sturm , Steaua Bükreş-Fenerbahçe-Twente-Sheriff

İki takım için de sorun yaratmayacak, güç dengesi bakımından ortalama altı gruplar oldu F ve H grupları. Galatasaray hem isim hem de ülke olarak grubun lokomotifi konumunda, Fenerbahçe'nin rakipleri arasındaysa bir Hollanda ekibinin olması dışında çok dikkat çekici bir taraf yok. İki takımın da Romanya takımı çekmesi Şampiyonlar Ligindeki İspanya-İtalya eşleşmelerini hatırlattı. Gelecek sezondan itibaren geride bırakacağımız ülkelerden birisi olacak Romanya, gruplarda da puan kaptırmazsak iyiden iyiye rahatlarız bu anlamda.

Şimdi fikstürler üzerinden iki grubun da değerlendirmesini yapalım.
  • Galatasaray'ın Maç Programı
  • 17 Eylül: Panathinaikos-Galatasaray
  • 1 Ekim: Galatasaray-Sturm Graz
  • 22 Ekim: Galatasaray-Dinamo Bükreş
  • 5 Kasım: Dinamo Bükreş-Galatasaray
  • 2-3 Aralık: Galatasaray-Panathinaikos
  • 16-17 Aralık: Sturm Graz-Galatasaray
Panathinaikos, Dinamo Bükreş ve Sturm Graz. Yukarda da söylediğimiz gibi Galatasaray'dan daha üstün diyebileceğimiz bir takım yok şurda, zaten kura çekimini anlatan spiker de ilk iki torba belli olduktan sonra en zor eşleşmenin Panathinaikos-Galatasaray olduğunu vurgulamıştı. Galatasaray Avrupada son yıllarda yükselişte olan bir ekip, Frank Rijkaard'ın önderliğinde bu sene artan kadro kalitesi Galatasaray'ı en tehlikeli 2. torba takımlarından biri haline getiriyordu. Açıkçası Panathinaikos'un çıkmasına ben sevindim, Yunanistan deplasmanı da ayrıca zevkli olacaktır. Frank Rijkaard-Ten Cate eşleşmesini izlemek de işin ayrı bir boyutu, bu konu üstüne bir şeyler karalayacak arkadaşlarımız illa ki olacaktır. İlk maçta Djibril Cisse Atletico Madrid maçından dolayı cezalı olacak, bu da fikstürün bir getirisi.

3. torbadan gelecek takım ya Dinamo Bükreş ya da Dinamo Zagreb olacaktı, Romen ekibi geldi. Bu açıdan da istediğim oldu zira 4. torbadan gelecek bir Avusturya takımını Cluj ve Temeşvar'a tercih ediyordum ve Dinamo Bükreş'in gelmesi bir başka Romen takımı ihtimalini kaldırmış oldu. Hertha Berlin'den son anda yırttığımızı da söylemeliyim, ya bizim gruba ya da D grubuna gitmek durumundaydı Hertha, şans bizden yana oldu. Dinamo Bükreş yanılmıyorsam 3 sezon önce Beşiktaş'la eşleşmiş ve iç sahadaki tek maçta galip gelmişlerdi, bu sene Galatasaray'a karşı maçlarını seyircisiz oynamak zorundalar. Fikstürü beklememin en önemli sebebi buydu zira Bükreş 3. iç saha maçını seyircili oynayabiliyor, fikstür bu anlamda gayet iyi oldu. Kadrosunda tanıdık simalar bol, Galatasaray'da başarılı olamasalar da satarken para kazanabildiği ender isimlerden Tamas ve Bratu Avrupa turundan sonra kürkçü dükkanına dönmüşler. Elbette Galatasaray'da olduklarından daha tecrübeliler, onları izlemek de ilginç olacak.

Son torba ise Galatasaraylılar adına en heyecanlı geçen torbaydı. İlk üç torbaların yerleşimi sebebiyle Genoa, Cluj, Nacional ve Temeşvar'la eşleşme şansı yoktu Galatasaray'ın, geriye kalan takımlar arasında Avusturya yoğunluğu ve kalite olarak diğer ekiplerden sıyrılan bir Toulouse vardı. Kura çekimi öyle bir gelişti ki 3. torbada Hertha Berlin şansını %50'ye getiren makas bu sefer Toulouse için %33'e kadar yükseldi, neyse ki J grubuna gitti Fransız takımı. Bugün ne istesem oldu açıkçası, hatta şımarıklık yapıp Salzburg ve Sturm Graz arasında Sturm Graz tercihi bile yapmıştım, o dahi gerçekleşti.

Sturm Graz diğer iki takımda olduğu gibi Galatasaray'a çok uzak bir ekip değil. 2001 yılında Galatasaray'la beraber Şampiyonlar Ligi gruplarından çıkmayı başaran diğer ekipti Sturm Graz. Sami Yen'deki maçın son dakikalarında top dolaştırılması çok konuşulmuştu, hatırlayanlarınız olacaktır. Sturm Graz o altın çağından çok uzaklarda olsa da bize bir nostalji yaptıracak ekiplerden biri. Galatasaray'ın bu gruptan 13+ puanla lider olarak çıkması gerekiyor ki bunun takım puanına katkısı da muazzam olacak. Şimdiden heyecanlandım açıkçası.
  • Fenerbahçe’nin Maç Programı
  • 17 Eylül: Fenerbahçe-Twente
  • 1 Ekim: Sheriff-Fenerbahçe
  • 22 Ekim: S.Bükreş-Fenerbahçe
  • 5 Kasım: Fenerbahçe-S.Bükreş
  • 25 Kasım: Twente-Fenerbahçe
  • 16 Aralık: Fenerbahçe-Sheriff
Fenerbahçe'nin kurası da en az Galatasaray kadar makul, belki de daha fazla. 3. torbadan gelen Twente'yi bir kenara koyarsak kağıt üstündeki en kolay kuranın geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Steaua Bükreş ve Fenerbahçe takım puanı olarak birbirlerine yakın ekipler, torba farkını ise aradaki 1.300 puan oluşturuyor. 1. torbadan denk bir takım çekmek Fenerbahçe adına olumluydu, bunun üstüne bir de averaj takımı olması muhtemel Sheriff Tiraspol geldi. Hoş, Beşiktaş tarafından elendikten sonra Beşiktaş'ın Sheriff destanı yazdığını iddia eden Doğan Medya aklımdan çıkmış değil, belki de bizim bilmediğimiz kadar kudretli bir takımdır Sheriff.

Twente'nin Sporting Lizbon maçını izlemiştim, son dakikada gol yiyerek elendiklerini. Gerçekten yazık olmuştu. Ülkesi itibariyle Avrupa kupaları kültürüne diğer ekiplere göre daha yakın bir takım Twente, ayrıca ülke puanında da birebir rakibimizdir Hollanda. Bu eşleşmede çıkacak sonuçların ayrı bir önemi var bu anlamda. Fenerbahçe'nin de Steaua Bükreş'le liderlik için çekişeceğini düşünüyorum, 3. ve 4. maç bu grubun kaderini çizer. Fenerbahçe'nin de lider bitireceğini düşünüyorum grubu...

Manu - CSKA - Beşiktaş - Wolfsburg

Aslında kura çekimi Beşiktaşlı arkadaşların pek beklemediği biçimde şanslı bir grubu seçerek başlamıştı Beşiktaş için ama Beşiktaş'ın son torba şansı yine devreye girdi ve bütün beklentileri alt üst etti. 4. torbadan Almanya şampiyonu çekmek, üstelik geriye çekilebilecek sadece APOEL, Zürih ve Haifa kalmışken.

Manchester United, CSKA Moskova ve Wolfsburg. Aslında geçtiğimiz senelerde Türk takımlarının karşılaştığı gruplardan çok farklı değil ve gruptan üçüncü, hatta ikinci çıkma olasılığı mevcut Beşiktaş'ın. Yine de 'Yeni Şampiyonlar Ligi'nin nimetlerinden faydalanamayan tek 3. torba takımı olmanın Beşiktaş için iyi olmadığını söylemek mümkün. Beşiktaş bir kurayla cebindeki üçüncülüğü kaybetti ve bunu kazanmak için savaşmak zorunda kalacak. Beşiktaşlı arkadaşlarımıza Barcelona-Inter-Debrecen'li grup mu, yoksa Manu-CSKA-Wolfsburg'lu grup mu deseler ben eminim ki ilk seçeneği düşünecek arkadaşlar çıkacaktır. 4. torbadan gelen takımdan en az 4 puan alacak durumda olmalıydı Beşiktaş, şimdi bunu Almanya şampiyonuna karşı yapmak durumundalar.

Alttaki yazıda belirttiğim gibi 1. torbadan Bayern, Milan ya da İspanyollardan birini seçebilmek önemliydi zira bu Beşiktaş'ın 2. ve 4. torbadaki güçlü ekipleri pas geçmesi demekti. Bayern-Real Madrid gibi üst düzey bir eşleşme olmasına rağmen Beşiktaş'ın A grubunu seçmesini istemiştim en kötü üçüncülüğü sağlama alması adına, üzüldüm açıkçası. Sezona şimdiden iki takım kaybederek başladık ve Şubat ayına bir takımı şimdiden bırakabilmek harika olabilirdi. Rakiplerimizden Portekiz ve Hollanda'nın böyle bir takımı olduğunu da düşününce.
  • Besiktas JK - Manchester United FC
  • CSKA Moskva - Besiktas JK
  • VfL Wolfsburg - Besiktas JK
  • Besiktas JK - VfL Wolfsburg
  • Manchester United FC - Besiktas JK
  • Besiktas JK - PFC CSKA Moskva
Fikstür yukardaki gibi, benim tercih edeceğim cinsten bir fikstür değil. Son hafta içerde bir Manu maçını herkes tercih ederdi tahminim, ilk maçtan Manchester United'la girmek pek hoş değil. Zaten Salih de benzer şeyler söylemiş, şurdan okuyabilirsiniz. Yine de şöyle bir baktım da ilk üç haftadan çıkaralacak iki-üç puan bile Beşiktaş'ı son üç haftada gruptan çıkacak duruma getirebilir. Ümitleri çöpe atmamak gerek en baştan...

09/10 Şampiyonlar Ligi Grup Kura Çekimi

Bir Galatasaraylı olarak rakiplerinizi kıskandığınız bir gün var mı deseler kesinlikle Şampiyonlar Ligi grup kura çekiminin olduğu gün derim. Çocukluğumun ilk yıllarından beri duymaya alışkın olduğum o müzik beni etkisi altına alır, hangi grupların daha iyi olacağı, kimlerin gelebileceği hesaplarıyla en keyifli günlerimden birini geçirirdim. Bu müziği duymaya hasretiz birkaç senedir.
"Otur kemancı, bir kere de benim için çal" diyerek sanat müziği mısralarına geçiş yapmadan en iyisi torbaları değerlendirelim biz.
Pot 1ClubCoefficent
1FC Barcelona (ESP, holders)121.853
2Chelsea FC (ENG)118.899
3Liverpool FC (ENG)118.899
4Manchester United FC (ENG)111.899
5AC Milan (ITA)110.996
6Arsenal FC (ENG)106.899
7Sevilla FC (ESP)100.853
8FC Bayern München (GER)98.339
Pot 2ClubCoefficent
9Olympique Lyonnais (FRA)91.033
10FC Internazionale Milano (ITA)87.582
11Real Madrid CF (ESP)78.853
12PFC CSKA Moskva (RUS)71.525
13FC Porto (POR)68.292
14AZ Alkmaar (NED)64.826
15Juventus (ITA)63.582
16Rangers FC (SCO)56.575
Pot 3ClubCoefficent
17Olympiacos FC (GRE)52.633
18Olympique de Marseille (FRA)48.033
19FC Dynamo Kyiv (UKR)46.370
20VfB Stuttgart (GER)45.339
21ACF Fiorentina (ITA)42.582
22Club Atlético de Madrid (ESP)41.853
23FC Girondins de Bordeaux (FRA)40.033
24Beşiktaş JK (TUR)32.445
Pot 4ClubCoefficent
25VfL Wolfsburg (GER)21.339
26R. Standard de Liège (BEL)21.065
27Maccabi Haifa FC (ISR)17.050
28FC Zürich (SUI)14.050
29FC Rubin Kazan (RUS)9.525
30AFC Unirea Urziceni (ROU)8.781
31APOEL FC (CYP)4.016
32Debreceni VSC (HUN)1.633

Şampiyonlar Ligi elemeleriyle ilgili hemen her yazımızda yeni Şampiyonlar Liginin özellikle grup bölümünde çok farklı olacağını, geçtiğimiz sene 4. torbanın orta sıralarından yer alan takımların 3.torbaya, 3. torba takımlarının 2. torbaya terfi ettiğini tekrarlamıştık. Bunun bir sonucu olarak Beşiktaş son 5 yılın en düşük takım puanına sahip olmasına rağmen kuralara 3. torbada girmeye hak kazandı.

Burdan Beşiktaş adına çıkarılacak en temel sonuç şu. Beşiktaş hangi seviyede olursa olsun 4. torbadan uygun bir ekip çeker ve bu takımdan 4 puan almayı başarırsa rahatlıkla kendisini Şubat ayına taşıyacak üçüncülüğü cebine koyabilir. Yine iyi bir kurayla ikinci torba takımıyla rekabete girme şansı var ancak bunun için ecnebilerin 'A game' dedikleri oyunu Beşiktaş'ın sahaya koyabilmesi gerekecek.

Peki Beşiktaş adına 1. torbadan olumlu olabilecek kuralar nelerdir? Bunların en başında Bayern'in olduğu gruba düşebilmek geliyor bence. Eğer Bayern'le eşleşirseniz sadece İngiliz ve İspanyol devlerinden kurtulmuş olmuyor, aynı zamanda 4. torbadan Wolfsburg'la eşleşme şansını da bertaraf ediyorsunuz. Beşiktaş için açık ara en talihli kura bu olur. Bayern dışında AC Milan ve Barcelona tercih edilebilir bana göre. Beşiktaş Barcelona'nın grubuna düşerse ikinci torbadan Real Madrid'le eşleşmekten kurtulmuş olacak, Milan'ın grubunda ise Inter ve Juventus'tan. Bu anlamda "1.torba kurası sadece 1.torba kurası değildir!" dersek yanlış bir şey söylemiş olmayız açıkçası.

Dünkü Yenilsen de Yensen de programında da söylediğim gibi 2. torbanın en zayıf takımı açık ara Glasgow Rangers, kıyas bile kabul etmez. Bence Rangers gelmeyecek bu torbadan, o yüzden diğer makul alternatiflere de bakmak gerek. AZ Alkmaar ve CSKA Moskova Beşiktaş'a uygun birer rakip olabilir bu anlamda. İki takımın da Beşiktaş'a göre kadro kalitesi ve Avrupa tecrübesi anlamında üstünlükleri var ama bu takımlar bu sebepten dolayı 2. torba takımı zaten, daha iyileri Beşiktaş'ı sürklase edecek cinsten. Ayrıca çekilecek bir CSKA Moskova kurası 4. torbanın güçlü takımlarından Rusya Şampiyonu Rubin Kazan'ı da ihtimal dışına itmek anlamına geliyor.

Son torba ise Beşiktaş için en hayati kura anlamına geliyor. Wolfsburg herkesin dillendirdiği bir seçenek, umarım gerçekleşmez. Onun dışında Liege ve Rubin Kazan da tercih edilmeyecek ik takım gibi duruyor. İlginç gelebilir ama ben bu takımlara APOEL'i de eklemek istiyorum. Kendi sahasında iş bitirebilen bir takım olduğunu kendisinden daha üstün bir takım olan Kopenhag'dan turu içerde alarak gösterdiler. Beşiktaş'ın bu kuradan gelen takıma en fazla 1 puan vermesi gerek, aksi takdirde üçüncülük riske girebilir. Kurşunlarını içerdeki maça saklayan bir ekip için Beşiktaş hedef maçı olacaktır. APOEL ise geriye kalan 5 takım arasında bunu en iyi becerebilecek olanı. Bu sebeple ben Zürih'i, Haifa'yı, Debreceni'yi diğer takımların önüne koyuyorum.

Kura çekimi bu akşam saat 19.00'da, çekimlerden sonra bir değerlendirme daha yapabiliriz belki...

Beşiktaş 2-3 Galatasaray || A2 Ligi İzlenimleri

A2 liginin statüsü açıklandığından beri merakla bekliyorduk ligin başlamasını, ilk maçın İnönü'de Beşiktaş-Galatasaray derbisiyle açılması ise güzel bir sürpriz oldu bu anlamda. Beşiktaşlı dostlarımızdan Salih'in daveti icabet edip İnönü'de izledik maçı, yanımda sevgili Caner Eler ve tanışıklığımız blog öncesine dayanan Ercan abi de vardı. Keyifli bir gün, keyifli bir maçtı, hakem de sağolsun oyunu hareketlendirmek için elinden geleni yaptı. Maçın sonlarına doğru karşıdan vuran güneş oruçlu bünyeye pek iyi gelmese de güzel bir akşamüstü maçı oldu, öncelikle bu keyfi benimle paylaşan arkadaşlarıma teşekkür edeyim.

Açıkçası maça pek dersimi çalışmadan gitmiştim, kim oynar kim oynamaz haberim yoktu bizden. Beşiktaş'tan da birkaç tanıdık sima hariç aşina isim yoktu. Saha içini pek iyi seçen birisi olmadığımdan oyuncuları tanımadan izledim uzun süre. Aslında bu şekilde numaralara göre takip edince daha düzgün bir gözlem yapma şansı buluyorsunuz, oyuncu ismine göre düşününce illaki birileri çekiyor sizi kendine. Kadrolar aşağıda, bakmak isteyenler için.

Beşiktaş: Umut x, Oğuz x, Sezer x, Emre x, Caner xx, Orhan xx, Cumali x, Necip xx, Erkan x, Ali x (Dk. 64 Hamdi x), Can xx (Dk. 70 Buğraç Han x)

Galatasaray: Emirhan xx, Yusuf xx, Murat xx, Emrah x, Berk xx (Dk. 82 Sinan x), Caner xx, Uğur xx, Ahmet xx, Berkin xx (Dk. 79 Emre Yüksektepe x), Emre Çolak xx, Anıl xx (Dk. 60 Cem x)

Öncelikle takımın daha önce altyapı hocalarının dillendirdiği gibi 4-3-3 türevi bir dizilişle yayılmaya çalışıyordu takım ama özellikle ilk yarıda topu ileride tutamamamız sebebiyle 4-1-4-1'e daha yakın gözüktü. Dörtlü defansın solunda Berk, ortada ise Murat Akça'yla beraber Emrah Yollu, sağda ise Yusuf Arıkan. Emrah gereksiz sert giren, kart görmeye çok müsait bir oyuncu izlenimi verdi bu maçta, Yusuf'a ise diyecek söz bulamadım. Neredeyse bütün Beşiktaş atakları o bölgeden geldi, hem top kaptırdı, hem alanını dolduramadı, hem de müdaheleleri faullüydü. Beşiktaşlılar bütün baskıyı bu bölgeden kurdular ikinci yarıda.

Takım fizik olarak Beşiktaş'a göre zayıftı, ilk bakışta Galatasaray'ın bir U20 takımı değil de bir U18 takımı olduğu izlenimine kapılabilirdiniz. Ne orta sahada, ne forvette fiziğiyle ön plana çıkan bir oyuncumuz yok, zaten Galatasaray'ın en temel sorunu bu. Her Galatasaray oyuncusunun vasatın üzerinde bir tekniği var ama bunu dengeli kullanabileceği bir fizik yapısına sahip değiller. Zaten buna sahip her oyuncu takımda ön plana çıkıyor, özellikle Berkin Arslan bu maçta dikkat çekti. Galatasaray hücumlarındaki en etkili oyuncuydu. İstikrarlı şekilde dikine top taşıyabilen, pozisyon yaratmaya çalışan tek oyuncu diyebilirim. Ara ara Emre Çolak da katıldı ona ama Emre'nin ciddi bir fizik problemi var bunu aşmadan beklediğimiz aşamayı kaydetmesi zor. A2 ligi için bile zayıf geliyor gözümüze, köpek balıkları arasında ne yapardı A takıma alınsa, düşünemiyorum bile. Ayrıca kırmızı kart pozisyonunda sinirlerine hakim olamaması da bir başka eksiydi gözümde. Rakip sert ve kırmızı kartlık bir müdahele yaptı ama senin kalkıp yumrukla karşılık vermemen gerekir böyle pozisyona. Tam vurabildi mi bilmiyorum ama önemi yok, sonuçta rakiple beraber kendisi de atıldı.

Tartışmalı pozisyonlara gelmişken söylemiş olayım, kullandığımız ilk penaltı bence penaltı değildi. Pozisyonun faul olduğundan şüpheli olduğum gibi ceza sahasının dışında gözüküyordu aynı zamanda. Takımın toparlanmasında penaltının etkisi büyük, zaten Beşiktaşlı arkadaşlar da homurdanmaya başladılar gol sonrası. Diğer pozisyonlara da o gözle baktıklarından hafif bir mahalle baskısına uğradığımı söylemek isterim. Hakemin oyuna hakimiyeti yoktu, avantajları kesti ve verdiği yanlış kararları daha yanlışlarıyla telafi etmeye çalıştı. Özellikle ikinci yarı Beşiktaş'ın baskı kurduğu bölümde faulle alınan 2. topların hiçbirini çalmaya cesaret edemedi. Murat Akça'nın kırmızı kartların hemen sonrasında kalecinin dalgınlığından faydalanıp orta sahadan attığı golde Beşiktaş'ın kırmızı kart gören oyuncusu Cumali sahanın içinden dışarı çıkmaya çalışıyordu hala, hakemin oyuncuların dışarı çıkıp çıkmamasını kontrol etmeden oyunu başlatması da hata olarak yorumlanabilir. Kısacası A2 liginde dahi sınıfta kalıyor hakemlerimiz.

Beşiktaş, Galatasaray'ın aksine 20 yaş üstü oyunculardan faydalanmayı seçip forvete Bank Asya tecrübesi olan Can Erdem'i koymuş. İlk golü bulan da oydu zaten. 10 numaralı Orhan ilk 20 dakikada savunma göbeğinin arkasına attığı ara paslarla çok büyük tehlikeler yarattı ancak maçın geri kalanında topları çok ezdi ve yanlış kararlar verdi. Sergen Yalçın'ın yönettiği bir takımda 10 numaranın bu kadar savruk oynaması da ilginç bir anektod. Beşiktaş kırmızı kartlardan daha olumsuz etkilenen taraf oldu maç içinde. Karttan hemen sonra orta sahadan gelen gol ve 2 farklı üstünlükten mağlup duruma düşmek moralleri de düşürdü haliyle. Zaten ikinci golde de büyük kaleci hatası vardı, kontrolündeki topu kaçırıp Uğur'un golüne sebebiyet verdikten sonra orta sahadan da gol yemesi tuz biber ekti performansına. Beşiktaşlı arkadaşlarımız federasyona sağlam giydirdi ama kalecileri bence maçın gitmesinin esas mümessili.

Stad atmosferinde bir PAF maçı seyretmek her daim hayalimdi ve benim için harika bir gün oldu. Bu tip bir düzenleme olursa insanların maça geleceği de uygun olmayan gün ve saate rağmen maça gelen 1500'ü aşkın insandan belli oluyordu. Futbolcular için bile bambaşka bir hava bu stadlarda maç oynamak, Florya'yla Ali Sami Yen arasında dağlar kadar fark var. Bölgesel sistem 4 devre usulü oynanıyor, bu sebeple fazlaca derbi maçı göreceğiz A2 liginde. İnönü stadında oynanmasının sadece ilk maça özel olduğunu söylemiş Sergen Yalçın, umarım bu sadece derbi maçları için de olsa revize edilir. Galatasaray ve Fenerbahçe'den de benzer uygulamalar bekliyoruz. Marmara grubu gerçekten kuvvetli ve izlenilesi takım çok. Yazı biraz uzadı, o yüzden bu kısmı başka bir yazıya erteleyeyim zira gerçekten önemli bir konu bu...

Türk Futbolunda Online Alışveriş: Gsstore.org, Fenerium.com.tr & Kartalyuvasi.com.tr

Kulüplerimizi Avrupadaki muadillerinden birkaç adım geriye atan en önemli unsur marka değerini pazarlama ve bunu gelire dönüştürme. Özellikle uluslararası arenadaki tanınırlığını organizasyon eksikliğinden gelire dönüştürmekte yıllarca sıkıntı çeken Galatasaray sıkça eleştirilir bu konuda ki benim de katıldığım bir eleştiridir bu. Pazarlamanın ön önemli yönlerinden biri ise gelişen ve yaygınlaşan internet teknolojisiyle beraber online alışveriş oldu. Belki de açacağınız yeni şubelerden daha önemli bir yer teşkil ediyor artık internet pazarlaması. Kulüplerin bu alandaki atılımlarına biraz göz gezdirelim, deneyimlerimizi paylaşalım istedim.

Öncelikle Galatasaray Store'un resmi sitesi gsstore.org'a göz atalım. Elbette bir Galatasaraylı olarak sık ziyaret ettiğim ve aşina olduğum bir site. Hatırlayanlarınız olacaktır, bundan yaklaşık iki sene önce Galatasaray Store'un bir sitesi yoktu ve HepsiBurada.com'un bir alt kategorisi olarak yer alıyordu. İki sene içinde kaydedilen aşama muazzam ve bence en kullanışlı store sitesi konumuna geldi gsstore.org. Hemen hemen her gün güncelleniyor ve yeni ürünler ekleniyor, store'da bulabileceğiniz hemen her ürünü internet üzerinden de alabiliyorsunuz. Özellikle bulunduğu bölgede store bulunmayan ya da istediği ürünü bulamayan arkadaşlar için bulunmaz nimet. Göze çarpan en net problem yurtdışı alışverişler için gözüken kargo ücretinin pahalı olması. Bu da hallolursa çok daha kullanışlı bir site haline gelecek. İki sene önce tişört bulamadığımız store'u düşünüyorum da sanırım hepimizin bir teşekkür borcu var bu sitede emeği geçenlere.

Hem Fenerium hem de Kartal Yuvası için söyleyeceklerim kısıtlı elbette, sonuçta o sitelerden alışveriş yapan birisi değilim. Ancak ilk izlenimlerimi paylaşabilirim bu anlamda. Fenerium'un sitesini ben beğendim, menüleri falan kullanışlı ve gördüğüm kadarıyla kredi kartı-kargo gibi problemleri yok. Yalnız kampanya-indirim gibi konularda pek aktif değiller gibi, Galatasaray Store'da illa ki bir fırsat ürünü buluyorsunuz. Fenerbahçeli arkadaşlara sormak lazım tabii. Kartal Yuvası'nın ise herhangi bir sitesi yok, sadece yönlendirilen bir domaini var. 2 sene önceki Galatasaray Store gibi HepsiBurada.com'da alt kategori olarak bulunuyor. Bir kere imaj olarak dahi en baştan kocaman bir eksi alıyor bu anlamda. Ürün çeşitliliği bakımından da kısıtlı gözüküyor, bu konuda da ciddi bir eksiklik var gibi. Bir arkadaşıma hediye bakmak için Kartal Yuvası'na uğradığımda internet sitesinden daha fazla çeşit görmüştüm.

Son olarak her site incelemesinde olduğu gibi alexa istatistiklerini de verelim , Galatasaray'ın internet üzerindeki aktif politikası bu alanda da kendini gösteriyor. Forumlardaki eleştirileri dahi dikkate alan interaktif yapıları bunda önemli etken. Diğer kulüplerde böyle bir mekanizma var mı, bilmiyorum. Gsstore.org'un verilerine şurdan, Fenerium.com.tr'nin verilerine de burdan bakabilirsiniz. Kartal Yuvası sadece domain olduğu için veri tutulmuyor, daha doğrusu domain üzerinden siteye giden yok gibi.

İnternet üzerinden alışveriş deneyimlerinizi paylaşırsanız, alışveriş yaptığınız sitelerin artılarını/eksilerini dile getirirseniz daha sağlıklı bir fikir oluşturabileceğimizi sanıyorum. Her türlü deneyiminizi bekliyorum...

Galatasaray 4-1 Kayserispor || 'Ölçüsüz' Galatasaray

Geçtiğimiz sezonun sonunda ne oynadığı belli olmayan, pozisyon üretemeyen, yarı sahayı geçemeyen bir takım görüntüsündeydi Galatasaray. Frank Rijkaard ve ekibinin elinde sihirli değnek yok, bu takımın dönüşümü zaman alacak demiştik ilk geldiğinde ancak Rijkaard, Neeskens ve teknik ekibin kalanı o kadar iyi bir iş çıkarıyor ki sihirli değnek olmadan bir takımın oyun yapısına bu kadar kısa sürede ancak bu kadar etki edilebilirdi. Bir makine düzenine doğru ilerliyor Galatasaray, kendine has setler oluşturmaya, geriden bilinçli şekilde oyunu kurmaya, topu verimli kullanmaya başlayan bir Galatasaray görüyoruz. Eksikleri var elbette ama sadece ilacı zaman olan eksikler bunlar, beraber oynadıkça aşılacak bazı alışkanlıklara ihtiyacı var takımın. Güzel günler bekliyor bu takımı.

Medyadaki algı ise bu yönde değil pek sezon başından beri, pozisyon bulan ve bunu skora yansıtan bir takım olmak kötü bir özellikmiş gibi lanse edilmeye devam ediyor. Bugüne kadar oynanan hiçbir maçın ölçü olmayacağı gibi garip bir ana fikir oluşturuldu bugüne kadar, buna Kayserispor'u da katacaklar mı, çok merak ediyorum. Ligin son üç yıldaki en defansif takımı Kayserispor'a karşı zorlanmadan 4 gol atıyorsa artık bazı tabuların yıkılması gerek. Galatasaray yeri geldiğinde maç da kaybedecektir, doğaldır ama üstüne koyan bu yapıyı yermek için saçma sapan çıkışlar yapmanın alemi nedir? Ligin bana göre en iyi 7 takımından ikisi olan Kayserispor ve Gaziantepspor'a puan vermeden rahat geçmiş bir takımın hakkını vermek bu kadar zor olmamalı.

Maça dönelim. Bu maçla beraber benim gördüğüm en temel ipucu şu. Frank Rijkaard ligin ilk safhası için ideal 11'ini belirlemiş ve bu ideal takımın arasındaki iletişimin oturması için ısrarla bu ekibi kullanacak. Ara ara da rakiplere göre diğer oyuncuları hazır tutmak ve durumlarını görmek için rotasyona giren bir takım göreceğiz. Deplasmandaki Levadia maçı böyle olur muhtemelen. Yapılan doğru mudur, bence kesinlikle. İsimler tek tek tartışılabilir, herkesin farklı bir görüşü olabilir ancak takımın bir bağ kurmasını olabilecek en kısa sürede tamamlayabilmek için en doğrusunun bu olduğuna şüphe yok.

Takım arasındaki bağdan söz ettik, bunun en önemli örneği orta sahada Mustafa Sarp ve Ayhan Akman arasında kurulmuş gözüküyor. Kağıt üstünde birçok kişinin burun kıvırıp takımın zayıf halkası olarak göreceği bu ikili takımın en verimli oyuncularından, özellikle Mustafa Sarp'ın ortaya koyduğu performans takdire şayan. 28 yaşına kadar İstanbul deneyimi olmayan bir orta saha oyuncusunun tarihin en iyi Galatasaray kadrolarından birine bu kadar iyi uyum sağlayıp yerini sağlama alması kolay görülecek türden bir olay değil. Kararları çok doğru ve basit, ayağa oynuyor ve sürekli boşa çıkıp arkadaşlarına seçenek yaratıyor. Ayrıca pek görünmeyen bir diğer özelliği de hücuma katılan arkadaşlarının arkasını toplaması. Oynayabildiği kısa süre içerisinde Tobias Linderoth'ta gördüğümüz bu özelliği Mustafa'da görmek beni şaşırttığı kadar sevindirdi de. Keşke bir 3 sene kadar önce alsaymışız diye geçmiyor değil aklımdan.

Yeri gelmişken, Sabri Sarıoğlu'nun hakkını teslim edeyim. Sabri'yi sağ bekin temel gerekliliklerini yerine getirmeyen bir oyuncu olarak görürüm ve bu nedenle sıkça eleştiririm. Bu maçta görevini özellikle ilk 75 dakika layıkıyla yerine getirdi. Hücum performansından söz etmiyorum, o inişli çıkışlı olur ancak aynı zamanda asli görevlerini de aksatmamayı başardı Sabri. İlk yarıda girdiği ters kademeler çok önemliydi, doğru zamanda doğru yerde olmayı başardı. Son 15 dakikada bir-iki pozisyon hatası yaptı ama skorun rahatlığına verip fazla önemsemedim. Bu maçta alkış tuttuğum oyunculardan biri oldu Sabri. Diğer bekimiz Hakan Balta ise malesef sakatlandı, inşallah ciddi bir şey değildir. Yerine giren Uğur Uçar'ın sağ bekin olduğu kadar sol bekin de alternatifi olduğunu söylemiştik geçtiğimiz yazılarda, o da sol tarafta fazla sırıtmadan oynayabileceğini gösterdi bizlere. Türkiye'de defans hattında birden fazla mevkiide oynayan oyuncu sayısı çok az. Altyapıdaki stoper tecrübesini de unutmamak gerekir.Uğur Uçar bu anlamda bir jokere dönüşebilir zamanla.

Hücum hattında ise işler yolunda ve gördüğümüz kadarıyla bu derinlik ve kalitedeki bir hatta kolay kolay sıkıntı yaşamayacağız. Milan Baros'un bugünkü performansı kanat-forvetler ve serbest oyun kurucu Arda Turan'la uyumu açısından da oldukça önemliydi, özellikle Arda'nın Baros'a servis ettiği pozisyonlar tekrar tekrar izlenmesi gerekiyor. Dördüncü golde geçen sene Galatasaray'ı Avrupada yıllar sonra başarılı kılan Lincoln-Baros uyumunun izlerini gördüm, inşallah bu yönde gelişmeye devam eder bu ikili arasındaki trafik. Gaziantespor ve Denizlispor maçlarında gördüğümüz en önemli sıkıntıların başında geliyordu bu, Kayserispor maçı bunun kronik bir arıza olacağı yönündeki şüphelerimi büyük ölçüde kaldırdı açıkçası.

Elano bugün bir vites daha atıp 45 dakika oyunda kaldı ve siftahı yıllardır özlemini çektiğimiz güzellikte bir şutla yapmayı başardı. Cepheden bu kadar güzel bir şut golü görmeyeli uzun süre olmuştu, maç sonu sohbetinde bunu konuştuk arkadaşlarla. Kewell'ın Bordeaux'ya attığı gol yazılabilir belki bunun yanına ancak o biraz daha farklı bir goldü, hem açısı hem de vuruş stili bakımından. Elano topu vurduğu an gol diye ayağa kalkmıştım bile, o derece enfes bir şut çıkardı sol ayağından. Eminim benle beraber tüm futbolseverler memnundur böyle bir golü izlemekten. 'Temposuz' Elano, Deivid'den kötü Keita'yla beraber takıma kısa sürede uyum sağlayacak gibi görünüyor.

Kayserispor tarafında ise gereksiz bir sertlik vardı ve hakem Halis Özkahya sağolsun bunu teşvik etmek için elinden geleni yaptı. Bu kadar tek taraflı sertlik varken uyarıların bu kadar hafif kalması şaşılacak şey. Bizim hakemlerimiz sarı kartın sadece ceza sahası içinde yere düşen ya da itiraz eden oyunculara kullanılabileceğini düşünüyor galiba. Cana kasteden iki tekme atmadığınız sürece kart görme ihtimaliniz yok. Sertliğe müsamaha tanınır denilen Premier Lig'de Cangele ilk yarıyı çıkaramazdı şu haliyle. Defansif kimliğinin yanına hakemlerin zaafından da faydalanan bir sertliği de eklemiş Kayserispor. İki pas yapan her oyuncuya krampon gösteren oyuncular var Kayserispor'da.

Son olarak bir de Ariza Makukula'ya bakmak gerek. Attığı iki golle maça damgasını vuran oyunculardan biri oldu Portekizli oyuncu ancak iki pozisyonu izlesem ve hangisi rakip kaleye atmıştır diye bir soruyla karşılaşsam muhtemelen kendi kalesine atttığı ikinci golü tercih ederdim. Yaptığı koşu, vuruşu tam bir forvet koşusu. Şaka bir yana, fiziğiyle gerçekten bu ligde birçok takımın başına bela olacak izlenimi verdi bana Makukula, kesinlikle bir Aghahowa performansı beklemiyorum ondan.

Ligdeki 3 maçta, 3 galibiyet ve 11 gol. Bu atılan 11 golün takım içerisinde paylaşıldığını da düşünürsek Galatasaray'ın hücum performansı son yılların en iyisi olmaya aday. Ankaraspor ve Beşiktaş maçlarından sonra bu performans üzerinde daha derin ve detaylı yargılarda bulunabiliriz ama şimdiden iyi bir Galatasaray'ın yolda olduğunu söylemek kahinlik olmaz bana göre...

Ülke Puanımız #2: Hollanda ve Portekiz'e Karşı...

Yeni sezonun başlamasıyla beraber bir güncelleme yaptıktan sonra ön eleme turlarının geçmesini, tablonun biraz netletmesini beklemek istedim açıkçası ilk detaylı yazıyı yazarken. Hemen her hafta güncellemek isteyince bir süre sonra aynı şeyleri tekrar etmeniz gerekiyor çünkü, özellikle ön elemelerde. Grup maçlarında güncelleme hızımız artacaktır elbette ama bu dönemi bilerek biraz yavaş geçirdik, bunu açıklamak istedim öncelikle.

İkinci olarak benim daha önceki yazılarda yaptığım bir anlatım bozukluğunu düzeltmek isterim. "Ön elemelerde alınan galibiyetler ve beraberlikler arasında fark yok." diye bir cümle kullanmıştım, bu bazı yanlış anlamalara yol açmış. Benim kastım ülke değil takım puanıydı burda. Ön elemelerde galibiyet ya da beraberlik başına değil geçtiğiniz tur başına bonus puan alıyorsunuz, galibiyet ya da beraberlikle tur atlamanızın bu puana herhangi bir yansıması yok. Bu galibiyetlerin tek etkisi ülke puanınadır, o da kısıtlı bir ölçüde. Alınan galibiyetin 1, beraberliğin 0.5 puan getirdiğini biliyorsunuz, yani berabere kalmak yerine galibiyet almak ülke puanına 0.5 puan fazladan katkı anlamına geliyor. Avrupaya 5 takımla katıldığımız için bu puan 5'e bölünüyor ve yukarda görmüş olduğunuz tabloya 0.100 puan olarak işleniyor. Takım puanına etkisi ise bundan da az. Geçtiğimiz sezon yapılan düzenlemeyle ülke puanlarının takım puanlarına katkısı %33'ten %20'ye indirilmesi sebebiyle aldığınız bu 0.100 puan takımınıza sadece 0.020 puan olarak yansıyor. Galibiyet ve beraberlik arasında fark yok derken bu değerin ihmal edilebilir olduğunu söylemek istemiştim, yanlış anlamalara sebep olduysak affola.

Duyurularımızı da yaptıktan sonra artık bu sezonki hedeflerimize ve rakiplerimize geçelim. Geçen seneden itibaren biliyorduk ki Hollanda ve Portekiz çok önümüzde olmalarına rağmen silinen 04/05 puanları sebebiyle gerileyecekler ve bu sezon onlarla amansız bir rekabete gireceğiz. Sene boyunca bu üçlüye Ukrayna'nın da eşlik edeceğini düşünüyorduk ama geçen sezonki rüya performanslarından sonra onları artık başka bir kategoride değerlendirmemiz gerekiyor.

Bu sezon Portekiz ve Hollanda'yla dokuzunculuk için mücadele edeceğiz. Dokuzuncu Portekiz'le aramızdaki puan farkı sadece 0.546 ve iki ülke de bizden daha fazla takımla Avrupa kupalarına katılmanın dezavantajını yaşayacaklar. Bu şekilde bakarsak önümüz açık demek pek yanlış olmaz ancak öncelikle kendi performansımızı koruyabilmemiz gerekiyor. Hollanda ve Portekiz bizden fazla takımla katılıyor olmasına rağmen Avrupada çok daha istikrarlı ekiplere sahipler ve bu takımlardan asgari puanlarını toplayacaklardır. Bir PSV'nin, Porto'nun, Sporting'in Şubat ayına kalamadığı sezon hatırlamıyorum ben çok uzun süredir, 5 yıllık süreçte de yoktur diye tahmin ediyorum. Bizde istikrarlı olarak iki sene üst üste Şubat ayına kalmış ve başarılı olmuş kaç takım var? Sadece Galatasaray son iki sezondur bunu başarabildi, iki sene önce Şampiyonlar Ligi çeyrek finali oynamış Fenerbahçe bile ikinci seneyi çıkaramıyor. Beşiktaş gibi bir takım bırakın Şubat'ı, Ekim'i görmeden elenebiliyor. Bu takımlarımızın belli bir istikrarı tutturması gerekiyor bu seviyeden sonra sıralamada yükselmek için, sizin de bir PSV'niz, bir Porto'nuz olmalı kısacası.Takım sayısı dedik, bu konu önemli. Ön elemeleri beklemek istediğimi söylemiştim, bunun esas sebebi üç ülkenin gruplara kaç takımla gireceğini öğrenebilmekti. Portekiz tarafında işler yolunda gitti ve play-off turuna kadar iki takımları Avrupaya veda ettiler. Bunlardan ilki geçtiğimiz sezon Sivasspor'u son Intertoto kupasında eleyip UEFA Kupasında baya ilerlemiş olan Braga, diğeri ise mahalle takımları isimli yazımızda ufak da olsa yer verdiğimiz Paços de Ferreira. Zenit'i içerde mağlup etmiş olmasına rağmen bu iki takıma Nacional de eklenecek muhtemelen. Bize benzer bir tabloyla sadece üç büyükleri grup bölümüne kalmış olacak ancak onların toplam puanı 6'ya bölünecek.

Hollanda ise firesiz gidiyor şimdiye kadar, tehlikeli olan bu. Gerçi geçtiğimiz sene de Hollanda'nın firesiz bir biçimde UEFA Kupasına kalmıştı, hatırlayanlarınız olacaktır. Daha sonra beklenen performansı gruplarda gösteremediler ve bu takım fazlalılığını puana çevirmeyi fazla beceremediler. Yine de her sene sıfır çeken bir Feyenoord bulmak kolay değil, bu sebeple bir an önce elenmeye başlasalar hiç fena olmayacak. Görünen o ki NAC Breda kalamayacak gruplara, Heerenveen ise deplasmandan 1-1'lik skorla dönmesine rağmen turu cebine koyamadı. Burdan bir sürpriz çıkarsa ve gruplara 4/6 olarak girerlerse iyi olacak. Bu sene Twente düşük takım puanına rağmen sürpriz bir katkı yapabilir Hollanda'ya, ekstra bir faktör olarak onu bekliyorum bu sezon.

Bizim için ise söyleyecek gerçekten fazla bir şey yok. Bir ligin kaderini en iyi takımları değil, baş altı takımları çizer derim hep, UEFA sıralamasında da birebir geçerli bu. Türkiye senelerdir üç büyüklerin eline bakıyor ve senelerdir dördüncü bir takımı ön elemeleri geçmeyi başaramadı. Bunun ne büyük bir sorun olduğunu görmek için kahin olmaya gerek yok. UEFA sıralamasında ilk 30'a giremeyen ülke takımları bile bu seneler boyunca ara ara sürpriz yapıp gruplara kalmayı başardı, bizim ülkemizin bir güzide takımı bunu beceremedi yıllardır.

Bu noktada Trabzonspor'u ayırmak istiyorum. Trabzonsporlu arkadaşlarım kusura bakmasın ama potansiyelini bu kadar kötü yöneten kaç takım var Dünya üzerinde? Eminim bir elin parmaklarını geçmez. Trabzonspor illa şampiyon olmak zorunda değil bir şeyleri ispatlamak için ama Avrupada bir şeyler yapabilmek zorunda. Üç büyükler dışında Avrupa kupalarına düzenli olarak katılan tek takım Trabzonspor ve her sene aynı senaryoyu izlemeye devam ediyoruz. İki kere Şampiyonlar Ligi kapısından dönüldü, şanssızlıktır falan ama bu döngüyü artık kırmalıdır Trabzonspor. Eğer daha ileri gitmek istiyorsak Trabzonspor'un Avrupada iyi bir performans göstermesine ihtiyacımız var.

Yine de karamsar bitirmeye gerek yok yazıyı, az önce de dediğim gibi iyi bir yoldayız ve bu avantajı kullanırsak daha da yukarılara tırmanmamız olası. Son iki sezonda topladığımız puanlar (9.750 ve 7.000), bizi ikinci ekibini Şampiyonlar Ligi elemelerinde zar zor tutan bir ülkeden (M'Boro-Basel maçının sonucu farklı olsaydı ikinci takımı kaybediyorduk geçtiğimiz senelerde) Hollanda-Portekiz gibi Avrupanın kalburüstü ligleriyle rekabet eder hale taşıdı. Son 5 yıldaki en iyi iki performansımızın son iki yılda olması da bu sebeple önemli bir avantaj. Bunu realiteye döndürmek ise artık Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe'nin ellerinde...

TRT'nin Spor Hamleleri: Bundesliga, Türkiye Kupası, ?...

TRT'nin Telekomla beraber yeni yayın ihalesine girmek için hazırlandığı artık bir sır değil, bu resmi ağızlardan da dile getirilir oldu. Dile getirmekle kalmayıp bu yönde adımlar atmaya da başladılar, Bundesliga yayın haklarıyla başlayan süreçte. Hatta buna İspanya Basketbol Ligi ACB'nin yayın haklarını bile katabiliriz. TRT'nin spor konusundaki bu girişimlerinin son halkası ise Türkiye Kupası oldu.

TRT, geçtiğimiz günlerde Türkiye Kupasının yayın hakkı için yıllık 17 milyon 100 bin dolar ödemeyi taahhüt etti. Türkiye Kupasının anlamı diğer alınan ihalelelere göre biraz daha farklı doğal olarak, bu direkt olarak yeni yayın ihalesine yönelik bir hamle. Rakipleri elbette olacak, başta yayın hakkının şimdiki sahibi Digitürk. Şansal Büyüka ve ekibi şimdiden ihale hakkında konuşmaya, "valla kurtarmıyor ağalar" ana fikirli, ihale bedelini makul bir düzeye indirmek için açıklamalar yapmaya başladı. 2001 yılındaki kriz ortamında ihaleyi alıp o günden bu yana devam ettiren, 10 yıldır çok farklı noktalara gelen futbolun gerisinde kalan, ticarethane mantığıyla yönetilen bir platform Digitürk, şu anki şartlarda kazandıklarını kazanamayacaklarını bildiklerinden isyanlarda olmaları kadar doğru bir şey yok.

Yayınları daha kişiye ulaştırma, pazarı büyütme amacı güden bir kurum olmadılar asla, tek bildikleri koparabildikleri kadar para koparabilmek. Aynı pakedi bir kişiye 55 tl'den izletirken diğerine 25 ytl'ye izleten bir kurumun benim gözümde bir saygınlığı yoktur, bu anlamda karşılarına ciddi bir rakip çıkmasına sevindim açıkçası. D-Smart da hazırlanıyor gibiydi ihaleye ama görünen o ki bu bedelleri karşılayacak durumları yok, olmasın da zaten. İki cümle önce eleştirdiğim Digitürk'ü D-Smart'a 10 defa tercih ederim, onu da söylemeden geçmeyeyim.

TRT cephesine dönelim tekrar. Açık söyleyeyim, bir devlet kanalının bu kadar yüksek maliyetli bir ihaleye hangi akla hizmet girdiğini ben anlayabilmiş değilim ancak yukarda bahsettiğim konular varken bu konunun etik yönünü deşmek konusunda pek hevesli değilim doğrusu. Etik midir, doğru mudur, bence değil ama madem giriyorlar, koşullarda bazı iyileştirmeler sağlayabileceklerse hoşgelmişler demek daha makul geliyor bana. Özellikle ligdeki her maçın yayınlanmasını sağlayabilirlerse çok büyük bir adım atmış olacaklar. Benim yeni ihaleden en büyük beklentim kulüplere aktarılacak payı kenarda tutarsak budur.

Şifreli-şifresiz yayın tartışması hala sürüyor ancak benim bu konudan pek umudum yok, şifresiz yayın olacağını pek sanmıyorum açıkçası. Olursa itiraz etmem tabii, o ayrı. Benim bildiğim kadarıyla ihaleye Türk Telekom ile ortak olarak girilecek ve finansman da ordan sağlanacak. Telekom'un sağlayacağı bir servis üzerinden yayın yapılır diye tahmin ediyorum. Yeni bir platform olacağından ilk yılında makul bir ücret olabilir, en iyimser beklentim bu fiyat anlamında. Gelişmeleri takip edeceğiz yıl boyunca, bence ligin kaderini çizecek olayların başında geliyor bu ihale. Bekleyelim, görelim...

1.UEFA Avrupa Ligine Doğru: Play-off Turu ve Sonrası...

Bundan önceki turları biraz yüzeysel irdelemiştik ama play-off turu artık dananın kuyruğunun koptuğu yer ve yeni bir organizasyonun genel çerçevesinin çizilmesine biraz daha yakından bakmak gerek. Hem eşleşmelerden çıkan sonuçlar, hem de bir sonraki tura geçmeyi garantilemiş olan Galatasaray ve Fenerbahçe'nin durumunu değerlendirmek gerekiyor. Bu noktada işin içine Şampiyonlar Ligi elemeleri de dahil olduğundan ilk bakışta işler biraz karışık gözüküyor olabilir, elimizden geldiğince basit ve net bir biçimde anlatmaya çalışalım son durumu. Bu yazının arkasından da bir süredir ertelediğimiz ülke ve takım puanlarımızla ilgili de bir değerlendirmesine geçeriz.Öncelikle maçlara bir göz atmak gerekiyor elbette. Geçtiğimiz senelere göre sürprizlerin az olduğu, favorilerin rahat kazandığı bir final turu izliyoruz, bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Geçen sezon birçok sürpriz ekip sayabiliyorduk UEFA Kupası gruplarına kalan. Özellikle İskandinavlar ve Yunanlar geçtiğimiz iki senenin 1. turuna yaptıkları sürprizlerle damga vurmuşlardı, bu sezon öyle bir ülke hatta takım yok desek abartmış olmayız. Buna yaklaşan en önemli takım bundan 5 sene önce Galatasaray'a da benzer bir şoku tattıran Tromsö idi, Bilbao deplasmanında son 10 dakikaya 2-1 önde girdiler ancak maçı 3-2 mağlup tamamladılar. Bilbao'yu içerde yenmeyi başarırlarsa turu geçme şansları var ama çok büyük bir avantajı teptiklerini de söylemek lazım. Bunun dışında bir de Romen ekibi Vaslui'nin AEK'yı mağlup etmesi dikkat çekiciydi ama avantaj bence hala AEK'da. Bu açıdan fazlaca kısır bir turu geride bırakmak üzereyiz.

Gelelim esas mesele olan play-off turu sonrasına. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin pratikte turladığı, Sivasspor ve Trabzonspor'un havlu attığı bir ortamda ikinci maçların tabloyu netleştirmesi açısından herhangi bir önemi yok. O sebeple gruplara bir adım kala takımlarımızın muhtemel torbalarına göz atmakta fayda var. Şimdi grup bölümüne kalacakları Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi elemelerinden gelecekleri gruplayarak başlayalım işe.Şampiyonlar Ligi play-off turunda elenen ekipler bildiğiniz gibi UEFA Avrupa Ligi gruplarına direkt olarak katılıyorlar. Eşleşmelere de bakarsak ilk maçlarda Avrupa Ligine gelecek takımlar az çok belli oldu, Sporting-Fiorentina, Kopenhag-Apoel gibi hala tam anlamıyla sonucu kestirilemeyen eşleşmeler olsa da genel çerçeve ortaya çıktı. Bu anlamda UEFA Avrupa Ligine gelecek takımlar ve takım puanları şöyle;

Sporting: 68.292, Panathinaikos: 56.632, Celtic: 40.575, Anderlecht: 32.065, Levski: 24.250, Politechnica: 7.781, Salzburg: 6.565, Apoel: 4.016, Ventspils: 2.832, Sheriff: 1.332.

Bu takımlardan bizi ilgilendiren kısmı Galatasaray'ın takım puanı olan 33.445 ve Fenerbahçe'nin takım puanı olan 52.445'in üzerinde yer alan takımlar. Özellikle Fenerbahçe için Şampiyonlar Ligi yolundan gelen takımlar kritikti zira ideal senaryoda (aşağıdaki resim) 1. torbanın sondan ikinci takımıydılar. Şampiyonlar Liginden gelecek her sürpriz onları 2. torbaya doğru itecekti bir anlamda. Tek sürpriz hakkı vardı Fenerbahçe'nin, Shaktar Donetsk'in Politechnica'ya elenmesiyle daha bir önceki turdan kullanmıştı. Bu turda ise görüldüğü gibi Şampiyonlar Ligi elemelerinden iki yüksek puanlı takım daha geliyor Fenerbahçe'nin üstüne, Sporting ve Panathinaikos. Sporting'in İtalya deplasmanından çıkaracağı bir galibiyet onların işini görebilir ancak Pana'nın işi pek kolay değil. Bu sebeple 1. torba hayali kuran Fenerbahçe'nin bu sene bunu gerçekleştirmesinin pek mümkün olmayacağını söyleyebiliriz.
Fenerbahçe'yi kurtarabilecek en mantıklı senaryo UEFA Avrupa Ligi elemelerinde deplasmanda 4-3 mağlup olan Zenit'in içerde kazanamamasının yanında Pana ve Sporting ikilisinden birinin Şampiyonlar Ligine kalmasını ummak. %10'dan fazla ihtimal veremeyiz şu senaryo için ama futbolun doğasında sürprizlerin olduğunu unutmamak lazım. Geçen sene de Anorthosis'in Olympiakos'u Şampiyonlar Ligi dışına itmesiyle gruplarda üçüncü torbaya kalmıştı Fenerbahçe. 'Olmaz olmaz deme, olmaz olmaz' demiş şair, biz de tahminimizi söyleyip çekilelim.

Galatasaray'ın durumuna ise yukarda da gördüğümüz 'ideal senaryo' resmine baktığımızda 2. torbanın sondan 3.sırasında görüyoruz Galatasaray'ı. Galatasaray'ın Fenerbahçe'ye göre artısı Şampiyonlar Liginden gelecek ekiplerin aşağı yukarı aynı etkiyi yapacak olması. Örnek vermek gerekirse Celtic-Arsenal eşleşmesinde Celtic yerine Arsenal'in elenip UEFA Avrupa Ligine gelecek olması Fenerbahçe'nin durumunu etkilerken Galatasaray için bir anlam ifade etmezdi çünkü 40.575 puanlı Celtic de Galatasaray'ın önündeydi. Bunun haricinde UEFA Avrupa Ligindeki bazı eşleşmelerde çıkan sonuçlar da Galatasaray'ın işini kolaylaştırabilir. Galatasaray'ın takım puanı olarak önünde yer alan Portekiz temsilcisi Braga geçtiğimiz turlarda elenmişti, play-off turunda da Brugge, Heerenveen, Zenit gibi takımlar elenme riski altındalar.

Tüm bunlar gerçekleşmese bile Galatasaray'ın pratikte 2. torbayı garantilediğini söylemek güç değil. Şampiyon olmayanların yolundan 10 takım geliyor toplamda UEFA Avrupa Ligine, ekstradan gelen tek takım Shaktar oldu bu taraftan. Şampiyonlar yolunda ise Galatasaray'dan puanı yüksek olan tek takım Olympiakos'tu, o da Şampiyonlar Ligine gitmeyi garantiledi diyebiliriz. Galatasaray'ın zaten başta da belirttiğimiz gibi iki sürpriz kontenjanı vardı, bu Braga'yla beraber üç oldu. Shaktar haricinde Galatasaray'ı zor durumda bırakan bir sonuç da çıkmadı.

Hatta Shaktar'ın elenmesinin bile pratikte bir etkisi yok Galatasaray için. Bu sonuçla beraber Galatasaray'dan puanı daha yüksek olan Stuttgart böylece Şampiyonlar Ligi play-offlarında play-off turunda seribaşı oldu ve ideal senaryoda UEFA Avrupa Ligine gelmesi gerekirken Şampiyonlar Ligi yolundan devam etme fırsatı yakaladı. Politechnica'yı deplasmanda yendiklerini de düşünürsek Shaktar-Politechnica eşleşmesinden çıkan sürpriz sonucun Galatasaray'a etkisi olmadığını görüyoruz. Galatasaray'ın üstüne yeni bir takım gelmesini sağlayabilecek iki adet eşleşme var. Birisi Sheriff-Olympiakos, diğeri ise Lyon-Anderlecht. Bir mucize olsa ve Lyon ve Olympiakos UEFA Avrupa Ligine gelse bile Galatasaray artık 3. torbaya inmiyor. Bu açıdan iki takımımızı da UEFA Avrupa Ligi kura çekiminde ikinci torbada izleyeceğiz gibi duruyor.

Şimdilik ana hatlar böyle, önümüzü görebiliyoruz en azından. Sormak istedikleriniz ya da benim hatalı yazdığımı düşündüğünüz bir bölüm varsa her zamanki gibi yorum bölümünde cevaplamaya çalışırım. Girişte de söylediğim gibi bir sonraki yazıda ülke puanı açısından bir değerlendirme yapacağız...

Galatasaray 5-0 Levadia Tallinn || Avrupa Ligine Doğru...

Galatasaray TV'deki programımızı izleyenler hatırlayacaktır, orda Levadia maçına ideal 11'imizin ve defans hattının çıkmasını beklediğimi, Frank Rijkaard'ın Avrupa vizyonu ve açıklamalarında sürekli dillendirdiği rakibe saygı duyulması gerekliliği beni böyle düşünmeye itmişti. Bu açıdan ilk 11 beklediğim gibiydi. Gaziantepspor maçındaki ilk 11'in aynen sahada olması da önemli bir detay, Denizlispor maçında başarılı performans gösteren oyuncular olmasına rağmen ilk 11'i uyum sürecini atlatmış takımı tercih etmesi dikkat edilmesi gereken bir detay.

Geçtiğimiz maç ilk kez beraber oynamanın zorluklarını yaşayan takımdan farklı olarak daha düzenli ve bilinçli bir şekilde topu 2. bölgeye ileten bir defans hattı vardı doğal olarak, bu da Ayhan ve Arda'nın etkinliğini arttırdı. Açıkçası daha alanını daha iyi kapatan, Galatasaray'ın pas bağlantılarını kesmek için daha istekli bir Levadia bekliyordum ancak korktuğum kadar dişli bir rakip yoktu karşıda. Topu 3. bölgede Keita'yla buluşturduktan sonra zaten arkanıza yaslanıp izleyin, daha fazlasına gerek yok. Yeni Açık Alt tribünün tek avantajı buydu diyebilirim, ilk yarı boyunca Keita'yı büyütülmüş bir şekilde izleme fırsatı bulduk. Sabri'yle anlaşamıyorlar izlenimini aldım ben, onun dışında yapabileceği her şeyi yaptı. Her seferinde tekrara giriyorum gibi geliyor ama Keita'ya göre oynayabilen bir Uğur Uçar bu takıma çok daha faydalı olabilir, en azından benim fikrim bu yönde. Ancak Frank Rijkaard sahada Sabri Sarıoğlu'nu görevlendirdiği sürece bu takımın en formda sağ bekidir, ondan şüphem yok. Aydın Yılmaz'ın Kewell, Elano gibi oyuncular varken ilk 11'de çıktığı bir takımda herkes formayı alabilir, benim beklentim Uğur Uçar'ın kendisini antremanlarda gösterebilmesi.
Hafta içinde Deivid'den iyi olmadığı yazılıp çizilen Abdul Kader Keita'nın performansı gittikçe artıyor ve takımın geri kalanı böyle sistematik oynarsa bunun bir standart haline geleceğini de söylemek zor değil. Her şeyiyle futbolcu Keita, topu kontrolünden, pası verişine, orta yapışına kadar girdiği her aksiyonda hissettiriyor size bunu. Franck Ribery'yi canlı seyretmiş bir insan olarak Türkiye ligine gelmiş en dominant kanat oyuncusu diyebiliyorum Keita için, o kadar da iddialıyım. Ribery önemli bir oyuncuydu ama gelişimini tamamladığı yer Galatasaray değildi. Olmalıydı belki, o başka konu. Bugün attığı gollerle kanat-forvet kimliğini de ortaya koymayı bildi, özellikle duran toptan attığı gol çok önemli.

Duran top demişken bunu biraz açmak gerek. Kornerlerden, taça kadar organize bir takım görüyorduk sezon başından beri ama cepheden serbest vuruş kazanmamıştık pek, bu maçta serbest vuruş kazanınca topun başına 3-4 kişi toplandı. Bu toplantı dağıldığı an maçı beraber izlediğim Eray Sözen pozisyonun gol olacağını söyledi. Ben daha kim vuracak, onu anlamaya çalışırken takım bir çalışılmış duran top organizasyonu daha gösteriyor, Keita da topu filelere göndererek maçı rahatlatıyordu. Burda golü atan Keita kadar Eray'ın da hakkını vermek isterim açıkçası. Keita konusunda bir diğer değinilmesi gereken konu ise golden sonra çalan 'Abdel Kader' şarkısı. Denizlispor maçı yazısında Kewell'ın golü sonrası çalınan Daddy Cool'u ne kadar beğendiğimi söylemiştim, bu maçta Keita'ya da 'Abdel Kader' parçasının atfedilmesine çok sevindim. Geldiğimden beri bu parçayı dinliyorum, elim değmişken onu da paylaşayım.

İkinci yarıyı uzaklardan seyretmemizden kelli pek detaya girmek istemiyorum ama özellikle Elano'nun Baros'un yerine girmiş olması onun kanatlarda da değerlendirilebileceğine yönelik bir işaret olabilir. Keita'nın ve Kewell'ın forvet rolünü üstlendiği, topu çok daha fazla ayağında tutan ve ayağa oynayan bir yapıya büründü takım bu değişiklik sonrası. İstatistik kağıdını da alt üst ettiler muhtemelen bu dakikadan sonra, elime geçerse o verileri de paylaşırım. Kewell'ın golüne ise şapka çıkarmaktan başka yapılacak bir şey yok.

Son alkışımız da tribüne olsun yazıyı tamamlarken. Denizlispor maçından başlayıp bu maçta devam eden Milan Baros desteği gerçekten takdiri hak ediyor. Galatasaray tribünlerine hakim olması gerektiğini düşündüğüm futbol aklını yansıtan, harika bir duruştur Milan Baros'a destek olunması, bağıran, alkışlayan herkesin ellerine, dillerine sağlık. Frank Rijkaard'ın kulübe getirdiği hava tribünlere de yansımış durumda. Bir tarihe tanıklık ediyor olabiliriz...

ŞL Yolcuları: Debrecen, Haifa & Zürih

'Zoraki Sürpriz' yazısında bu sene Şampiyonlar Liginde görmeye alışkın olmadığımız takımları düzenli olarak görmeye başlayacağımızı irdelemiştik ama futbol bu işte, sürprizi zorunlu hale getirseniz bile illa bir sürpriz oluyor. Mali krizde en büyük darbeyi alan futbol ülkelerinden biri olan Macaristan'ın şampiyonu Debrecen birkaç sene önce UEFA Kupasında iyi bir çıkış yapıp ardından Şampiyonlar Ligine kalmayı başaran Levski'yi Bulgaristan'da 2-1 mağlup etti. İş bitti diyebilir miyiz, şimdilik hayır ama Macar ekibi kendi sahasında alacağı 1-0'lık mağlubiyeti bile cebine koymuş durumda. Levski'nin çok uğraşması gerekecek Şampiyonlar Ligine kalabilmek için. Bu yeni düzenden şikayetlerimiz vardı, Debrecen en azından gerçek anlamda bir sürprize imza atan tek takım olarak kalmalı Şampiyonlar Ligine.

Aslında benim esas sürpriz adayım Sheriff Tiraspol'du ama onlar da Olympiakos'la eşleşip turu ilk maçta verdiler. Anorthosis'e verdiği turu Moldova ekibine vermemeye kararlı gözüküyor Olympiakos, zaten başlarında da Anorthosis mucizesini yaratan adam Ketsbaia olunca Tiraspol ekibine UEFA Avrupa Ligi kuralarını beklemek düştü.
Dün ve Salı günü oynanan maçlarda ilginç bir şekilde deplasman takımlarının üstünlüğü var. Sivasspor'a içerde 5 atan Anderlecht'i aynı tarifeyle evine yollayan Lyon hariç içerde tatmin edici bir skor alabilen yok, bir tek Kopenhag 1-0'ı koparabildi Apoel'den. Fiorentina, Sporting deplasmanından 2-2'yle döndü, diğer takımlar ise evine neredeyse turu atıp döneceklerdi. İlla ki rövanşlarda sürpriz olur ama genel tabloda ezber bozulduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Buna rağmen 'Şampiyonlar Yolu'ndan gelecek olan takımlarda Debrecen dışında bir sürpriz gözükmüyor ama geçtiğimiz senelerde Şampiyonlar Liginde görmeye alışık olmadığımız birçok ekibi göreceğiz gibi. Bunlardan biri Salzburg deplasmanından 2-1'lik galibiyetle dönen Maccabi Haifa. 90'larda bizim takımlarımızla eşleşen, adı sanı bilinen bir ekipti Maccabi Haifa, hala İsrail'in en iyi takımı olarak bilinir buralarda. (Edit: O Tel-Aviv'di yahu, neyse.) Onları yeniden sahnede görmek ilginç olacak. Bir diğeri ise sezona play-off turunda seribaşı olamayacak gibi başlayan ancak önündeki takımların elenmesiyle iyi bir kura şansı yakalayan Zürih. Ventspils'ten 3-0'lık galibiyetle turu aldılar ve evlerine en rahat dönen takım konumundalar. Son Şampiyonlar Ligi denemelerinde Delgado'ya toslayıp UEFA yollarına düşmüşlerdi, eski rakipleri Beşiktaş'la da eşleşmeleri 1/8 olasılık.

Ağır abilerde ise durum daha net, az önce dediğimiz gibi Lyon 5 golle Anderlecht'i evine uğurladı, Arsenal ve Stuttgart da deplasmandan 2-0'la dönüp işi bitirenlerden. Çekişmeli geçebileceğini düşündüğüm iki eşleşme olan Pana-Madrid ve Sporting-Fiorentina'da deplasman takımları lehine sonuçlar çıkması ikinci maçlarda ibreyi tamamen ev sahiplerine çevirdi. Twente'yi son saniye golüyle geçen Sporting İtalya'da epey terleyecek, Pana'nın ise bence artık şansı yok. 1-0, 2-1 gibi galibiyetler bile yetmiyor ki bunu bir İspanya deplasmanında yapmak zorundasınız. Şampiyonlar ligi torbaları yakında belli olur ancak geçen sene Fenerbahçe 52 puanla zar zor 3. torbaya girerken bu sene 56 puanlı Glasgow Rangers'ın 2. torbaya girecek olması işlerin ne kadar değiştiğinin bir göstergesi. Bu yeni Şampiyonlar Ligi denemesinin artılarını, eksilerini sezon boyunca konuşacağız gibi, görünen o...

Caner Erkin & Galatasaray

Şu ligde dengeleri değiştirebilecek düzeyde kaç yerli oyuncu var deseniz en fazla 4-5 oyuncu derim ve bunların içinde mutlaka Caner Erkin'i de sayarım. Bu kadar etkili ve çok yönlü bir sol ayak kolay bulunacak türden bir yetenek değil, zaten buralarda izlemeye bile fırsat bulamadan genç yıldız koleksiyoncusu CSKA tarafından iyi bir bonservis ücretiyle transfer edildi Caner. Yurt dışına oyuncu ihracı konusunda nerde durduğumuzu düşünürsek göründüğünden çok daha önemliydi bu transfer, Caner'in yeteneklerinin ne kadar etkileyici olduğunu göstermesi açısından.

Aslında Caner Erkin'in Türkiye'ye dönüşünün gündeme gelmesi yeni bir haber değil, en azından beklentilerin bu yönde olduğunu Rusya'daki yabancı kontenjanı düzenlemesi haberi geldiğinde yazmıştık. Mart ayında yazdığımız yazıda şöyle demişiz;

"CSKA'nın Caner Erkin için Manisaspor'a ödediği 4 milyon euro transfer bedelinin esnekliği kısıtlayacaktır ancak yerli piyasasındaki ciddi rekabet bu civarda bir bonservisi ödemeye hazır kulüplerin olmasını sağlayacaktır. Senaryo işini biraz abartırsak er ya da geç büyük liglere kapağı atacak olan Arda Turan sonrası dönem için sol kanat rotasyonu adına hedef oyuncu olabilir Caner, çok da iyi olur."

Öncelikle bu hamlenin Galatasaray'dan gelmiş olmasına gerçekten sevindim, onu söyleyeyim. Galatasaray bence ligin en değerli sol kanat rotasyonuna sahip takım, Beşiktaş ve Fenerbahçe bu kadar iyi bütçelerle ve yerli rotasyonu sıkıntısıyla transfer dönemine girmişken böyle bir girişimi ben bu iki kulüpten beklerdim, daha doğrusu bekliyordum. İki takımın da iç piyasaya yoğunlaşması ve bütçelerinin büyük bölümünü bu yönde harcamaları transferlerde kalite kadar fiyat/performansa da önem veren Galatasaray'ın Caner Erkin için girişimde bulunmasını sağlayacak ortamı hazırladı.

Ben yine de bu transferin 4 milyon euro'dan aşağı bir bedelle biteceğine inanmıyorum, onu söyleyeyim baştan. Yanlış hatırlamıyorsam CSKA, Manisaspor'a 4 milyon euro bonservis ücreti ödemenin yanında gelecek transferinden %25 pay da vereceğini taahhüt etmişti, yani toplamda 5 milyon euro'ya tekabül eder bu teklif. 21 yaşındaki milli düzeyde bir oyuncuyu rotasyonda düzenli kullanmıyor olsalar dahi zarar ederek elden çıkarmak istemeyeceklerdir. Bu sebeple çok uygun bir bonservis bedeliyle gelme ihtimali yok Caner'in, onu almak isteyen kulüp bir şekilde elini cebine atmak zorunda. Caner açısından problem çıkacağını sanmıyorum, zaten Galatasaray'la kendini Avrupa vitrininde gösterme adına yeni bir şans elde edecek, özellikle burda oynayarak elde edeceği Rijkaard referansı ilerde ona daha büyük liglerin kapısını açma şansını da getirebilir. CSKA'da düzenli olarak oynamaması da bir başka önemli etken elbette.

Peki Galatasaray'a gelirse nasıl bir rolde görürüz Caner'i? Sol bek mi, sol açık mı, yoksa ön bölgenin yedekleyicisi mi? Kısaca 'hepsi' dersek hiç de abartmış olmayız bana göre. Galatasaray'ın savunma düzeninde Hakan Balta'nın ne kadar önemli bir rol üstlendiğini biliyoruz ve onu yerinden etmek için sadece ofansif yeteneklerin yeterli olmayacağını görmek için kahin olmaya gerek yok. Oynayamayacak durumda olduğu ya da stoper rotasyonuna geçtiği dönemlerde sol bekte forma giyecek bir oyuncuya ihtiyacı var Galatasaray'ın ve bu ihtiyaç toplamda 10 maçı geçmeyecektir. Geçtiğimiz sezon bu sayı son dönemde yaşanan stoper kıtlığında Hakan'ın o bölgeyi doldurmasıyla baya bir artmıştı ve Volkan Yaman'ın o oyuncu olmadığını yeterince tecrübe etmiştik. Caner'in ilk katkısı bu olacaktır Galatasaray'a, başka işleri görürken Hakan'ın arkasını düşünmememizi sağlayacak bir yandan. Onun oynadığı maçlarda da sağ tarafta Uğur Uçar görev alabilir vs. ama bu detaylara transfer gerçekleşince göz atsak daha iyi gibi.

İkinci ve en önemli rolü ise Arda Turan'ın hem sol hem de ortadaki görevini layıkıyla yedekleyecek bir oyuncu olması. Arda hem Galatasaray'da, hem milli takımda hemen her maçta görev alan bir oyuncu ve zaman zaman bu sebeple form grafiğini her daim zirvede tutmakta zorluk yaşayabiliyor. Bu seneye gerçekten harika başladı ancak onun arkasını dolduracak bir oyuncuya da ihtiyaç olacak ve bu oyuncunun yerli olması Galatasaray'a çok farklı seçenekler de sunacak. Caner Galatasaray'a gelirse beklenenin aksine ön bölgede sol bekten daha fazla süre alacaktır bana göre.

Kısacası rotasyonu her yönüyle tamamlamak için doğru bir transfer olur Caner Erkin, Arda Turan'ın olası transferi sonrası onun rolünü doldurabilecek en iyi yerli alternatif de kadroya katılmış olur. Bir de Sercan Yıldırım sesleri son zamanda yükseliyor, eğer uygun maliyetle bitirilebilirse Galatasaray tarihinin en iyi kadro yapılanmasına doğru yelken açabilir takım. Yine de beklemek lazım tabii, daha fazlasını konuşmak için çok erken...

Avrupa'nın Mahalle Takımları: Villarreal, Heerenveen, Auxerre

Futbol tarihimize damga vurmuş repliklerden biridir, hatta bir deyim halini almıştır 'mahalle takımına yenilmek'. Hep hor görülür bu takımlar bu topraklarda ve oynadıkları oyunun büyüklüğüne bakılmadan kasabanın büyüklüğüyle değerlendirilirler. Galatasaray geçen seneki hazırlık kampında Hoffenheim'a 2-1 mağlup olduğunda yine aynı sesler yükselmişti ama kimse Dietmar Hopp önderliğinde kurdukları takımdan ve yapılanmadan bahsetmemişti. O mahalle takımı geçen sezonun ilk yarısında tüm Avrupaya futbol dersi verdi neredeyse. Mahalle takımlarının gururu oldu Hoffenheim bir anlamda. Ancak küçük şehrin/kasabanın büyük takımı olarak sadece Hoffenheim yok, hatta Hoffenheim yeni sayılır bu mecrada. Şimdi bu ekiplere bir bakalım.

Hoffenheim'dan önce kim vardı diye sorarsak ilk yanıtımız şüphesiz Villarreal olacak. Bulunduğu bölgenin potansiyelini hiçe sayıp inanılmaz bir büyümeyle son yıllarda La Liga gibi köklü bir ligde baş altı takımlardan biri haline geldiler. Avrupa kupalarına düzenli olarak katılıyorlar ve neredeyse kasaba nüfusunun yarısı kadar kapasitesi olan stadyumlarını her maç dolduruyorlar. Bence Hoffenheim'ın örnek aldığı modeldir Villarreal modeli. Takım büyüdükçe ilgi de büyüdü ve futbol içi gelirlere kavuşunca bu başarılarını uzun vadeye yaydılar. Şimdi benim diyen İspanyol takımlarından daha iyi durumdalar, bizim üç büyük diye tabir ettiğimiz takımlarımızdan daha iyi imkanlara sahipler. Burda kritik nokta futbol yönetimi esasen, parlattıkları oyuncuların yerine her zaman daha iyisini koymayı başarmış bir ekiptir Villarreal ve bunu yaparken bütçelerini hemen hemen denk tuttular. Artık rahat rahat 10 milyon euro ve üstü transferler yapabiliyorlar. Nihat sebebiyle çok uzak bir takım olmadı ülkemize Villarreal, o sebeple uzatmak istemiyorum. Eğer 'mahalle takımı' diyeceksek en iyi mahalle takımlarının başında Villarreal gelir.
Böyle bir tanıma en iyi oturan takımların biri de bence Heerenveen. Eredivisie'da takım bulunduran en küçük şehir olan Heerenveen'i ben esasen futbol takımıyla tanıyorum. Özellikle yetiştirdiği forvet oyuncularıyla ün yapmış bir takım Heerenveen, hatta forvet fabrikası desek abartmış olmayız. İngiltere'de hayal kırıklığı yaratsa da Afonso Alves, Ajax'a gönderilen Sulejmani, Madrid'den Milan'a geçen Huntelaar, Celtic'li Samaras (ki çok beğendiğim bir oyuncudur) bunlardan birkaçı, daha geriye gidersek birçok önemli forvet oyuncusuna daha rastlayabiliriz. Kendi yağıyla kavrulan ve bu yönetimleriyle kapasitesinin üstüne çıkan kulüpleri severim, Heerenveen'i de bu sınıfta görmüşümdür hep. 43.318 nüfuslu bir şehrin takımı olarak kendi kimliklerini oluşturmuşlar. Takdiri hak ediyorlar.

Avrupada ismi olan bir diğer 'mahalle takımı' Auxerre. Aslında ben Monaco'nun Fransa Ligindeki en küçük şehir takımı olduğunu düşünüyordum ama 41 bin kişilik nüfusuyla Auxerre Monaco'nun önündeymiş. Neyse, zaten koskoca prensliğe mahalle takımı deyip başımızı belaya sokmayalım hiç yoktan! Auxerre de Heerenveen'e paralel olarak yetiştirdiği oyuncularla ayakta kalan bir kulüp. Hatta itiraf edeyim, Auxerre'i bu listeye almamda etkili oldu bu tarafı. Gerçi Fransa'da artık oyuncu yetiştirmeyen kulüp yok, artık bir kulübün değil ligin kimliği oldu bu. Yine de Auxerre aklımda hep bu yönüyle yer etmiş bir kulüp. Djibril Cisse'nin, Olivier Kapo'nun yıldız adayı olduğu zamanları izlemiş herkeste böyle bir izlenim vardır eminim.

Bu bilinen örnekler dışında en ilgi çekici olanı ise geçen sene Romanya şampiyonu olan Unirea. 18000 nüfuslu Urziceni şehrinin takımı olan Unirea Urziceni bu sene Şampiyonlar Liginde mücadele edecek. Stadları 7 bin kişilik olduğundan maçlarını başka bir stadyumda oynayacaklarmış hatta. Beşiktaş için en uygun takım gibi görünüyor şimdilik Şampiyonlar Ligi kura çekiminde. Bir de bu sezon Portekiz'i UEFA Avrupa Ligi elemelerinde temsil eden ancak başarılı olamayan Paços de Ferreira var, 9 bin kişilik bir şehrin takımı olarak. İtalya'da da Chievo'nun benzer bir hikayesi vardı. Listeyi uzatmak isterseniz yorumlarda bildiklerinizi paylaşabilirsiniz...

Akın Akın Kompela


Biraz okul, biraz televizyon derken birkaç gündür uzak kaldım bloga. Günde bir yazı da olsa boş geçmemeye çalışan, bloga girenleri yeni bir şeyler okutmadan göndermek istemeyen biri olarak beni biraz rahatsız etti açıkçası ancak elimden bir şey gelmedi. Birkaç gün daha sürecek bu durum, blogun normal temposuna kavuşması Perşembe'yi bulur. Fırsat buldukça yazmaya çalışacağım yine de.

Böyle aralardan sonra patır kütür yazıyla girmek yerine eğlenceli bir video ekleyim öyle geçiş yapmayı seviyorum, bugün rastladığım güzel videolardan birisi de çocukluğumuzun televizyon yıldızı Kompela'ya ait. Türkçe konuşması ve renkli kişiliğiyle 90'ların Televole'sinin yıldızlarındandı Kompela, televizyonda memleketine gidip Türkçe küfürler etmesini anlatışını unutmam. Türkiye'de geçirdiği son dönemde çeşitli televizyon programları da yapıyordu Kompela ancak zamanının acar muhabilerlerinden Akın Sel'le yaptığı 'Akın Akın Kompela' aklımdan çıkmış, görünce bir gülümseme oturdu yüzüme. Benim diyen şovmene taş çıkartacak adamdı Kompela ama uyuşturucu sebebiyle sınır dışı edildi ve Türkiye kariyeri sona erdi. Akın Sel de ortalıklarda görünmüyor uzun süredir, kankası Acun aldı yürüdü halbuki. İkisi de kim bilir nerdedir şimdi? Bu program onlara pek yaramamış gibi, belki de karate Can'ın lanetidir!

Yukardaki video 'Akın Akın Kompela'dan küçük Onur'un konuk olduğu bölüm yer alıyor, aşağıdakinde ise Korcan Karar'ın efsane programı Şok'un futbolcu demeçleriyle ilgili tespitleri. Videonun sonunda Kompela'nın efsanevi repliği duyabilirsiniz.

Galatasaray 4-1 Denizlispor || Duran Top, Hareketli Takım...

Maçtan galiba bir yarım saat önceydi. Eski Açık durmaksızın 'Servet Çetin' diye bağrıyor ancak beklediği karşılığı alamıyordu. Yeni bir çağrılma-gitmeme krizi mi var diye düşünürken bir süre sonra takımların ilk 11'leri okunmaya başlandı. Kaleci Leo Franco, ardından 2 numarayla Emre Güngör. Servet yok galiba diyorum, ardından 3 numarayla Uğur Uçar anons ediliyor. İşte şimdi bu maç izlenir derken bir süre sonra Emre Aşık ve Volkan Yaman'ı da duyunca hafif bir şaşkınlıkla beraber bir gülümseme yerleşti suratıma. Böyle bir hamleyi Frank Rijkaard'dan başkası yapabilir miydi diye düşündüm, son senelerdeki teknik direktörlerimizi de hatırlayarak. Kadrolar açıklandıktan sonra etrafta salyalar saçarak küfreden adamlar da görmememiz Rijkaard'a taraftarın net bir şekilde güvendiğini gösteriyor bu anlamda.

-------------Leo Franco-------------

-Uğur---Güngör---Aşık----Volkan--

-----------Sarp----Barış------------


Takım maça başladığında korkmaya gerek olmadığını ilk 10 dakika içinde Denizlispor'a 'atak başlangıcı' imkanı bile tanımayarak gösterdi, zaten Denizlispor'un da karşılık verecek gücü yoktu. Onlar için olabileceklerin en iyisi oldu ve maçtaki tek gol pozisyonlarını gole çevirip öne geçtiler. Bugün bu sahadan puan çıkarma ihtimalleri varsa o da o gole bağlıydı ama gol bile yeterli olmadı. Volkan Yaman-Emre Güngör ortak yapımı golü bir kenara koyarsak ben savunma bölgesi de dahil sahada sırıtan bir takım görmedim. Yukardaki dizilişe bakınca zaten defansif görevlerini aksatmaması gereken bu 6 oyuncunun bir arada oynamayı bırakın, ilk 11'de oynamışlığı bile sınırlı. Buna rağmen sırıtmamaları çok önemliydi.

Maç sonrası Lig TV'nin istatistiklerine baktım, takımın en iyi beş pasöründen dördü bu altılıdandı ve zirvede sağ bek Uğur Uçar vardı. Hem Galatasaray TV'deki programda, hem de burdaki yazılarımızda Galatasaray'ın oyun planının topu beklere yayıp oyunu ordan başlatmak üzerine kurulu olduğunu söylemiştik. Gaziantepspor maçında Hakan Balta ve Sabri en çok topla oynayan oyunculardandı bu fikrimize paralel olarak. Bu maçta ise Volkan Yaman bu planın sol tarafta işlememesinin en büyük sebebiydi. Yenilen goldeki payı bir kenara, bu kadar pas ve pozisyon hatası yapan bir futbolcuya Frank Rijkaard'ın tahammül etmesi gerçekten zor, zaten oyundan alınan tek defans oyuncusu olması bunu ortaya koydu yeterince. Hakan Balta'nın gözünü seveyim diyorum, başka bir şey demiyorum. Uğur da oynadıkça üstüne koyabileceğini yeniden gösterdi bizlere. Bence bu sisteme çok uygun bir oyuncu ve sağ bekte tercih Sabri olsa bile bu defans hattında süre alacak oyunculardan biri olacak Uğur. Onu sol beki yedeklerken de görürsek kimse şaşırmasın.

----------Arda Turan---------
--Keita---------------Kewell--
---------Milan Baros----------

İşin hücum tarafında bugün Gaziantep'te olduğu gibi problem yoktu, üstelik çok daha aktif ve verimli bir Kader Keita da vardı. Keita'nın şuursuzca yaptığı driplingleri yapabilecek bir oyuncu görmedi Süper Lig senelerdir. Kısa süreli de olsa (nerden hatırladıysam) ligimize uğrayan Ribery'yi yazabiliriz en fazla yanına. Bazen çok topla oynuyormuş gibi gözüküyor ama adam öyle şeyler yapıyor ki tercihlerinin de normal olmaması doğal. Normal bir insan evladının beki görmesi gereken bir pozisyonda tek hareketle üç kişinin içinden geçebilen, garip bir adam Keita. Eğer girişimlerini istikrarlı olarak bitirebilirse Galatasaray ve Türk futbolu uzun yıllar unutulmayacak bir fenomen kazanmış olur, zaten fazla da tutmazlar bu adamı burda. Uğur bugün onun arkasını kapatmada ve gerektiğinde bindirmeleriyle Keita'ya alternatif bir seçenek sunmasıyla iyi bir oyun ortaya koydu, bunu da belirtmeliyim. Bekle iletişimini biraz daha geliştirirse ve 3. bölge presini aksatmazsa kusursuz kelimesinin hakkını tam anlamıyla verecek. Bunları da yaparsa insan değil zaten.

Bireysel değerlendirmelere bir ara verelim ve başlığa tekrardan göz atalım. 'Duran top ve hareketli takım'. Burda ne demek istediğimi biraz açmak istiyorum müsadenizle. Duran toptan başlayalım. Her maç yazısında istisnasız olarak değindik bu konuya ancak her zaman bunun geçici bir form grafiği olup olmadığı konusunda soru işaretleri de bırakmıştık bu yorumlarımızın yanına. Benim bugün izlediğim duran top organizasyonları ise kullanan becerisinden ibaret değildi, kesinlikle planlanmış ve çalışılmıştı. Öncelikle içeriye doğru kavisli kesiliyor bütün toplar ve bu vuruşları ters ayaklı oyuncular kullanıyor. Sağdan Kewell, soldan Arda Turan. Eğer Kewell ilk 11'de çıkmazsa sağdan kimin kullanacağı şüpheli olsa da (Hakan?) yapılacak ortanın türüne önem verildiği her halinden belli oluyordu topların. Elano da gelince bu organizasyonlar daha da oturacaktır ki Hagi'den beri bu konudan muzdarip olan bir takımın taraftarları olarak bundan iyi bir haber alamazdık herhalde.

Bugünkü Galatasaray ile geçen seneki Galatasaray arasındaki en önemli fark ise dizilişten ziyade top alışverişindeki düzendir bence. Geçtiğimiz sene takımı yakan, pozisyon üretmesini engelleyen en önemli sıkıntı pası alan-veren de dahil herkesin statik olmasıydı. Bu sene ise başlangıçtan itibaren hareketli top kullanıyor, alıyor, veriyor ve bunu belli bir düzen içinde yapıyorlar. Bekler, orta saha, Arda Turan ve ileri üçlü. Galatasaray'ın temel varyasyonu bu olacak sezon boyunca. Aslında geçen seneki takım özellikle ilk yarıda pas alışverişi konusunda belli bir ilerleme sağlamıştı, o takımın mirası da Rijkaard faktörünün kısa sürede uygulamak istediklerini kabaca sahaya yansıtabilmesini sağladı. Bence şu kısa süre içinde muazzam bir gelişmedir hayatımda gördüğüm en durağan takımdan şu takıma evrilmek. Gerçi futbolun rakiple oynandığını da unutmamak gerekir, sizi bu anlamda rahatsız edecek, bozacak bir rakiple oynadığınızda ne yapabildiğiniz önemlidir esasen, benim merak ettiğim konu bu. Rakipten bağımsız bir pas trafiği oluşturabilmek mesele, Galatasaray bunu hazırlayabildiği zaman (ki bu uzun bir süreç) arkamıza rahatça yaslanıp keyifle izlediğimiz bir takım haline gelecek.Aslında yazıyı burda bitirecektim ama birkaç ufak nokta dikkatimi çekti, onları söylemeden geçmeyeyim dedim. Öncelikle uyarıları bir bayanın anons etmesi güzel düşünülmüş, söylenen her ne olursa olsun ıslıklanma refleksinin bir nebze önüne geçecektir bu. Takımın yaydığı olumlu havayla beraber biraz daha coşkulu tribünler vardı ama Eski Açık-Kapalı değişikliğin etkisini sezemedim açıkçası. DJ'imiz de playlistini değiştirmiş sonunda, hayırlı olsun. Kewell'ın golünden sonra Daddy Cool çalmayı da o akıl ettiyse ilk lig maçı için benden tam puan aldı kendisi.

Son olarak parçalının altına kırmızı şort giyilmesi var, belki dikkatinizi çekmiştir. Parçalının iki alternatif şortla bildirilmesi güzel olmuş zira beyaz şort sebebiyle beyaz deplasman formasıyla gelen takımlara karşı parçalı giyememe durumumuz vardı, bunun önüne geçilmiş bu sezon. Ayrıca formalarla ilgili güzel bir not daha. Geçtiğimiz günlerde dördüncü formamız olan düz kırmızıyla ilgili bir şeyler yazmıştık. Kasım ayında çıkacağıyla ilgili bir şeyler duymuştum, bugün teyid ettirme şansı buldum bu bilgiyi. Merak edenler için geçmiş olayım...
Related Posts with Thumbnails