Bu Sene

Hepinize mutlu yıllar arkadaşlar...

Sinan Bolat

Yurtdışından takip ettiğim kalecilerden biriydi Sinan Bolat ancak bloga yazma fırsatı bulamamıştım henüz. Sinan bizden önce davranıp transfer olmuş bile çoktan, iki gün önce Belçika'nın üst düzey ekiplerinden Standard Liege'le 4.5 yıllık sözleşme imzalamış. Standard Liege bildiğiniz gibi oyuncu parlatıp iyi fiyatlara pazarlama konusunda master yapmış ekiplerden biri, Felliani transferinin yankıları hala dinmiş değil Belçika'da. 20 yaşındaki Sinan'ın da önümüzdeki senelerde iyi bir konuma geleceğine şüphe yok.

Transfer haberini görünce Sinan'la ilgili bir kaç ilginç detaya rastladım, onları da sizle paylaşayım yeri gelmişken. Profosyonel futbol hayatına Belçika'nın Genk takımında başlamış olmasına rağmen Türkiye'de doğmuş Sinan, Kayseri'liymiş bu arkadaşımız. Ayrıca Avrupa'da yetişen diğer Türk oyuncuların aksine Türkiye ligi'nde forma giyebileceği konusunda açıklamaları da olmuş daha önce. Daha önceden Galatasaray, son dönemde ise Fenerbahçe ağırlıklı dedikodulara da rastlamadık değil hani, bizim takımların ilgisi sadece takip etmek düzeyinde kalmış olacakki Standard Liege takımıyla anlaşmazlığa düşmesi fırsat bilip 150 bin euro gibi ucuz sayılabilecek bir bedelle kadrosuna katmış Sinan'ı.

Beynimin bir lobunu Galatasaray'a ayırmış adamlardan biri olduğumdan bu tip oyuncuların transferlerine bir Galatasaraylı gözüyle de bakarım aynı zamanda. Buna rağmen Sinan'ın Liege'le anlaşmasına üzüldüğümü söyleyemem çünkü Galatasaray'da kendini uluslararası seviyede ispatlamadan 1. kaleci olmak oldukça zordur, yerli bir kaleci iseniz bu çok daha zordur. Üst düzey bir kaleci olmak için gerekli olan temel yeteneklere sahip olan Aykut Erçetin'in yeterli sayıda profosyonel maça çıkamamasının eksikliği çektiğini görebiliyoruz. Bundan sonra da büyük bir mucize olmazsa Galatasaray'ın 1. kalecisi olması çok zor gözüküyor Aykut'un.

Fenerbahçe açısından bakarsak Volkan Demirel'in arkasının Serdar'ın gidişinden sonra boş kaldığını görüyoruz. Teknik açıdan ikinci bir kalecinin gelmesi gerektiği açık ama Fenerbahçe'yi zorlayan esas sorun ilk 18'de bulundurulması gereken altyapı kökenli oyuncu. Fenerbahçe bu yüzden kulübede Volkan Babacan'ı oturtmak zorunda, diğer bir deyişle yeni alınacak kaleci aslında 3. kaleci olmayı kabul etmek durumunda. Bu da Fenerbahçe'nin kaleci transferi gerçekleştirmesini zorlaştıran en büyük etken.

Sinan henüz 20 yaşında, üst düzey performansına erişmesi için önünde daha uzun yıllar var. Yolunun Türkiye'den geçeceğini kestirmek zor değil. Tek söyleyebileceğim yakın gelecekte gerçekleşmemesini umduğum. Kaleci yetiştirmede sıkıntı çeken bir ülke olarak bir başka yeteneğin gelişimini engellemek milli takım için akıllıca bir hamle olmaz...

Eski Dostlar #4: Markus Münch

İlgi gören bir seri oldu 'Eski Dostlar', bize de devam etmek düşüyor elbette. Bugün yad edeceğimiz futbolcu Beşiktaş'ın eski sol açığı Markus Münch.

Profosyonel kariyeri 1990'da Bayern Münih'te başlıyor Münch'ün, 1994 yılına kadar Bayern'de kalıyor. 94'te Leverkusen'e geçen Münch, 96'da tekrar bir Bayern macerası yaşayıp 98'in Ocak ayında Köln'e geçiyor. Bu transferden 6 ay sonra ilk kez Almanya dışına çıkan Münch İtalya'nın Genova takımıyla sözleşme imzalıyor.

Münch'ün Beşiktaş öncesi kariyeri böyle. Genova'da bir yıl oynadıktan sonra o dönem Beşiktaş'ı çalıştıran Karl Heinz Feldkamp'ın ısrarıyla Beşiktaş'a geçiyor Alman oyuncu. Bütün ilginin Galatasaray'a yoğunlaştığı 1999-2001 yılları arasında kendini zihinlerimize kazımayı başarıyor Marcus Münch. Türkiye'deki kanat oyuncularının en büyük eksiğidir sert ve falsolu orta yapmak. Münch'ün akıllara kazınmasında en büyük etken de Türk futbolseverinin hasret olduğu bu ortaların onun en önemli yeteneği olsa gerek. Ortalarının yanında oldukça hızlı bir oyuncuydu Münch, komple bir kanat oyuncusuydu yani. Neden gönderildiği o gün bugün merak edilir futbolseverler arasında.

İki sene gibi çok da uzun sayılmayacak bir süre görev yapmasına rağmen Türk futboluna damga vurmuş yabancı kanat oyuncularından biri olmayı başarmıştır kendisi. Harry Kewell'ı saymazsak Münch sonrası onun kadar iyi bir yabancı sol açık gelmedi diyebiliriz.

Beşiktaş sonrası memlekete dönüş yapmış Münch, fotoğraf da o günlerinden. Kariyerinin son günleri de geri kalanı gibi hareketli geçmeye devam etmiş, bir sene sonra Gladbach'tan ayrılıp bu kez Yunanistan macerasına atılmış Pana'yla. Pana'ya transfer olduğunu duyunca Türkiye'den bir kulüp neden talip olmadı diye hayıflanmıştım o zamanlar. Orda da kariyerinin son günlerini yaşayıp 2005 yılında futbolu bırakmış kendisi.

Kendisinin şu an ne yaptığıyla ilgili bir anektod bulamadım. Bilen ya da okuyan varsa bizimle paylaşabilir...

Vatanında Esemeyen Kuzey Rüzgarları

Uzun zamandır dikkatimi çeken bir konu bu. Avrupadaki Kuzey temsilcileri başarılı oldukları senelerde liglerinde aynı başarıyı sergileyemiyorlar genelde. Örnekler çoğaldıkça bu konunun irdelenmesi gereken bir detay olduğuna karar verdim.

Kuzeyli deyince hatırlayacağımız ilk ekip Tromso olacak elbette, bıraktığı etkiden dolayı. Küme düşmemeye oynadığı bir sezonda o dönem UEFA takım sıralamasında 15.sırada olan Galatasaray'ı elemesi Türkiye'de olduğu kadar Avrupa'da da büyük olay yaratmıştı. İlk turda Galatasaray'ı kupa dışına ittikten sonra da dikkat çekici sonuçlar almaya devam ettiler. Kızılyıldız'ı yenip Basel ve Roma'ya kök söktürmüşlerdi grup maçlarında.

Geçen sezonun en flaş ekibi ise şüphesiz Helsinborg'du. Galatasaray'a darbe vuran bir diğer ekip de onlardı. Ali Sami Yen'de 3-2'lik galibiyetle çıkmasını bilmişlerdi. O grupta Bordeaux'nun ardından ikinci olarak Şubat ayına kalan tek İsveç takımıydılar. Tüm bunlara rağmen İsveç liginde ancak 8. olabildiler.

Bu sene ise aktörler farklı olsa da senaryo aynıydı. Şampiyonlar Ligine kalması bile Rangers-Kaunas eşleşmesinden Kaunas'ın gelmesine bağlanan Aalborg, grubu İskoç devi Celtic'in önünde 5 puanla tamamlayıp UEFA Kupası'na kalmayı başardı. Şu anda Danimarka Liginde 6. sıradalar. Aynı şekilde UEFA Kupasında yoluna devam eden Rosenborg ise Norveç Ligini liderin 15 gerisinde 5. olarak tamamladı.

Bunun tek istisnası Linderoth'lu kadrosuyla Şampiyonlar Ligi gruplarında 7 puan toplayan Kopenhag, o seneyi Danimarka'da şampiyon olarak tamamlamayı başarmıştı. Ancak grup sonuncusu olduğu düşünülürse bu örneklerle bir tutulabilir mi, orası tartışmalı.

Görüldüğü üzere iç dinamikleri oldukça farklı Kuzey liglerinin. Avrupa kupalarında dikkat çeken bir çok takım liglerinde dökülebiliyor. Bu takımların kadro derinliğinin yeterli düzeyde olmaması mıdır sebep, elbette önemli bir faktör ama tam olarak açıklamaya yetmiyor bütün örnekleri. Fikri olan varsa yorum bıraksın, beraber tartışalım...

20 Galibiyet, 6 Beraberlik, 0 Puan: TVMK Tallinn

Her ülkenin şartlarına göre lig formatı değişik, iklim koşulları sebebiyle kış aylarını boş geçiren ligler de mevcut normal olarak. Biten liglerde kim ne yapmış diye bir kolaçan edelim derken böyle garip bir vaka'ya rastladım. 20 galibiyet, 10 beraberlik, 91 gol, 0 puanlı küme düşen bir takım. TVMK Tallinn.

Bir lige -66 puan cezayla başlamak için bir takımın ne yapmış olabileceği sorusu beni araştırmaya itti doğal olarak. Tahmin edilebileceği gibi şike söz konusu burda ama çapı büyük olunca ceza da ulusal boyutların ötesinde, tabiri caizse okkalı cinsinden olmuş. 1 Haziran 2007'de Estonya'da oynanan TVMK Tallinn-Honka Espoo (Finlandiya takımı) Intertoto maçında deplasman takımı lehine oynanan 3.4 milyon euro bahisle başlıyor her şey. Honka da maçı 4-2 kazanınca UEFA maçla ilgili soruşturma başlatıyor. Cezanın neden 66 puan olduğuyla ilgili ise uluslararası kaynaklarda bir haber yok.Esas ilginç olanı -66 puan gibi akıl almaz bir handikapla lige başlayan TVMK Tallinn takımının 91 gol atıp, +44 averajla ligi bitirmesi olmuş. Ceza olmasa üçüncülüğe kadar yükselecek bir performanstan söz ediyoruz. Ligdeki denge farkı da gözden kaçacak gibi değil. Üç Tallinn takımı ligi domine ediyor, bizim İstanbul takımlarından da beterleri varmış demekki.

Konuyla ilgili daha detaylı bilgi isterseniz şurdan, şurdan ve şurdan bilgi alabilirsiniz...

Alper Balaban & Fenerbahçe & Hoffenheim

Dün bir transfer söylentisine rastladım internette. İnegölspor'da forma giyen 1987 doğumlu Alper Balaban'a Almanya'da bu yılın flaş takımı olan Hoffenheim talipmiş. İlgimi çekmeyi başardı ilk bakışta ancak işin arkasını yokladıkça daha da garip bir hikâyenin içinde olduğumuzu görmek zor olmadı.

Alper Balaban Fenerbahçe altyapısı mezunu. 7 dakika da olsa U21 milli takımında forma giymesi önemli bir anektod. Buna rağmen Fenerbahçe altyapısından profosyonel futbola geçiş süreci oldukça sancılı olmuş. 2007/08 sezonunun ilk yarısında Kocaelispor'a, ikinci yarısında Bucaspor'a kiralanmış; burdaki performansı beğenilmemiş olacak ki bu sezon başında İnegölspor'a bonservisiyle beraber gönderilmiş. Aslına bakılırsa Fenerbahçe altyapısında dikkat çeken birkaç oyuncudan biriydi, Galatasaray'a karşı seyretmişliğim vardır kendisini.

Buraya kadar klasik profosyonelliğe adapte olamayan, yetenekli, genç Türk oyuncu profili çizdik. Böyle bir oyuncuya Almanya'nın en formda ve üst düzey takımlarından olan Hoffenheim'ın talip olması yeterince garip değilmiş gibi daha da ilginç bir detay var işin içinde, Alper Balaban aslında eski bir Hoffenheim oyuncusu. Fenerbahçe altyapısına gelmeden önceki eğitimini o dönem alt liglerde mücadele eden Hoffenheim'ın akademisinde alan Alper 35 bin euro yetiştirme bedeli karşılığında Fenerbahçe'ye transfer olmuş.

Burdaki ana hikaye Hoffenheim'ın 2005-2008 arası kaydettiği aşama mıdır, Fenerbahçe'nin Almanya'da zirveye oynayan bir takımın istediği oyuncuyu sadece 4 ay önce bedavaya serbest bırakması mıdır, yoksa Hoffenheim'ın küçük Emrah filmlerinden fırlamış "Beni terketttiğinde amatördüm, şimdi çok ama çok zenginim" monologu tadındaki transfer girişimi midir? Anlayan varsa beri gelsin...

Özer Hurmacı Transferi

Sağolsun Jesus Almeyda mail yoluyla şık bir pas atmış, bize de bu pası gole çevirmek düşüyor haliyle. 'El Mundo Deportivo' Espanyol'un Özer Hurmacı'ya talip olduğunu, bu transferde Espanyol'un en büyük rakiplerinin İtalyan kulüpleri olduğunu yazmış. Yurt içinden en önemli talibi ise Fenerbahçe, zaten resmi sitelerinde bu konuyla ilgili bir açıklama geçmişler. Melih Gökçek'in açıklamaları ve aldığımız duyumlar Fenerbahçe'nin Özer konusundaki en ciddi talip olduğunu gösteriyor. Bunu cebimize koyarak işin Galatasaray boyutuna bir bakalım.

Bundan yaklaşık 1.5 yıl önce Galatasaray ve Ankaraspor Özer Hurmacı transferi konusunda anlaşmaya varmıştı hatırlarsanız. Bu anlaşmaya göre Orhan Ak, Necati Ateş ve Emre Aşık Ankaraspor'a kiralanırken, Galatasaray yıl sonuna kadar 850 bin euroluk bonservis bedelini yatırdığı takdirde Özer'in bonservisini alma hakkını elde etmişti. O dönem küme düşme potasında bulunan Ankaraspor için günü kurtarmak gelecek vaadeden bir oyuncunun bonservisinden çok daha önemliydi, Galatasaray da bu fırsatı iyi değerlendirmiş gözüküyordu.

Tüm bunlara rağmen Galatasaray bu kârlı anlaşmayı değerlendiremedi. Aydın Yılmaz'ın sezon sonuna doğru televizyondan yayınlanan iki maçta gösterdiği etkili performans Galatasaray yönetimini yanıltmaya yetti, Özer transferinin gereksiz olduğuna kanaat getirdiler. Oysa Özer Hurmacı sol kanatta çok etkili bir ikili yakalayan Galatasaray'da sağ tarafın da aynı etkinlikte işlemesini sağlayabilirdi, golleriyle ön plana çıkan Harry Kewell'ı asistleriyle destekleyebilirdi. Uğruna Özer'den vazgeçilen Aydın Yılmaz'ın 1.5 senelik uzun bir vadeyle kiralanması gündemde. Hem Aydın'ın İBB'deki yakaladığı gelişim ivmesine yazık oldu, hem de Özer Hurmacı gibi bir oyuncuyu 850 bin euro gibi cüzî bir para için elinden kaçırmış oldu Galatasaray.

Özer ise tercihinin yurt dışı olduğunu açıklamış basına. Eğer oynayacağı bir kulübe gidecekse Avrupa doğru tercih olur ancak doğru kulübü bulmak her şeyden önemli. Milli takım havuzunda bulunması gereken oyunculardan biri Özer. Kulübünün, özellikle Melih Gökçek'in onu Fenerbahçe'ye vermek istediği biliniyor. Bu olasılığı da göz ardı etmemek gerek, üstte de söylediğim gibi. Benim tahminim ise gelecek sezonki adresi ne olursa olsun sezonu Ankaraspor'da tamamlayacağı.

Bu arada son bir not, bu adamın resmini bulmak ne kadar zormuş yahu, resmi bulmak yazıdan uzun sürdü dersem yalan olmaz...

Kiralık Oyuncular #4: Zafer Şakar, Semih Erdem ve Diğerleri...

3 gündür Galatasaray'ın kiralık oyuncularının ilk yarı performanslarını değerlendiriyoruz, Beylerbeyi'nde forma giyen oyuncuları daha önceden değerlendirdiğimizi düşünürsek bu son yazımız olacak. Şimdiye kadar değerlendirmediğimiz oyuncular arasında dikkat çeken oyuncuların başında Zafer Şakar var.

Zafer Şakar altın jenerasyondan iki jenerasyon önce yetişmiş bir isim aslında, Eylül 1985 doğumlu. Onu artık genç oyuncu statüsünde değerlendirmek pek doğru olmayacak gibi. Zafer bir çok Türk oyuncu gibi üst düzey futbola geç adım attığı için gelişerek geçirmesi gereken yaşları sahalardan uzak kalarak geçirdi. Doğru dürüst forma şansı bulduğu ilk takım Samsunspor oldu. Geçen sezon iyi de süreler aldı ancak 23 yaşındaki bir oyuncunun kendini toparlaması ve yeniden en üst seviyeye sıçrama yapması için yeterli olmadı bu doğal olarak.

Zafer'in Galatasaray'la sözleşmesi 2011 yazına kadar, yani serbest kalma durumu şimdilik yok. Muhtemelen alt liglerden bir takıma satılır ya da takas paketlerinden birine dahil olur. Duyduğum kadarıyla Orduspor'un ilgilendiği oyunculardan biriymiş, Galatasaray Bruno'ya talip olsaydı çok iyi bir takas malzemesi olabilirdi. Biz söyleyelim de belki birilerinin aklına düşer, belli olmaz.

Semih Erdem ise ilk kiralık deneyimini Kartalspor'da yaşıyor. Arif Erdem'in yeğenlerinin ikisi de Galatasaray altyapısı mezunu ama dışarda pek başarılı oldukları söylenemez. Mülayim Erdem Gaziantep BB'de yokları oynuyor, yıllardır kayda değer bir şey yapamadığı gibi. Semih Erdem'in de ilk deneyimi hayal kırıklığıyla sonuçlanmak üzere, şu ana kadar sahaya adımını atabilmiş değil. Açık konuşmak gerekirse izlediğim PAF takımı maçlarında da Galatasaray seviyesinde bir oyuncu olamayacağını az çok belli ediyordu Semih. Mülayim'in yapamadığını yapıp büyük bir gelişim kaydetmeli, eğer amacı Galatasaray'sa.

Bu oyuncular dışında bir de Erzincanspor grubu var; Muhammed Ali Atam, Halil İbrahim Yüksel ve Serkan Aşkın Aggez. -Bu da ilginçmiş hakikaten, iki isimlileri buraya postaladılar herhalde- Bu oyuncular arasında en potansiyellisi geçen sene PAF takımında sağ bekte büyük aşama kaydeden Muhammed Ali Atam. Açıkçası ben onun daha iyi bir takıma ve lige kiralık verilmesini bekliyordum, Erzincanspor o açıdan sürpriz oldu. Oynayıp oynamadığı hakkında da fazla bilgim yok ama M.Ali Atam'dan ümidi kesmek için henüz erken. Belli bir seviyede tutunacaktır diye tahmin ediyorum. Diğer oyuncular hakkında pek fikrim yok; bilen, tanıyan varsa yorum bırakabilir.

Devre arası değerlendirmesini burda bitirelim. Kayda değer bir durum olursa yeni değerlendirmeler yazacağız elbette, şimdilik burda kalsın...

Batuhan Karadeniz & Emre Özkan & Rıza Çalımbay

Dikkat çekici bir habere rastladım bugün. Ümit milli takımın stoperi Emre Özkan'ın ardından geçtiğimiz Bosna-Hersek maçıyla henüz 17 yaşında A milli takım düzeyinde forma giyen Batuhan Karadeniz Eskişehirspor'la anlaşmış. Bunda Rıza Çalımbay'ın Beşiktaşlı kimliğinin büyük payı var elbette. Oğuz Sabankay'la ilgili konuşurken Rıza Çalımbay'ın klasik 'kaşar Türk teknik direktörler klanı' özellikleri taşıdığını, onun için günü kurtarmanın her şeyden önemli olduğunu söylemiştik. Eskişehirspor'un bariz bir oyun kurucu eksiği olmasına rağmen Oğuz'a 1 dakika bile şans verilmemesi bunu açıkça gösteriyor bizlere. "Fizik olarak eksik" gibi bir klişeye sığınılabilir belki ama bu Oğuz'un son 15-20 dakikalarda bile süre alamamasının açıklaması bu olamaz. Rıza Çalımbay'ın Beşiktaş deneyiminde de genç oyunculara forma şansı verme konusunda çekinceleri olduğunu hatırlamak zor değil.

Batuhan ve Emre'de bu kadar katı bir tavır takınmayacaktır Rıza Çalımbay, bu kesin. Türkiye'de kişiler görevde oldukları kulüplerden önce geçmişlerinde hizmet verdikleri "dört büyük" kulüpten birinin kimliğiyle kendini tanımladığı için görevli olduğu kulübün çıkarlarından bile önce aidiyet hissettiği kulübün çıkarlarına göre hareket ediyor bazı teknik direktörler. Burdaki eleştirim Beşiktaş, Galatasaray ya da Fenerbahçe'ye değil; sistemdeki bir arızayı tespit sadece. İşte bu noktada doğru olan bu geçiş sürecinde oyuncuları oynatacağından emin olduğun hocalara emanet etmek olmalıdır belki de. Oğuz özelinde yapılan hata buydu.

Emre'ye dönelim tekrar. Emre Özkan'ı ümit milli takımdaki bir-iki maç dışında izlemişliğim yok, onda da dikkatim başka oyuncularda olacak ki aklımda Emre'nin oyun karakteri adına pek bir anektod kalmamış. Kariyer gidişatını İbrahim Kaş'a benzettiğim bir oyuncu olarak gördüm hep Emre'yi; Beşiktaş'ta süre alamayan ancak milli takımlar seviyesinde dikkat çeken bir stoper. Eskişehir'de Beşiktaş'a oranla daha çok süre alabilir ancak ilk 11'i zorlayan bir oyuncu olabileceği konusunda şüphelerim var.

Batuhan A milli takım apoleti ve tanınırlığıyla süre alma konusunda daha az sıkıntısı olacak Emre'ye göre. Eskişehir forvetinde Youla'nın partneri olması sürpriz olmaz. Birbirini tamamlayan tipte oyuncular olmaları da bir başka avantaj. Eğer bu deneyimden başarıyla çıkarsa Sercan Yıldırım'la beraber büyük bir tabuyu yıkmış olacak Batuhan. Türkiye'de genç oyuncuların forma şansı bulması zor ama forvetseniz bu çok daha zor. Türk futbol tarihinin en başarılı forvet oyuncusu Hakan Şükür'ün çıkışı bile 22-23 yaşından sonra olmuştu. Milli takımın santraforu Semih Şentürk kendini yeni yeni kabul ettirebildi. Fatih Tekke ve Mehmet Yıldız gibi örneklere baktığımızda kendini ispatlama yaşı 26-27'leri bile buluyor. Bu yüzden Batuhan, Sercan gibi örnekler Türk futbolu adına önemli isimler. Onların başarılı olması bir çok oyuncunun da önünü açabilir...

Kiralık Oyuncular #3: Cafercan Aksu - Uğur Erdoğan -Efecan Karaca - Cihan Can

Gaziantep BB'de kiralık olan forma giyen dört oyuncusu var Galatasaray'ın; Cafercan, Uğur, Efecan ve Cihan. Suat Kaya'nın da etkisiyle en çok forma bulan kiralık gruplarından birisi oldu bu dörtlü. Bu postta bu dörtlünün son durumları ve gelecekleri hakkında konuşacağız.

Cafercan Aksu, tartışmasız bu dörtlü içinde en çok dikkat çeken isim. Galatasaray taraftarının çok şey beklediği bir oyuncuydu; 87 jenerasyonuyla tekrar çıkışa geçen Galatasaray altyapısının en önde gelen ismiydi, 10 numarasıydı, Tsubasa Ozora'sıydı Cafercan. 100.yılda şampiyonluğun el değiştirdiği maç olan Gençlerbirliği maçında Hakan Şükür'ün yerine kurtarıcı olarak oyuna girdiğinde henüz başlamak üzere olan Galatasaray kariyeri büyük darbe yemişti. Gençlerbirliği maçının üstünden 3.5 yıl geçti ama Cafercan hala o kırılgan, mücadeleden uzak oyun yapısını ilerletebilmiş değil. Bazı oyuncular geç aşama kaydeder, belki Cafercan da onlardan biridir demekten başka çare yok. Süper Lig seviyesinde şans bulabilmesi için oyun temposunu, mücadele gücünün arttırmak zorunda.

İlk yarıda Gaziantep BB formasıyla 1149 dakika süre alıp 3 gol bulmuş Cafercan, aslına bakılırsa hiç de fena süreler değil. Ancak senelerdir Bank Asya'da iyi süreler almasına rağmen Orduspor'da kiralık geçirdiği 2. yarı hariç ondan beklenen oyun liderliğini sergileyebilmiş değil. Bunu yapamayınca da sıradan bir oyuncudan farkı yok Cafercan'ın.

Uğur Erdoğan ise Gaziantep BB'sinde verimli bir kiralık dönemi geçirenlerden; 1066 dakika süre bulup 5 kez ağları havalandırmış Uğur. Ancak o da Galatasaray'a dönecek potansiyelde bir forvet oyuncusu değil. Bank Asya'da kiralık olarak forma giyen diğer forvet oyuncuları Özgürcan Özcan ve Erhan Şentürk hem yetenek hem performans yönünden Uğur'un bir adım önünde. Galatasaray PAF takımında forma giyen Cem Sultan'ı da düşünecek olursak Galatasaray'a dönmesi hayal bile diyebiliriz. Önümüzdeki dönemde takas yoluyla yapılacak transferlerde kullanılması muhtemel oyuncularımızdan birisi Uğur Erdoğan. Bu formuyla Bank Asya'dan taliplileri olacaktır.

Efecan Karaca bu sene ilk kez Galatasaray dışında forma giyen oyunculardan. Buna rağmen 1234 dakika gibi azımsanmayacak bir süre almış, 1 de gol kaydetmiş Efecan. Galatasaray TV'nin yayınladığı PAF takım maçlarında dikkat çeken iki-üç oyuncudan biriydi iki sezon önce. Hırsıyla, mücadelesiyle, oyunun içinde olmasıyla A takımda sağ tarafta rotasyona girebileceğini düşünüyordum. Daha sonra kolu kırıldı, iki kez ameliyat olmak zorunda kaldı. Bu sene de Bank Asya'ya kiralandı. İlk kiralık dönemi olduğundan çok büyük bir patlama yapamamasını doğal karşılamak gerek, bunu yapabilen oyuncu sayısı belli zaten. Efecan bana göre üst düzeyde forma şansı bulabilecek altyapı mezunlarından olacak.

Cihan Can'a artık kiralık genç oyuncu demek ne kadar doğru bilemiyorum, 22 yaşını doldurmuş durumda Cihan. Ben bildim bileli de kiralıktır, sürekli de forma şansı bulur. Gaziantep BB'sinde de kaleciden sonra en çok süre alan oyuncu Cihan 1530 dakika ile. Bank Asya'nın gediklilerinden olma yolunda ilerliyor, bonservisi takas yoluyla elden çıkarılabilecekler listesinin en üst sıralarında Cihan...

Chibuzor Okonkwo

Theo Weeks, Bruno Ferreira, Faty Papy derken bir başka genç yabancı daha Türkiye yolunda. Malatyaspor Nijerya milli takımı formasını da giyen 20 yaşındaki Chibuzor Okonkwo'yla anlaşmış, oyuncunun önümüzdeki günlerde Türkiye'ye gemesi bekleniyormuş. Malatyasporlu yöneticiler defansın her bölgesinde oynuyor dese de Okonkwo'nun boyu buna pek müsait değil, 1.77'lik boyla Türkiye'de stoper oynamak o kadar kolay değil. Zaten biraz araştırınca esas mevkiisinin sağ bek olduğu anlaşılıyor. Diğer kanatta da oynayabildiği not düşülmüş ancak sağ ayağını kullanan bir oyuncu olduğu vurgulanıyor.

Olimpiyatlarda bir maçını izlemişliğim var aslında ancak pek alıcı gözle bakmadığımdan ismi dışında başka bir detay hatırlayamadım. Ne olursa olsun, 20 yaşında milli takım düzeyinde forma bulmuş bir oyuncunun Bank Asya'da oynayacak olması önemli bir gelişme. Önceden söylemiştim, Türkiye'nin artık az, çok bir ismi var dünya pazarında. En üst düzey olmasa da onun bir alt seviyesindeki genç oyunculara talip olunursa lig ya da takım ne olursa olsun, bu tip oyuncular getirilebilir. Ülkeyi 5. sınıf Brezilyalı çöplüğüne çeviren Süper Lig kulüplerine ders olması gereken bir transfer daha.

Okonkwo'nun yanında Nijerya genç milli takımında oynayan iki oyuncuyu da deneyeceklerini, beğenmeleri halinde iki oyuncudan biriyle sözleşme imzalayacaklarını açıklamış Malatyaspor'un futbol şube sorumlusu Ayhan Akman. -isim de ilginç tabi- Onlar olmazsa Arjantin U18 milli takımından bir oyuncuyu yedekte tutuyorlarmış. Arjantinli oyuncuyu da merak ettim, kimmiş acaba?

TFF'nin son yıllarda yaptığı en önemli icraat oldu belki de Bank Asya'da belli bir yaşın altındaki yabancılara izin vermek. Bu tip örnekler başarılı oldukça diğer kulüpler de niteliksiz yabancılar yerine gelecek vaadeden oyunculara yönelecektir. Bank Asya, önümüzdeki yıllarda Süper Lig'in yabancı oyuncu ihtiyacını karşılayan bir altyapı işlevi görebilir. Bu da daha sağlıklı bir futbol düzenini beraberinde getirecektir.

Fernâme Gecesi

Dün akşam 6 gibi buluştuk arkadaşla. Amaç Ferhan Şensoy'un tek kişilik gösterisi ‘Fernâme’ye gitmekti. Bilet kalmayacağı endişesiyle depar atıp önceden rezerve ettiğimiz iki üst loca biletini rahatça aldık. Tiyatro seyircisinden çok futbol seyircisi olduğumuz burdan bile belli sanırım, sırf adı loca diye o bölgeden almamızın başka açıklaması yok çünkü...

Biletleri aldığımızda gösteriye yaklaşık iki saat vardı, zaman geçirmek için aklımızdan geçen tek aktivite de yemekti. Mangal Keyfi'ne gidip ikişer porsiyon dürüm yedikten sonra dönüş yolunda İnci Pastanesi'ne uğradık. Ancak daha sonra farkettik ki yemek yeme alışkanlıklarımızı gözden geçirmemiz gerek zira bütün bunların sonunda geçen zaman sadece 45 dakikaydı.

Neyse geyik kısmını daha fazla uzatmadan oyuna geçeyim. Oyun Ferhan Şensoy'un kamera ve cep telefonu çekimlerine olan tepkisini dile getiren bir ses kaydıyla açılıyor. Oyunu kaydetmeye çalışanlara iki tokat aşk edesi geliyormuş Ferhan abinin, bunu gayet alaylı ve eğlenceli bir dille aktarıyor bizlere. Ardından perde açılıyor; Ferhan Şensoy elinde borazan, Fernâme'nin ne olduğunu açıklayan bir tekerlemeyle giriş yapıyor oyuna.
Fer ışık, Name mektup
Fer my name
Fername; Vasiyetname, Şikâyetname, Arzuhal name...
Oyunun ilk perdesini günlük hayattan, cep telefonlarından, kapıcıdan, hükümetten, Baykal'dan, kısaca kendisini rahatsız eden her konudan şikayetlerine ayırmış Ferhan Şensoy. Bunu da kendine has üslubuyla yapıyor her zaman olduğu gibi. Kelime oyunlarına, üzerinde düşünülmüş şakalara bu bölümde daha çok rastlamanız mümkün.

İkinci perde ise daha çok kendi anılarını anlattığı, temponun yükseldiği bölüm. Çocukluğunda başlayan sinema geçmişinden girip hayatan bir çok detayı paylaşıyor sizinle Ferhan Şensoy, bu sırada gülmekten kırılıyorsunuz tabi.
Benim en çok hoşuma gidense korkusuzca günümüzün siyasi ortamındaki gariplikleri eğlenceli bir üslupla yorumlaması oldu. E2'de John Stewart'ı izleyip "Bizde niye yok böyle şeyler?" diyenlere ilaç gibi gelecektir. Bizdeki siyasi ortam gereğinden fazla ciddi, insanların mizah duygusu yok denecek kadar az bugünlerde. Oy verdiğiniz partiyi Galatasaray-Fenerbahçe, Barcelona-Real Madrid rekabeti sertliğinde desteklemiyorsanız gayet hoş vakit geçireceğinizi garanti ederim. Spoiler vermek pek adetim değildir aslında ama bobiler'de çıkan üstteki montenin ana fikri üzerinde baya durdu Ferhan Şensoy, bunu söyleyebilirim en azından.

Bence verdiğiniz paraya fazlasıyla değecek bir gösteri Fernâme, Taksim-Halep Pasajındaki Ses Tiyatro'sunda gösterimde. İyi seyirler...

Kiralık Oyuncular #2: Özgürcan Özcan & Erhan Şentürk

Dün Oğuz Sabankay ve Anıl Karaer'in son durumlarına göz atmıştık, bu sefer Bank Asya 1.liginde kiralık olarak forma giyen Özgürcan ve Erhan ile devam edelim.

Bank Asya'daki oyuncular nispeten daha iyi durumda. Performansı yükselen oyuncuların başında Özgürcan Özcan geliyor şüphesiz. İlk haftalarda gol bulamaması sebebiyle ilk 11'deki yerini kaybeden Özgürcan için ikinci yarıda kenardan gelip hattrick yaptığı Karşıyaka maçı dönüm noktası oldu. O günden sonra Sakaryaspor hücumunun en işlevsel oyuncusu haline geldi. 8 golle kapattı ilk yarıyı. 8 rakamı çok etkileyici gelmeyebilir ilk bakışta ama Sakaryaspor gibi skor üretmekte zorlanan, 17 maçta sadece 18 gol bulabilmiş bir takımda 8 gol atmak çok daha zor bir iş. Eğer bu performansını sürdürürse Süper Lig seviyesine geri dönme şansı olabilir Özgürcan'ın, Sakaryaspor'un durumuna rağmen.

Yeri gelmişken söyleyeyim, Sivasspor'un Mehmet Yıldız transferinde Galatasaray'dan talep ettiği oyunculardan biriymiş Özgürcan. Üst düzeyde yeni yeni form tutmaya başlamış 20 yaşındaki bir oyuncuyu bu kadar kolay bırakmamak gerektiğini düşünüyorum, sonuçta Özgürcan'ın alt yaş kategorilerinde gösterdiği belli bir potansiyeli var. Galatasaray'daki yerli forvet rotasyonunun darlığını da düşününce bu riske girmek için henüz erken. En azından bir-bir buçuk sezon daha kiralık performansına bakılıp Galatasaray seviyesinde olup olmadığına karar vermek daha doğru olur.

İyi bir kiralık dönemi geçiren bir diğer oyuncu Erhan Şentürk. Sezon başındaki hazırlık kampında dikkat çeken oyunculardan biriydi. Forvet kökenli bir oyuncu olmasına rağmen sağ tarafta oldukça iyi bir iş çıkarmıştı hazırlık maçlarında. Ali Sami Yen'deki Steaua Bükreş maçında da skor bulmak adına sonradan oyuna giren oyuncu olmuştu. Skibbe'nin Erhan'ı öven bir kaç açıklamasından sonra onun takımda kalabilecek genç oyunculardan biri olacağını düşünmüştüm o dönem ancak Diyarbakırspor'a kiralandı Erhan.

Galatasaray altyapısından çıkan oyuncuların büyük çoğunluğu ilk kiralık dönemlerini pek verimli geçirmiyor; buna istisna olarak Arda Turan ve Uğur Uçar'ı gösterebiliyoruz sadece. Erhan daha alt düzeyde de olsa bu zinciri kırıp kiralandığı takımda önemli roller alan oyunculardan biri oldu. Genellikle ilk 11 başlıyor ve maçı tamamlıyor Erhan, çıkarıldığı maç sayısı çok az. Bu da onun kulübü için ne kadar değerli olduğu hakkında bir fikir verebiliriz bizlere. 2 golü var şimdiye kadar. Yardımcı forvet oynayan bir oyuncu için az gözükebilir ama süre almaya devam ettikçe gol sayısının da artacaktır. Kasımpaşa-Diyarbakır maçına gidebilseydim Erhan'ı çıplak gözle izleme şansı bulup daha detaylı ve doğrulanmış bir tez ortaya koyabilirdim ancak şimdilik yüzeysel konuşmak durumundayım Erhan hakkında. Takip etmeye devam edeceğiz elbette, zamanı geldikçe yeni şeyler de yazarım. Ancak şunu söyleyebilirim, bu seviyede tutunabilecek Galatasaray altyapısı mezunlarından olacak Erhan...

NBA Çaylak Raporu

En büyük zevki genç oyuncuların gelişimini takip etmek olan bir kişinin NBA'de ilgilenendiği en önemli konunun çaylaklar olması sizi şaşırtmasa gerek. Bu sene pek de düzenli takip ettiğimi söylemem NBA'i ama yine de Rose ve arkadaşları hakkında iki kelam etmezsek olmaz.

Draft'ın bir numarası olan Derrick Rose bu ünvanı hakeden bir oyuncu olduğunu gösteriyor bizlere. 37.7 dakika ortalamasıyla NBA'de en çok süre alan çaylak oyuncu olan Derrick Rose 17.5 sayı 6.1 asist gibi kalburüstü bir performans gösteriyor ilk senesinde. 2005'te draft edilen Chris Paul ve Deron Williams'ın ardından lige adım atan en iyi oyun kurucu olduğunu söylemek hata olmaz sanıyorum. Rose'un yanı sıra lottery takımları Charlotte ve OKC'nin oyun kurucuları Russell Westbrook ve D.J Augustin de dikkat çeken oyun kurucu performansları sergiliyorlar. İkisi de yaklaşık 13 sayı, 4.5 asist gibi bir ortalama yakalamış durumda. 2008 draftı PG açısından oldukça verimli bir draft olmuşa benziyor.

Çaylaklar arasında skorer yönüyle ön plana çıkan oyuncu ise O.J Mayo. Minnesota tarafından 3.sırada seçilip daha sonra takasla Memphis'e geçen Mayo 20 sayı 4 ribaund 3 asist'e yakın bir performans çıkardı şu ana kadar. Minnesota'nın gözü zaten Kevin Love'da olduğundan Mayo'nun takas edileceği belliydi ama Mayo'nun Minnesota'nın beklentilerinin ötesine geçtiğini şimdiden söyleyebiliriz. Antonie Walker, Jaric gibi adamların kontratından kurtulmak için değer miydi diye sormalı Minnesota yöneticileri. Mayo yılın çaylağı olursa şaşırmamak lazım. Kevin Love ise 7.8 sayı, 7.8 ribaund ortalamasıyla oynuyor. Zaten ondan beklenen double-double'ı zorlayan bir forvet olmasıydı, o da kapasitesi oranında iyi iş çıkarıyor ancak hep Mayo takasıyla anılacağından kariyeri boyunca işi çok kolay olmayacak.

Uzunlara göz attığımızda dikkat çeken ilk isim Greg Oden oluyor şüphesiz. Geçen sene 1.sıradan draft edilirken "Tim Duncan'dan sonra gelen en elit uzun" etiketinin büyük etkisi vardı. Ancak yaz aylarında dizindeki stres kırığı nedeniyle ameliyat olarak bir tane bile resmi maça çıkamadan sezonu kapatmak zorunda kalmıştı Oden. Çaylak sezonu da bu seneye kaldı tabi. Ortalamalarının beklentileri karşıladığı pek söylenemez, 7.7 sayı, 7.3 ribaund ortalamalarıyla oynuyor dev pivot. Dikkat çeken diğer oyuncular draftın 2 numarası Michal Beasley ile daha üst sıralarda seçilmesi beklenirken 10'uncu sıraya kadar düşen Brook Lopez. Beasley 13.3 sayı, 4.8 ribaund ortalamarına sahip ancak diğer üst düzey çaylaklara oranla daha az süre aldığını belirtmemiz lazım. Lopez ise 10 sayı, 7.5 ribaund ortalamarıyla Nets'in beklenmedik çıkışında önemli paya sahip oyunculardan biri oldu.

Draft'ın steal'ları demişken değinmemiz gereken iki oyuncu var esas. İlki Mario Chalmers. Minnesota tarafından 34. sıradan seçildikten sonra iki leğen ve bir paket mandal karşılığında Miami Heat'e takas edilen Chalmers Minnesota adına başka bir pişmanlık olma yolunda ilerliyor. 2.tur seçimleri arasında en göze batan oyuncu durumunda Chalmers; 10 sayı, 4.5 asistlik ortalaması ile. NCAA finallerindeki göz alıcı performansına rağmen fizik olarak NBA standartlarında olmadığı düşünülüyordu. Otoriteleri fena yanıltmış görünüyor Chalmers. Diğer dikkat çeken çaylak oyuncu Portland'dan Rudy Fernandez. Geçen sene Joventut Badalona formasıyla Avrupada izlediğimiz İspanyol oyuncu uyum sürecini kolay atlatmış görünüyor. Kenardan gelerek yaptığı katkı muazzam, önümüzdeki senelerde en iyi 6.adam ödülü için iddialı isimlerden biri olabilir bu performansıyla. Bu şekilde devam ederse ilk 5'e girmesi de sürpriz olmaz gerçi.

Yazıyı daha fazla uzatmayalım. Galatasaray'ın kiralık oyuncularını değerlendirmeye devam edeceğiz akşama...

Kiralık Oyuncular #1: Oğuz Sabankay & Anıl Karaer

Her iki ligde de ilk yarılar sona erdiğine göre yavaş yavaş değerlendirmelere başlasak iyi olacak. İlk olarak Eskişehirspor ve Ankaragücü'ne kiralanan Oğuz Sabankay ve Anıl Karaer'in durumlarını incelemek gerek.

Süper lig kulüplerine kiralanan Oğuz ve Anıl'ın durumu pek iç açıcı değil. İkisi de bırakın ilk 11'i, rotasyona dahi girebilmiş değiller. Anıl Karaer ligde forma şansı bulamadı, Türkiye Kupasında ise sadece Giresunspor'a karşı 55 dakika süre almış. Bu tercihin en başından yanlış olduğu belliydi aslında, Ankaragücü kiralık bir genç oyuncunun süre alabileceği türden bir takım değil. İngiltere'de idmana çıkmış, resmi teklif almış, Avrupa'da geleceğin yıldızları arasında gösterilen bonservisli oyuncusuna henüz 1 dakika süre vermemiş bir takımdan söz ediyoruz.

Benzer bir durum da Oğuz için geçerli. Rıza Çalımbay genç oyuncu kazanmak için çaba gösterecek türden bir hoca değil, günlük sonuçlar onu daha çok ilgilendirir. Eskişehir gibi lige yeni yükselmiş bir takımda Oğuz'a şans vereceğine inananlara kızmak gerekir esasında. Deplasmanda oynanan M.Gladbach hazırlık maçının yıldızıydı Oğuz, kısa boyuna rağmen ısıran futboluyla üst düzeyde tutunabileceğinin sinyallerini vermişti ama burası Türkiye, burda herkes Real Madrid. Uzun süredir maç yapamıyor Oğuz, gelişime en açık olduğu dönemi gerileyerek geçirmesi büyük talihsizlik.

Bu konuda ilginç bir haber'e rastladım internette. Rıza Çalımbay Oğuz'u kadroda düşünmüyormuş Eskişehirspor Oğuz'u kiralık vermeyi düşünüyormuş sözde. Ne desem bilemedim açıkçası; acaba Eskişehirspor yöneticileri mi kendinden geçti yoksa basın mı? Kiralık aldıkları bir oyuncuyu tekrar kiralamak gibi bir fikir kimin aklına geldiyse tebrik ediyorum, sözün bittiği yer.

Şaka bir yana, bu iki oyuncunun da acilen oynayacakları bir kulübe kiralanması gerekiyor. Oğuz Sabankay her şeye rağmen piyasası olan bir oyuncu. Abdullah Avcı gözetiminde 6 aylık bir İBB deneyimi Aydın Yılmaz'ın ayağa kalkmasını sağlamıştı, benzer bir formül Oğuz için de denenebilir. Süper Lig'in ikinci yarısının daha çetin geçeceğini düşünürsek Bank Asya'da daha fazla süre alma ihtimalini de göz önünde bulundurmak gerek. Beylerbeyi bile bir seçenek olarak düşünülebilir. Süper Lig'de yedek kalmaktansa gerekirse 2.lig'de oynamayı tercih etmeli bu oyuncular. futbolculuk kariyerlerini üst düzeyde sürdürmek istiyorlarsa oynamaları şart...

Faty Papy & Trabzonspor & Genç Yabancılar

Transfer haberini aldığımızda Faty Papy hakkında ufak bir değerlendirme yapmıştık. Ancak bir kaç düzeltme yapmak gerek bir kaç ayrıntıyla ilgili. İlk olarak Faty Papy'nin 1993 doğumlu değil 1990 doğumlu olduğu açıklanmış Özkan Sümer tarafından. Transferin gerçekleşmesi için gerekliydi bu zaten, belli bir yaşın altındaki oyuncularla profosyonel sözleşme imzalanamıyor bildiğim kadarıyla. Zaten fotoğraflarına bakınca 15 yaşında olmadığını söylemek zor değildi ama bu 'düzeltme' sadece prosedürü aşmak için yapıldıysa Faty Papy'nin daha da büyük olma ihtimali herkesin aklına geliyor sanıyorum. Zaten 01.01.1993 doğumlu olmasından belli, bu 1 Ocak'lılara hep şüpheyle yaklaşmışımdır zaten.

Bir diğer düzeltilmesi gereken detay ise bonservisle ilgili. Faty Papy için kulübüne ödenen bonservis 300 bin euro imiş. Tahmin edildiği gibi Özkan Sümer'in araştırması ve çabalarıyla gerçekleşmiş bir transfer bu. Özkan hocayı tebrik etmek gerek, Dünya futboluna bu kadar hakim kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez Türkiye'de.

Futbolcunun tekniği, yeteneği hakkında konuşabilecek durumda değiliz elbette; sadece transferi ve Trabzonspor'un gelecek planlaması üstüne bir şeyler söyleyebiliriz. Diğer yazıda da söylediğim gibi ilk olarak Trabzonspor'u bu cesur hamlesinden dolayı kutlamak lazım. Türkiye'de son yıllarda gelişen 30 yaş üstü yabancı alma refleksini kırmak adına önemli bir adım bu. Bank Asya'nın yıldızı Bruno Ferreira Mombra Rosa'yla da ciddi anlamda ilgileniyorlar. Hatta benim tahminimi sorarsanız Faty Papy'nin kiralanma formülü Bruno'nun transferi konuşulurken de masaya gelmesi muhtemel önerilerden biri. Onu Orduspor'da kiralık görürsek şaşırmamak lazım.Bu oyuncular (Bruno,Papy,Weeks) ülkemizdeki genç oyuncu havuzunu genişletmek için de önemli. Avrupa'ya sadece Türk oyuncu yetiştirerek açılamazsınız; büyük liglerle oyuncu alışverişi sağlamak, belli bir isim yapmak için bu tip oyuncular da gerekli. Bu yerli oyuncuların önünü tıkamak değil, aksine onların Avrupa'ya açılması için de uygun zemin oluşturmak demek. Türkiye ligi bir Rusya ligi, bir Katar ligi gibi değil; bir Portekiz, bir Hollanda modeline daha yakın olursa potansiyelli takımlarıyla ligin marka değerini çok daha yukarılara taşıyabilir. Avrupa'da başarılı olmak elbette önemli ama bu yardımcı öğelerle desteklenmedikçe kulüplerimizin başarıları yakalanan gündelik jenerasyonlara bağlı kalacak, futbolumuz potansiyeline asla erişemeyecek.

İşte bu yüzden Gençlerbirliği'nin Avustralya hamlesi önemsiz gibi görünse de aksine çok önemli bir ayrıntıdır bana göre. Bir ligin kalitesi en üst seviyedeki takımlardan değil orta sıralardaki takımların kalitesiyle, Dünya futbolundaki yeriyle belirlenir. Türk futbolundaki en büyük eksiklik bu ve bunun en temel nedeni plansız, özensiz yabancı oyuncu seçimleri. Bu yüzden göründüğünden çok daha önemli bu transferler. Berbat yabancı seçimlerini bir gelenek haline dönüştürmüş kulüplerimiz var, bu da önümüzdeki zamanlarda yazmak istediğim konulardan biri...

Abdullah Durak

Güne Kayseri'yle başladık, Kayseri'yle devam edelim. Abdullah Durak Kayserispor'da oynayan 21 yaşındaki bir orta saha oyuncusu. Bu sene başına kadar adına bazı yerlerde rastlasam da tanıdığım söylenemezdi Abdullah'ı. İlk olarak 21 yaş altı milli takımda izledim Abdullah'ı, daha sonra Süper Kupa finalinde Galatasaray'a karşı. Ülke futbolu olarak en büyük zaaflarımızdan olan merkez orta saha yetiştirememe sorununu giderebilecek oyuncuların en başında Abdülkadir Kayalı'yı göstermiştik, bir diğer genç oyuncu Abdullah Durak'ta sıra.

1987 doğumlu olmasına rağmen çok tanınan bir oyuncu olmamasının sebebi üst düzeyde yeni yeni forma şansı bulması olsa gerek. İlk profosyonel maçına geçen sezonun ikinci yarısını kiralık geçirdiği Kastamonuspor'da çıktı Abdullah. İyi bir performans sergilemiş olmalı ki hem Kayserispor'a geri döndü, hem de ümit milli takımda ilk 11'de forma giymeye başladı. Ermenistan'la oynanan maçta tüm takımla beraber eleştirdiğim isimlerden biri olsa da iyi bir orta saha oyuncusunda olması gereken tüm yetenekler onda var. Oyunun temposunu ayarlayabiliyor, pasları yeterince iyi. Hızlı da bir oyuncu aynı zamanda. Türkiye'de bu özelliklere sahip kaç yerli orta saha oyuncusu gösterebiliriz ki?

Az önce de dediğim gibi, en büyük eksiği üst düzeyde yeterince tecrübeli olmaması. Takımında düzenli forma şansı bulması lazım, eğer bu şans verilirse Abdullah bir-iki sene içinde müthiş bir oyuncuya dönüşebilir. Sezon başında ilk 11'de başlıyordu zaten, daha sonra ne olduysa Tolunay Kafkas onu yedeğe mahkum etti. Son hafta tekrar formasına kavuşmuş, bir de gol attı Hacettepe'ye. Daha çok süre aldıkça daha da iyi olacaktır Abdullah...

Captain Tsubasa Soundtrack Albümü

Çocukluğumuzun efsane çizgi filmi 'Kaptan Tsubasa'yı tekrar izlemeye başladım bu ara. En son çıkan Road To 2002 serisi 52 bölüm ve bu bölümlerin ilk 30 tanesi gelmiş geçmiş tüm Tsubasa bölümlerini özetler nitelikte. Bulabilirseniz izleyin derim.

Belki hasret gidermek isterseniz diye şu ana kadar yayınlanan bütün Captain Tsubasa serilerinin müziklerinin bir araya getirildiği soundtrack albümünü yayınlayayım dedim. Hepimizin hafızalarına kazınan giriş müziği Moete Hero '83'ü yukardaki player'dan dinleyebilir, albümün tamamını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz. Albümde yer alan şarkılar listesi de aşağıda. Bu şarkıları bir araya getirip paylaşan arkadaşa da teşekkür edelim buradan.

Captain Tsubasa
Moete Hero (açılış şarkısı)
Fuyu no Lion (kapanış şarkısı)

Shin Captain Tsubasa
So Long Dear Friend (açılış şarkısı)
Saigo no Kajitsu (kapanış şarkısı)

Captain Tsubasa J
Fighting (açılış şarkısı)
Otoko Daro (kapanış şarkısı)

Captain Tsubasa Road To 2002
Dragon Screamer (açılış şarkısı)
Our Relation (açılış şarkısı)
Feel So Right (kapanış şarkısı)
Katsu (kapanış şarkısı)
Keep On Going (kapanış şarkısı)
Break Off (kapanış şarkısı)

Link: Captain Tsubasa Soundtrack
Password: www.tsubasaworld.net
Size: 46,9 megabyte

Kayseri Arena

Hep stadyumlardan, olası Euro 2016 adaylığından söz ediyoruz ancak çok daha yakında gerçekleşecek -en azından planlanan- bir turnuva var önümüzde; 2010 FIBA Erkekler Dünya Basketbol Şampiyonası. Bu yüzden ülkemizdeki basketbol salonları inşaatlarının sayısında bir artış olacak haliyle.Diğerlerinin aksine çoktan bitirilmiş bir inşaat var ve bu da stadyum muadili gibi Kayseri'de; 7.200 kişi kapasiteli Kayseri Arena. Ancak ülkemizdeki plansızlık tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Dünya Basketbol Şampiyonası için aday gösterilen salonların hiçbiri hazır değilken hazır olanı da adaylık kriterlerine uygun olarak yapılmıyor. Kapasitenin 10.000'in üzerinde olması gerek şampiyona için ve Kayseri Arena bunu sağlamaktan epey uzak. Portatif tribünlerle 7.200 kişilik kapasiteye ulaşabiliyor zaten.
3 gün önce Panküp TED Kayseri Koleji-Galatasaray Bayan Basketbol maçı oynanmış salonda, Galatasaray TV'den canlı yayınlanmış. Ben kaçırdım, salonu bir de canlı görebilseydim keşke. Yeni salonun, yeni stadın her zaman farklı bir havası olur.

Salon inşaatlarından bahsedeceğiz arada bir, organizasyon Türkiye'den alınmazsa tabi...

Sarılalım Sıkı Sıkı

Sakatlıklardan yakasını bir türlü kurtaramayan Arsenal'e bir kötü haber de kaptan Fabregas'dan geldi. En az 3 ay sahalardan uzak kalacakmış kendisi. Arsenalliler de ne yapsın, birbirlerini teselli ediyorlar herhalde! Fotoğraf Kickette'den...

Eski Dostlar #3 || Miroslaw Szymkowiak

Sezonun ilk yarısını liderle aynı puanda kapatıp eski günlerini hatırlatan Trabzon'dan olsun istedim bu sefer konuşacağımız oyuncu. Bir önceki sağlam jenerasyonundan akıllarda yer eden oyuncularından olan Miroslaw Szymkowiak. Trabzon'a geldiği ilk sezon gerçekten üst düzey bir futbol sergilemişti Szymek, bizim olmadığımız 2006 Dünya Kupasında forma giyen oyunculardan biriydi. Hatta öyle ki Juventus'un onunla ciddi olarak ilgilendiği haberleri düşmüştü yabancı basına.

Daha sonra o keskin düşüş başladı takımda. Famagusta faciasından sonra dibe doğru yolculuk başladı. Fatih Tekke'nin Zenit'e gitmesinden sonra yeri bir türlü dolmadı. Sonuçlar gelmeyince takımda da çözülmeler oldu elbette. O zaman henüz 30 yaşında olan Szymek futbolu bıraktığını açıkladı. Daha 30 yaşında olmasına rağmen 8 ameliyat geçirdiğini, kendisini babasından bile yaşlı hissettiğini ve artık normal bir yaşam istediğini söyleyen bir insana bir şey demeniz de zor.

Şu anda Polonya'da yorumculuk yapıyormuş ülkesindeki Canal+ kanalında. O Türkiye'yi hatırlar mı bilmiyorum ama onu burda hatırlayacak kişi çok...

*Szymek'in futbolu bırakmasıyla ilgili bir yazısı var Jesus Almeyda'nın, bir göz atmak lazım.

Krallar || Milan Baros & Bruno Ferreira Mombra Rosa

Türkiye Süper Ligi
OyuncuTakım
1. Milan BAROSGalatasaray14 Gol
2. Mehmet YILDIZSivasspor11 Gol
3. Rodrigo Barbosa TABATAGaziantepspor8 Gol
4. Mert NOBREBeşiktaş7 Gol
5. LINCOLNGalatasaray7 Gol

Bank Asya 1. Lig
OyuncuTakım
1. Bruno Ferreira Mombra ROSA
Orduspor
15 Gol
2. Emrah BOZKURT
Diyarbakırspor9 Gol
3. Riberio Elineor NASCIMENTO
Çaykur Rizespor
9 Gol
4. Aydın ÇETİN
Giresunspor9 Gol
5. Sezer ÖZTÜRK
Manisaspor
9 Gol

Suat Kaya & Gaziantep BB

Suat hoca istifa etmiş G.Antep BB'de, benim için sürpriz oldu bu haber. Alınan sonuçlar sebep olarak gösterilmiş ancak kadro kalitesine göre çok da kötü bir yerde sayılmaz Antep BB, en iyi oyuncuları Galatasaray'dan kiralanan gençler olan bir takımdan söz ediyoruz. Attığı, yediği denk; belli bir barajın üstünde puan toplamış bu takım. Ayrıca yenildiği takımlardan Kasımpaşa lider, Diyarbakır da play-off'un iddialı takımlarından; çok beklenmedik sonuçlar olmasa gerek. Neden böyle bir yapılanmaya gidildi, anlamak zor.

Ben Galatasaray yönetiminin yerinde olsam bir dakika durmam, Suat Kaya'yı Beylerbeyi projesinin başına getiririm. Böyle genç ve yetenekli bir takımı en iyi yönetecek hocalardan biri Suat Kaya, üstelik Galatasaray altyapısı geçmişi de var. İlyas Tüfekçi'nin yeni gelmesi benim bu isteğimin bir hayal olarak kalmasını sağlayacak büyük ihtimalle ancak Galatasaray ikinci takımından katkı alacaksa bunu sağlayacak olan kişiler Suat hoca gibi hem yarışmacı, hem de gençlere şans vermekten korkmayan hocalardır.

Cafercan sezon başında iyi bir çıkış yapmıştı ama takımın form grafiği ona da yansımış gibi son haftalarda. Tek tük attığı goller dışında pek sesi çıkmıyor bu sene. Çıkış yapan oyuncu Uğur Erdoğan oldu bu sezon. 5 golle Mustafa Şahintürk'ün ardından en golcü oyuncusu durumunda takımın. Bank Asya'da belli bir isim yaptı kendine, önümüzdeki sene onu bonservisiyle isteyen takımlar çıkacaktır. Efecan da iyi süreler aldı ilk yarıda ama Suat hocanın gidişi diğer genç oyuncuları olduğu gibi onu da etkileyecektir.

Gaziantep BB yönetimiyle konuşup, oynatmayı düşünmedikleri oyuncuları başta Beylerbeyi olmak üzere diğer kulüplere kiralık vermek en mantıklı hamle görünürdeki. Gerçi elimizdeki genç potansiyelini doğru yönetememek Galatasaray'ın en temel sorunlarından, bu da üstüne konuşulması gereken konulardan...

Beylerbeyi Deneyi #2

İki hafta önce bir Beylerbeyi yazısı yazmıştık hatırlarsanız. Özetle Galatasaray altyapısından Beylerbeyi'ne gelen yetenekli bir jenerasyonun heba olmanın eşiğinde olduğunua, buna gerekçe olarak gösterilen üst yapı kimliğine bakıldığındaysa ortada olan başarısız sonuçlara vurgu yapmıştık.

Yazının kerameti mi diyelim, ne diyelim bilmiyorum ama Beylerbeyi son iki haftada en azından maç sonuçları bazında bir toparlanma sürecine girmiş durumda. Önce Buğsaşspor'u deplasmanda, ardından Körfez Belediyespor'u içerde 2-0'lık skorlarla geçmeyi bildiler. Alınan 6 puana rağmen takımın hala son sırada bulunması iki hafta önce durumun ne kadar vahim olduğunun bir göstergesiydi. Bu maçlar alınmasa muhtemelen bütün ikinci yarıyı küme düşme hattında geçirmek zorunda kalacaktı takım. İki maçta atılan 4 golün 3'ünün Galatasaray kökenli oyunculardan gelmesi de önemli bir detay. Son dönemde atılan kötü sonuçlar Beylerbeyi'nde yavaş da olsa bir değişimi tetiklemiş görünüyor.Kaleyi Fırat Kocaoğlu devralmış durumda. Galatasaray'ın Kingston, Kerem İnan, Orkun Usak üçlüsünü çıkardığı jenerasyonu bir kenara koyarsak altyapı kökenli en yetenekli kalecisi gözüyle bakılıyor Fırat'a. Esas şaşkınlık verici olan sene başından beri forma şansı verilmemesiydi zaten. Fırat şu an Bank Asya'da lider olan Kasımpaşa tarafından ısrarla istenen bir kaleciydi sezon başında. Piyasası bu kadar iyi bir oyuncunun Beylerbeyi'nde yedek bırakılması akıl alır gibi değildi.

Kalecilik maç tecrübesinin en önemli olduğu mevkiilerden biri. Fırat'ın Galatasaray kalesi için bir şansı olacaksa bunun yolu maç tecrübesinden geçiyor. Gerekirse 2-3 sezon Beylerbeyi'nde kalıp mümkün olduğunca oynamaya bakmalı Fırat. Zira yedekten gelip Galatasaray kalesini devralmanın ne kadar güç olduğunu Aykut Erçetin örneğinden biliyoruz.

Beylerbeyi'nde ilk 11'de şans bulabilen diğer oyuncular Uğur Demirok, Gür Ege Gürel, İrfan Başaran ve Volkan Bekçi. Mehmet Düz de rotasyonun içinde olan oyunculardan. Özellikle Uğur Demirok önemli bir oyuncu, ona ayrıca değinmek lazım başka bir yazıda...

Stjepan Tomas

Büyük adamsın Tomas, senin gibi bir oyuncunun Galatasaray'da oynamış olmasından gurur duyuyorum. Keşke herkes senin kadar vefalı olabilseydi Galatasaray'a karşı, keşke. Senin yanında o saf ve temiz sevincine ortak olmak, çak yapan kişi olmak isterdim. Yolun, bahtın açık olsun aslan parçası...

Monaco 3-4 Bordeaux || Efsane Geri Dönüş...

Bordeaux'yu fırsat buldukça izleyeceğiz demiştik ama bu kadar erken bir yazı yazdıracaklarını ben bile beklemiyordum. İlk yarısını parça parça seyrettiğim Monaco-Bordeaux maçı Monaco'nun kontrolünde, kopmak üzere olan bir görüntüdeydi. İkinci yarı dönüş yaptığımda ise skor tabelasında 3-0 yazıyordu. Her zaman olduğu gibi golü kaçırdığım için hayıflanırken Bordeaux'nun duran toptan golü geldi Chamakh'ın muhteşem kafasıyla. Ardından Diarra 3-2 yaptı skoru. Arada bir derbi yorumlarını almak için kanalları geziyorum, geri döndüğümde dakika 85'ti. Bir beraberlik olur mu derken Bordeaux yine Chamakh'ın kafasıyla golü buldu. Onun şokunu atlatamadan bir baskınla son darbeyi vurdular Monaco'ya Cavenhaghi'yle. Son pozisyon ofsayttı gerçi, yan hakem uyudu biraz. Yine de müthiş bir geri dönüşe imza attı Bordeaux, kolay kolay görülecek iş değil 40 dakikada 3-0'dan geri dönmek.

Chamakh gerçekten beğendiğim bir oyuncu, İngiltere için adı geçiyordu o dönem ama bugün hakikaten kendi aştı. 97'nin Hakan Şükür'ü gibi bütün toplara vurdu adam, ikisini de gol yaptı zaten. Cavenhaghi'yi de River'dan beri takip ederim, Rusya'da piyasası düşmüşken el atabilsek diye çok paralamıştım kendimi ama nafile. Fransa'da oyununu iki gömlek üste taşıdı, bu sene de 11 golü bulmuş şimdiden. Bu iki oyuncu bizim defans hattını zorlayacak tipte oyuncular, şimdiden derslerine çalışıyordur umarım bizimkiler...

Galatasaray 4-2 Beşiktaş

Derbilerde ev sahibi her zaman favoridir demiştik, gelenek bozulmadı. 2si penaltıdan 4 golle maçı almasını bildi Galatasaray. İki penaltı çalınması sebebiyle şüphesiz tartışmalar olacak ama bence hakem mükemmele yakın maç yönetti, ikisi de doğruydu. Holosko'nun ve İnceman'ın gereksiz hamleleri Beşiktaş'ın oyuna tutunmaya çalıştığı sırada takımı baltamaktan başka bir şey değildi. Delgado'nun kırmızısı da işin tuzu, biberi oldu. Bu garip uygulamanın mucidi Erman Toroğlu'na selam olsun. Beşiktaş geriye düşmesine rağmen 1-1'i yakaladığı maçta Galatasaray'ı fazla uğraştırmadan 3 puanı verdi.

Lincoln'ün insan üstü formu devam ediyor, istatistiklere göre sadece 1 asist yapmış görünmesine rağmen bütün gollük pozisyonların içindeydi bugün. Attığı ara paslardan, yaptığı koşulara kadar şahane bir oyun. Böyle bir oyun kurucu performansına yıllardır hasrettik Galatasaraylılar olarak, tekrar teşekkürler Lincoln.

Aslına bakılırsa maç öncesi 11'leri görünce sağ tarafın sorunlu olacağı açıktı. Beşiktaşlı futbolcular da bu zaafı görüp ordan üstüne gelmeyi çalıştı Galatasaray'ın. Tello ve Delgado, zaman zaman da Seric Beşiktaş'ın hücumda etkin olduğu 25-40 arasında o bölgeyi iyi kullandı; Barış çok zor durumda kaldı tek başına. Galatasaray ise 2-1'in ardından kontraya yatmış gibiydi, aslında iki de net pozisyon buldu takım. Lincoln atamadı, olabilir. Önemli olan atakların organize ve bilinçli olması.

İkinci yarı Skibbe'den sağ tarafı sağlama alacak bir hamle bekledik ama klasikleşmiş bir şekilde 70'leri görmeden hamle yapmamayı tercih etti hoca. Hatta öyle ki Beşiktaş'ın oyuncu değişikliği hakları bittiğinde Galatasaray henüz değişiklik yapmamıştı. Nonda'nın bu oyun sisteminde çok büyük bir katkısı yok, Baros'la alışverişinin de iyi olduğunu söylemek zor. Aydın ya da Sabri hamlesini yapabilse maç çok daha rahat geçecekti muhtemelen. Maç öncesi de not düşmüştüm bunu, kazansa bile hatalı ve defolu bir sistemdir bu Galatasaray için.Vurgulamak istediğim oyuncuların başında Arda Turan geliyor. Bu akşamki defansif performansı yine üst düzeydi, gerçekten çift yönlü bir orta saha oyuncusuna doğru evriliyor Arda. Tabii ki onun bir Mehmet Topal, bir Barış Özbek ayarında mücadele gücüne hiç bir zaman sahip olamayacak muhtemelen ama takımı eksik bırakan, gücünü hücuma saklayan oyunculardan olmadığını ısrarla söylemek gerek. Galatasaray'ın savunmadaki dizilişini görünce Beşiktaş tarafında Holosko'nun etkili olacağını düşünmüştüm ancak o maça denge gelmişken Arda'ya yaptığı gereksiz müdaheleyle aksi yönde etkili oldu. İkinci yarı etkili olsa da maç büyük oranda Galatasaray'a geçmişti zaten.

İlk yarı kapandı. İki Anadolu ekibi 34'er puanla başı çekiyor; Galatasaray 33, Fenerbahçe 32 puanla takipte. Beşiktaş 4-5 hafta önce şampiyonluk yarışında başı çekeceği düşünülürken 5 haftada sadece 4 puan toplayabildi, liderin 6 puan gerisindeler şu an. Mustafa Denizli iddialı konuşuyor ama çok zor artık Beşiktaş'ın işi, 5 takımı geride bırakmak zorundalar. Galatasaray iyi bir seriyle kapattı devreyi, keza Fenerbahçe. Bu iki takım son düzlükte ön tarafta olacaktır muhtemelen. Galatasaray'ın oyun ve kadro kalitesi olarak rakiplerinden bir adım önde olduğunu söylemeliyim. Devre arası transfer Fenerbahçe'nin bu yarışta devam edip etmeyeceğini belirleyecek faktörlerden biri, bu gece itibarıyla buna Beşiktaş'ı da ekleyebiliriz. Kısacası karmaşık bir ikinci yarı bizi bekliyor olacak...

Galatasaray - Beşiktaş || Maç Öncesi

Maç öncesi yazısı için muhtemel kadroları bekledim zira benim maç öncesi tezlerimin hepsi eriyip gitti muhtemel kadrolarla beraber. Michael Skibbe'nin reflekslerine az, çok çözdük artık ama karşıda Mustafa Denizli gibi marjinal işler yapıp büyük hoca imajı sağlamak isteyen bir adam olunca işler karışıyor. Medyanın o haftaki dürtülerine önem veren, insanları şaşırtacak bir-iki sürpriz katıp ona göre kadro kuran garip bir hoca Mustafa Denizli. Eğer bugün konuşulan kadroyla çıkacaksa Beşiktaş'ın kazanma ihtimali kaf dağının ardında diyebiliriz şimdiden.

-------------------Rüştü-------------------

----Gökhan------Zapo--------Seriç-----

--------------Cisse----Toraman----------

Holosko---------Delgado----------Ekrem

------------Nobre----------Tello-------------

Lig TV'ye göre Beşiktaş takımı bu düzende çıkacak. Benim fikrim bu 11 doğru olsa bile bu düzende sahada olmayacağı şeklinde. Büyük ihtimalle Ekrem'i defansı dörtleyen oyuncu olarak kullanmayı planlıyordur Denizli, ofansif kanat olarak düşündüğünü hiç sanmıyorum. Bindirmeleriyle hücumda sol tarafı destekleyen oyuncu rolünde olacaktır Ekrem. Ertuğrul Sağlam döneminden bir farkı olduğunu ispatlaması için ön tarafta kullandığı Tello'ya bugün daha da ofansif bir rol biçilmiş. Holosko ise sağdan forveti ikileyen oyuncu rolünde. Defansif olarak risk alarak Galatasaray'ın ofansif gücüne karşılık vermek niyetinde gibi Mustafa Denizli. Ancak Lincoln'ü durdurmak ve hücum gücünü arttırmak uğruna çeşitli ekler yaptığı bu düzen kanatlardan dağılmaya oldukça müsait. Bir kaç haftadır ortalamanın üzerine pek çıkamayan Arda Turan ağırlık merkezi göbeğe kaymış bu düzende Galatasaray'ın en etkili silahı olacaktır. Ayrıca Lincoln sabit oynayan bir ofansif orta saha değil, her an kanattan depar atarken görebileceğiniz türden bir oyuncu. Eğer bu 11 doğruysa Galatasaray'ın galip gelmesi çok zor olmayacaktır.

-------------De Sanctis---------------

--Sabri---Meira---Servet---H.Balta--

-----------Topal---Ayhan-------------

-----Barış-----Lincoln---- Arda--------

---------------Baros-------------------

Skibbe'nin bütün ilk yarı olduğu gibi ısrarlı üzerinde durduğu düzen 4-2-3-1. Sabri'nin yokluğunda üzerinde biraz oynansa da genel olarak şablon bu oldu. Olympiakos maçıyla başlayan, Benfica ve Hertha deplasmanlarıyla devam eden sağlam bir referansı da var bu düzenin. Harry Kewell'ın talihsiz sakatlığının ardından Topal ve Barış'ın dönüşü de Beşiktaş maçı özelinde oluşabilecek bir orta saha sıkışmasının önüne geçecektir. Ön bölgedeki üçlünün sağında oynayacak olan Barış Ayhan ve Topal'la beraber orta saha hakimiyetini Galatasaray'a getirecektir. Eğer bu hakimiyet Arda ve Lincoln önderliğindeki hücum organizasyonlarıyla oyunun Beşiktaş yarı sahasına yıkılmasını da beraberinde getirirse Galatasaray oyunu koparmakta güçlük çekmez.

"Derbilerin favorisi olmaz." denir hep ama aslında her zaman bir favori vardır, o da ev sahibidir. İstatistiklere de bakarsanız %70 ev sahibi lehine çıkar bu tip maçların sonuçları. Maç dinamikleri ne getirir, ne götürür, elbette bilinmez ama kağıt üstünde Galatasaray'ın bir hayli ağır bastığını söylemek zor değil...

11'ler sonrası edit: Sabri yedek, Nonda 11'de. Skibbe "kazanan düzen bozulmaz" fikrinde anlaşılan. Benim tercih edeceğim bir diziliş değil bu, üçlü ve ağır savunma Holosko'nun yandan Nobre'yi ikilemesine ve bindirmelerine karşılık vermekte daha fazla zorlanacaktır bana göre. Beşiktaş da ise 11 aynı ama düzeni sahaya çıkınca daha net göreceğiz. Galatasaray kazanırsa -ki muhtemeldir- yine övülecektir bu düzen ama ben 3lü savunmanın Galatasaray'a uygun bir diziliş olduğuna inanmıyorum. Maça 40 dakika var, güzel, zevkli, kaliteli bir mücadele olması en büyük dileğimiz klişesiyle bitirelim. Artık maç zamanı...

Şemsiye Yasağı ?

Kulübün resmi sitesinden açıklama gelmiş, şemsiyeyle maça gelmek yasakmış. Güvenlik adı altında yapılan bu garip düzenlemeleri kim düşünüyor, nasıl bir düşünce yapısı var; anlamakta güçlük çekiyorum. İstanbul'da 2 gündür yağmur yağarken 22 bin kişiye şemsiye yasağı koymanın güvenlik anlamında getirisi ne olacak? Bütün derdimiz sahaya atılabilecek her türlü nesneyi yasaklamak mıdır? Eğer öyle ise bundan sonra ayakkabıları da yasaklayalım. İki kattan fazla elbise giymek de yasaklansın, üstlerini çıkarıp, düğüm atıp sahaya atabilir bu psikopat insanlar, neme lazım. Bozuk para taşımak, su içmek, yemek yemek zaten yasak. Bütün bu işkencenin yanında 1 küsür saat kuyrukta beklemek de var, hele Yeni Açık'taysanız yandınız!

Ondan sonra insanlar neden maça gelmiyor deniyor. Böyle bir deneyim yaşayan hangi aklı başında insan bir daha arkadaşını, sevgilisini, ailesini alıp maça gelir? Böyle yasaklar, böyle zorluklar olduğu sürece eline geleni sahaya atmayacak insanlar tribüne niye gelsin? Bizim gibi 10-15 bin deli çıkıyor en fazla işte. Ondan sonra İngiltere'de, Almanya'da maçını seyrederken birasını yudumlayan, koltukları evindekinden konforlu adamlarla kendimizi karşılaştırıyoruz. İngiltere'de bir derbi maçında şemsiye yasağı geldiğini düşünebiliyor musunuz? İşte bütün mesele tam olarak burda...

Bitti Gibi...

Kış Ortasında Karpuz: Rusya Pazarı

Rusya pazarı tuzlu olsa da devre arası verimli transfer yapmak isteyen büyük lig takımlarının uğrak yeri olacağa benziyor. Özellikle Arshavin ve Zhirkov gibi Euro 2008'de piyasası tavan yapmış oyuncuların artık transfer için uygun olmaları bu bölgelerde oyunculara ihtiyaç duyan Avrupa takımlarının iştahını kabartıyor.

Bu oyuncuların en önde geleni şüphesiz Andrei Arshavin. Tottenham, Bayern, Real Madrid derken söylentiler tekrar ada istikametine dönmüş durumda. Scolari'nin transfer listesinin en üst sırasında olduğu konuşuluyor Rus yıldızın. Ancak Chelsea'nin devre arası böyle maliyetli bir transfer yapıp yapmayacağı ise henüz belli değil. Manchester United'ın da adı geçiyor transferde ancak Sir kanadından bu konuda bir açıklama gelmiş değil. Zenit tarafı ise geçtiğimiz aylarda "Kağıt üstünde oyuncuları olurum." restini görünce daha yumuşak bir tavır izleme kararı almış gibi. Zenit genel menejeri Maxim Matrofanov "Arshavin'e istediği kulüple görüşmesi için izin verdik, gelen teklifleri değerlendireceğiz." açıklamasını yapmış. 27 yaşındaki Andrei Arshavin'e Avrupa yolları gözüküyor sanki bu sefer...

Yuri Zhirkov da transfer söylentilerinden nasibini alan oyunculardan. Euro 2008'de büyük sükse yapan oyunculardan biriydi Zhirkov, geçtiğimiz günlerde de Rusya'da yılın oyuncusu ödülünü alması onu tekrar Avrupa gündemine sokmuş görünüyor. Barcelona, Zhirkov için en istekli kulüp Avrupa basınına göre. Yine de bu transferin gerçekleşme olasılığı düşük görülüyor, CSKA'nın Zhirkov'u bırakmaya pek niyeti yok gibi.

Rusya'da Rubin Kazan'ın şampiyon olması dolaylı yoldan Türkiye pazarını da etkileyecek gibi. Tomas, Kabze, Gökdeniz gibi Türkiye çıkışlı oyuncularla başarıyı yakalayan Rubin Kazan'ın Mart ayına kadar Türkiye'den bir takım oyunculara talip olması sürpriz olmaz. Euro 2008 sonrası Arda Turan'a resmi teklif götüren ekiplerden biri olmuştu Rubin ancak Arda'nın Galatasaray'dan ayrılması durumunda İngiltere'ye gitmek istemesi teklifin reddedilmesine sebep olmuştu. Sanıyorum sık sık duyacağız bu tip teklifleri önümüzdeki aylarda...

Eskişehir Şimşek Arena

Fotoğrafları görünce heyecanlanmamak elde değil ancak bu müthiş tasarımın sadece bir fan çalışması olduğu gerçeği sizi de hayal kırıklığına uğratacak sanıyorum. Stadyum 31.243 kapasiteli olarak tasarlanmış. Bunun yanında restorantlardan, mağazalara, konferans salonuna, tiyatrosuna kadar bütün detaylar düşünülmüş bu projede.Projenin sahibi Cem Altıbaş adlı Eskişehirspor taraftarı şöyle de bir sunum hazırlamış, detayları merak edenler için. Maliyeti, gerçekçiliği nedir bilemem ama görüntü olarak çok başarılı bir çalışma olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Böyle bir stadı doldurabilecek ender şehirlerdendir Eskişehir, Euro 2016 adaylığı sürecinde değerlendirilmesi gereken şehirlerden...

Futbol Blog 10.Bölüm

10. bölüme geldi Futbol Blog. Program 90 dakika olacak mı derken Okay Karacan'ın ani ayrılığından sonra programın geleceği hakkında şüpheye düşsek de yine keyifli bir program izledik bu hafta.

Haftanın konusu beklendiği gibi Galatasaray-Beşiktaş derbisiydi. Galatasaray'ın hem ev sahibi sıfatıyla, hem oyun düzeniyle avantajlı olduğu konusunda fikir birliği vardı. Haftanın anketi de bu yönde çıktı zaten.

Tanıtılan bloglar Romanista Bukowski ve Uzun Paslar idi. Romanista bildiğiniz gibi Türkçe futbol bloglarının en eskilerinden. Sağlam arşivi olan bloglardandır. Son dönemde pek sık takip etmesem de özellikle İtalya ligindeki gelişmeler hakkında kontrol edilmesi gereken bloglardan biridir. Uzun Paslar ise sağ paneldeki Türkiye ligi incelemelerinden hatırladığım bir blog, hoş yazılar çıkıyor orda da...

En iyi 5 yazının ilki tahmin ettiğim gibi Papaz Metin'in Bank Asya'da İlk Yarının 11'i yazısıydı. Arada bir yazı önerisi gönderiyorum programa, bu hafta gönderebilseydim ilk sırada yazacağım yazıydı, tavsiye ederim. Diğer yazılar borges'ten Daum vs. Houness, Noat Samisa'dan Beklenilmiş Ayrılık, King Santillana'dan Armalar serisi ve Mutlak Gol'den Seksenlerin Milan'ı idi.

Kısa pas bölümü bu hafta kısaydı gerçekten. Messi'ye atılan tekmeler, Victoria ablanın David'i İtalyan spiker'den kıskanması, Gattuso'nun insan üstü fiziği üzerinde durulan konulardı. Haftanın şakasında Vieri vardı ancak diğerlerinden uyanık çıktı o, yemedi şakayı. Fotoğraftaki abla kim bilmiyorum, bilen varsa onu da yazsın bari. Emeğe saygı+rep...

David Carbonara

David Carbonara Mad Men'in soundtracklerinden keşfettiğim müzisyen. Dizinin fragmanlarında dönen slow bir şarkısı dilime fena dolandığından kendisini bulmak için baya bir uğraşmıştım google'da. David Carbonara'nın Babylon yorumu gerçekten mükemmel, diziyle de çok iyi bir bütünlük oluştumuş. Dinlemek isteyenler aşağıdan dinleyebilir.


David Carbonara'nın parçaları haricindekiler de çok iyi aslında, gördüğüm en iyi soundtrack albümlerinden biri. Diziyle ilgili yakınlarda bir yazı yazmayı planlıyorum ama albümüne diziden önce değinmiş olalım çünkü hakediyor...

1. "On the Street Where You Live" - Vic Damone
2. "Volare" - McGuire Sisters
3. "Lipstick" - David Carbonara
4. "P.S. I Love You" - Bobby Vinton
5. "Botch-a-Me" - Rosemary Clooney
6. "Fly Me To the Moon (In Other Words)" - Julie London
7. "Caravan" - Gordon Jenkins
8. "Manhattan" - Ella Fitzgerald
9. "I Can Dream, Can't I?" - The Andrews Sisters
10. "Shagri-La" - Robert Maxwell
11. "Babylon" - David Carbonara
12. "Mad Men Suite" - David Carbonara
13. "A Beautiful Mine" - Aceyalone / RJD2

Konyaspor 1-2 Fenerbahçe || Tartışmanın Başkenti Konya...

Yine bir el tartışması, yine Konya, yine bir Fenerbahçe maçı. Hakem 2005'teki benzerinde olduğu gibi maçın akışını değiştiren bir karara imza attı Konya'da. Önder iki kolu açık, belki de sadece kaleciyi rahatsız etme amaçlı çıktığı topta Oğuzhan'ın da katkısıyla bir anda gol atarken buldu kendini. Hakem baştan doğru kararı vermesine rağmen yan hakemin kararsızlığına kurban gitti. Dudaklarından net bir şekilde "Ofsayt sandım" dediği okunuyordu 4. hakeme. Pozisyon el, bunla ilgili söylenecek şey az. Bir de pozisyonun gelişimi sırasındaki bariz kaleci hatası var. Oğuzhan beğendiğim bir kalecidir ancak o ortayı elle kontrol edebilirdi, en kötü ihtimalle geldiği yöne yumruklaması gerekirdi.

Aslında maçın büyük bir bölümü o kadar kötüydü ki yazacak bir şey bulmakta zorlanıyorum. Konyaspor, Ankaragücü, Hacettepe, Gençlerbirliği, Denizlispor, Kocaelispor; bunların hepsi şu oyun düzeniyle, kadro yapısıyla banko küme düşmesi gereken takımlar. Bu organizasyon yoksunu takımlar ligin seviyesini aşağı çekiyor.

Maç öncesi forveti Veysel olan bir takımın nasıl gol atabileceğini kafamda kurmaya çalışırken oyuna baktığımda Konyaspor kadrosunun belki de en iyi oyuncusu olduğunu farkettim. Bu Konyaspor için ne kadar iyi bir şey, orasını bilemem. Geçenlerde Murat Erdoğan'a baya giydirmiştim ancak ondan da kötü bir oyun kurucu performansına şahit oldum bugün Fahri Tatan sayesinde. Çok arıyorlar mı bu oyuncuları, merak ediyorum.

Fenerbahçe hakkında aynı şeyleri yazmaktan sıkıldım ama bu felaket futbolla bir adım ötesini göremez Fenerbahçe. Her deplasman bu kadar şanslı olmayabilirler. Oyunu karşı sahaya bile taşıyacak enerjileri yok, kanatları yok, orta sahaları yok. Kadro zaafiyeti iki,üç oyuncuyla giderilecek gibi değil. Son dönemde topladıkları puanlara rağmen üç büyükler arasında en kötü durumda olan takım...

Şampiyonlar Ligi 2.Tur & 21.45

Şampiyonlar Ligi 2. tur kuraları çekildi. Adet olduğu üzere çaylaklar çaylaklarla, büyük abiler birbirleriyle oynuyor. Inter'in nasıl olsa garantiledik diye son iki maçta yatışa geçmesi başına büyük bela açacak gibi. Daha 2. tur'dan Manchester United'a tosladılar, fena maçlar olacak. 2001 yılında Galatasaray da benzer bir gevşeklik göstermiş, garantiledik havasıyla PSG'le 2-0 yenilince çeyrek finalde Real Madrid'le kapışmak durumunda kalmıştı.

Porto ise bir şekilde birinciliği alıp yeni yetmelerden biriyle eşleşmesini biliyor. Geçen sene Schalke'yi çekmişlerdi 2. turda, bu sene de Atletico'yu. Bir de Villareal-Pana gibi Şampiyonlar Ligi'nden çok UEFA 3. tur maçını andıran bir eşleşme var. Geri kalan maçlar oldukça zorlu, Juve-Chelsea, Real Madrid-Liverpool gibi kaçırılmaması gereken ikililer de oluşmadı değil.

Esas gelmek istediğim nokta farklı. Bu kadar güzel maçın içinden illa 2 tanesini mi seçip izlemek zorundayız? Tamam 21.45 bir markadır, Şampiyonlar Ligi saatidir ama sıkışınca gayet de 19.30'da oynanabildiğini gördük. Bu kadar güzel maçlar arasından seçim yapmak daha da kötüsü seçimi Doğan Medya'ya bırakmak insanı ürkütüyor. Bir Chelsea Juve ya da Inter-Manu mücadelesi yerine "Nihat'lı Villareal Pana karşısında!" sloganıyla karşımıza çıkmayacaklarının garantisini kim verebilir? Bu konuyu arkadaşla konuşurken baştan şakalaştık, sonra ciddi ciddi korkmaya başladık. Bu kadar da olmaz di mi? Olmaz herhalde...
Related Posts with Thumbnails